Cristiano Ronaldo WM 15062018Getty

YORUM | Dünya Kupası neden keyifli başlamadı?


YORUM | Onur Özgen @ozgenonur

Dünya Kupası’nda grupların ilk maçları sona erdi. Birkaç şey dikkat çekiyor: Birincisi, maçlarda az gol atılıyor. Şu ana kadar oynanan 16 maçın dokuzunda en fazla iki gol oldu, altı tanesi 1-0 bitti. Elbette maçların gollü geçmesi de her zaman beraberinde kaliteyi getirmiyor. Rusya’nın Suudi Arabistan’ı 5-0 yendiği açılış maçı, turnuvanın şu ana kadarki en gollü ikinci karşılaşmasıydı, ama aynı zamanda en kalitesiz maçıydı. Yani turnuvada genel bir kalite sorunu da var.

İkincisi, topa daha fazla sahip olan takımlar ilk maçlarda çok zorlandılar. Topa %60’tan fazla sahip olan altı takım, maçlarını kazanamadı; %40’ın altında topla oynayan dört takım ise galip geldi.

Üçüncüsü ise favori takımların süperstarları varlık gösteremedi (Cristiano Ronaldo hariç).

Cristiano Ronaldo WM 15062018Getty

Aslında bu üçünün de nedenleri birbirleriyle ilintili. Maçlarda genellikle az gol olmasının nedeni olarak, takımların maçı kaybetme korkusunun, kazanma arzusunun önüne çıkmasını gösterebiliriz. Bu durum beraberinde aşırı savunma ağırlıklı reaktif oyunlar doğurduğu için, topa sahip olan takımlar pozisyon bulmakta zorlandı.

Diğer yandan bu, kulüp düzeyindeki turnuvalarda da sıklıkla gördüğümüz bir durum. Geçtiğimiz sezon Avrupa’nın beş büyük liginin şampiyonları, topa sahip olarak oynayan takımlardan oluştu: Manchester City (%71.9), Paris Saint-Germain (%66.6), Bayern Münih (%66.5), Barcelona (%62.9), Juventus (%57.4). Fakat bu beş takımdan biri bile Şampiyonlar Ligi’nde finale yükselmeyi başaramadı.

Liverpool, %34 ve %31’lik topa sahip olma oranlarıyla Manchester City’i her iki maçta da mağlup etti ve finale kadar yükseldi. Şampiyon Real Madrid ise yarı finalde Bayern Münih’i iki maçtaki %39 ve %40’lık topla oynama oranlarıyla eleyip adını finale yazdırdı.

Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonaları’nda da benzer bir durum söz konusu. Euro 2012’den itibaren oynanan iki Avrupa Şampiyonası ve bir Dünya Kupası’nı esas aldığımızda, %40 ile %44 arasında topla oynayan takımların kazanma yüzdesinin %40.5; %44 ile %49 arasında topla oynayan takımların kazanma yüzdesinin %48.8 olduğunu görüyoruz. Fakat topla oynama oranı %65 ile %69 arasına çıkan takımların kazanma yüzdesi ise %33.3’e kadar düşüyor.

Arjantin İzlandaOpta

Peki neden liglerde topa daha fazla sahip olan takımlar kazanıyor da, elemeli turnuvalarda bu takımların kazanma yüzdesi düşüyor? Çünkü liglerde hedefiniz ne olursa olsun, ister şampiyon olmak ister kümede kalmak, kazanmak zorundasınız. Örneğin Premier Lig’de hiçbir maçını kaybetmeyen, namağlup bir takımın küme düşme ihtimali var. Hiçbir maçını ne kazanan ne de kaybeden, hepsinden beraberlikle ayrılan bir takım, Premier Lig’in son beş sezonunun üçünde küme düşüyor.

Dünya Kupası’ndaysa sadece grupta alınacak bir galibiyetle şampiyon olmanız mümkün. Avrupa Şampiyonası’nda ise gruplardan artık üç takım çıktığı için, o bir galibiyete de ihtiyacınız yok. Finale kadar beraberliklerle gidebilirsiniz. Euro 2016 gruplarını üç beraberlikle geçen, ardından ikinci turu uzatma dakikalarında bulduğu golle, çeyrek finali penaltılarla, finali de 109. dakikada bulduğu golle kazanan Portekiz’in normal sürede kazandığı tek maç yarı finaldeki Galler maçıydı ve o maçı da uzatmalar ya da penaltı atışları sonucunda kazanabilirdi.

Dolayısıyla, kazanma zorunluluğunun olmadığı bir turnuvada teknik direktörler de ofansif oynamayı, tempoyu yükseltmeyi, proaktif düşünmeyi, risk almayı gereksiz görüyor. Pragmatik bir açıdan bakıldığında, haksız da değiller. Ayrıca kulüp takımlarının başındaki meslektaşlarına göre işleri çok daha zor. Son derece kısıtlı bir zaman içerisinde, birlikte az zaman geçiren bir oyuncu topluluğundan organizasyonu sağlam bir takım çıkarmaya çalışıyorlar.

Üstelik milli takımlar eskisi gibi aynı kulüp takımlarında ya da en azından çoğunluğu ülke liglerinde oynayan oyunculardan oluşmuyor. Hemen her milli takımın oyuncuları dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Dolayısıyla milli takım teknik direktörleri adına bu düzensizlikten bir düzen yaratabilmek, hiç de kolay bir iş değil.

Süperstarların sönük başlangıçlarını da buna bağlayabiliriz. Zaten birkaç takım haricinde her milli takımda genel bir kalite sorunu var. Ama aynı zamanda saha içi organizasyonsuzluk da takımları yıldız oyuncularına daha bağımlı kılıyor. Özellikle derin savunma yapan rakiplere karşı alan bulmakta zorlanan favori takımlar, karşısındaki duvarı aşacak hücum varyasyonlarından yoksun olunca, bir yerden sonra en yetenekli oyuncusu kimse, onun ayağına bakmaya başlıyor.

Lionel Messi Argentina ıceland World Cup 06/16/18Getty Images

O oyuncular da, adları Lionel Messi ya da Neymar dahi olsa, bu yükü kaldıramıyor. Barcelona formasıyla La Liga’da maç başına 5.4 şut çeken Messi, İzlanda kalesine tam 11 şut gönderdi ve ilk maçların en fazla şut atan oyuncusu oldu. Ama bu hiç de iyi bir şey değil. Çünkü alan bulamadığı için bu kadar fazla şut çekti ve çoğu da pas opsiyonu bulamadığı için zorunlu olarak atılan şutlardı. Elinizde Messi varsa ve pas opsiyonu bulamıyorsa, bu büyük bir sorundur.

Brezilya ise Arjantin’e göre çok daha kaliteli oyunculara sahip. Ama onlar için de en büyük sorun Neymar’ın kendisi. Çünkü süperstarları, her pozisyonun başlangıcını da finalini de kendisi yapmak istiyor. İsviçre maçında 10 faule maruz kalan Neymar, turnuvanın ilk maçlar sonunda en fazla faul yapılan oyuncusu. Çünkü ayağına gelen hiçbir topu birkaç defa dürtmeden bırakamıyor. Oysa Johan Cruyff’un dediği gibi, “Topa bir defa dokunuyorsanız, çok iyi; iki defa dokunuyorsanız, iyi; üç defa dokunuyorsanız, kötü oynuyorsunuzdur.”

2018-06-17-brazil-swiss-neymar(C)Getty Images

Sonuç olarak da bu organizasyonsuzluk, kalite eksikliği ve aşırı bireyselliğe varan oyunlar neticesinde de ortaya güzel bir futbol çıkmıyor. Elbette İspanya, Peru, Meksika, İngiltere, Belçika gibi takımlardan keyif veren oyunlar da seyrettik. Ama turnuvanın geneli itibarıyla ne yazık ki vasatın altında bir başlangıçla karşı karşıyayız.

Atılan gollerin niteliği de bunu gösteriyor. Grupların ilk maçlarında izlediğimiz 36 golün 21’i duran toplardan geldi, 6'sını da oyuncular kendi kalelerine gönderdi. Akan oyunda atılan golleri izleyemiyoruz. Attığı birden fazla golün tamamı akan oyundan olan tek takım Belçika. İkinci bir takım yok. Dileriz ilerleyen maçlarda bu durum değişir.

Reklam