YORUM | Süleyman Tetik @salomontetik
2018 Dünya Kupası maratonu Fransa'nın zaferiyle son bulurken kazanılan kupa sonrası sosyal medyada ciddi bir akım başladı. Gerek Türkiye'de gerekse yurt dışındaki futbol severler, Fransa'nın kazandığı kupayı takımdaki göçmen oyunculara vurgu yaparak, ''Afrika'nın kazandığı ilk Dünya Kupası'' gibi söylemlerle değerlendirdiler. Bu popülist yaklaşım kısa sürede büyürken bu yazıda bu görüşü savunanlara, kazananın altyapı ve eğitim olduğunu vurgulamaya çalışacağım.
Fransa'nın şampiyonluğuna göçmen vurgusu yapanlar, ülkenin en büyük futbol gelişim ünitesi olan Clairefontaine akademisini ya hiç bilmiyor ya da gücünü önemsemiyor. Kısaca Clairefontaine'den bahsedelim. 1988'de kurulan bu akademi, Fransa'nın Île-de-France bölgesini kapsıyor ve bu çevredeki genç yeteneklerin gelişimiyle doğrudan ilgileniyor. Aslında Clairefontaine akademisi ülkede hizmet veren 9 elit futbol akademisinden biri. Yani Fransa'nın gençleri yalnızca Clairefontaine'de değil, diğer 8 eğitim yuvasında gelişimlerini gösteriyorlar. Castelmaurou, Chateauroux, Lievin, Dijon, Marsilya, Ploufragan, Vichy ve Reims akademileri de uluslararası anlamda bilinen akademiler. Yani Fransa'da bilime dayalı, gençlerin yeteneklerini ve potansiyellerini değerlendirmeyi amaç edinen futbol anlayışı var.

Fransa'nın EURO 1984'teki şampiyonluğunda başrol Platini'nindi belki ama Jean-François Domergue de kadronun çok önemli isimlerinden biriydi. Bu ay Socrates Dergi'den İnan Özdemir'e röportaj veren Domergue, Fransa'nın altyapısıyla ilgili çok önemli noktalara değindi. Onun sözlerini okurken hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ve uzun vadeli bir planın getirilerinin ne seviyelere yükseldiğini anlamak işten bile değil.
''Bu başarının sırrı 1970’lere dayanıyor ve en temelinde doğru politikalar var. 1969-73 arası Fransa Milli Takımı’nın başında olan George Boulogne ile ondan sonra göreve gelen Stephane Kovacs bu dönüşümde çok kilit önemi olan adamlar. Doğru spor politikalarının yaratılmasında ve sahneye konmasında ikisi de pay sahibi oldular. Bu proje federasyon tarafından desteklendi ve hem birinci lig hem de ikinci lig takımlarınca benimsendi. İlk olarak kaliteli formasyonlara sahip olan antrenörler başroldeydi. İkincisi, bu antrenörlerin fikirleri Fransa coğrafyasının farklı bölgelerinde uygulanan bir spor politikasına dönüştürüldü. Yetenekli Fransız gençler bulundu, doğru ve planlı bir programla yetiştirildi ve üst seviyelere çıkarıldı. Bu programın en önemli özelliği de futbol, okul ve aileden gelen eğitim arasındaki işbirliği sonucunda yaratılmış olmasıdır. Bu altyapı devriminde bu üçgenin doğru kurulmasının büyük payı vardır. Ve en mühimi de insanlar gelip geçti, yüzler değişti ama sistem ve politika aynı kaldı. Devamlılık da başarıyı getirdi. Şu anda geldiğimiz noktada Fransa’nın 17-19 yaş arası müthiş zengin bir oyuncu havuzuna sahip olduğunu görüyoruz.'' (Röportajın tamamı için tıklayınız)
Fransız futbolunun dönüşümüne bizzat tanıklık eden Domergue'nin cümleleri aslında her şeyi kısaca özetliyor. Başarının sırrı ise tek bir cümleyle açıklanabilir duruma geliyor; ''Doğru planlama''
Tüm spor dalları için geçerli olan 'doğru planlama' tabiri, ülke ve bireysel anlamda futbolun gelişimindeki altın cümle diyebiliriz. Bu konu, bazıları için başarının anahtarı olarak görülürken bizim ülkemizde ise bir problem halinde. Türkiye'de futbolun ve altyapının gelişimi için yıllardır denenen tek bir yöntem var; yabancı kuralı. Dürüst olmak gerekirse buna yöntem demek de doğru değil. Türkiye'de futbol altyapısı konusunda çağdaş olan tek kulüp Altınordu. İzmir ekibinin altyapı konusundaki çalışmaları başka bir yazı konusu. Onların projelerini anlatmak için uzun uzun yazmak gerekir. Ülke içinde böyle bir örnek varken halen çareyi yabancı kuralında aramaktayız. Sözünü ettiğimiz Fransa, ülkedeki akademileriyle futbolun ve futbolcunun gelişimi için büyük yatırımlar yaparken Türkiye'de yerli futbolcuların gelişebilmesi için yabancıların oynatılmaması reçete olarak görülüyor.
Merak edenleriniz vardır. Yazının başında söz ettiğimiz Clairefontaine akademisinden geçen bazı futbolcuları sıralayalım. Nicolas Anelka, William Gallas, Thierry Henry, Hatem Ben Arfa, Matuidi ve son olarak da Mbappe bu akademinin bir ürünü. Yine bu akademide yetişip başka ülke milli takımlarında forma giyen futbolcular da var. Örneğin; Raphael Guerreiro ve Medhi Benatia gibi.
Getty ImagesHatırlatmak fayda var. Bu futbolcular Clairefontaine akademisinin bir parçası ve buna benzer 8 büyük akademi daha var ülkede.
Özetle, Fransa'nın 1998 ve 2018 Dünya Kupası'ndaki, EURO 2000'deki zaferleri de 2016 ve 2006'daki finalleri de tesadüf faktörüyle değil, doğru planlama ve futbola yapılan sonsuz yatırımla geldi. Bir futbolcunun kökeninin nereden geldiğinin hiçbir önemi yok. Zira günümüzde bir gencin futbol yeteneğinden ziyade onun potansiyelini açığa çıkarmaktır mühim olan. Bunu da Fransa gibi geçmişten günümüze doğru adımlarla uygulayanlar başarıyorlar. Kısacası 2018 Dünya Kupası'nı 'Afrika' değil, altyapı kazandı.
