Mikel Arteta: Pep Guardiola ile çalışmak her gün yeni bir meydan okuma demek

Yorum()
Getty Images
Üç yıldır her gününü Pep Guardiola gibi bir mükemmeliyetçiyle geçirmek nasıl bir şey? Mikel Arteta anlatıyor.


ÇEVİRİ | Onur Özgen @ozgenonur

Geçtiğimiz yaz Arsenal'ın kapısından dönen Mikel Arteta, üç yıldır Manchester City'de Pep Guardiola'nın asistanlığını yapıyor.

Marca' ya verdiği bu röportajda antrenörlük kariyerindeki hedeflerini anlatan Arteta, aynı zamanda Guardiola'nın metodolojisi ve Barcelona'dan gelen pozisyon oyununun incelikleri hakkında da önemli ipuçları veriyor.

Mikel Arteta Manchester City Assistant Coach

Yakında birinci adam olmayı hedefliyor musunuz, yoksa Pep Guardiola'nın yardımcılığına devam edecek misiniz?

Kramponlarımı astığımdan beri hedefim kariyerimde doğru geçişi yapmaktı. Jübilemden üç yıl önce antrenörlük kurslarına başlamıştım çünkü antrenör olmak istediğimi biliyordum. Oyunculuğu bırakmama altı ay kala Pep beni aradı ve süreç hızlandı. Şu an ise üç yıldır onunlayım ve bu işi seviyorum. Birinci adam olmak bir gün doğal olarak gerçekleşecek. Ama şimdilik, Pep ile birlikte Manchester City'de devam edeceğim.

Bir yıl önce Arsenal'ın başına gelebilirdiniz, ayrıca üç teklif daha almıştınız. Zamanı gelmemiş miydi?

Bulunduğum yere ve aldığım eğitime çok değer veriyorum. Mesleki yaşantımın bu döneminde doğru kişiyi, ekibi ve kulübü buldum. Guardiola'yla yetiştiğimiz yer olan Barcelona'dan gelen birçok fikri paylaşıyorum ve birinci adam olmak için bir acelem yok. Daha yapacak çok şeyim var. Her seferinde bir adım öne çıkacağım.

Xabi Alonso daha doğrudan bir yol seçti: Real Madrid'in genç takım antrenörlüğünü yaptı ve şimdi de Real Sociedad’ın B takımının başında. Bu diğer yol hakkında ne düşünüyorsunuz?

Herkes kendi yolunu seçer. Ve çoğu zaman bunu seçmezsiniz, fırsatlar önünüze gelir ve sizi bir yere ya da başka bir yere götürür. Xabi ve ben, Liverpool ve Everton'da rakiptik, aynı zamanda neredeyse kapı komşusuyduk. Sonra kariyerlerimiz farklı yerlerden geçti. Futbol tahmin edilemez.

Pep'ten gündelik olarak bir ustalık dersi alıyorsunuz. Bunun nasıl bir şey olduğunu bize anlatır mısınız?

Guardiola'yla çalışmak her gün yeni bir meydan okuma demektir. Makine gibi birinden söz ediyoruz, dolayısıyla etrafındakiler de her zaman için yenilikler ve gelişimler aramak zorundadır. Bir önceki günden ve maçtan nasıl daha iyi oluruz? Onun günlük meydan okuması bu fikre dayanıyor.

Hiç dinlenmiyor mu?

Hayır, o yorulmak bilmeyen bir işçidir. İnsanlar onun bir dâhi olduğunu söylüyor. Gerçekten de çok parlak bir zekâya sahip, ama onu tanımlamak zorunda olsaydım, öncelikle yorulmak bilmeyen bir işçi olduğunu söylerdim. Üstlenmek istediğiniz tüm sorumluluğu size verir. Ve şöyle der: "Ne istiyorsanız yapın; elinizden geldiği kadar." Başarıyı ve başarısızlığı paylaşır. Ve ayrıca çok cesurdur. Kararları her zaman hücum odaklıdır. Her zaman için en iyi oynayanı ve en iyi ayakları tercih eder.

Mikel Arteta Pep Guardiola Manchester City Training

Onunla geçen olağan bir gününüzü anlatır mısınız?

Aramızdaki ilk bağlantıyı sabah 8 buçukta kurarız. Sonuncusu ise gece yarısı olur (gülüyor). Eğer maç önü toplantısındaysak rakibe dair hâlâ belirsiz kalan şeyler olabilir, o zamanlarda akşam yemeğinden sonra tekrar bir araya geliriz. Halledemedik mi? O zaman sabahın üçünde beni arar. Bu bir tutku işi. Bir takımda çözülmesi gereken birçok sorun vardır; sadece oyuncularla ilgili de değil, aynı zamanda çalışanlarla, teknik ekiple ilgili sorunlar olabilir. Dolayısıyla bu işte bir zaman çizelgesi yok. Gece 12'de yapmamız gereken bir şey varsa onu yaparız.

Oyunculara saha içindeki görevlerini nasıl dağıtırsınız?

Bu sürekli değişir. Her üç günde bir maç yapıyorsanız, örneğin bu yıl olduğu gibi, toplamda 62 maç eder. Pep ise bir maç hazırlığına başka bir seviyede odaklanır. Oyuncunun sahada nelerle karşılaşabileceğini tahmin etmek ve ona çözümler sunmak gibi konularda sıra dışı biridir. Taktik olarak, oyuncusunun kafasına bir GPS yerleştirir, böylece oyuncu sahada nereye gitmesi gerektiğini bilir. Duygusal olarak ise sahip olduğu duyarlılık sayesinde, tüm enerjisini oyuncusunun kalbine ulaşmak için harcar. Antrenörler, kardiyologlar gibidir: Mesajın oyuncularına ulaşması için onların kalplerine girmeleri gerekir.

İngiltere'de antrenörlerin antrenmanlarda sahaya inmedikleri gibi bir efsane var. Bu Pep için de böyle mi?

Pep daima sahadadır; fakat aynı zamanda oyuncularına taktiksel ya da davranışsal bir "bilgi" vermek istediğinde, mesajın yerine ulaşabilmesi için zinde olmak zorunda. Bu yüzden bireysel oyuncu takibini daha çok ben yaparım. Onun buna vakti yok. Raheem Sterling'in sahada 30 aksiyon gerçekleştirmesi ve ardından bunları geliştirmesi gerekiyorsa, bunu ben yaparım. Üzerine saatlerce çalışırız. Pep her şeye yetişemez. Çünkü oynadığımız oyun, birçok kavrama ve esasa dayanıyor.

Raheem Sterling Mikel Arteta Manchester City

Antrenmanlarınız nasıldır?

Pep taktiğe çok önem verir ve fazlasıyla müdahaleci biridir. Asla ofisinde kalmaz. Antrenmanın bütün ağırlığını taşımamasına rağmen daima sahadadır. Bir sonraki maç ve rakip için neye çalıştığımızı tam olarak biliriz. Antrenmanın her dakikası altın değerindedir.

Sahte 9, içe kat eden kanatlar... "Guardiolismo"nun taktiksel olarak bir sonraki adımı ne olacak?

Pep, Barcelona ya da Bayern Münih'te olduğu gibi, hep aynı şeyleri yapmaz. Oyunun ve oyuncuların nitelikleri farklıdır. Sahte 9 mu? Bu, 9 numarada oynayan oyuncunuzun o profile sahip olup olmadığına ve rakibe göre değişir. Evet, taktiğinizi yenilemeniz gerektiği bir gerçek. Aksi takdirde rakip antrenörler size daha hazırlıklı olur ve sahadaki boşluklar biraz daha küçülür. Bizim sürekli bir zorluğumuz var: Hücumumuzu öngörülemez bir hale getirmek ve daha az alan içinde daha iyi hücum edebilmek.

Gareth Bale, oyuncuların hâlihazırda robota dönüştüklerini söylüyor. Buna katılıyor musunuz?

O kadar değil, ama futbol çok profesyonel bir hale geldi. Günlük bir rutininiz yoksa, buna değmezsiniz. İyi dinlenmek, iyi beslenmek ve programınızı doğru ayarlamak zorundasınız. Günümüzde her şey ölçülmek zorunda. Düşünme biçiminiz doğru değilse en iyinizi veremezsiniz. Dinlenmezseniz, rakibiniz dinlenir ve ona bir avantaj sağlarsınız. Aynı zamanda, pozisyon oyunu düşüncemizde, sahadaki her bir oyuncu tam yerinde değilse, o zaman takım acı çeker. Rakibe doğru yerde basmazsanız, yaptığınız şeyin hiçbir etkisi kalmaz.

Pep ile aranızda oyuna dair kurduğunuz bağ nedir?

Ben eğitimimi pozisyon oyununun üretildiği yer olan Barça'dan aldım. Orada beni bu oyun tarzının en iyisi olduğuna ikna ettiler. Pozisyon oyunu ka-çı-nıl-maz-dır. Sonra önde baskı, topu kaybettikten sonraki yoğunluk, savunma çizgisini önde kurmak ve rakip yarı sahada oynamak gibi şeyler gelir. Ama küçük farkları, her zaman oyuncunun özelliği belirler.

Gelecek sezonki planlarınızda Atletico Madrid'den Rodri'ye ihtiyacınız var mı?

İsimler önemli değil, ama bizim 6 numaramız oyunun esasını kavramış olmalı. Bu hayati önem taşıyor. Çünkü o pozisyondaki oyuncu, herkesin etkili olmasını sağlayan, önündeki oyuncuları özgürleştiren, rakibe karşı sayısal üstünlük kurduran ve oyunu hızlandıran oyuncudur.

Orta saha pozisyonunda herhangi bir çatırtı görüyor musunuz?

Bizim pozisyonumuz çok değişti. Bütün oyunu tutan tek bir orta saha oyuncusuyla oynayan çok az takım var. City hakkında konuşmuyorum, ama diğer takımlarda o rol tanımlandığı gibi değil. Savunma önünde tek bir oyuncunun oynadığı ve benim de hoşuma giden Jorginho ya da Sergio Busquets tipindeki figürler kayboluyor. Rodri mi? Busquets'e benziyor, evet. Ama Xabi Alonso ya da Xavi Hernandez gibi oyunu tek başına okuyan, durumu önceden sezen, zihinsel olarak dengeli, takımın saha içindeki antrenörü olabilen oyunculardan az kaldı.

Xavi Hernandex Xabi Alonso Barcelona Real MadridXavi Hernandex Xabi Alonso Barcelona Real Madrid

Leroy Sane kalacak mı?

Öyle umuyorum. Beğendiğim bir oyuncu. Eşsiz bir kaliteye sahip.

City yerel düzeyde her şeyi kazandı, ama Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalde takıldı. Bunu nasıl açıklarsınız?

Her zamanki düzenimizde değildik. Çok fazla hata yaptık. "Şampiyonlar", son zamanlarda alan daraltıyor: Kendi yarı sahanda hata yapma, rakip yarı sahaya çıktığında etkili ol. Aksi takdirde kazanman imkansız, çünkü rakip sizi cezalandırıyor. İki gol yiyor ve eleniyorsunuz.

Liverpool'un zaferine şaşırdınız mı?

Hayır, çünkü ikili bir eşleşmede onları alt etmek çok zor. Aynı zamanda oyunculuk kariyerimde, kendimi sıkışıp kalmış hissettiğim tek yer Anfield'dı. Bu Arsenal ile başıma gelmişti, beş gol yemiştik. İlk golü atarlar, sonra ikinci gol gelir, uçan kırmızı formalar görürsünüz ve bir bakmışsınız beş olmuş. Kendi kendinize, "Neler olduğunu bilmiyorum, lütfen oyunu durdurun, çünkü nerede olduğumu bilmiyorum" dersiniz. Tribünler üzerinizde çok fazla baskı kurar ve sahadaki yoğunluğu artırırlar. Açıklaması zor, ama bu bana asla Anfield dışında bir yerde olmadı. Barça beni bazı gollerin yenilme biçimi açısından şaşırttı, ama Anfield'da ne olduğunu anlamadan beş gol yiyebilirsiniz. Ne İspanya'da ne Yunanistan'da ne de Almanya'da bu hisse sahiptim. Old Trafford'da bile yoktu.

Mauricio Pochettino, Paris'te size “babalık” yapmıştı. Antrenör olarak başardıkları sizi şaşırttı mı?

Hayır. "Mau" her zaman bir liderdi. Paris'e 18 yaşında gelmiştim ve iki ay boyunca otelde yaşamıştım. Ben yalnızdım, o ise ailesiyleydi. Benimle çok ilgilenmişti. "Poche" çok zekidir, şu anda da harika bir takıma sahip. Aklında olanı yakalamayı başardı. Çok çalışkan biridir. Ayrıca iyi öğretmenleri de vardı.

"Guardiolismo" dışında hangi antrenörleri sayabilirsiniz?

Pochettino, Maurizio Sarri, Jürgen Klopp... Esnek olan, ama buna karşın skor olarak kaybetse de fikirlerini koruyan meslektaşlarımı beğeniyorum. Bir tarza ve bir fikre sahip olmak... Sarri, Chelsea'ye geldiğinde demiştim ki: "Bir hafta içinde Sarri'nin tarzını çoktan kabul etmişler." Üstelik çok farklı bir futbol fikrine sahip olan Antonio Conte'den gelmişlerdi. Klopp'u severim. Jürgen, takımlarında bir atmosfer, yoğunluk, özel bir enerji ve bağlantı yakalıyor. Bunların hepsinin üstünde ise elbette her zaman için büyük bir referans olan Johan Cruyff'a saygım vardır. Ve aynı zamanda Pep'in üzerinde de büyük etkisi olan Juanma Lillo'nun sıkı bir takipçisiyimdir.

Peki ya El Cholo? Diego Simeone'ye dair neyin altını çizersiniz?

Takımlarının rekabetçiliğini, Barça ve Real Madrid'e göre daha az kaynaklara sahip olan bir antrenörün yeteneklerini, oyuncularını sınırlarını zorlamaya ikna etmesini ve onları daha iyi hale getirmesini...

Peki Zinedine Zidane? Şüphesiz başarılı bir antrenör.

Oyuncularını daha iyi olmaya ikna etmekte maharetli antrenörler vardır. Zidane da onlardan biri. Kazanacağına dair kendine kesin bir güveni var. Oyuncuyken de Zizou'nun doğallığı ve dinginlik veren aurası takımın kendine güvenini artırırdı. Şu anda da öyle. Her şeyin pürüzsüzce akıp gitmesini sağlıyor.

Brahim Diaz'ın ayrılığı hakkında neler söylemek istersiniz?

Kendi adıma çok üzüldüm. Büyük bir yeteneğe ve karaktere sahip bir oyuncu. Ve futbolu çok seviyor, sadece bunun için yaşıyor. Bu yaşta, bu zihniyete sahip oyuncuları bulmak zor. Ve son olarak, bir hedefi var. Hedefini görüyor ve onun üzerine gidiyor. Gelecek iki yıl içinde ihtiyacı olan evrimi gerçekleştirebilirse, bir "bombaya" dönüşebilir.

Genç oyuncuları geliştirme konusunda uzmansınız. Bunu Raheem Sterling, Oleksandr Zinchenko, Phil Foden ve Bernardo Silva'da gördük. Real Madrid'de de bir Vinicius durumu var. Oyunculara bir şeyi nasıl açıklayacağını bilmek işe yarıyor mu?

Tabii ki. Örneğin, top sağ kanattayken sol kanattaki oyuncu ceza sahasının dışında ise gol atmak imkansızdır. Ama aynı oyuncu ceza sahasına 10 kez girerse, muhtemelen beş defa topla buluşacaktır. O zaman onu eğitmek zorundasınız. Antrenman, maç içinde yaşanabilecek durumlara onların mümkün olduğunca hazır olmalarını sağlar.

Kyle Walker Pep Guardiola Leroy Sane Mikel Arteta Manchester City Training

Premier Lig'deki bir rakibiniz takımından ayrıldı: Eden Hazard.

City için olumlu, Premier Lig için ise çok olumsuz bir durum. Benim için silsileyi terk eden bir oyuncu.

Silsileyi terk etmeyi tanımlayabilir misiniz?

Dünyadaki en iyi beş ya da altı oyuncu arasında. Lionel Messi, Cristiano Ronaldo, Kylian Mbappe, Neymar ve Hazard... Bunlar seçkinler sınıfının üyeleri.

Paul Pogba'nın da silsileyi terk edenler arasında olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir takım bağlamının içinde çok iyi bir oyuncu olduğunu düşünüyorum.

Premier Lig, La Liga'dan iyi mi? Yoksa bu bir efsaneden mi ibaret?

Fantastik ama birbirinden çok farklı iki lig. Premier Lig, çalışmak için muhteşem, rekabet düzeyi çok üst düzeyde ve zor bir yer. La Liga'nın da öyle olacağını sanıyorum.

San Sebastian'dayız. Real Sociedad'ı çalıştırmak gelecek planlarınızdan biri mi?

Her zaman için bir bağlantım olacak, ama şimdiden gelecekte ne olacağını bilemezsiniz. Ben şu an için olduğum yerde mutluyum. Şimdilik içimdeki potansiyeli kendimi tatmin edecek şekilde kullandığımı hissediyorum.

Çeviren: Onur Özgen

(Röportajın orijinaline buradan ulaşabilirsiniz)

 

Goal twitter

Kapat