ÖZEL | Uğur Aktan @uguraktan
Ali Koç yönetimindeki üçüncü yılında da şampiyonluk hedefinin uzağında kalan Fenerbahçe, bir sezonu daha hayal kırıklığıyla tamamlamış oldu. Son şampiyonluğunu Ersun Yanal yönetimindeki 2013-2014 sezonunda elde eden Fenerbahçe böylece kulüp tarihindeki en uzun şampiyon olamama dönemine adım attı.
Geçtiğimiz sezon sonunda futbol hayatına nokta koyan Emre Belözoğlu'nun sportif direktör olarak başlayıp, teknik direktör olarak tamamladığı sezonda Süper Lig'de süre alan 21 yeni transfer yapan Fenerbahçe sezona da Phillip Cocu ve Ersun Yanal ile yaşanan hayal kırıklığının ardından camianın evladı Erol Bulut ile başladı ancak Bulut'un sonu da kendinden öncekilerden farklı olmadı.
Fenerbahçe'nin yedi iç saha mağlubiyetiyle tamamladığı sezonda hatalar belki de aslında tam da burada başlamıştı. Erol Bulut'un yeterliliğinden bağımsız bir şekilde, hem Fenerbahçe Başkanı Ali Koç'un hem de sportif direktör Ali Koç'un aklında ve hayalinde topa sahip olma oyunu oynayan bir takım olduğu açıklamalarıyla görülüyordu.
Erol Bulut ise topa sahip olmayı hiçbir zaman öncelikleri arasına koymayan ve hatta bu konu açıldığında, "Geride yaptığım 300 pasın bana ne faydası var? Bunu oynamak için topu ne zaman öne oynayacağınızı bilmeniz lazım. Onu da zaten ancak Barcelona yapıyor" diyerek, bu anlayışa olan mesafesini ortaya koymuştu.
21 transferler kapanan sezonun ilk haftasında oynanan Çaykur Rizespor deplasmanına ilk 11'de başlayan Zanka, Deniz Türüç ve Michael Frey bu maçtan sadece üç hafta sonra takımdan ayrılırken, yine bu maçta ilk 11'de olan Tolga Ciğerci'nin de devre arasında ayrılması aslında Fenerbahçe'deki kadro sirkülasyonunu ortaya koyan bir detay gibi görünüyor.
AABu sezon ilk mağlubiyetini sekizinci haftada Konyaspor karşısında alan Fenerbahçe, takip eden beş haftada üç kez daha yenildi ve ciddi anlamda bir krize girdi. Kadıköy'de 3-0'lık Yeni Malatyaspor maçında dokuzuncu dakikada Adem Büyük'ün golü gelene dek rakip yarı alanda sadece iki isabetli pas yapabilen Fenerbahçe'de sergilenen oyun, skorlardan çok daha büyük bir problemdi.
Gaziantep'te 3-1 kaybedilen maçta santrfor Papiss Cisse'nin topla ilk teması Amedej Vetrih'in 10. dakikada attığı golün ardından santra vuruşuyla olurken, bu durum bile Fenerbahçe yönetiminin takımın yetersiz oyununa bir önlem alması için yeterli olmadı.
Başakşehir'in dokuz kişi tamamladığı 4-1'lik karşılaşma aslına bakılırsa Fenerbahçe için sezonu kurtarma adına bir fırsat olabilirdi. Olası bir kötü sonuç Erol Bulut döneminin daha erken sonlanmasını sağlayabilir ve Fenerbahçe sahada görmek istenen oyuna daha uygun profilde bir teknik direktörle henüz sezonun yarısına gelmemişken mutlu yarınlara yelken açabilirdi.
AAAncak böyle olmadı. Sezon başında Fenerbahçe'den ayrılan ve Başakşehir'e transfer olan Hasan Ali Kaldırım'ın skor 1-0'ken kaleye çok yakın mesafeden kaçırdığı gol ve ligin ikinci yarısında Fenerbahçe forması giyecek olan İrfan Can Kahveci'nin 1-1'ken değerlendirmediği fırsat, Fenerbahçe'yi maça ortak etmeye yetti.
Dokuz haftada sekiz galibiyet, bir beraberlik alan sarı-lacivertli takım devre arasına bu şekilde girince karabulutlar, biraz da Mesut Özil'in rüzgarıyla bir anda dağılıverdi.
Yedi yıldır şampiyon olamayan büyük bir camianın hissettiği şampiyonluk özleminin de etkisiyle skorlar iyi olduğu sürece teknik direktörü eleştirmemesi, elbette ki oldukça anlaşılabilir bir durum ancak Fenerbahçe'nin kazanırken de göze hoş gelen bir futbol sergilemekten uzak olduğunu da söylemek gerekiyor.
Galatasaray TwitterKadıköy'de alınan 1-0'lık Galatasaray mağlubiyeti ve skorda geriye düşene dek topun Galatasaray'a bırakılması uzun yıllar unutulmayacak bir antrenör tercihi olarak hafızalara kazınırken, başkan Ali Koç'un maçın ardından soyunma odasındaki manzarayı şampiyonluğun habercisi olarak nitelendirmesi de geriye dönüp baktığımızda ilginç bir değerlendirme gibi duruyor.
Galatasaray mağlubiyeti sonrasında içerde Göztepe, Antalyaspor ve Gençlerbirliği'ni de mağlup edemeyen ve şampiyonluğa belki de bu dört maçla havlu atan Fenerbahçe, bütün bu skorlara rağmen teknik direktör değişikliği için Beşiktaş derbisinin geride kalmasını bekledi ve yanlış teknik direktör konusunda verdiği geç reaksiyon belki de sezonun kaybedilmesine neden oldu.
AADenizlispor maçıyla göreve başlayan Emre Belözoğlu aldığı skorlarla takımı bir şekilde yarışın içinde tutsa da son üç maçta ekran başından bile hissedilebilen stres seviyesinin kontrol altına alınamaması genç futbol adamının teknik direktörlük konusundaki yetkinliğinin sorgulanmasını beraberinde getirdi.
Emre Belözoğlu elbette ki Türk futbol tarihinin en önemli figürlerinden biri ve hem oyun zekasıyla hem de insan yönetimiyle önümüzdeki yıllarda en başarılı Türk teknik adamlardan biri olmak için gereken her türlü donanıma sahip. Bütün bunlara rağmen henüz bir yıldan kısa bir süre önce aktif olarak futbol oynayıp, arada sportif direktörlük de yapan birinin bütün bu süreçte rol karmaşası yaşaması da oldukça muhtemel.
Sportif direktörlük farklı meziyet ve yetenekler gerektiren bir alan. Teknik direktörlük ise kendi içinde birçok farklı dinamiği barındıran farklı bir meydan okuma. Emre Belözoğlu belki her iki rolü de başarıyla yerine getirebilir ancak gideceği yolu seçmeden önce sanki biraz dinlenip, bütün bu rollerinden sıyrılması kendisi adına daha iyi olurdu.
Sergen Yalçın'ın teknik direktörlüğe adım atmadan önce futbolculuğun izlerini tamamen silmek için çeşitli televizyon programlarında jüri üyeliği ve dizi oyunculuğu yapması herkesin malumu.
Bütün bunları futbolculuktan kopmak için yaptığı söyleyen Yalçın, dokuzuncu takımı olan Beşiktaş ile Süper Lig'de mutlu sona ulaşırken, sezonun en başarılı teknik direktörünün izlediği bu yol belki eski takım arkadaşı Emre Belözoğlu'na da atacağı adımların zamanlaması konusunda bir fikir verebilir.


