18 yaşın üzerinde misiniz?

Help us verify your age by providing an honest response. This site contains gambling advertising for 24+.

Age-restricted content

Bahis içeriklerini görüntülemek için gerekli yaşta değilsiniz. Ana sayfaya yönlendirileceksiniz.

Alan WatkinsGoal Türkiye

ÖZEL RÖPORTAJ | Alan Watkins: Biyolojini kontrol et, performansını kendin belirle

Dr. Alan Watkins, insan performansı üzerine uzmanlaşmış bir bilim insanı. Birlikte çalıştığı isimler arasında Olimpik sporcular, Arsene Wenger, Gareth Southgate ve Nuri Şahin de var. Watkins’le, 23. İnsan Kaynakları Zirvesi için geldiği İstanbul’da söyleştik.

Videolarınızı izledim. Anlattığınız etkileyici bir örnek var. Golfçü Sergio Garcia, son güne kadar lider götürdüğü bir turnuvayı son gün yaptığı vuruşlarla kaybediyor. Ertesi sene aynı şeyleri yine yaşıyor.

Evet, Sergio hafta boyunca harika oynamıştı ve son güne sanırım dokuz vuruş önde başlamıştı. Ama Pazar günü o kadar kötüydü ki Padraig Carrington onu yendi. Kazanmaya çok yakınken bir şeyler oldu. Bir günde golf oynamayı unutmamıştı tabii ki. Ve ertesi yıl, aynısı yine oldu. Şaşırtıcı olan bu: Elit bir sporcu, aynı hatayı iki yıl üst üste yapıyor ve aynı şekilde aynı insana kaybediyor. Demek ki, tüm teknik kapasitesine rağmen bu seviyede başarısızlığa sebep olan başka bir şeyler var. Baskı altında, performansı çökebiliyor.

Yine golften bir örnek verebiliriz: Tiger Woods ilk çıkışını yaptığında, beş yıl boyunca sporu domine etmişti. Belki de herhangi bir sporcunun herhangi bir spordaki en büyük hakimiyeti yaşanmıştı o dönemde. Ama sonra özel hayatında sorunlar yaşadı ve bir daha asla aynı düzeye gelemedi. Nasıl olur da, insan birden yeteneğini kaybedebilir? Demek ki, bunu nasıl yaptığını bilmiyor. Bilseydi, her seferinde o performansı sergileyebilirdi. Tüm mesele burada. Biz de bunun için vücudun nasıl çalıştığına bakmaya başladık.

Alan Watkins

Siz, cevabı biyolojide buluyorsunuz.

Sonuçları değiştirmek için, insanların davranışlarını değiştirmeniz gerekir. Davranışı etkileyen nedir? İnsanların yaptığı ve yapmadığı şeyler, daha derinde, görmediğiniz şeylerden kaynaklanır. Davranışın altında düşünceler vardır. Bir oyuncunun kendisiyle, oyunla, hocasıyla, takımıyla, rakibiyle ilgili ne düşündüğü, davranışlarını etkiler. Bir teknik direktör oyuncusuna ne yapması gerektiğini söyler, ama oyuncu teknik direktörün aptal olduğunu düşünüyorsa söylediklerini yapmayacaktır. İnsanların düşünüşü de daha derindeki şeylerden hareket eder: Hisler düşünceyi dikte eder, düşünce davranışı dikte eder, davranışlar da sonuçları.

Spor terminolojisinde özgüven çok kullanılır. Özgüven bir duygudur, insanların kendileri hakkında ne düşündüğünü değiştirir. Eğer özgüven hissetmiyorsanız, düşünerek özgüven sağlayamazsınız. Ama hislerin de altında çok daha temel bir şey vardır: Duygular (Watkins, burada “feeling” ve “emotion” kelimelerini kullanıyor. “Emotion”ı insanın içindeki duygunun en saf hali, “feeling”i ise o duygunun kişide uyandırdığı his, insanın o duygunun farkına varışı olarak kullanıyor). Pek çok insan, özellikle erkekler, bu ikisi arasındaki farkı bile bilmez. Ama duyguları kavrasanız bile biyolojiyi de kavramanız gerekir. Sergio Garcia bir anda kötü bir golfçü olmadı ama biyolojisinde bazı şeyler ters gitti. Endişe duymaya başladı; duyguları alt üst oldu ve bu da onun düşüncesini ve kararlarını etkiledi. Ve vuruşları kaçırdı.

İnsanın sisteminde pek çok düzey vardır, bunu bilirseniz gizem ortadan kalkar. Bunu anladığınızda biyolojinizi de kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz, baskı altında tıkanmazsınız. Bir futbolcu seri penaltı atışları sırasında neden hata yapar? Kaleden 11 metre uzakta ve topu dışarı atıyor. Normal bir maçın içinde o penaltıyı atabilir. Neler oluyor? Biyolojisi bozuluyor ve bunu kontrol edemiyor. Sporcuların antrenmanı, onların biyolojisinin antrenmanını da içerir. O da size düşüncelerinizi, davranışlarınızı ve sonuçlarınızı kontrol edebileceğiniz bir platform sunar.

Günümüzde sporda taktik ve teknik daha çok konuşulurken sporcu psikolojisinin arka plana atıldığını düşünüyor musunuz?

Son iki Olimpiyat Oyunları öncesinde Büyük Britanya’nın kürek takımı ile çalışma fırsatı da buldum. Sporcularla konuşurken, “Özgüvenin sporcu için önemli olduğunu düşünenler el kaldırsın” dedim. Herkes kaldırdı. “Özgüven, madalya kazanmak ve kazanmamak arasındaki fark olabilir diyenler el kaldırsın” deyince de herkes kaldırdı. Hepsinin sporcu olarak üç aşağı beş yukarı aynı düzeyde olduğunu kabul ediyoruz. Hepsi için özgüven, kazanmak ve kaybetmek arasındaki farkı belirleyen bir faktör olabilir. “Peki özgüven nedir?” diye sorduğumda kimse cevap veremedi. Sporda hâlâ detaylı düşünce eksikliği var, insanın sisteminin nasıl çalıştığını hâlâ anlamıyorlar. Bu yüzden hâlâ her sporda baskı altında oyuncular tıkanıyorlar. Sadece sporda da değil. İş dünyasında aynı şey var. Bir CEO gazeteciler karşısında tıkanıyor, aynı şey. Sahne korkusu aynı şey. Çocukların sınav stresi, aynı şey. Anlarsanız kontrol edebilirsiniz.

Son 10 yılda belki de tarihin en iyi iki futbolcu performansına tanıklık ediyoruz: Messi ve Ronaldo, neredeyse her hafta aynı üst düzey performansları sergileyebiliyorlar. Bunun sırrı da güçlü karakterlerinde mi? 

Sanırım öyle. İkisiyle de kişisel olarak tanışmadığım için söylemem zor ama medyadan takip etitğim kadarıyla öyleler. Ronaldo’nun üzerinde kendisinden şüpheden eser yok. Fevkalade güvenli, ne olursa olsun etkilenmiyor. Baskıya bağışıklığı var gibi. Bilinçli ya da bilinçsiz şekilde biyolojisine ve duygularına sıkı sıkıya hakim görünüyor. Davranışlarında şüpheden eser yok, etrafında ne olursa olsun etkilenmiyor gibi. Bilinçli ya da bilinçsiz olabilir, ama duygularını disipline etmiş ve kendisini hedeften uzaklaştıracak hiçbir duyguya yaklaşmıyor. Bunu sezgisel olarak yapıyor olabilir. Belki size nasıl yaptığını anlatamaz bile. Ama eğer Ronaldo’nun özgüvenini tüm takımına aşılayabilseydiniz, belki onun kadar zirvede olmasalar bile, her oyuncu kendi en iyi versiyonuna ulaşabilir, ki amaç da bu.

Arsene Wenger’le de bir dönem çalışmışsınız. O nasıl bir karakter?

Onunla, Arsenal’ın duble yaptığı 2001-02 sezonunda konuşmalarımız olmuştu. Menajerlerin çoğunluğuna göre çok daha sofistike düşünen bir adamdı. İngiltere’deki ilk yıllarında bu sofistike düşünce biçimini menajerliğine de yansıtmış ve genç oyuncu yetiştirme konusunda muazzam bir başarı elde etmişti. Ve güzel futbol oynatıyordu. Bana demişti ki: “Kazanıp kaybetmeyi çok önemsemiyorum, çünkü sonuç, buz dağının görünen kısmıdır. 1-0 kazanabilir ya da 1-0 kaybedebilirsin. Ben, sonuçları belirleyen şeylere bakarım.” O zaman da bu, pas kalitesiydi. Diyordu ki, “eğer pas kalitesini oturtursak, rakibimizden daha kaliteli paslaşabilirsek, çok yüksek ihtimalle maçı kazanırız.” Bazen rakip şansıyla bir gol atabilir ve kaybedebilirdi, ama felsefe buydu. Pas kalitesi, takımlarını belirleyen unsur oldu. Daha sonra bunu kopyalayan takımlar oldu ve avantajlarını yitirdiler. Ama o zamanlar, bunun üzerine çok derin düşünüyordu.

Arsene Wenger Arsenal Bournemouth Premier League

Bu, aynı zamanda Arsenal’da ilk yıllarında neden bu kadar başarılı olduğunu, sonraki yıllarında bu seviyeyi yakalayamadığının da sebebi. Bu da başka bir problem: Yenilikler getirmeye devam etmek zorundasınız, çünkü dünya yenilikçi insanlara yetişir. Bence Sol Campbell, Patrick Vieira ve Thierry Henry’li omurgasıyla ve Robert Pires, Dennis Bergkamp gibi parçalarla Arsenal, Avrupa’yı dört, beş yıl domine edebilirdi ama edemedi. İngiltere’de başarılı oldular ama bunu Avrupa’da yapamadılar. Bunun için takımdaki her bireyin performansını optimize etmek için uğraşması ve yenilikler yapmaya devam etmesi gerekirdi. 

Form durumunun yarattığı psikoloji performansı nasıl etkiler? Mesela galibiyet serisindeki bir takım, daha güvenli hale de gelebilir, ya da bunu koruma kaygısı bir baskı da yaratabilir.

Baskı yaratıp yaratmayacağı nihayetinde sizin yapacağınız bir tercihtir. Eğer duygu durumunuz kontrolünüz altındaysa, istemediğiniz bir baskı hissetmezsiniz. Hayatınızda, hissetmek istemediğiniz hiçbir duyguyu hissetmeyeceğiniz bir noktaya gelmeniz mümkün. İki tane gorilin kavga ettiğini düşünün: Bu önemli bir kavga, çünkü kazanan, dişi gorillerle çiftleşecek. Biri kazanacak, diğeri kaybedecek. Kaybeden kortizol salgılayacak, çünkü kaybetti ve umutsuz durumda. İlk kavga sonunda kolu kırıldı ve köşesine çekilip yaralarına bakıyor. Aslında kortizol onun hayatını kurtarıyor. Çünkü kortizol, onu umutsuzluk hissinde tutuyor, ikinci bir kavgaya girse ölür. Kazanan ise DHEA (testoseron) salgılıyor, birden çok daha çekici görünüyor; bu onun performansını, dayanıklılığını da etkiliyor ve kadınlarla çiftleşiyor. Kazanma serilerini belirleyen şeyler bunlardır. Kaybetmiş hissediyorsan ve o histen çıkamazsan kısır döngüye girme ihtimalin yüksektir. Bir yenilgi kortizolunu artırır, berbat hissedersin, yenilirsin, kortizol salgılarsın, yenilirsin... Ve böylece seri yenilgiler alırsın. Ama zıttı da doğrudur: Kazanırsın, DHEA salgılarsın, harika hissedersin, DHEA salgılarsın, kazanırsın, DHEA salgılarsın ve galibiyet serisine başlarsın. Hepsi biyoloji. Biyolojinizi kontrol etmeyi öğrenirseniz, performansınızı kendiniz belirleyebilirsiniz.

Wenger teorinizi nasıl bulmuştu?

Entelektüel olarak ilgi çekici buldu ama özellikle hayran da kalmadı. İngiliz medyasının şehvetli yapısından dolayı çok sayıda Premier Lig menajeri, dışarıdan birisine kendisini ve takımını açmak konusunda çok hassas. Geçen yıl Gareth Southgate ile çalıştık. Çok iyi, parlak ve düşünceli bir adam. Ama oldukça ürkek ve insanlara güvensiz olduğunu hissediyorsunuz. İngiliz medyasından dolayı böyle olduğunu anlayabiliyorsunuz. Sanırım Premier Lig’deki pek çok menajer de böyle. 

Nuri Şahin’le de çalışıyorsunuz. O nasıl bir karakter?

İlk soru şu: Sporcu meraklı mı? Merak yoksa ilerleme çok zor. Tüm sporcular, “Kazanmak istiyorum” der ama pek çoğu bunun için ne gerektiğini, “Potansiyelime göre neredeyim?” sorusunun cevabını merak etmez. Nuri çok meraklıydı. Haftada 30 dakikalık konuşmalarla başladık. O dönemde Nuri ilk 11 başlamıyordu. "Bir açıdan, teknik direktör seni oynatmayarak sana iyilik ediyor, çünkü nasıl oynadığını, sahada ne yaptığını düşünmek zorunda değilsin" dedim. Sahada değilsin, bir şey yapamıyorsun, o yüzden kendin üzerine düşünme fırsatın var. Biraz Nelson Mandela gibi.

Farkı: Sen altı hafta yedek kulübesinde kaldın, Nelson Mandela 26 yıl hapiste yattı. Mandela 26 yıl hiçbir şey yapamadı, birkaç gardiyan dışında konuşacak kimsesi yoktu. Kendisi üzerinde çalışmak için 26 yılı vardı, olgunluğunu, inceliğini kusursuzlaştırmak için yıllarca uğraştı. Ve dışarı çıktığında, sıra dışı bir şey yapabildi. Nuri de, Bayern Münih’e 6-0 yenildikleri maçtan sonra takıma döndü ve iyi de oynadı.

Nuri Sahin Bayer Leverkusen Borussia Dortmund 12/02/17Getty Images

Konuşmalarınızın onda yarattığı bir fark oldu mu?

Onunla bir konuşmamız daha oldu. Pek çok insanın zihni köpeklerinki gibidir. Köpeğe bir sopa atarsın, alır getirir. Yine atarsın, yine getirir. Bunu akşama kadar da yapar. Çünkü sopayı kemik zanneder. Kemik gibi görünmez, bir besin değeri de yoktur ama yine de gider getirir. İnsanların zihni de böyledir: Sürekli bize hiç faydası dokunmayan duyguları ve düşünceleri kovalar. “İyi değilim, başarısız olacağım, arkadaşlarım beni sevmiyor...” Bunlar bizim performansımızı etkilemese bile, bu fikirleri kovalar dururuz. Bu zihniyeti değiştirmemiz gerekir. Aslan zihniyetine sahip olmalıyız. Aslan olduğunuzu düşünün. Kafeste oturuyorsunuz, görevli size bir kemik atsa dönüp bakmazsınız bile. Nuri de bu fikri beğendi, takım arkadaşlarına da anlattı ve çok daha etkili bir lider olmaya başladı. 

Nuri Şahin’in kariyeri enteresandır. Yaklaşık 15 yıl önce ülkenin en önemli oyuncularından birisi olması beklendi, fakat Türk Milli Takımı'nda hiçbir zaman beklenen kariyere sahip olamadı. Real Madrid ve Liverpool’da da kalıcı olamadı. En iyi oyunlarını hep Dortmund’da sergiledi. Acaba Dortmund’da evinde hissettiği için başka yerlerde başarılı olamadı mı?  

Çok mümkün. Aidiyet hissi tüm insanlar için güçlü bir yönlendiricidir. İnsan beyni çok büyük olduğu için bebekler gelişimlerini tamamlamadan doğarlar. Mesela zürafa doğurur, yavru ayağa kalkar, yürür gider. Ama bir insan doğduğunda, ayakta durmayı bırakın, kafasını bile kendi başına tutamaz. Çaresizdir, tamamen ailesine bağımlıdır. Biz sosyal hayvanlarız, bağ hissetmeye ihtiyacımız vardır. İlk günlerimizde hayatta kalabilmek için bu bağ şarttır, çünkü bir bağımız yoksa, bir yere ait değilsek ölürüz. Bu yüzden insanlar için aidiyet çok önemlidir.

Oyuncular takımla bir bağ hissederse, takım daha iyi performans gösterir. İç saha ve deplasman arasında çok büyük farklar olduğunu görürüz. Bu bir gizem değil, biyolojinin ta kendisi! “Evimizdeyiz, ait olduğumuz yerde” hissine sahipseniz, daha iyi performans gösterirsiniz. Eğer aidiyet hissini kontrol altına alırsanız ve çevresel faktörlere bağımlı kalmazsanız, o zaman her yerde eşit performans gösterebilirsiniz. Ama bunu öğrenemezseniz, sadece kendi evinizdeyken “evinizde” hissedersiniz. Belki de Nuri, Dortmund dışında bu aidiyet hissini yaşamadığı için ondan en iyi performansı alan takım Dortmund oldu.

İç sahadan bahsetmişken, Arsene Wenger son yıllarda kendi taraftarları tarafından bile çok eleştirildi, “Wenger Out” bir slogan oldu. Sizce veda kararında bunun etkisi olmuş mudur?

Wenger ayakları yere basan, çok mantıklı ve çok güçlü bir karakter, çok da iyi bir insan. Bu sloganlardan gereğinden fazla etkilendiğini zannetmiyorum. Muhtemelen son yıllardaki başarısızlıklar daha büyük rol oynadı. Belli bir seviyeye çıkarsınız, sonra zirvede durakladıktan sonra düşüş başlar. İş ve spor dünyasında genelde gördüğünüz bir eğridir bu. Hedef, zirveye çıkıp düzlükte ilerledikten sonra tekrar tırmanmaya devam etmek olmalı.

Reklam

BU HİKAYE HOŞUNUZA GİTTİ Mİ?

Google’da GOAL.com’u tercih edilen kaynaklar arasına ekleyin ve haberlerimizin daha fazlasını okuyun

GOAL'ı Google'da takip edin