YORUM | Onur Özgen @ozgenonur
İçinde bulunduğumuz yüzyılda Real Madrid’e karşı Pep Guardiola’dan daha fazla galip gelen bir antrenör yok. Dün gece Real’e karşı onuncu galibiyetini elde eden Guardiola, aynı zamanda dokuzuncu kez çıktığı Santiago Bernabeu’da toplamda altı kez kazanabilen ilk rakip antrenör oldu.
Fakat elbette Real ile olan her karşılaşması içinde güzel hatıralar barındırmıyordu; özellikle son karşılaşmaları...
Guardiola’nın kariyerindeki en popüler yenilgi, 2010’da Barcelona’nın başındayken Jose Mourinho’nun Inter’ine Şampiyonlar Ligi yarı finalindeki elenişleri olabilir. Ama en öğretici yenilgi, 2014’teki yarı finalde Carlo Ancelotti’nin Real Madrid’ine karşı aldıkları utanç verici hezimetti.

Raphael Honigstein, “Dördüncü Yıldız” kitabında bu eşleşmenin detaylarını çok iyi anlatır. İki takım arasında Bernabeu’da oynanan ilk maçta Guardiola’nın oyuncuları derli toplu ve fakat verimsiz bir performans sergilemişler, sahanın bütününde harika paslaşmışlar, oyunu domine etmişler, ancak yine de sahadan 1-0 mağlup ayrılmışlardı. İkinci maç öncesi ilk 11’in beş altı müdavimiyle bir toplantı yapan Guardiola oyuncuların büyük çoğunluğunun daha az tedbirli, daha saldırgan bir oyun tarzı taraftarı olduklarını öğrenmişti. Real Madrid, Allianz Arena’nın sakinliğiyle tanınan taraftar kitlesini gerçek anlamda heyecanlandıran tek takımdı ve oyuncular 70 bin kişinin desteğiyle rakiplerini daha ilk dakikadan itibaren baskı altına almak istiyorlardı. Guardiola da kendi içgüdüleri yerine oyuncuların taleplerine kulak vererek, daha sonra kendisinin de itiraf edeceği üzere “kariyerindeki en büyük rezilliğe” imza atmıştı. Bayern savunmada hiçbir önlem almadan rakibinin üstüne saldırarak, oyun planı kontrataklar üzerine kurulu olan Real’in ekmeğine yağ sürmüştü. İspanyolların 4-0’lık galibiyetiyle sonuçlanan maç, Bayern’in Avrupa kupaları tarihinde evinde aldığı en ağır mağlubiyetti.
Yıllar sonra bir kez daha Real’in karşısına çıkan Guardiola, bu defa ise çok daha ihtiyatlıydı ve mutlaka kafasının bir yerinde bu karşılaşma da yer alıyor olmalıydı. Onun takımlarının top hâkimiyetini reddettiğini daha önce görmemiştik. Ta ki geçen sezon Anfield’daki Liverpool maçına kadar. Dün gece de Manchester City sanki karşısında Liverpool varmış gibi temkinli oynadı ve Guardiola’nın topu mümkün olduğunca reddettiği maçlardan biri olarak kayıtlara geçti.
Fakat bunu da alışılmışın dışında bir şekilde yaptı. İki sezondur büyük maçlara çoğunlukla savunma önünde çift pivotla çıkan Guardiola, Kevin de Bruyne’yi 10 numarada, Bernardo Silva’yı sağ kanatta orta sahayı çoklayıcı bir rolde, Raheem Sterling’i sol kanatta, en uçta da Sergio Agüero ya da Gabriel Jesus’tan birini kullanırdı. Dün gece ise büyük bir sürprizi vardı. Fernandinho, Sterling ve Agüero'yu on birden çıkardı; Gabriel Jesus'u sol kanatta, De Bruyne ve Bernardo Silva'yı ise 4-4-2'nin ön ikilisinde görevlendirdi. Kuşkusuz bu hamlesi izleyen herkesi şaşırttı. Ama şaşıranlar yalnızca seyircilerden ibaret değildi. City oyuncuları da antrenörlerinin bu kararını şaşkınlıkla karşılamışlardı.

Maçın anahtar oyuncusu olan De Bruyne, karşılaşmanın ardından yaptığı açıklamada Guardiola'nın Real karşısındaki taktiksel yaklaşımının kendileri için dahi sürpriz olduğunu belirtti: "Pep ile dördüncü yılımızdayız ve hâlâ bizi şaşırtmayı başarıyor. Bazen oyuncuları olarak bile maç başlayana kadar bize nasıl görevler vereceğini bilmiyoruz."
Guardiola’nın basın toplantısındaki açıklamaları da en az maçın kendisi kadar ilgi çekiciydi. Sahte 9’la oynamalarının sebebini Real’in savunma şekliyle alâkalı olduğunu söyledi: “Savunmalarının merkezi oldukça agresif, dolayısıyla onlara karşı geniş alanları kullanarak hücum etmek zorundasınız. Aksi takdirde Ramos, Varane ve Casemiro inanılmaz top kazanıyorlar. Bu yüzden mümkün olduğunca kanatlardan içeri sokulmak istedik.”
Aslında Guardiola bunu daha önce de yapmıştı. Hem de yine Real Madrid'e karşı.
Barcelona'daki ilk sezonuydu. La Liga'nın bitmesine beş hafta kala Barcelona, Real Madrid'in dört puan önünde Bernabeu'ya gidecekti. Maçtan bir gün önce Guardiola, Lionel Messi'yi ofisine çağırdı ve ona Real Madrid'in her maçını seyrettiğini söyledi. Ofiste Guardiola'nın yardımcısı Tito Vilanova da vardı, bir yandan onunla da konuşuyordu. Sonra ikisi birlikte Messi'ye döndüler ve onunla ilgili fikirlerini açıkladılar; Bernabeu'da onu sahte 9 olarak kullanmayı düşünüyorlardı. Samuel Eto'o ve Thierry Henry kanatlarda olacak, o ise en uçta yer alacaktı. Ama ceza sahasında çakılı kalmayacak, sık sık derine inecekti. Böylece Real Madrid'in stoperlerini de beraberinde sürükleyecek, Eto'o ve Henry'ye savunma arkasında alan açılmış olacaktı.
Messi yıllar sonra o maç hakkında konuşurken, Henry'nin gollerinden birinin aynen bu şekilde geldiğini ve bunun hem kendileri hem de Real için sürpriz olduğunu söyleyecekti. Tıpkı De Bruyne'nin altını çizdiği dün geceki şaşkınlık gibi...
O maç aynı zamanda Messi'yi sahte 9 rolünde izlediğimiz ilk maçtı. Barcelona sahadan 6-2 galip ayrılıp hem El Clasico tarihinin en görkemli zaferlerinden birini elde etmiş hem de o sezonki şampiyonluk yolunu iyice açmıştı; Messi de iki gol bir asistle maçın yıldızı olmuştu.
Getty ImagesYıllarca Real Madrid'in orta sahasında Barcelona'nın sahanın her bölgesinde sayısal üstünlük kurmaya dayalı bu oyun anlayışı karşısında mücadele veren Xabi Alonso, El Clasico’larda yaşadığı çaresizliği şöyle anlatıyordu:
"Xavi topu almak için öne çıkar ve ben ona doğru basmaya gittiğimde bir alan açılırdı. Ardından Messi sahanın en ucundan arkamda açılan bu alana gelir ve bana karşı ikiye bir üstünlük yakalarlardı. Sonra Sergio Ramos da Messi'ye basmaya gelir ve Messi topu aldığında bu defa Ramos'un arkasında David Villa ya da Pedro için bir alan oluşurdu."
Alonso bir süre sonra bununla başa çıkmak için buldukları yöntemi ise şu şekilde açıklıyordu:
"Sonra bu durumu daha iyi kontrol etmeye başlamıştık. Ramos bana, 'Xabi, Messi geliyor!' diye bağırırdı. Ben de onu duyunca Xavi'ye basmak yerine Messi'yle birlikte kalırdım. Bu şekilde topa daha fazla sahip olurlardı; ama eskisi kadar tehlike üretemezlerdi ve onlarla en azından mücadele edebilirdik."
Dün gece de Real Madrid aynı anlayışla mücadele etmek zorundaydı. Guardiola'nın takımında roller aynı, isimler farklıydı. Messi’nin rolünde De Bruyne ve Bernardo Silva, Henry’nin rolünde Jesus, Eto’o’nun rolündeyse Mahrez oynuyordu. De Bruyne ve Bernardo Silva'nın derine inip topla buluştukları her pozisyonda Jesus ve Mahrez iç koridorlara hareketleniyorlardı. Ardından City en iyi oynadığı dakikalarda savunmasının hatasıyla geriye düştü. Maçın kaderini belirleyen değişiklik ise Bernardo Silva’nın yerine Sterling’in girmesi oldu. Üçüncü bir hızlı oyuncunun devreye girmesi Real savunmasının bütün dengesini altüst etti ve beş dakika içinde diz çöktürdü. Ramos ise Guardiola'nın İspanya'dan ayrılmasından beri belki de en zorlandığı maçını oynadı ve sahayı herkesten dört dakika erken terk etmek zorunda kaldı.
Getty Imagesİlginç bir geceydi, evet. Üç yıl üst üste bu kupayı kazanıp bir daha gerçekleşmesi çok zor olan bir şeyi başaran Zinedine Zidane, Şampiyonlar Ligi eleme turlarındaki ilk mağlubiyetini alırken, dokuz yıldır Avrupa kupası kazanamamakla eleştirilen Guardiola ise eleme turlarındaki 28’inci galibiyetini elde ederek Ancelotti, Mourinho ve Alex Ferguson’ı geride bıraktı ve eleme turlarının turnuva tarihindeki en fazla maç kazanan antrenörü oldu.
Guardiola’nın kendi ilkelerine küstahlık derecesinde sıkı sıkıya bağlı bir idealist olduğu düşünülür. Fakat bu genel kanının aksine, aslında o kazanmak için doğrularından ödün vermesi gerektiğinde en az Mourinho kadar büyük bir pragmatisttir. Dün gece de bunun bir kez daha görüldüğü o tarihi gecelerden biriydi.




