ARAŞTIRMA DOSYASI 3. BÖLÜM: Cinsiyetçilik ve önyargılar kıskacında kadın futbolu

Yorum()
AA
Türkiye'de kadın futbolunun karşılaştığı sorunları sektörün içerisindeki insanlarla konuştuk. Üç bölümlük araştırma dosyasının son bölümü yayında.

ARAŞTIRMA DOSYASI | Alp Çolak & İlkay Barboros & Merve Yenidünya

Goal Türkiye ve Mackolik muhabirlerleri tarafından hazırlanan Türkiye'de Kadın Futbolu araştırma dosyasının üçüncü ve son bölümüyle karşınızdayız. İlk iki bölüme, aşağıdaki linkler üzerinden erişebilirsiniz.

BİRİNCİ BÖLÜM

> İKİNCİ BÖLÜM

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Toplumsal cinsiyet ve önyargılar

Finansal, lojistik ve teknik birçok problemi derinlemesine irdelerken, her birinin ortak noktası olarak kadınlara karşı oluşturulmuş katı toplumsal normların öne çıktığı gerçeğinden kaçamıyorsunuz. 

Toplumsal cinsiyet ve spor alanında yayınları bulunan ve sporda kadın, erkeklik ve taraftarlık alanlarında çalışmalarını sürdüren Dr. İlknur Hacısoftaoğlu Közleme, "Kadınlar bu alanda birçok şeyle mücadele etmek zorunda. 'Kadınlar futboldan ne anlar?' ile mücadele etmek zorunda. “Bu kız futbol oynuyor, acaba kız mı?” ile mücadele etmek zorunda. Birtakım homofobik tepkiler ile mücadele etmek zorunda. Bütün bu mitlerle mücadele edip, bu alana girmiş kadınların da karşılaştığı birtakım sorunlar var. Bir taraftan cinsiyetlerine dair önyargılarla baş etmek zorundalar. Antrenör ve yönetici sayısına baktığınızda çok az kadın antrenör var. Voleybolda bile erkeklerin tercih edildiğini görüyoruz. Sporcular olarak daha fazla sayıda kadının bulunduğu bir spor dalında bile erkeklerin ağırlıkta olduğunu görüyoruz, yönetici ve uzman pozisyonunda." diyor.

Sadece sahadaki sporcular açısından değil, saha dışındaki aktörler açısından da kadınların görünürlüğü, kadınlar kategorilerinde dahi oldukça kısıtlı. Bunun artırılması gerekiyor. Özellikle de tribünlerde...

Futbol kulüplerine "ceza" olsun diye tribünlerin sadece kadın taraftarlara açıldığı günleri görmüş spor kültürümüzün, tribündeki erkek egemen şiddete, küfüre ve vandallıklara yanıt vermesi belki de en büyük meydan okumamız. Bu konuda Fenerbahçe Başkanı Ali Koç'un göreve geldikten sonra küfür karşıtı söylemleri bir nebze etkili oldu ama bu etki sınırlı kaldı. Erkek takımlarının maçlarına giden çoğunluğu erkek taraftarlar (evet, maalesef aralarında bazen kadınlar da oluyor) rakibe karşı üstünlüklerini ya da öfkelerini kadınları aşağılayan imgeler üzerinden ifade ediyorlar. Tribünlere şişme kadın getirerek onu yakanlar, rakip futbolcuların annelerine hakaret edenler, takımlarının elde ettikleri galibiyetlerden sonra beyaz bayrak zemin kırmızı noktalı bayraklar açanlar... Çok tartışılan 6222 sayılı yasanın bu taraftarlara bu noktada pek çekidüzen verdiği söylenemez.  

Kadınların tribünlerde var olma mücadelesi yeni değil. 1970'li yıllarda Ordulu kadınların oluşturduğu Mor Menekşeli Kadınlar'ın hikâyesini de ayrı bir yazıda ele almıştık. Fakat o günlerden bugünlere önemli bir yol katedebildiğimiz söylenemez - kimi durumlarda geriye gittiğimiz bile söylenebilir.

No to sexism

Gençlerbirliği Kulüp Üyesi olan ve Alkaralar taraftar grubuna mensup olan Ekin Emek Berber, başkent ekibinin her maçına giden kadın taraftarlardan biri. Bu konuya şu açıdan yaklaşıyor:

"TFF'den kulüp yönetiminlerine, tribünden taraftar gruplarına kadar futbol özellikle Türkiye gibi ülkelerde çok erkek bir alan. Bir erkeğin taraftarlığı sorgulanmaz bir doğallık gibi görünürken kadın taraftarlar için ya sevgili/eş durumundan ya da baba, aile vesaire gibi erkeklerin yönlendirdiği, onlar için taraftar olunmuş gibi bakılan bir alan. Konuşulmasa bile bir kadının taraftarlığının ciddiye alınması için bir şekilde kendini ispat etmesi gerekiyor. Küfür meselesi de genellikle kadınların mevzusu açıldığında sorulan bir şey, sadece kadınların derdiymiş gibi."

Ekin Emek Berber'in çözüm önerisi kısa ve net: "Kadınların hem tribünlerde hem de kulüp yönetimlerinde sayısı artmalı. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı pek çok kampanya yapılabilir, bunlar teşvik edilmeli."

İlknur Hacısoftaoğlu'nun bu konudaki fikirleri ise şu şekilde:

"Erkek futbolu o kadar egemen ki ve erkekler orada o kadar yoğun olarak görülüyor ki, kız çocuğu kendisini oraya ait görmüyor. O yüzden, rol modeller çok önemli. Kadın futbolcuların görünürlüğü çok önemli. Kadın antrenörlerin görünürlüğü çok önemli. Spor programlarında, medya alanında çalışan kadınların görünürlüğü çok önemli ki kadınlar var olabileceklerini görsünler. Medyanın da rolü burada çok önemli. Evet, bu bir endüstri. Talep doğurduğu ölçüde sizin orada olmanız gerekiyor. Ama bir taraftan da toplumsal sorumluluk yanı var. Bu sorumluluk da bize diyor ki: Burada bir eşitsizlik var. Her alanda, her kurumdakilerin bir sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor."

Medya yetersiz kalıyor

İğne başkasına, çuvaldız kendimize... Bizlerin de içerisinde yer aldığı spor medyası mensupları, bu konuda Avrupa'daki ve ABD'deki muadillerinin çok gerisindeler. Batıdaki #MeToo hareketinin de etkisiyle, bugüne kadar sayfalarımızda yeterli düzeyde yer ayırmadığımız kadınlara karşı sorumluluğumuzun arttığını düşünüyor ve buna göre hareket etmeye çabalıyor olabiliriz fakat bundan çok daha fazlasını ortaya dökmek zorunda olduğumuz aşikar. İlknur Hanım bu konuda bir hayli haklı.

Fakat medyadan daha önemli bir ayak varsa, bu da idari kurumlar. Kadınlar Dünya Kupası bu yıl sekizinci kez düzenlenecek ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bu turnuvada üç şampiyonluğu var. Kadınlar futbolu denildiğinde Almanya ile birlikte akla gelen ilk ülke olan ABD, 1974 yılında Title IX isimli yasayı çıkardı ve federal kaynaklardan yararlanan hiçbir eğitim öğretim kurumunun cinsiyet bazlı bir ayrımcılığa gidemeyeceği emrini verdi. Artık okullarda erkek branşlar ne imkânlardan yararlanacaklarsa, kadınlar da aynı imkânlardan yararlanmak zorundalardı. Bunun meyvelerini topladıklarını sadece kadın futbolunda değil, Olimpiyat Oyunları'nda da görebilirsiniz.

Gelişimin tepeden inme geleneklerle kendisini gerçekleştirdiği bu kültürde, kadın futbolunun daha görünür olabilmesi için atılacak adımların da tepeden gelmesi şart.

"Bu işin birçok kanaldan yürümesi gerekiyor. Bir ayağı medya, diğer ayağı aktivizm ise diğeri de spor kurumları. TFF’nin burada önemli bir sorumluluğu var. Spor bakanlığının önemli bir sorumluluğu var. Onların bu konuda ne yapılabileceğiyle ilgili bir öngörüsü olması ve politikalar geliştirmesi gerekiyor." diyor Hacısoftaoğlu.

Çözüm ne?

Kadın futbolunun daha görünür, bilinir ve takip edilir olması için maçların canlı yayınlanmasının gerektiği, herkesin hemfikir olduğu husus. Bu konuda Ataşehir antrenörü Taner Öner, "Ligin yayınlanabileceğine inanıyorum ama maalesef siyaseti bu işe bulaştırmazsak başarılı olamayacağımızı düşünüyorum." şeklinde bir fikre sahip.  

TV yayını için maçların İddaa programında yer alması ve sponsor desteği şart. Erdem Göktürk bu konudaki zorluğu "Birkaç yoldan sponsor çekebilirsiniz. Birincisi, sosyal fayda üzerinden. Sosyal fayda üzerinden çekeceğiniz sponsorluk da birinci lig takımı Şampiyonlar Ligi’ne gidecek boyutuna çıkmıyor. O daha çok altyapıda ne kadar çocuğa ulaşıyorsunuz, ne yapıyorsunuz için oluyor. Dolayısıyla çok fazla bir girdisi olmuyor. İkincisi ise rekabet üzerine çekilecek sponsorluk. Bunda da birkaç tane ana sıkıntı var. Lig göz önünde değil. Ligi belli bir kaliteye ulaştırmanız gerekiyor. Bu sene çok çekişmeli bir lig geçti ama bu seneye kadar öyle değildi. Bu noktada TFF’nin bir şeyler yapması lazım. Kaliteyi yükseltip, maçları yayınlatıp, tüm lige sponsor girdisi yaratmanın ötesinde kulüplerin durumu, tek tek bakıldığında, çok parlak değil." şeklinde özetliyor. 

Brigitte Henriques FIFA congress

2018 yılında kadın futbolunun aktörleri bir araya geldiler ve Kadın Futbol Çalıştayı düzenlediler. 26 Nisan 2018 tarihinde düzenlenen çalıştayın hemen ardından oluşturulan raporun sonunda futbolcuların, antrenörlerin, yöneticilerin ve hakemlerin çözüm önerilerine yer verilmiş. En dikkat çekici kısım futbolcuların sorun tespitleri ve önerileri - çünkü en büyük sıkıntıyı onlar çekiyorlar. 

Raporda, kadın futbolcuların kağıda döktükleri şikayetlerinden bazıları şunlar: 

  • Antrenörler, cinsel yönelimlerini ailelerine söylemek konusunda futbolcuları tehdit ediyorlar.
  • Bazı antrenörlerde ve yöneticilerde homofobi var. Kadın gibi görünülmesi isteniyor. Erkek gibi hareket etme, deniliyor. Kısa saçlı kişilerin kariyerleri önüne engel konuluyor ve cinsel yönelimleri sorgulanıyor. Giydikleri kıyafetlere kadar karışılıyor. 
  • Sağlık sigortaları yok. Sakatlandıklarında hastane bakım ücretleri karşılanmıyor. Sakat oldukları için maaşlarını da alamıyorlar. 
  • Kariyerlerinde yükselebilecek yeterli kulüp ve lig yok.
  • Her türlü istismar için şikayet mekanizmalarının belirgin olmaması sorunların açığa çıkarılmasını ve çözümünü engelliyor.
  • Kadınlar, futbol oynadıkları için kendi arkadaş çevrelerinden gelen olumsuz tepkilerle karşılaşabiliyorlar.

Toplumsal sorunları irdelemeden futboldaki sorunları irdelememiz mümkün görünmüyor. Hele ki kadın futbolundakileri... 7 Haziran ve 7 Temmuz tarihleri arasında Fransa'da düzenlenecek FIFA Kadınlar Dünya Kupası'nı izlerken ismini bilmediğiniz birçok iyi futbolcuyla karşılaşacağız ve bu futbolcuların bazılarına hayran olacağız. Sonra da her zamanki ezber soruyu soracağız: "Neden bizim takımımız yok?" 

Bu sorudan önce, "Kadınların toplumsal, sosyal, siyasal ve kültürel alana yeterli katılımı için elimden geleni yapıyor muyum, yoksa gözümün önündeki tatsız gerçeğe yüz mü çeviriyorum?" sorusunu kendimize yöneltmemizin tam sırası.

İlknur Hacısoftaoğlu'nun şu sözleri, spor ve toplum ilişkisinin güzel bir özeti: 

"Spor bir araç. Bunu ne şekilde kullanacağımız bize bağlı. Sporun kendi doğasında bu var, diyemeyiz. Sporu insanları güçlendirmek için de kullanabiliriz, insanlar üzerinde baskı kurmak için de kullanabiliriz. Irkçılığa karşı da kullanabiliriz, ırkçılığın yeniden üretimi için de kullanabiliriz. Dolayısıyla, spor, her durumda çok güçlü bir araç. Çok göz önünde. Çok fazla kişiye çok rahat ulaşabileceğimiz bir araç."

Spor toplumu iyileştiriyor ama toplum da sporu hasta edebiliyor. Hasta yatağındaki tembelliğimizden sıkılıp, iyileşmek için çaba sarf etmemizin tam sırası. Böyle gelmiş böyle gider ezberi ile yola devam etmemeli, bir şeylerin doğasında kadının geri planda olduğu yanılgısıyla kayıtsızlığımıza kılıf uydurmamalıyız. Belki de Fransa'daki turnuvayı biraz da bu açıdan takip etmeliyiz. 

Hayatın her alanında olduğu gibi futbolda da var olma mücadelesi veren kadınlar için yepyeni imkânların, görünürlüğün ve adaletin kapılarını açan bir Dünya Kupası olması dileğiyle.

Kapat