Ersun Yanal Phillip Cocu

YORUM | Fenerbahçe değişmedi, geriye gitti


YORUM | Onur Özgen @ozgenonur

PSV Eindhoven, Phillip Cocu yönetiminde son dört sezonda üç şampiyonluk kazanmıştı. Bu sezon başında Cocu, Fenerbahçe'yle anlaştı. Yetmedi, kulüpteki sekiz yıllık çalışma döneminde 200 milyon euro'luk oyuncu satışı yapan futbol direktörü Marcel Brands'ı da Everton'a kaptırdı. PSV yönetimiyse Cocu'nun yerine daha önce A takım seviyesinde teknik direktörlük yapmasa da U19 takımını çalıştıran eski futbolcuları Mark van Bommel'e güvenip takımın başına getirdi. As kadrodan iki beki Santiago Arias'ı Atletico Madrid'e, Joshua Brenet'iyse Hoffenheim'a sattı. 8 yeni transfer yaptı. Ama ne yönetim ne de oyun anlayışı değişti. Ve bu sezona da ligde 7'de 7'yle giriş yapıp, en yakın takipçileri Ajax'ın 5 puan önünde liderliğe yerleşti.

Fenerbahçe’deyse yirmi yıllık başkan değişti. Dahası, yepyeni bir yönetim anlayışı geldi. Ardından yabancı bir futbol direktörü getirildi. Sonra ilk defa yurt dışına çıkan bir teknik direktörle anlaşıldı. Ve tüm bunların üstüne de 11 transfer yapıldı. Teknik ekipten ise oyun anlayışının tamamen değiştirilmesi istendi. Peki bu kadar sirkülasyonun akabinde ne olması bekleniyordu? PSV'nin yaptığı gibi 7 maçta 21 puan mı? Bu ne kadar aşırı iyimser bir beklentiyse, 7 maçta 7 puan da o kadar kötümser bir beklenti olurdu. Gerçekleşen ise ikincisi oldu.

Peki Fenerbahçe’nin yeni döneminde Cocu'dan ilk beklenilen şey neydi? Maçlarını kazanması mı? Bunu Aykut Kocaman da geçtiğimiz sezonun büyük bölümünde başarmıştı zaten. Ama gönderildi. Neden? Çünkü oynanan oyun kimseyi tatmin etmiyor ve yeni yönetimin vadettikleriyle de örtüşmüyordu.

Dolayısıyla Cocu’dan beklenilen öncelikle keyif veren bir oyundu. Ama Cocu böyle bir teknik direktör değildi ki. PSV’de hiçbir zaman göze hoş gelen bir futbol oynatmamıştı. Bilakis, sonuç odaklı gayet sıkıcı oyunlar da seyrettirmişti. Ve bu pragmatist yönetimiyle CV’sine üç Eredivisie şampiyonluğu eklemişti.

Ersun Yanal Phillip Cocu

Türkiye’deki futbol kamuoyunun Cocu'dan beklentisiyse çok farklıydı. Hollandalı bir antrenör olduğu için, doğal olarak 1-0'lık değil, 4-3'lük galibiyetleri tercih edeceği ve tıpkı Arthur Zico ve Ersun Yanal dönemlerinde olduğu gibi Kadıköy’de yeniden hücum futbolu seyredileceği düşünüldü. Anlaşılan o ki, Fenerbahçe'nin sportif karar alıcılarının da Cocu'dan beklentisi bu yöndeydi. Ama gerçeklerin öyle olmadığı kısa sürede görüldü.

Ne Cocu hayâl edilen teknik direktördü ne de eline verilen kadro hayâl edilen oyunu oynayabilecek bir kadroydu. Cocu da kısa süre içerisinde tıpkı kariyeri boyunca gösterdiği pragmatist kişiliğine uygun bir şekilde hareket etmeye başladı.

İlk olarak 4-3-3’ten vazgeçti. Kayserispor maçında hem savunma oyuncularının hem de takımın total savunma kalitesinin yetersiz olduğunu gördü ve Konyaspor maçından itibaren merkez orta sahada iki reaktif oyuncuyu kullanmaya başladı: Jailson ve Mehmet Topal. Böylece önlerindeki Yassine Benzia da yaratıcı oyuncu rolünü tek başına üstlenmek zorunda kaldı.

Yassine Benzia Phillip Cocu FenerbahceAA

Yetmedi, geçen sezon sol kanatta Mathieu Valbuena yerine Aatıf Chahechoue’yu tercih ettiği için eleştirilen Kocaman’a da hak vererek, yine Konyaspor maçından itibaren Aatıf’ı oynatmaya başladı. Fenerbahçe o maçı kazandı, ama nasıl? Topu Konyaspor’a bırakarak. Peki yeni Fenerbahçe bunu mu vadediyordu? Önemi yoktu. Çünkü Cocu, Kayserispor mağlubiyetiyle birlikte yeni şeyler gösterme fikrinden vazgeçmişti. Artık kazanma zamanıydı.

Fakat Konyaspor maçının ardından kötü günleri geride bırakan Fenerbahçe’yi, aslında daha kötü günler bekliyordu. Dinamo Zagreb deplasmanında alınan hezimet, akabinde Beşiktaş karşısında nispeten daha üstün oynanılan bir ilk yarı ama sonucunda iç sahada kazanılamayan bir derbi maçı ve son olarak Rizespor deplasmanında alınan bir hezimet daha...

Nihayetinde ise ortada hem oyun olarak bir şey vadetmeyen hem de artık sonuç da alamayan bir takım var. Ve elbette bu tablonun teknik sorumlusu olarak Cocu’nun da eleştirilmesi normal. Ama Türk futbol medyası, bunu her zamanki gibi en popülist şekilde yapıyor.

Kulübün futbol yönetimi adına, tipik bir Hollandalı antrenör olmayan birinden “Hollanda futbolu” oynatmasını beklemek bir hataydı. Bu futbolu oynayamayacak bir kadro kurulması ise ikinci hataydı. Ve bu iki büyük hatada Cocu’nun hiçbir sorumluluğu yok. Peki tüm bu hatalar medyada nasıl karşılık buluyor? En son söylenen şu: “Hollanda ekolü Türkiye’de olmuyor.”

Phillip Cocu FenerbahceAA

Hangi Hollanda ekolü? Fenerbahçe’nin oynadığı futbolla Hollanda ekolünün ne ilgisi var? Fenerbahçe, belki Cocu’yla bir yere varamayacak. Ama tamamen sonuçlar üzerinden, sahadaki oyuna hiç bakmadan, ezbere yapılan bu yorumlarla Türk futbolu nereye varabilir?

Evet, Cocu şu ana kadar başarısızdı. Fakat bir başka Hollandalı antrenör ise dokuz sene önce bu zamanlarda Türkiye’de övüle övüle bitirilemiyordu. Galatasaray kariyerine ligde 6’da 6’yla başlayan Frank Rijkaard’dan bahsediyorum. Peki onun sonu ne olmuştu? Ha doğru, şu Hollanda ekolü değil mi? Peki ya biz? Bizim bir ekolümüz var mı?

Galatasaray’ın başındayken verdiği bir röportajda, “Türk futbolunu nasıl tanımlarsınız?” sorusunu şöyle yanıtlamıştı Rijkaard: “Aslında her şeyden biraz var Türk futbolunda. Ama hiçbir şey tam değil.”

Rijkaard yapamayıp gitti, belki Cocu da gidecek. Ama Türkiye’de bir türlü başarılı olamayan o Hollanda ekolü, Türk futbolu hakkında yapılmış en iyi tespitin sahibi olarak kalacak. İşte bu ironiyi seviyorum.

Reklam

BU HİKAYE HOŞUNUZA GİTTİ Mİ?

Google’da GOAL.com’u tercih edilen kaynaklar arasına ekleyin ve haberlerimizin daha fazlasını okuyun

GOAL'ı Google'da takip edin