Haberler Canlı Skorlar
Lucien Favre

Topa aşık bir adam: Lucien Favre

22:27 GMT+3 10.11.2018
Lucien Favre Borussia Dortmund
Borussia Dortmund'un mükemmeliyetçi ve ayrıntılar konusunda obsesif teknik direktörü Lucien Favre'ı daha yakından tanımaya ne dersiniz?


ÇEVİRİ | Onur Özgen @ozgenonur

Sezon başında Borussia Dortmund'un başına geçen Lucien Favre, Kasım ayı itibarıyla hem Bundesliga'da hem de Şampiyonlar Ligi'nde oldukça parlak bir başlangıç yaptı. Öyle ki takımı, yıllardır Avrupa'nın en iyi savunma yapan takımı olan Diego Simeone'nin Atletico Madrid'ini ilk maçta dört golle geçerken, Bayern Münih'i ligde geriden gelerek mağlup etmeyi başardı.

Peki Favre'ın bu başarısındaki sırrı ne? İsviçreli antrenör, futbola nasıl bakıyor? Socrates Magazin' in Şubat 2017 tarihli sayısında yayımlanan bu röportaj, Favre'ın antrenörlüğü hakkında oldukça detaylı fikirler veriyor. Keyifli okumalar...

Futbola dair en çok neyi seviyorsunuz?

Topun kendisini. Ben topa aşığım. Topu görür görmez onunla oynamam gerektiğini düşünürüm. Bugün bile antrenmanlar sırasında bir top görünce hemen oynamaya başlıyorum. Biraz hokkabazlık yapıyorum ve çok eğleniyorum. Benim için top bir mıknatıs gibi. O daima beni çeker.

Sizce son 10-15 yıl içinde oyunda değişen neydi?

O kadar fazla şey değişmedi. Oyun sistemlerini soruyorsanız, onlar maç sırasında ayarlanır. Örneğin bir maça 4-3-3 formasyonuyla başlarsınız ve on dakika içinde 3-4-3 ya da 3-4-1-2’ye evrilir. Bu birkaç yıl önce böyle değildi, çoğunlukla maça başladığınız sistemi doksan dakika boyunca korurdunuz. Ve tabii bu arada, bütün olası sistemler denendi. Bu yüzden artık yeni sistemlerin icat edilmesi imkansız.

Sistemler, geçmişle karşılaştırıldığında neden çok sık değişti?

Birkaç nedeni var: Artık daha fazla oyuncu farklı pozisyonlarda oynayabiliyor, bekler kanat oyuncusu hâlini alıyor, kanatlar daha fazla merkezde oynuyor ve defansif orta saha oyuncuları da iki stoperin arasında görev yapıyor. Eskiye göre en büyük fark ise hareket. Rakibi şaşırtıp yenmek için hızlı ve öne doğru hareket etmeli, hedefe yönelik oynamalısınız. Oyun gittikçe daha yoğun bir hâl alıyor. 60’lı yıllarda bir oyuncu ortalama dört kilometre koşardı. Bugünse 12 ile 14 kilometre arasında koşuluyor.

Artık yeni sistemlerin icat edilemeyeceğinden söz ettiniz. Yapılan taktik hamleler üzerine yeni karşı hamleler üretilemeyeceği bir noktaya ne zaman gelindi? Sizce bu durum uzun süredir böyle miydi?

Genel çerçevede, işlerin 70’li yıllardaki gibi olduğu söylenebilir, tek fark bugünkü oyunun daha yoğun olması. Topu rakip ceza sahası yakınlarında kaybederseniz, mümkün olduğunca çabuk geri kazanabilmeniz için hemen pres yapmanız gerekiyor. Bu birçok takım tarafından uygulanıyor. Daha önce böyle değildi.

Bugün oyunu geliştirmek adına hangi alanlarda daha fazla potansiyel yattığını düşünüyorsunuz? Antrenman, oyuncu gelişimi ya da başka bir şey?

Hâlâ birkaç alan var. Oyunu daha da hızlı hâle getirmek için öncelikle bir oyun zekâsına sahip olmalısınız. Sonra teknoloji geliyor. Aynı zamanda talepleri karşılamak için en iyi şartlara sahip olmanız gerekir.

Benim düşünceme göre en büyük potansiyel teknik anlamdaki antrenmanda yatıyor. Bence birçok kulüp bu alanda çok iyi çalışmıyor. Örneğin, hızlı gelen bir topu kontrol etmek ve hemen ardından ileriye doğru diyagonal bir pas göndermek, her oyuncunun başarabildiği bir şey değil. Eğer bu konuda ustalaşırsanız, rakip şaşkına döner. Böylece oyunu daha iyileştirebilir ve hızlandırabilirsiniz. Ya da rakibi şaşırtmak için dikine hızlı oynamak, bu da sevdiğim bir şeydir. Modern bir oyuncu iki ayağını da kullanabilmeli.

En büyük çalışma sahası ise kesinlikle teknoloji alanında. Burada gelişme sağlanması gereken hâlâ çok fazla yer var.

Günümüz oyununda top sürmek hâlâ önemli mi?

Kesinlikle. Güçlü bir top sürmeyle fark yaratırsınız. Bire birler ya da ikiye birler konusunda zirvede olan oyuncular Arjen Robben ve Franck Ribery’e bakın. Bu tip oyuncular inanılmaz önemlidir, aksi takdirde oyun sıkıcı olur. Sadece pas yapmak görülmeye değer değildir. Bu yüzden antrenmanlarda top sürmenin önemi üzerinde daha çok durulmalı. Bir oyuncunun top sürerek iki rakibini eksiltmesi ve ardından iyi bir pas vermesi – kolektif oyunun mantığı buradadır. Benim için top süren oyunculara sahip olmak bir gereklilik, çünkü böyle oyuncular daima fark yaratabilirler. Yalnızca pas oyunuyla fark yaratmak ise neredeyse imkansızdır.

Maç ve rakip analizleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Oyunun daha bilimsel ve teknolojik bir yapıya büründüğüne inanıyor musunuz?

Bu gerçekten benim işim değil. Oyunun basit kalması benim için önemli. Bu oyunu karmaşık hâle getirmemeli, aksi takdirde seyirciler uzak dururlar.

Oyunun daha hızlı ve yoğun oynanması için gereken tek şey, üstün bir tekniktir. Teknik açıdan sınırlıysanız, en üst seviyede hayatta kalabilmekte büyük sorunlar yaşarsınız. Bunun için daha çabuk sezmeli ve reaksiyon vermelisiniz. Örneğin bugün hâlâ havadan gelen bir topu kontrol etmekte sorun yaşayan oyuncular görüyorum.

Siz aynı zamanda maç hazırlığında video analizlere çok sık yer veren bir antrenörsünüz. Neden?

Hiçbir şeyi şansa bırakmamak için. Video analizlerinde en önemli şey son maçımızı detaylı olarak analiz etmektir. Bu sayede birçok şeyi geliştirebilirsiniz. Ardından sıra rakip takımın analizine gelir: Nasıl oynuyorlar, güçlü ve zayıf yanları neler, vs. Bir maçı 5-0 kazansak bile bireysel ve takım olarak gelişmek için analiz edecek bir şeyler her zaman vardır.

Maç içindeki antrenörlük gerçekten önemli mi, yoksa biraz abartılıyor mu?

Bu elbette önemli, ama antrenörün hafta boyunca takımıyla beraber, rakibin oyun tarzına da bağlı olarak hangi çalışmaları yaptığı her zaman daha önemli olacaktır. Aynı zamanda maç günü de önemlidir: Motivasyon, devre arası konuşması... Maç sırasındaysa özellikle taktikle ilgili detaylar küçümsenemez. Bu yüzden maç içi antrenörlük, abartılmış bir şey değil. Doğru zamanda doğru değişiklikleri yapmak çok önemlidir; öne geçmek istediğinizde ya da skoru korumak için savunmayı güçlendirmeniz gerektiğinde.

Son tahlilde bir antrenör için en önemli şey nedir?

Her an için oyunla ilgili her parametreye hâkim olması: Oyuncularıyla, meslektaşlarıyla, yöneticileriyle, çalışanlarıyla, hakemlerle, sağlık departmanıyla ve medyayla ilişkiler... Her an için işinizin kontrolünüzde olduğunu hissetmelisiniz ve oyuncularınızla nasıl anlaşacağınızı bilmelisiniz. İşin insan tarafı, her şeyin üstündedir.

Doğaçlama da günlük çalışmalarınızda önemli bir rol oynuyor mu?

Sezgilerin çok önemli olduğunu söylemeyi tercih ederim. Doğaçlama yapmak zordur, onun yerine planlamaya daha fazla önem atfederim.

Antrenmanlar esnasında oyuncularınızın sıkılma riskinin olabileceği izlenimine kapıldığınız oluyor mu?

Bunun olmamasını sağlamak da antrenörün görevleri kapsamına girer. Yapılan alıştırmaların çeşitlilik göstermesi için gereken yaratıcılığı ortaya koymalısınız. Elbette bu da günlük çalışmalarımızda çok önemli bir yer teşkil ediyor. Bir antrenör olarak bunun yanı sıra her gün yeni bir şey öğrenmenin yollarını aramalısınız; bu oyuncularla ilişkinize dair bir şey de olabilir, oyunla ilgili teknik bir unsur da... Gelişiminizi sekteye uğratmamak için kendinizi sürekli olarak sorgulamalısınız. Aksi hâlde kalıcı bir başarı elde edemezsiniz.

Bir antrenör belli bir süre sonra sıkıcı olabilir mi?

Asla sıkıcı olmamak için en önemli soruyu kendine sormak zorundasın: Her gün neyi daha iyi yapabilirim? Bu soruyu her gün kendime soruyorum. İşte bu yüzden birkaç yıl boyunca en üst düzeyde başarılar elde ettim ve işimden her gün zevk aldım.

Ayrıca ufkunuzu sürekli genişletmek zorundasınız. Kendi adıma Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, Portekiz ve İsviçre liglerini hep yakından takip ettim. Sadece Avrupa da değil, diğer kıtalardaki antrenman modellerini yakından inceledim. Daima keşfedilecek yeni bir şey vardır. Her zaman çok aç ve yeni şeyler hakkında merak eden biri oldum.

1980'lerin sonlarında, İsviçre’nin Servette kulübünde Karl-Heinz Rummenigge'yle aynı odayı paylaştığınız dönemde, günün birinde antrenör olmayı düşünmüş müydünüz?

Tam olarak değil. Ama Rummenigge'yle antrenörümüzün olası taktiksel formasyonları ya da bir sonraki rakibimizin nasıl oynayacağı hakkında çok konuşuyorduk. Oyuncu olmamıza rağmen birçok taktiksel şeyle ilgileniyorduk.

Antrenörlüğe nasıl başladınız?

1991 yılında, 34 yaşındayken, oyunculuk kariyerimden sonraki geleceğimi planlamaya başlamıştım. İlk olarak alt yaş takımlarını çalıştırdım ve çabucak sevdim. Bu, kariyerimin geri kalanı için çok önemliydi. Ardından bir üçüncü lig takımının başına geçtim ve devam ettim.

Oyuncu olarak 32, 33 yaşlarınızdayken geleceğinize kafa yormanız çok önemli. Bugün bir futbolcunun kariyeri ortalama on yıl sürüyor ve her şey çok hızlı gelişiyor, bu yüzden trenin kaçmaması için bir yandan geleceğinize hazırlanmalısınız. Eğer bir oyuncu olarak sadece kariyerinize odaklanıyorsanız ve etrafınıza bakıp geleceğinizi düşünmüyorsanız, işiniz zor. Bu tüm oyunculara bir tavsiye.

Günde kaç saat çalıştığınızı biliyor musunuz?

Saymıyorum. Benim için işim sadece eğlencedir. İşimle ilgili en çok sevdiğim şey de yeşil sahanın üzerinde olduğum anlardır. Sıkılıyor olsaydım, ancak o zaman, günde kaç saat çalıştığımı bilebilirdim.

Antrenör olarak günlük çalışma rutinine ihtiyaç duyduğunuzu mu düşünüyorsunuz, yoksa milli takım antrenörü olmak da ilginizi çeker miydi?

Dürüst olmak gerekirse, kendime bu soruyu hiç sormadım. Bir kulüp takımı antrenörü olarak işimi seviyorum. Ama geleceğin ne getireceğini asla bilemezsiniz.

Hayatınızın son gününe kadar çalışacak mısınız, yoksa bir noktada emekli olacak mısınız?

Kariyerime bir gün son vereceğim, ama tamamen değil. İçinde topun olmadığı bir hayat benim için çok zor olurdu. O yüzden topa olan aşkım daima sürecek.

Harika bir antrenör olmak için harika bir oyuncu olmak gerekir mi?

Bu konuda her çeşit örnek var. Arrigo Sacchi, oyuncu olarak büyük bir kariyere sahip olmadan AC Milan'a yeni bir oyun tarzı getirdi. Rakibe önde baskıyı temel alan bir 4-4-2 sistemi icat etti.

Oyuncu olarak tanınmayan ama antrenör olarak büyük bir kariyere sahip olan birçok örnek bulunuyor. İyi bir oyunculuk kariyerinin ardından antrenörlüğe başlayanların tamamen farklı bir tavırlarının olduğu açık. Ama büyük bir oyunculuk geçmişinden gelmeyenler de sadece “teorisyen” olarak kalmıyorlar, takımlarıyla büyük başarılar da elde edebiliyorlar. Yeni fikirler getiriyorlar. Bunun çok fazla örneği var. Yeterli olmasalardı, antrenör olarak en üst düzeyde hayatta kalamazlardı.

Tam tersi de geçerli: Oyuncu olarak her şeyi başarmış biri olmanız, sizi tek başına iyi bir antrenör yapmaya yetmiyor. Bunu ancak zaman içinde hak edebilirsiniz. Bundesliga'da şu an birçok genç antrenörün olumlu anlamda sürprizler yaratması da futbol için iyi bir şey.

Yaptıklarını takip edip, zaman zaman kendi takımınıza uyarladığınız ya da doğrudan tavsiye için kapısını çaldığınız belli antrenörler var mı? Yoksa kararlarınızı her zaman kendi deneyimlerinize ve ekibinizin görüşlerine mi dayandırırsınız?

Aslında, kararlarımı her zaman ekibimle birlikte alırım. Diğer antrenörlerin etkisi altında karar vermeye ihtiyaç duymayacak kadar tecrübem var.

Peki size özellikle ilham veren bir antrenör oldu mu?

Bana en çok ilham veren antrenör, hem oyuncu hem de daha sonra Barcelona'nın teknik direktörü olarak Johan Cruyff'tu. Arsene Wenger’i ve Christian Gourcuff'u da beğenirim – Gourcuff’la o Rennes’i, ben Nice’i çalıştırırken çok iyi bir ilişkimiz vardı.

Alt yaş takımlarını çalıştırdığım yıllarda, boş zamanlarımı çeşitli antrenörlerin antrenmanlarına kendimi davet ettirmeye çalışmakla harcardım: Arsenal’daki ilk günlerinde Wenger’in antrenmanlarını yerinde takip etmiştim mesela. Belçika Milli Takımı'nı çalıştırdığı yıllarda Raymond Goethals’in, Bayern Münih’de Ottmar Hitzfeld’in ve hepsinden önemlisi de 1993'te Barcelona’yı çalıştıran Cruyff'un misafiri olmuştum. Orada iki hafta geçirmiştim. Ama daha önce de onun çalışmalarını, Barcelona'daki oyuncularını sahada nasıl da kusursuz bir hareket içinde işletebildiğini, toplu ve topsuz oyunda onları nasıl yönettiğini, öngörü yeteneğini, aklınıza gelebilecek her şeyi incelemiştim. Aynı zamanda Brezilya Milli Takımı antrenörü olduğu yıllarda Tele Santana’dan da çok etkilenmiştim. Muhteşem bir antrenördü.

Pep Guardiola’yı da takdir ediyormuş gibi görünüyorsunuz.

Cruyff’un yaklaşımının bugünkü mirasçısı Pep. 1993'te Barcelona'yı ziyaret ettiğimde, o takımın orta sahadaki beyni oydu. Çok zekiydi. Bir oyuncunun yüksek bir oyun zekâsı varsa, ileride iyi bir antrenör olma şansı da yüksektir. Şubat 2016'daki son 16 turunda Juventus ile 2-2 berabere kaldıkları maçın ilk altmış dakikasını hatırlıyorum. Olağanüstü bir önde baskıyla, topu bir saat boyunca Juventus’a göstermemişlerdi bile. Bunun yanında Guardiola maç içinde sistem değiştirmişti. Bir antrenör olarak, kesinlikle en iyilerden biri.

Peki pas oyununu biraz abartmıyor mu?

Pep, tıpkı benim gibi, topa sahip olmak konusuna çok değer veriyor. Ama yalnızca topa sahip olmak için topa sahip olmak benim ilgimi çekmiyor. Topa sahipken çok fazla hareket etmeli, aksiyonlarınızı sizi gole yaklaştıracak alanlara taşımalısınız. Beni de Pep gibi topa sahip olma oyununun hayranı sayabilirsiniz.

(Alexis Menuge'nin yaptığı röportajın orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.)

Çeviren: Onur Özgen

Socrates Magazin, sekiz farklı ülkede aylık olarak yayımlanmaktadır.