YORUM | Onur Özgen@ozgenonur
Son dört buçuk yılda tam altı teknik direktör değiştiren bir kulüp için saha içi sorunlar herhalde tartışılması gereken son problemdir. Son faturanın kesildiği Igor Tudor, diyelim ki Galatasaray’ı çalıştıracak kapasitede değildi. Peki İtalya’nın en kariyerli teknik direktörlerinden Roberto Mancini veya Cesare Prandelli de mi Galatasaray için yeterli değildi?
Galatasaray’ın teknik direktörünü sezon sonuna kadar kovmamayı başarabildiği en son sezon 2012-13’tü. Belki de bu yüzden Fatih Terim’e dünya üzerindeki tek teknik direktör muamelesi yapılıyordur. Onun dışındaki her isim “potansiyel kovulacak teknik direktör” olduğu için.
Bu sağlıksız şartlarda herhangi bir teknik direktörün Galatasaray’da başarılı olabilmesi çok zor. Ama biz yine de Galatasaray’ın nasıl düzlüğe çıkabileceği üzerine kafa yoralım. Gelecek yeni teknik direktör, ne yapmalı ki, Galatasaray şampiyonluk yarışını sürdürebilsin? Bunun için Galatasaray’ın Tudor döneminde yaşadığı saha içi sorunlara bakmak gerekiyor.
Öncelikle elbette duran ve yan toplar konusu listenin başında geliyor. Galatasaray’ın yeni teknik direktörünün çözmesi gereken ilk saha içi sorunu bu. Zira Galatasaray ligde ağlarında gördüğü 21 golün yedisini kafa vuruşlarından yedi. Aynı zamanda bu sezon ligde kafayla en fazla gol yiyen takım.
2016-17'den bugüne dek ise Galatasaray tam 24 kez kafa golü yerken, şampiyonluk rakipleri Beşiktaş, Fenerbahçe ve Başakşehir’in toplamından fazla kafa golü yedi. Bu süreçte Fenerbahçe 8, Başakşehir 8 ve Beşiktaş yalnızca iki kafa golünü kalesinde gördü. Süper Lig'de son iki sezonda toplam 216 kafa golü kaydedilirken, Galatasaray'ın yediği kafa golü sayısıysa bu sayının %11'ine denk geliyor.

Bunun da nedeni yanlış teşhislerden kaynaklanıyor elbette. Örneğin geçtiğimiz sezon bu sorunun sebebi olarak uzun boylu bir stoperin olmaması gösteriliyordu. Bu sezon 1.91 boyundaki Maicon transfer edildi. Ama takım kafa golü yeme istikrarını korudu. En son iki kafa golünün daha yendiği Yeni Malatyaspor maçında oyundan çıkan ilk isim de uzun boyuyla Galatasaray’ı kurtarması beklenen Maicon’du. Bu açıdan gelecek yeni teknik direktör, duran ve yan toplardan gol yememek için boya posa değil, üzerine iyi çalışılmış bir alan savunmasına ihtiyaç olduğunun farkında olmalı.
Bir diğer sorun ise Tudor’un deneysel teknik direktörlüğünün bu takıma hiç uymamasıydı. Avrupa futbolunda geçerli görülen teknik direktörler, esnek ve kendisini sürekli yenileyen isimlerdir. Tudor da bu özelliğe sahip bir teknik direktördü. Ama çalıştırdığı takım, 10 yeni transferle kurulmuş toplama bir takımdı. O yüzden Tudor’un taktiksel değişikliklerine oyuncular ayak uyduramadı. Bu açıdan bir sonraki teknik direktörün, en azından bu sezonu olabildiğince muhafazakar bir tarzla geçirmesi de kısa vadede takımın yararına olabilir.

Tudor dönemindeki bir başka problem ise hücumdaki akıcılıktı. Galatasaray özellikle iç saha maçlarında oldukça baskılı ve tempolu oynuyordu, ama hiçbir zaman akıcı bir pas trafiğine sahip olamadı. Örneğin hücum bölgesinde paslaşmada lig altıncılığında kaldı (1979). Ya da Beşiktaş’tan tam 35 daha az şut pası verebildi (175). Bu yüzden bulduğu net pozisyon sayısında da lig dokuzuncusu olabildi (33). Belki 34 golle ligin hâlâ en golcü takımı olabilir, ama bunu da özellikle Bafetimbi Gomis, Tolga Ciğerci ve Maicon’un bulduğu ekstra gollere borçlu.
Özellikle çok sayıda net pozisyona girilen Gençlerbirliği, Sivasspor, Kayserispor maçlarında 12 gol atıldığı için, takımın hücumda bir sorunu yok gibi görüldü. Gerçek ise öyle değildi. Sarı-kırmızılılar Beşiktaş, Fenerbahçe, Antalyaspor, Trabzonspor ve Osmanlıspor maçlarında hiçbir net pozisyon yakalayamadı ve bu maçlardan sadece birini kazanabildi. Aynı şekilde mağlup olunan Başakşehir ve Yeni Malatyaspor maçlarında da sadece bir net pozisyona girilebildi.

16 maçın 7’sinde sadece iki net pozisyon yakalayabilen bir takımın hücumda yaratıcılık sorunu vardır. Bu sorunu gelecek yeni teknik direktör antrenmanla da çözebilir elbette. Ama takımın bunca transfere rağmen hâlâ yeterli kaliteye ve derinliğe sahip olamaması da bir başka önemli sorun. Şampiyonluktaki en önemli rakibi Beşiktaş, Oğuzhan Özyakup ve Tolgay Arslan’ın yedek kulübesinde olduğu son maçını güle oynaya beş golle kazandı. Galatasaray’ın ise böyle bir lüksü yok. Mariano sakatlandığında, yerine Jason Denayer giriyor, bir sonraki hafta da oynatacak bir sağ bek bulunamadığı için formasyon değişikliğine gidiliyor. O yüzden sarı-kırmızılılar devre arasındaki transfer dönemini çok verimli geçirmek zorunda.
Ama ne olursa olsun, Tudor’un yerine kim gelirse gelsin, Galatasaray ligin ikinci yarısına büyük handikaplarla başlayacak. Zaten yeni kurulmuş bir takıma, şimdi bir de yeni bir teknik direktör ekleyip şampiyonluk yarışı vermeye çalışacak. Nereye kadar? Bu kadar pahalı transferler yapıp, bu kadar ucuz ve popülist kararlarla nereye kadar giderse...
