Haberler Canlı Skorlar
Şampiyonlar Ligi

ÖZEL | İbrahim Altınsay: Eskiden hatırlamak için maç izlerdik, şimdi unutmak için izliyoruz

05:55 GMT+3 24.04.2021
Diego Maradona Graffity
Neden geçmişin futboluna büyük bir özlem duyuyoruz? Nostaljinin çekiciliği mi, yoksa sahici bir yoksunluk mu böyle hissetmemize neden olan?

ÖZEL | Onur Özgen @ozgenonur


Tarihî bir iki gündü. 

Bir pazar gecesi açıklanan darbe bildirisiyle futbol öbür tarafa gitti. Ardından taraftarların, futbolcuların ve antrenörlerin ortak tepkisiyle yeniden aramıza katıldı.

Kalkışmanın lideri olan Real Madrid Başkanı Florentino Perez, ertesi akşam katıldığı bir televizyon programında futbolun süresinin yeni nesil için çok uzun olduğunu ve kısaltılabileceğini söylerken, bir gün sonra 123 yaşındaki bu yaşlı oyunun görmüş olduğu en kısa turnuvaya imza atarak hepimizi güldürdü.

Ama belki de bu oyunun meftunları olarak ağlanacak hâlimize gülüyoruzdur. Evet, Avrupa Süper Ligi futbolun geleceği açısından çok büyük bir tehditti ve neyse ki şimdilik atlatıldı. Ama önümüzde zaten yeterince kötü olan Şampiyonlar Ligi'nden de berbat, yeni bir Şampiyonlar Ligi garabeti daha var. İlkay Gündoğan'ın da söylediği gibi, şimdi bunun da durdurulması lâzım.

Yine de artık futbolun bir umudu var. Oyunun gerçek sahipleri sonunda gözlerini açmış olabilirler. Düne kadar kulüplerinin Arap, Rus ya da Amerikan milyarderlere satılmasını büyük bir sevinçle karşılayan ve nereden geldiği belli olmayan paranın getirdiği güçten zehirlenen taraftarlar, bir haftadır yeniden nefes almaya başladılar. Kulüplerini geri istediklerini ve sahiplerine artık gerçek yüzlerini gördüklerini söylüyorlar. 

Elbette futbolun içinde bulunduğu durumda taraftarların suç ortaklıklarının büyük payı var. Ama ne olursa olsun futbolu geri kazanmak için onların gerçekleri görmeye başlamaları ve kendi güçlerini keşfetmeleri şarttı.

Bu aydınlanmanın projeksiyonunun ne kadar uzun mesafeli olacağını ve futbolda bir şeyleri değiştirip değiştiremeyeceğini ise göreceğiz. Fakat en azından şu anda elimizde umutlanabileceğimiz bir hareketlenme var. Ve bunun için bu on iki kulübe teşekkür etmeliyiz. İstemeden de olsa canavarı uyandırdılar.

Peki bugüne nasıl geldik? Ve bundan sonra ne olacak? Bu iki soruyu S Sport' un Premier Lig yorumcusu İbrahim Altınsay'a sorduk.

İbrahim Altınsay ne söyledi?

Pazar gecesi ayrılıkçıların bildirisini ilk okuduğunda ne düşünmüştü? Altınsay'a ilk sorumuz bu oluyor.

"Futbolun eşitlikçi yarışma özelliğine, yani eşitlerin ve benzerlerin bir arada yarıştıkları lig kavramına aykırı olduğunu, lig olmazsa taraftarın da olmayacağını, bir kültürün olmayacağını, futbolun büyük bir televizyon şovu olacağını düşündüm," diyor ve ekliyor, "Ama bunları zaten epeydir düşünüyordum."

"Avrupa Süper Ligi, futbolun üzerine atılmış son bombaydı. Sistem artık bu bombayı kaldıramazdı. Tepedeki bu ur gibi büyüme piramidi ayakta tutamazdı.

"Ama kısa sürede böyle bir reaksiyonun olacağını beklemiyordum. Açıkçası bir süre sonra uzlaşma olur diye düşünüyordum. Ama bu bence iyi oldu. Bir anlayış; saf, tertemiz ve kendini saklayamayacak bir şekilde ortaya çıktı." 

"Hangi büyüklük?"

Altınsay, Avrupa'nın en büyük kulüpleri olduklarını düşünen bu on iki kulübün kendilerine dair bir yanılsamanın içinde olduklarını söylüyor:

"Kendilerine büyük diyenlere, yıllardır biz de Premier Lig’deki büyük altılı diyerek çanak tuttuk. Hangi büyüklük? Bütçe büyüklüğü.

"Benim için Aston Villa, Manchester City’den daha büyüktür. Şampiyon Kulüpler Kupası kazanmış bir kulüp. Leeds United daha büyüktür. 

"Harcadıkları paralar onları büyük yapıyorsa tamam, Florentino Perez haklı. Dediğini savunuyorum. Real Madrid, Barcelona, Inter, yanlarına birkaç figüran alsınlar ve oynasınlar. Nasılsa Türkiye’de de dış kapının mandalı olmaya çok hevesli olanlar ve aşağılık kompleksinden kendine büyüklük atfedenler var. Onlarla oynasınlar işte.

"Perez futbolda bazı küçük takımların olduğunu, onları ne kendisinin ne de taraftarların seyrettiğini söylüyordu. Ne güzel işte! Haftada bir Barcelona - Real Madrid maçı oynarlar, dört haftada bir kupa kazanırlar! Yapsınlar! Ben bu anlayışın teşhir olması için bunun bir görülmesini istiyordum."

"Bunun en büyük müsebbibi UEFA"

Her ne kadar bir haftadır tepkinin büyük bir çoğunluğunu ayrılıkçılar çekse de Altınsay aslında esas sorumlunun UEFA olduğunu belirtiyor: 

"Süper Lig nereden çıktı? Yeni Şampiyonlar Ligi pazarlığından. Bunun en büyük müsebbibi UEFA. Şimdi çıkıp bir zafer kazanmış gibi ortada dolanmasınlar, süreci biliyoruz.

"Büyükler neden şikâyet ediyorlardı? Grup maçlarının mânâsızlığından, birbirleriyle yeterince oynayamamaktan. Bu yüzden yeni bir formatın olmasını, birbirleriyle daha fazla maç oynamalarını ve pazar havuzundan daha çok para kazanmayı istiyorlardı.

"Aleksander Ceferin ise buna, 'Hay hay, ne demek! Biz sizin emrinizdeyiz. Siz para kazanın ki, biz de para kazanalım. Siz transfer piyasasını şişirin ki, biz de bunun üzerinden yayın ihalelerini şişirelim, abonelikleri pahalı fiyattan satalım, biletleri sponsorlara çakalım,' dedi. Bunun için de adına 'İsviçre Modeli' dedikleri yeni bir format çıkardılar.

"Buna göre 32 takım daimi üye olacak. Her takım beşi içerde, beşi dışarda olmak üzere on maç yapacak. Buradaki amaç, Bayern Münih’in Real Madrid ile oynaması. Çünkü bazen bu takımlar birbirleriyle hiç oynamayabiliyorlar. Mesela bu sezon öyle oldu.

"Bu yeni düzende ise bize yer yok. Bizim için Konferans Ligi’ni icat ettiler. Böylelikle sözde Avrupa kupalarına katılmış olacağız."

"Süper Lig, kâr odaklılığın ve açgözlülüğün doğal bir sonucuydu"

Altınsay, futbol piyasasının şişirilmiş bir ekonomiden ibaret olduğunu ve salgının bu ekonomiyi darmadağın ettiğini söylüyor. Peki bundan gerekli dersler çıkarıldı mı? Ne yazık ki hayır.

"UEFA kendi pazarlama ve finans bölümü tarafından yönetilen bir düzenleyici kurum değil, kâr odaklı bir kurum," diyor Altınsay. "Bu neye benziyor? Örneğin, çeşmeden akan suyu cam şişeleyip yüz kat mâliyetle satarsın, ama öte yanda Afrika susuzluktan kırılır. Futbolda da aynen bu şekilde oluyor. Tüm parayı adlarına 'büyük kulüp' dedikleri kulüplere yatırıyorlar."

"Ama ne oldu? Bir salgın geldi ve bu şişirilmiş refahlarına iğneyi batırdı. Çünkü tribün geliri yok, bu olmayınca ticari gelir de yok, bir yandan sponsorlar da parasını çekiyor. Hâliyle Inter 1 milyar euro, Manchester United 500 milyon euro zararda, Juventus çok acil olarak 100 milyon euro bulamazsa batacak.

“'Erling Haaland’ı alamıyorum' diye şikâyet ediyorlar. Yahu alma, şişirme piyasayı, verme o paraları! Aranızda anlaşın ve bir üst sınır getirin.

"Bu kulüpler Ceferin’den daha fazla pay istediler ve 2024’e kadar bekleyemeyeceklerini söylediler. Ceferin ise onları oyaladı. Bu arada bir finans kuruluşu çıktı ve bu kulüplere 6 milyar dolar verebileceğini söyledi. Bunlar da yangını söndürmek için UEFA’dan çıkmaya kalktılar. Bu kadar kâr odaklılığın ve açgözlülüğün doğal sonucu buydu.

"Ama bunlar bizi ilgilendirmiyor elbette. Biz Perez’in maç seyredip seyretmemesine mi bakacağız, yoksa maça gelen taraftarlara mı bakacağız? Andrea Agnelli genç kuşakların maçlara çok odaklanamadıklarını söylüyor ve onlara maçların son 15 dakikalarını satmayı öneriyor. Niye? Çünkü insanlar bu abonelikleri alamıyorlar. Biletleri de alamıyorlar. Arsenal taraftarı kombine bilet alabilmek için maaşının on katı para veriyor, sonra gidip biletini satıyor.

"Bir de bu adamlar kim ki genç kuşak adına konuşuyorlar? Bu ne ukalalık! Perez'in uzmanlığı ne ki maçların uzunluğundan bahsediyor? Hadi bunu Marcelo Bielsa dese, Simon Critchley falan söylese bakarım neden söylemiş diye.

"Hatırlarsan sana beş yaşındaki bir Everton taraftarı çocuğun, babasıyla ilk defa Goodison Park’taki bir maça geldiği andaki heyecanının görüntüsünü atmıştım. Bu görüntü, 'futbolun gücü' başlığıyla haber sitelerinde paylaşılmıştı. O çocuğun heyecanı kalmalı, Agnelli gitmeli!"

"Futbolun sermayesi taraftarların duygusal bağlılığıdır"

Peki bundan sonra ne olacak? Eğer iyiye doğru bir gidiş olacaksa, son bir haftada olanların doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerek. Örneğin bir şeyler değişecekse, işe maç sayılarını azaltmakla başlanabilir:

"Umarım bu tepkiyi doğru okurlar," diyor Altınsay. "Çünkü futbolda ilk olarak taraftarlar var ve 'Yeter artık!' diyorlar. Sürekli çarşamba-pazar maç oynamaya zorlanan futbolcular da makine olmadıklarını söylüyorlar. Teknik direktörler de itiraz ediyorlar."

"Futbol hayatın sosyal bir alışverişi, müthiş bir etkileşim alanı. Futbolun sermayesi taraftarların duygusal bağlılığıdır. Bunu yeniden üretirsen bu iş gelişir. Ama bunu sürekli hormonlamaya çalışırsan olmaz.

"FIFA turnuva üstüne turnuva düzenliyor. Ne gerek var bu kadar turnuvaya? Ne FIFA ne de UEFA bir şey üretiyor. Kulüpler futbolcuyu buluyor, yetiştiriyor, oynatıyor, bu beyler de bunun üzerinden para kazanıyor. Neredeyse her gün bir kupa yapacaklar! 

"Sen artık Barcelona - Real Madrid maçlarını eskisi gibi seyrediyor musun? Ben seyretmiyorum. Theo Angelopoulos’u sen de çok seversin. 'Eskiden hatırlamak, tartışmak, sindirmek için film seyrediyorduk, ama şimdi unutmak için film seyrediyoruz,' diyordu. Artık maçlar da öyle. Ben yorumladığım maçları bile hatırlayamıyorum! 'Geçen haftaki maçta ne olmuştu?' diye düşünüyorum.

"Süper Lig çökünce, umarım Şampiyonlar Ligi’nin yeni formatına hâkim olan anlayış da çöker. En azından tartışılır ve bunun peşinden sürüklenilmez. Çünkü bu bir lig değil. Büyüklerin kendi aralarında parayı maksimize ettikleri bir alan.

"Senede 52 hafta, 365 gün var. Her gün maç seyrediyoruz. Ne oluyor?! Fazla maç olunca benim cebimdeki para artmıyor ki. Benim alım gücüm aynı. Sürekli bir şeylere abone oluyoruz. Bir süre sonra lanet olsun diyeceğim futbolla ilgilendiğim için. Gidip başka bir şey bulacağım. Sonuçta bunun ikâmesi var. Taraftarlığım belki devam eder, takımımı da radyodan takip ederim.

"Bunun romantizmle ilgisi yok. UEFA ya kâr odaklı bir kurum olmaya devam edecek ya da maç sayılarına, transferlere, maaşlara, sponsorlara üst sınırlar getiren düzenleyici bir kurum olacak. Ancak öyle futbolun ana sermayesini, yani taraftarın duygusal bağını, futbolseverin kitlesel ilgisini yeniden üretebilirsiniz. Ürün, yani ligler ve kupalar gerçek anlamını ve değerini ancak öyle korur. Aksi takdirde bu urları temizlemeden ve şişirilmiş balonları patlatmadan uzun vadede sağlıklı bir yapı kurulamaz.

"Böyle giderse futbol bahisçilerin bir alanı olur. Ama bizim gibi 90 dakika boyunca bir maçta kendi hayatımızı görmeye çalışan, maçtaki iki pastan zevk alan insanlara hitap etmez. Gider Üçüncü Lig maçını seyrederim. Zaten hakiki futbol orada."