YAZI | Rezzan Yetiş @rezzan_yetis
Bu sözler, 54 yaşındaki Alman yazar Uli Hesse'nin kaleme aldığı "Tor! Alman Futbolunun Hikayesi" adlı kitapta yer alıyor. Aynı bölgede yaşayan ve aynı havayı soluyan insanların kurduğu, benzer tutkuları temsil eden ve birbirlerine 40 dakikalık tren mesafesinde bulunan Borussia Dortmund ve Schalke'nin birbirine karşı hissettiği negatif duygular, Hesse'nin de dediği gibi benzerliklerden kaynaklanıyor. Aynı kutupların birbirini itmesinden farksız bir durum olduğunu da belirtmeden geçmiyor.
Futbol dünyasında birbirinden ateşli, çekişmeli ve uzun bir tarihe sahip derbiler vardır. Bu derbilerden biri de şüphesiz ki Ruhr derbisi. Bu derbinin “tüm derbilerin anası” olarak anılmasının ise bir sebebi var.
Derbilerin birçoğu aynı şehrin veya bölgenin takımları arasında yerel bir çekişmeden doğar. Dortmund ve Schalke için de durum pek farklı değli. Almanya’nın Kuzey Ren-Vestflya eyaletinde bulunan ve temel gelir kaynağı kömür olan Ruhr bölgesinin bu iki büyük kulübünün temsil ettiği şehirler arasında (Dortmund ve Schalke’nin temsil ettiği Gelsenkirchen) neredeyse 30 kilometre var. Coğrafî yakınlıkları bu kulüpleri birbirinden uzak tutan şeylerin başında geliyor. Ancak bu, yerel bir rekabetle sınırlı değil.
Sarı-siyah mı, Kraliyet mavisi mi?
Schalke taraftarları için Dortmund, “Lüdenscheid-Nord”; Dortmund taraftarları için Schalke ise “Herne-West”tir. Çünkü taraftarların birbirine duyduğu nefret o kadar yoğundur ki birbirlerinin adını zikretmek yerine rakip kulübe en yakın şehrin adı kullanılır.
Bu nefret bir anda oluşmadı elbette.

1909’da kurulan Borussia Dortmund’un Ruhr bölgesinin baskın gücü olması için bir süre beklemesi gerekti. Onlardan önce, 1904 yılında kömür ve maden ocaklarının yoğun olduğu Ruhr bölgesinden kurulan ve bu sebeple “Madenciler” lakabını alan Schalke, 1933 ve 1945 yılları arasında tam 7 lig şampiyonluğu yaşamış ve bölgenin hakim gücü olmuştu.
1925 yılında ilk kez karşı karşıya geldiklerinde 4-2 kazanan Schalke, rakibi karşısında ilk kez mağlup olacağı güne kadar altı lig şampiyonluğunu hanesine yazdırdı.
Mayıs 1947’de Dortmund nihayet Schalke karşısında 3-2’lik skorla ilk galibiyetini almayı başardı. Bu maçın ardından Ruhr derbisi ete kemiğe büründü. İlk lig şampiyonluğunu 1956 yılında alan Dortmund, 1950’li yıllardan 1960’lı yılların başına kadar Ruhr bölgesinin egemen gücü olmak adına somut adımlar atıyordu. Derbinin tarihteki ilk izleri bunlar. Fakat derbinin fitili Bundesliga’nın kurulmasıyla ateşlendi.
1963'te Bundesliga'nın kurulmasından sonra madencilik endüstrisinin çöküşü ve bunu takiben çalışanların işten çıkarılması, Ruhr bölgesinde 1970'lerin sonlarından itibaren tansiyonu bir hayli yükseltti. Ekonomik krizle mücadele eden bölgenin en başarılı iki büyük kulübü de hem yerel hem de uluslararası alanda güç kaybediyor; ancak birbirlerine olan öfkeleri yaşanan sıkıntılarla daha da körükleniyordu. Bu süreçte kulübün efsane forvetleri Timo Konietzka ve Lothar Emmerich önderliğinde derbilerin kazananı Dortmund oldu ancak 1968 yılından itibaren bu üstünlük Schalke’ye geçti ve 1977 yılına kadar oynanan 12 Ruhr derbisini de kaybetmediler.
Köpekler ve aslanlar
Takvim yaprakları Eylül 1969’u işaret ederken Ruhr derbi tarihin en ikonik maçlarından biri oynandı. Dortmund’un o dönemki Rote Erde Stadyumu’nda oynanan derbinin 37. Dakikasında Schalke, Hans Pirkner’in golüyle 1-0 öne geçti. Fakat bu gol, binlerce taraftarların sahaya inmesine sebep oldu. Olaya müdahala etmeye çalışan polisler Alman çoban köpeklerini serbest bıraktı ve kontrolü ele almak istedi. Ancak Rex adlı bir köpek, Schalke’nin savunma oyuncusu Driedel Rausch’u sırtından ve takım arkadaşı Gerd Neuser’i kalçasından ısırdı. Rausch tetanoz aşısı olarak 1-1 sonuçlanan maçın geri kalanını oynayabildi. Maçın ardından Dortmund, Rausch’a özür mahiyetinde 500 Alman markı ve bir buket çiçek gönderdi. Rausch 2009 yılında Die Weld’e verdiği röportajında o ısırığın izinin hala durduğunu söylemişti.
Fakat bu özür, Schalke için yeterli olmadı. Gelsenkirchen kulübü, kendi sahalarında oynanan bir sonraki maçta karşılık vermek istediler. Kulübün o dönemki başkanı Günter Siebert yerel bir hayvanat bahçesinden getirttiği aslanları stadyuma getirdi. Aslanlar, sahaya çıkan Schalke’li oyunculara eşlik etti ve maç esnasında güvenlik görevlilerinin yanında saha kenarlarında durdular. Böylece her iki rakip de birbirine ‘diş’ göstermiş oldu.
O maçın ardından aralarındaki rekabet artarak devam etti. Ancak öyle bir gün geldi ki birbirlerinin başarılarıyla ‘neredeyse’ gurur duydular.
Avrupa’nın efendileri
21 Mayıs 1997’de Schalke, San Siro’da oynanan UEFA Kupası finalinde rakibi Inter’i penaltı atışlarında 4-1 mağlup etti ve ilk Avrupa zaferini elde etti. Bu maçtan bir hafta sonra bu sefer Borussia Dortmund kulüp tarihindeki ilk Avrupa şampiyonluğunu yaşadı ve Münih’te oynanan Şampiyonlar Ligi finalinde Juventus’u yendi. 1 hafta içinde Avrupa Kupaları’nın sahipleri Almanlar olmuştu. Bu maçların ardından Bayern Münih efsanesi Franz Beckenbauer, “Alman futbolunun kalbi Ruhr’da atıyor” diyerek bu iki kulübün başarılarını böyle tebrik etmişti.
Ruhr bölgesinin iki ezeli rakibi, aniden Avrupa’nın tepesine yerleşmişti. Taraftarlar da ne yapacaklarını bilmiyorlardı: Gurur mu duymalıydılar, yoksa ‘bizim kupamız daha büyük’ kavgasına mı tutuşmalıydılar? Bu ayrım net bir şekilde tribünlere de yansımıştı.

Şampiyonlar Ligi finalindeki bazı Dortmund’lu taraftarlar kendi zaferlerinin Schalke’den daha üstün olduğunu yansıtan tezahüratlar yaparken bir kısm ise “Ruhr Ruhr” diye bağırıyor; Avrupa futboluna bir takımın değil koca bir bölgenin hükmettiğini dile getiriyorlardı.
Bir sene öncesinde Bayern’i yenerek UEFA Kupasına katılım hakkı kazanan Schalke’de de tribünlerde “Ruhr Ruhr” sesleri yükselmişti. Sanki Schalke ve Dortmund, ortak bir noktada buluşarak adeta diğer takımlara karşı birlik olmuş gibilerdi.
Lehmann ve Möller
UEFA Kupası finalinde Ivan Zambrano'nun attığı ilk penaltıyı kurtararak takımına zaferin kapısını 'elleri' ile aralayan efsane kaleci Jens Lehmann'ın kahramanlığı bu gece ile sınırlı değildi. Çünkü 19 Aralık 1997'de Schalke'nin Bundesliga'da Dortmund ile oynadığı ve 2-1 geride olduğu maçta yaşattıklarıyla tariha geçecekti.
İlk gol 26. dakikada Dortmund'dan gelmişti ve devreyi 1-0 önde kapattılar. Schalke 75'de eşitliği yakalasa da 4 dakika sonra Dortmund ikinci golü buldu. Son şansını denemek için hücuma çıkan Schalke'de Marc Wilmots'ın ortası kornere çıktı. 55 bin kişinin Signal Iduna Park koltuklarını doldurduğu maçta köşe vuruşunu Olaf Thoon kullandı. Thomas Linke'nin şutu dışarı çıkmak üzereyken kale önünde kafa vuruşuna yükselen isim, kendi kalesini terk ederek şansını denemek isteyen Jens Lehmann'dı. Bu gol, Bundesliga tarihinde atılmış 33 bin 325. gol olarak değil; akan oyunda bir kalecinin attığı ilk gol olarak tarihe geçti.
Aynı yıl içerisinde Schalke için iki büyük olayın baş kahramanı olan Lehmann sezon sonunda Milan'a transfer olarak birinci; altı ay sonra Bundesliga'ya dönüp Borussia Dortmund'a imza atarak ikinci hançeri saplayacaktı. Üstelik kariyerindeki tek Bundesliga şampiyonluğunu da Dortmund ile kazandı.
Benzer bir hikaye Dortmund için de yaşanmıştı. 1998-1990 ve 1994-2000 yılları arasında Borussia Dortmund forması giyen ve büyük başarılar elde eden Andreas Möller'in 2000'deSchalke'ye transferi, sarı siyahlı taraftarları çılgına çevirmişti. Stuart isimli bir Schalke taraftarının FourFourTwo'ya verdiği röportaja bakılırsa rakipler de bu transferden memnun değildi: "Bir arkadaşım beni arayıp 'Dünyanın sonu geldi. Möller'i transfer ettik' dedi. Yanına gidip onu teselli etmek zorunda kaldım. Schalke maçlarına bir daha asla gitmeyeceğini söyledi. Bir sonraki sezon Schalke'nin en iyi sezonlarından biriydi ve gerçekten de hiçbir maça gitmedi."
Tüm derbilerin anası
7 lig şampiyonluğu olan Schalke, bu zamana kadar ne kadar yaklaştıysa da Bundesliga’yı kazanmayı bir türlü başaramadı.

O sezonlardan birinde, 2006-07’de 1 puan farkla liderlik koltuğunda oturan ve şampiyonluğa iki maç uzaklıkta olan Schalke, sondan bir önceki hafta orta sıralarda yer alan Dortmund’un sahasına konuk olmak zorundaydı. Kasım 1998 ve Mayıs 2005 yılları arasında oynanan 13 derbiyi de kazanamayan Dortmund, şampiyonluk kapısında bekleyen ezeli rakibini Alex Frei ve Ebi Smolarek’in golleriyle 2-0 mağlup ederek acı bir intikam aldı ve onları en yakın takipçileri Stuttgart’ın iki puan gerisine iterek ikinci sıraya gerilemelerine sebep oldu. Stuttgart son haftaki maçını kazandı ve Schalke ilk kez bu kadar yaklaştığı Bundesliga şampiyonluğuna veda etmek zorunda kaldı.
Dortmund taraftarları için rakiplerini şampiyonluktan etmek yetmedi: Bundesliga’nın son haftasında oynadıkları maçta Bundesliga kupası ile Schalke’nin sportif direktörü (bir dönem Dortmund forması da giyen eski futbolcu) Rudi Assauer’in yan yana yer aldığı bir pankart açtı ve şu mesajı verdi: “Bak; ama dokunma.” Ayrıca bir uçak kiralayarak Gelsenkirchen şehri semalarında şu pankartı uçurttular: “Bundesliga şampiyonluğu olmayan koca bir hayat.”
Birçok futbolsever için Dortmund ve Bayern Münih rekabeti Bundesliga’nın en çekişmeli rekabeti olarak görünebilir. Haksız da sayılmazlar zira hem yerel hem de uluslararası platformda en başarılı Alman kulüplerinin başında yer alıyorlar. Fakat yine de Ruhr derbisi gibi bir geçmişe ve hikayeye sahip değiller.
Doğma büyüme Dortmundlu olan ve bir dönem formasını da giyen Kevin Grosskreutz, “Eğer oğlun Schalke’yi tutsaydı ne yapardın?” sorusuna verdiği cevapla Ruhr derbisinin önemini açıklıyor aslında: “Evlatlık verirdim.”




