YORUM | Güner Çalış @oolegunnar
Aston Villa üç sezonluk aranın ardından Premier Lig’e geri dönüyor. 2016’ya gelene dek ligin tüm sezonlarında yer alan yedi büyükten biri olan kulüp, gerçekten de öğretici ve dönüştürücü bir Championship deneyimi geçirdi. Geri dönüp bakınca, Premier Lig biletinin bir sezon gecikmeli alınmış olması o kadar da kötü olmamış gibi gözüküyor. Üçüncü sezonun sonunda yükseliş ve bu süreçte elde edilen deneyimler, kulübü pek çok açıdan daha hazır bir şekilde Premier Lig’e yolluyor.
Aston Villa’nın bundan önceki iki sezonu büyük bir telaş havasında geçmişti. Öğrenmeye çalışmaktan ve işleri akışına bırakmaktan uzak bir şekilde. Championship’teki ilk sezon, bir an önce tekrar üst lige dönme hedefinden çok uzakta, 13 sırada bitti. Kulübün yeni sahibi Çinli yatırımcı Tony Xia’nın henüz sempatik göründüğü ilk senesiydi. Kadro mümkün mertebe korunmaya çalışılmış, Roberto Di Matteo gibi şaşaalı bir isim getirilmişti. Kısa süre içinde, bunun iyi bir fikir olmadığı ve çok uzun süredir yapısal problemleri olan kulübü geleneksel bir yöntemle yönetmenin daha iyi olacağı anlaşıldı. Bu ilk adımdı.
Aston Villa, 17 puan toplayarak Premier Lig'in en kötü üçüncü derecesiyle küme düştüğü sezon Jordan Amavi ve Gana Gueye gibi oyuncuları transfer etmiş bir kulüptü. Arsenal’da çalışmış bir veri analizcisini getiriyor ve transferleri bu doğrultuda yapmaya çalışıyor; ama diğer yandan Tim Sherwood gibi geleneksel bir menajerle sezona başlıyordu. Parçalar tek başlarına değerliydi, ama bir araya gelip anlamlı bir bütün oluşturmaları hemen hemen imkansızdı. Villa’nın Randy Lerner’ın başkanlığı süresince yaşadığı temel problemdi bu. İngiltere’de geçen öğrencilik yılları sırasında Aston Villa’ya ilgi duyan ve 2006 yılında kulübü Doug Ellis’ten satın alan Amerikalı sahip, önemli yatırımlar yapmış fakat hiçbir zaman tutarlı bir karar alıcı olamamıştı. Kulüpte temel stratejileri belirleyecek bir yöneticinin eksikliği hiç değilse on yıldır hissediliyordu. İplerin Bruce’a teslim edilmesi, bu açıdan önemli bir adımdı.
Getty ImagesAma Lerner döneminin başarıyla geçen ilk yıllarındaki temel bir hata burada da yapıldı. Benzer şekilde geleneksel bir Adalı menajer olan Martin O’Neill ile anlaşan ve Şampiyonlar Ligi’ne katılma hedefi için sürdürülemez yatırımlar yapan Lerner, üç sezon üst üste altıncı sırada bitirdikten sonra gelirlerinin %90’undan fazlasını oyuncu maaşlarına harcayan bir kulüp ortaya çıkarmıştı. Sezon ortasında kovulan Di Matteo’nun yerine gelen Bruce, ikinci sezonunda Villa’yı dördüncü sıraya ve daha sonra da play-off finaline taşıdı. Fulham’a finalde kaybetmenin faturası ise tüm boyutlarıyla birkaç hafta içinde ortaya çıktı. Tony Xia yeni yatırımcılar arıyordu, Villa çok kısa süre içinde sıcak para bulamazsa kayyuma gidecekti. Championship’in Financial Fair Play kurallarını ciddi şekilde zorlayan ve Premier Lig'e ulaşma yolunda bir kumar oynayan Xia, bu kumarı kaybetmişti. Kulübün sembol oyuncusu Jack Grealish’in 25 milyon pound karşılığında Tottenham’a satılması gündeme geldi. Bu esnada, biraz da beklenmedik bir şekilde, iki yeni Amerikalı yatırımcı ortaya çıktı. Wes Edens ve Nassef Sawiris’in gelişiyle Villa’nın kısa vadedeki ekonomik problemleri ortadan kalktı. Jack Grealish de yeni sezona başlarken beş sezonluk sözleşme imzaladı.
Aston Villa’nın bu sezona çok kötü başlamasının en muhtemel sebebi, bu ekonomik ve idari belirsizliklerle geçen yaz dönemiydi. Kulübün sahibinin, menajerinin ve yıldız oyuncusunun akibeti çok uzun süre boyunca belli değildi. Bruce bu şartlarda, üstelik özel hayatında çok zorlu
bir süreçten geçiyorken, göreve devam etmeyi kabul etti. Hem annesini hem de babasını altı ay gibi kısa bir süre içinde kaybetmiş; son bir yılı futbol maçlarına hazırlanmak ve altışar saatlik araba yolculukları yaparak onları ziyaret etmekle geçmişti. Sezon ortasında görevi bırakmak zorunda kalacağı zamanlarda, ona tribünden lahana fırlatılmış olmasını pek kabul edemiyorum. Bruce’un Premier Lig'e taşıyacak menajer olmadığı netleşmiş olabilir, ama yine de bu yolculuktaki en değerli köşe taşlardan biriydi. Kulübün yan yollara sapmasına mani olmuş, onu uzunca bir süreden sonra tekrar rekabetçi hâle getirmişti. Her hâlukarda, lahana fırlatmanın pek bir gerekçesi yok.
Taşların harika bir şekilde yerine oturması ise Dean Smith’in gelişiyle başladı. O dönemde Mourinho’nun yardımcısı Rui Faria ve Thierry Henry gibi ünlü isimlerin de adı geçmişti. Kulüp, yeni sahiplerin önderliğinde neyse ki eski hatalarına düşmedi. Brentford’ı çalıştıran ve daha sonra çok sıkı bir Aston Villa taraftarı olduğunu öğreneceğimiz Smith’te karar kıldılar. Ekim ayında başa geçtiğinde, 15 sırada yer alan ve ligin en fazla gol yiyen ikinci takımı olan Villa’nın üst lig hedefi bu yıl da gerçekleşmeyecek gibiydi. Smith, aslında takım formasyonu açısından çok da fazla değişiklik yapmadı.
Getty ImagesBruce’un tercih ettiği gibi, o da Grealish’i sol iç olarak kullandı; takım 4-1-4-1 şeklinde dizilmeye devam etti. Fakat oyuncuların bireysel performanslarında çok önemli gelişmeler oldu. Bruce’un 2,5 milyon pound karşılığında Hibernian’dan transfer ettiği John McGinn, sezon sonunda takım arkadaşları tarafından sezonun en iyi oyuncusu seçildi. Neil Taylor güvenilir bir sol beke dönüştü; Abraham, El Ghazi, Mings, Tuanzebe gibi kiralık oyuncular çok değerli katkılar verdiler. Uzun bir sakatlık süreci yaşayan Grealish de mart ayı başında kaptan olarak takıma geri döndü. Villa, Grealish’in geri döndüğü maçtan sezonun son maçına dek ligde tek bir maç dahi kaybetmedi. Bu periyotta ortaya çıkan on maçlık galibiyet serisi aynı zamanda kulüp rekoru oldu ve Villa’yı sürpriz bir şekilde orta sıralardan play-off’a taşıdı. Play-off’ların kazananı, geçen sezonda olduğu gibi, ligin ikinci yarısında form yükselten takım oldu. Villa’yı çok büyük ihtimalle Fulham’dan farklı bir son bekleyecek olması ise bu üçüncü sezonda ortaya çıkıp birbirini tamamlayan parçalarla ilişkili. Grealish’in artık kaptanlığa yükselmiş olması, Bruce yerine Smith gibi progresif bir antrenörün direksiyona geçişi ve Xia’dan çok daha becerikli görünen iki hissedar, kulübün Premier Lig'e daha kuvvetli bir giriş yapacağının güvencesini veriyor. Villa sanırım bir önceki sezon sahiden de bu rekabetle baş edebilecek silahlara sahip değildi. Fulham gibi olabilir ve değersiz bir Premier Lig sezonu geçirdikten sonra tekrar alt ligin yolunu tutabiirdi. Championship’in boşa yaşanmış bir süreç olmamasından ve değerli bir deneyim olarak geri dönmesinden dolayı gerçekten memnunum. Bir Villa taraftarı olarak.





