Nokta transfer hamleleri, kusursuz sezon başlangıcı, coşkulu hücum futbolu, yoğun taraftar desteği... İki hafta öncesine kadar bir takımın isteyebileceği her şeye sahip olan Galatasaray, büyük maçlarda yaşadığı kan kaybı neticesinde geleceğe şüpheyle bakmaya başladı. Peki ne oldu da diğer 17 camianın da gıpta ettiği sarı kırmızılılarda bu kırılmalar başladı, gelin beraber inceleyelim.
Sezon başında Avrupa'dan erken ve beklenmeyen şekilde mahrum kalma durumu, sarı kırmızılıların lig özelindeki odağını ve motivasyonunu zirveye çıkarmıştı.
"Kendini affetirmek isteyen futbolcular"
Yaşatılan hayal kırıklığının üzerini temiz bir sayfayla örtmek ve kendilerini affettirmek isteyen futbolcular, ideal 11'e doğrudan yapılan takviyelerin katkısından da faydalanarak ilk haftalarda ortaya koydukları yüksek performanslarıyla taraflı ya da tarafsız, kendilerini takip edenleri fazlasıyla etkilemeyi ve erkenden liderlik koltuğunun sahibi olmayı başarmışlardı.
Derken milli ara sonrasındaki Antalya deplasmanı geldi çattı. İlk puan kaybını yaşayan Galatasaray'da bunun nedeni sorgulanınca ulusal takımlarında forma giyen oyuncuların yorgunluğu ve Antalya'nın solunumu zorlaştıran iklimi medya vasıtasıyla ön plana çıkarıldı.
AAEtkileri elbette ki vardır ancak, bu konuların ikisi de başrolde değildi. Rıza Çalımbay'ın, nispeten daha alt seviyedeki kadrosuna cesurca yaptırdığı ön alanda baskının altını çizmemek haksızlık olur. Hücum oyuncularının savunmadaki rollerini bu maç özelinde etkinleştiren Çalımbay, sarı kırmızılılarda atak organizasyonlarının başlangıç noktası olan Fernando'ya Maicon - Danilo - Eto’o üçlüsüyle pres uygulatarak rakibinin defans - forvet hatları arasındaki bağlantıyı kesmiş oldu.
İleriye top taşımakta oldukça zorlanan Galatasaray, duran top dönüşü savunmadan uzun oynadığı bir pas sonucunda maçtaki tek isabetli şutunu kaleye gönderdi ve o da golle sonuçlandı.
"Galatasaray bileklerini kesti"
Sonraki dört haftayı kayıpsız ve rakiplerine bol bol gözdağı vererek geçiren sarı kırmızılılar, dolu ve tutkulu tribünlerinin önünde ezeli rakip Fenerbahçe'yi konuk etti. Sarı lacivertlilerin kontraları dışında maçtaki oyun ve pozisyon üstünlüğünü elinde bulunduran Galatasaray, kalesinde tek isabetli şut bile görmezken bir anda adeta kendi bileklerini kesti.
AAAşırı motivasyonun agresyona ve otokontrol kaybına neden olabileceğinin yeşil sahadaki örneğini izleyenlere sunan Belhanda, ikinci yarının ortalarında takımını eksik bıraktı ve derbi terazisinin o dakikaya kadar ağır basan sarı kırmızı kefesi yerden yükselmeye başladı. Kırmızı kartın sinyallerini maçın başından itibaren vermeye başlayan ve takım arkadaşlarının da saha içinde sürekli sakinleştirmeye çabaladığı Faslı yıldız, böylece hiç de fena gitmeyen bu maçta puan kaybının başlıca sebebi oldu.
"Muslera'nın tek zayıf noktası"
Bir sonraki hafta Karadeniz deplasmanı için yola koyulan Galatasaray'ın olumsuz sonuçlar ve istifalarla karışan rakibinin dümeninde, bu sezon puan kaptırdığı iki teknik direktörden biri olan Rıza Çalımbay vardı yine. Sakat ve cezalıların moralsiz bıraktığı Trabzonlu taraftarlara bir darbe de kadro tercihiyle Rıza hocalarından gelmişti.
Çalımbay'ın oynayabilecek durumda olan Sosa'yı kulübeye çekme hamlesinin değerini ancak 90 dakika sonunda berrak bir şekilde görebildiğimiz maçta, rakip sahada baskıya öncelik veren bordo mavililer, yoğun presle yıpranan ve boşluk veren Galatasaray orta sahasını geçerek ikinci golü buldu.
Seskimİlk şutunu 61. dakikada, ilk isabetini ise 85. dakikada Rodrigues’in ayağından gelen golle kaydedebilen lider, kalesinde gördüğü birinci golde de Muslera'nın tek zayıf noktası sayılabilecek duran toplardaki çekingenliğinin kurbanı olarak 3 puanı ve namağlup ünvanını Trabzon'da bıraktı.
"Fernando yalnız kalıyor"
İşin teknik - taktik boyutunu irdeleyecek olursak, Fernando’nun bloklar arası bağlantıyı kurarken çoğu zaman yalnız kaldığını ve bütün yükü omuzlarında hissettiğini görüyoruz. Brezilyalı yıldız, takıma yeni katılmış olmasına karşın adaptasyon sürecini kısa tutarak maç başına 68 pas ile ligimizin en fazla isabetli pas gönderen oyuncusu konumuna gelmiş durumda.
AAMevkidaşı N’diaye ise kendisi için tasarlanan rolü sahada iyi niyetiyle pratiğe dökmeye çalışıyor, ancak Tudor’un ondan maksimum verim alabileceği pozisyonun da senelerdir oynamaya alıştığı forvet arkası olduğu çok açık. Tolga Ciğerci ise orta sahanın solunda sergilediği performansı ön liberoya bir türlü yansıtamıyor.
"Denayer ve Ahmet istenen seviyede değil"
Galatasaray’da Ocak ayı için Asamoah hamlesinin gündemde olduğu ilk ağızdan da doğrulanmıştı. Eğer bu hamle hayata geçirilirse, Belhanda’nın solunu, N’Diaye’nin ortasını, Feghouli’nin sağını, Gomis’in ise ilerisini oluşturacağı bir hücum hattı ve Asamoah’ın sol bek yerine Fernando’nun yanında yer alacağı bir defans önü kurgusu sarı kırmızılıların keyif veren futboluna katkı sağlayabilir. Böylece pas yükünün paylaşıldığı ve rakiplerin bireysel önlem konusunda kararsız kalacağı bir Galatasaray orta sahası ile ataklar daha olgun şekillendirilebilir.
AABir de defans hattına bakalım. Sezona çok başarılı bir giriş yapan Serdar, üst üste yaşadığı sakatlıklar nedeniyle devamlılık ve dikiş tutturma konusunda sıkıntılar yaşıyor. Hırvat hocanın elindeki diğer opsiyonlar olan Denayer ve Ahmet ise bir türlü istenilen seviyeye gelemiyorlar.
Mariano hem savunma hem de hücum konusunda verilen görevleri beklentiler doğrultusunda yerine getirmeye devam ediyor. Savunmanın tartışmasız lideri konumundaki Maicon’un ise, yükünü hafifletecek, kalitesine yakın ve fiziksel durumu iyi düzeyde bir partnere ihtiyacı var gibi görünüyor.
"Tudor Asamoah'ı nerede kullanacak?"
Tudor eğer üçlü savunmaya dönmeyecek ve yola 4-2-3-1 sistemiyle devam edecekse, Asamoah’ı nerede kullanacağını da iyi analiz etmek durumunda. Ganalı oyuncu Lato - Linnes ikilisinin doldurmaya çalıştığı sol bek mevkisi için düşünülüyorsa eğer, takımı olası ön alan baskılarında bocalamaktan kurtaracak bir ön libero transferi gerekliliği aşikar.
GettyGalatasaray, hala en yakın rakibinden üç puan farkla zirveden, yukarıya tırmanmaya çalışanları izliyor. Ancak liderin tutunduğu yerlerin kayganlaşmaya başladığı da görmezden gelinemeyecek bir gerçek. Futbol kamuoyunun "Büyük maçları kazanamıyor" etiketini layık gördüğü teknik patron Igor Tudor ve talebeleri bakalım Başakşehir maçıyla start alacak olan üst sıra takımları maratonundan ilk haftalardaki formlarıyla çıkmayı başarabilecekler mi?


