YORUM | Younes Belhanda olayı: Bozuk zeminler, muğlak hakikatler

Son güncelleme
Goal

YORUM | Emre Sarıkuş @the_emres


"İnsanlar açık görüşlü ve alaycı olmamızı istemiyorlar. 'Bu sizin iyi olmadığınızı gösterir,' diyorlar. Ben arada bir bağlantı göremiyorum." - Albert Camus 

Türkiye’de bir sorun hakkında konuştuğunuzda ya da düşündüğünüzde bir süre sonra sorunun kaynağının da ülkedeki temel sorunlardan biri olduğunu görürsünüz. Bu temel sorunlardan biri genellikle neden - sonuç ilişkisi kuramamak, biri plansızlık, diğeri de iletişimsizliktir. “Bu ülkede neden kimse işini düzgün yapmıyor?” serzenişinin cevabı da genellikle bu üç sebepten biri olup, bazen drenajı halledilmemiş bir stadın zemininde, bazen bir transferde, bazen bir yol ayrımında ortaya çıkar.

”Mevsim başında çimler yenilenmiş olmasına rağmen, dün akşam Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’da oynanan Galatasaray - Cluj karşılaşmasında ciddi ölçüde zemin ve drenaj sorunları izlenmiştir. İvedi bir şekilde, tarafsız teknik kurumlara danışılacak, yeni tamamlanan stadımızda konuyla ilgili sorunların neden ve nereden kaynaklandığı tespit edilerek, raporlar, kulübümüzün şeffaflık ilkelerine uygun olarak kamuoyu ile paylaşılacaktır.”

24 Ekim 2012’de yapılan bu açıklamanın üzerinden yaklaşık dokuz yıl geçti. Younes Belhanda o sırada Montpellier’de oynuyordu. Galatasaray’ın teknik direktörü o gün de Fatih Terim’di. O dokuz yıl süresince Terim’den sonra altı teknik direktör geldi, dört başkan değişti, kulüp dört şampiyonluk yaşadı ve yaklaşık 210 milyon euro transferlere harcandı. Fakat Türk Telekom Stadı'nın zemini düzeltilmedi.

Belhanda yaklaşık 10 yıl önce Montpellier’nin tarihinde ilk şampiyonluğunu kazandığı kadronun en iyi oyuncusuydu. Ligue 1’de yılın genç futbolcusu seçilmişti. Montpellier akademisinde defansif orta saha olarak başladığı yolculuğu Rene Girard’ın onu sol kanat ve forvet arkası olarak kullanmasıyla kariyerinin zirvesine ulaşmıştı. Bir daha asla o seviyeye çıkamadı. 

Beş sene sonra Türkiye’ye geldiğinde Sneijder’in pozisyonu ve forması ona verildi. Geldiği günden beri tartışıldı. Yüksek mâliyetin ve beklentilerin keskin bir inanç meselesine dönmesi, Belhanda’nın her vukuatında yönetim ve taraftarlar arasında aslında ne kadar güvenilmez bir oyuncu olduğunun sık sık dillendirilmesini de beraberinde getirdi.

Saha içi pozisyonu ve rolü bile netlikten öylesine uzaktı ki, bunu hiçbir gazeteci Fatih Terim’e sormadığı için Belhanda kendisi açıklama gereği duydu: “10 numara değilim. Badou ve ben aynı pozisyonda oynuyoruz. Ama 10 numara oynamıyorum. 8 numara oynuyorum. Daha çok oyunu organize eden kişiyim. Golcü değilim. Benden gol atmam beklenmiyor. Bana gol atmam için para verilmiyor. Oyunu kurmam ve yaratıcılık sergilemem isteniyor.”

Tüm belirsizlikler, istikrarsızlıklar, kırmızı kartlar, tartışmalar, maddi ve yönetimsel krizlerle Belhanda’nın Galatasaray macerasının, sözleşmesinin bitmesine iki ay kala uzamasını kimse beklemiyordu. Ne var ki, bir basın toplantısı sonrası yönetimin, saygınlığına laf ediliyormuş hissine kapılıp oyuncunun sözleşmesini feshetmesini de kimse beklemiyordu.

Yönetim, Galatasaray gibi bir takımın 10 senedir balçığa dönen zeminde oynamasını kulübün imajına ve saygınlığına zarar veren bir mesele olarak görmezken, sahada kendi deyimiyle “oyunu organize eden” bir oyuncunun bu zemin yüzünden eleştirilerini “kulübün imajına ve yönetim kurulu üyelerinin saygınlıklarına zarar veren ve hakarete varan beyanlar” olarak kabul etti.

Kulübün resmî internet sitesinin paylaştığı Belhanda’nın “noter onaylı” maç sonu demecinde de görüldü ki, ortada bir hakaret yok. Saygınlığı, futbolcusunun bir durum tespitiyle sarsılmayacak yönetimler için sözleşme feshine sebep bir durum olmadığı da bir gerçek. Ancak bu açıklamanın bardağı taşıracak o son damla gibi dört gözle beklendiğini ve kapalı kapıların ardında, “Sen kim oluyorsun da bize sosyal medyada takılacağına, zeminle ilgilen diyorsun?” diye yankılandığını tahmin etmek zor değil.

Türkiye’de özellikle yöneticilerin, altlarında çalışanlar ya da futbolcularla kurdukları feodal ve pragmatist ilişki pratikleri nedeniyle eleştiriye gelemediklerini, eleştiriyle hakaret arasındaki ayrımı yapamadıklarını biliyoruz. Belhanda kendi taraftarına küfrederken de aynı yönetimin saygınlık ve hakaret hassasiyeti yerine fesih bedelini ve yoğun fikstürü düşünerek durumu “idare ettiği” apaçık ortada. Bu yüzden şimdi soru şu olmalı: Aynı açıklamayı Mostafa Mohamed yapsaydı ya da Belhanda yeni transfer edilmiş olsaydı yönetimin tavrı ne olurdu?