Marcel Tisserand Ozan Tufan Fenerbahce 11072020depophotos

YORUM | Kervan yolda düzülecek


YORUM | Enes Koca


Fenerbahçe’nin 7 haftalık yenilmezlik serisi beklenmedik şekilde sona erdi. Temposuz başlangıç, temposuzluğa rağmen bulunan ve VAR tarafından iptal edilen gol, Perotti’nin girişiyle başlayıp Pelkas’ın çıkışıyla sonlanan 13 dakikalık hakimiyet, Jevtovic’in muhteşem golüyle açılan kilit, Kravets’ten sağlama ve kapanış...

Sosa’yla başlamak gerek

Fenerbahçe’nin temposuz başlangıcının en önemli sebebi Sosa’nın yokluğuydu. Konyaspor, sezon başından bu yana orta sahadaki organizasyonun ve pas dağıtımının merkezindeki ismin yokluğuna iyi hazırlanmıştı. Cuma akşamı Sosa’nın kadroya alınmadığını öğrenen İsmail Kartal ışığı görmüş olacak ki, kalecisi ve savunmadaki dört oyuncusu hariç herkesi orta sahaya desteğe çağırmış. Cevap bulan bu çağrı Sosa – Ozan değişikliğiyle nitelik olarak revizyona uğramış Fenerbahçe orta sahasının topu hızlı dolaştıramamasına sebep oldu.

grafik: fb-konya 11072020Mackolikgrafik: konya-fb 11072020Mackolik

Burada Ozan’ı eleştirmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Fakat oyuncuyu da doğru tanımlamak gerek. Bildiğiniz üzere Şenol Hoca, Milli Takım’da Ozan’ı aynı pozisyonda kullanıyor ve Ozan da ay yıldızlı formayla ışıl ışıl parlıyor. Bunun başlıca nedeni ise Milli Takım’ın rakiplerinin, Fenerbahçe’nin rakipleri kadar orta sahayı kalabalık tutmamaları. Ozan profil olarak açık alanı daha çok seven, toplu topsuz ivmelenebilen bir oyuncu. Milli Takım maçları ona bu açık alanları tanırken, Fenerbahçe daha muhafazakar takımlara karşı oynadığı için sorun başlıyor.

Peki bu sorun nasıl çözülebilir? Erol Hoca, Sosa sahadayken Ozan’ı forvet arkasında kullanarak bu sorunu çözme yoluna gidiyor. Hoca medya ve taraftar baskısından kurtulmak adına formda Ozan’a sahada yer bulmak zorunda. Erol Bulut’un dilemması tam olarak burada başlıyor zira bu tercih sahada bir diğer soruna yol açıyor; ön alan yaratıcılığı. Yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor Erol Hoca. Ozan’ı kalabalık orta alandan kurtarıp, daha kalabalık ve daha çok sırtı dönük oyun gerektiren hücum bölgesinde görevlendiriyor. 

Bu başlangıç oyununun ve kurgusunun kısırlığı sahaya da yansımış durumda. Fenerbahçe bu sezon 8 maçın sadece 2’sinde ilk yarılarda gol bulabildi ve bu maçların 6’sına Ozan Tufan forvet arkasında başladı. Demem o ki Erol Hoca sezonun ilerleyen bölümünde Ozan’a sahada yer bulmakta zorlanabilir. Sistemin değişmediği, Sosa’nın ve Perotti’nin sürekli 11’de başladığı Fenerbahçe’nin uzun vadeli planında, özellikle Kadıköy’deki maçlarda Pelkas ya da Mert Hakan dar alandaki yaratıcılık problemini çözmek adına Ozan’dan formayı alabilir.

Bu değişiklik gerçekleşirse Erol Hoca doğal olarak Ozan’ı oynatmadığı için eleştirilecektir. Milli maçlardaki performansı hasebiyle Ozan, kulübeye çekilmesi en zor oyunculardan biri fakat tekrar etmekte fayda var; Fenerbahçe oyunu çoğu zaman Milli Takım’dan daha dar alanlarda oynamak zorunda kalıyor.

İptal edilen gol

Fenerbahçe temposuz başlangıca rağmen golü buldu aslında. Pelkas ligde çok sık görmediğimiz tarzda aşırtma bir vuruşla sıkışan Fenerbahçe’yi rahatlatmıştı. Fakat gelgelelim sezon sonunda yılın en iyi gollerinin arasına katılma şansı epey yüksek olan gol VAR’a takıldı. Maçın ardından yayıncı kuruluşta pozisyonu değerlendiriren Deniz Çoban şunları söyledi; 

"MHK Eğitim Danışmanı Uilenberg ne dedi, 'Ele temas anında pozisyonu durduracağız, el vücuttan açıksa el diyeceğiz.' dedi. Avrupa'da böyle bir uygulama yok, Türkiye'de var. Bu pozisyon Şampiyonlar Ligi'nde olsun, VAR karışmaz, gol verirler. UEFA'da buna karışmazlar.”.

Bu açıklama meseleyi farklı bir yere getirdi. Konu ülkemizde çok fazla kişi tarafından bilinmiyor olsa gerek, uygulamadaki bu ayrılık daha önce kamuoyu tarafından masaya yatırılmamıştı. Sezon başından bu yana gündemi sürekli meşgul eden Şampiyonlar Ligi’ne direkt katılım hakkını konuşmadan önce, dahil olamamaktan korktuğumuz organizasyonla aramızdaki uygulama farklılıklarını konuşmak sanıyorum ki daha doğru olacaktır.

Perotti’nin girişi, Pelkas’ın çıkışı

Geçtiğimiz hafta Antalya’da kilidi açan Perotti aynı ümitle bu kez daha erken dahil oldu oyuna. Girdiği gibi de hareketlendirdi Fenerbahçe’yi. Perotti ve Pelkas’ın beraber sahada kaldığı 13 dakika Fenerbahçe’nin maçtaki en iyi bölümüydü. Fakat Erol Hoca kilidi açmak için geçtiğimiz haftaki yolu takip etmeyi seçti. 58’de Pelkas yerini Cisse’ye bıraktı.

Antalya karşısında da 62. dakikada Pelkas’la Sosa çıkmış yerlerine Perotti’yle Cisse girmişti. Antalya bir kişi eksik olduğu için bu iki oyuncu çıktıktan sonra orta sahayla forvet hattı arasındaki bağlantı problemi pek su yüzüne çıkmamıştı. Fakat İsmail Kartal orta sahayı halihazırda sıkı tutuyordu, Fenerbahçe’nin sayıca eksilmesi ekmeğine yağ sürdü. Yetmedi, İsmail Hoca Pelkas çıktıktan hemen 2 dakika sonra o bölgeye Shengelia’yı ekleyerek orta sahanın “tapusunu” aldı. Fenerbahçe’nin sahadaki santrforları da ceza sahasını daha çok seven oyuncular olunca sarı lacıvertliler adına çözülme başladı. 

Fenerbahçe’nin elinde Vedat profilinde bir santrfor olsa, ikinci bölgeye yaklaşıp top alabilecek, takımı öne taşıyabilecek biri olsa Pelkas’ın çıkışı böyle bir soruna yol açmazdı fakat hem Cisse hem de Samatta ceza sahası içerisinde etkin oyuncular. Onlardan Vedat’ın ceza sahası dışındaki etkinliğini beklemek haksızlık olur. Hal böyle olunca Fenerbahçe pozisyon üretmekte zorlandı. Sahada ceza alanında etkili iki santrfor vardı, sorun topu ceza sahası içerisine getirecek oyuncu konusundaydı.

Orta polemiği

Sezon başından bu yana Fenerbahçe’nin oyununa dair en ciddi eleştiriler Caner ve Gökhan bağlamında kenar ortası konusunda yapılıyor. Kimileri kenar ortalarının çağ dışılığından bahsederken kimileri Fenerbahçe’nin başka planı olmadığından dem vuruyor. Öncelikle çağ dışı diyenleri taca çıkartalım. UEFA geçtiğimiz günlerde 2019/2020 Şampiyonlar Ligi sezonunun teknik raporunu yayımladı. Rapora göre geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi’nde atılan gollerin %29.3’ü kenar ortalarından gelmiş. Yani “ortalar” günümüz futbolunun en üst seviyesinde atılan ortalama her 3 golden 1’ine vesile olmuş.

Fenerbahçe’ye gelecek olursak elde Caner gibi bu konuda rüştünü ispatlamış biri varken bunu bir plan olarak sahaya koymak makul. Caner ve Gökhan’ın bu sezon akan oyunda en çok orta yapan 3 oyuncudan ikisi oluşu da bunun planlar dahilinde olduğunu gösteriyor. Caner 51 ortayla listenin zirvesinde, Gökhan ise 39 ortayla üçüncü sırada. 

Fakat orta konusu çok açılıyor az açılıyor gibi sığ bir şekilde ele alınmamalı. Yapılan ortaları ve ardından gelişen aksiyonları konuşmalıyız çünkü Fenerbahçe’nin Konya maçında kenar ortaları konusunda yaşadığı sıkıntı daha çok ortadan sonraki aksiyonlarla ilgiliydi.

Orta yapıldığında eğer top kendi oyuncunuzla buluşmadıysa geriye birkaç ihtimal kalıyor. Yani kaleci çıkıp topu alabilir ya da savunma taca ya da kornere uzaklaştırabilir. Bunlar atağı bitiren aksiyonlar. Topun canlı kaldığı aksiyon ise Fenerbahçe için kritik olanı. Savunmanın ceza sahası çevresine uzaklaştırdığı ortalarda Fenerbahçe’nin yerleşiminde de sorun vardı dün akşam. Tabii bunda daha önce de belirttiğimiz gibi Pelkas’ın çıkışı ve İsmail Kartal’ın merkezi kalabalık tutmasının payı büyük. 

Milli ara ve sonrası

Mağlubiyetin iyi tarafıysa zamanlamasıydı. Yeni kurulan ve hala yapım aşamasında olan takımın iki haftalık araya girmeden önce oyundaki eksiklerini bu şekilde gösteren bir maç oynaması, bu mağlubiyeti hayırlı mağlubiyetler kategorisine sokacaktır. Milli ara sonrası Sosa’nın dönüşü ve kadroda yapılacak değişikliklerle ön alan yaratıcılığında kat edilecek yol Fenerbahçe’nin sezonuna yön verecek. Erol Hoca kervanı yolda düzecek, kervanın yolu çakıllıysa asfaltı da kendisi dökecek.  

Reklam