Neymar PSG Paris Saint-GermainGetty Images

JONATHAN WILSON: ÇİFT FORVET GERİ DÖNECEK


ÖZEL RÖPORTAJ

Kadir Has Üniversitesi'ndeki bir söyleşi için İstanbul'a gelen, Guardian ve Blizzard editörü, Futbol Taktikleri Tarihi, Kirli Yüzlü Melekler ve Liverpool FC - 10 Maçta Efsanenin Anatomisi isimli kitapların yazarı Jonathan Wilson Goal'e özel açıklamalarda bulundu.

Şu anda 3'lü savunmanın tekrar yükselişte olduğunu düşünürsek, yakında yeni bir taktiğin onun karşısına çıkacağını düşünebilir miyiz? Sıradaki üstün taktik nasıl olacak sizce? Uzun süredir ortalıkta gözükmeyen çift forvetler tekrar dünyaya döner mi?

Kesinlikle! Sanırım bu sezonki Manchester City'de bunu görebiliyoruz. Çift forvet geri dönecektir. Burada ilginç olan gerideki üçlü. 10 sene önce neredeyse tamamen modası geçmişti, belki bir iki örnek vardı. Bence geri dönüşün ardında üç sebep yatıyor. Bunların ilki defansif önlemler. Geride boşta kalan bir oyuncu yerine iki oyuncu varsa, gol yeme ihtimaliniz daha zayıf olur.

Gerçekten gol yemek istemeyen takımlar üçlü savunmayı tercih ediyor. Bir de bunun daha progresif bir formda kullanımını en güncel olarak Chelsea'de görüyoruz. Orta sahada pres yapmak için değil de, yapılan prese karşı koymak için orta sahada ekstra bir oyuncu olmasını seviyor Conte.

Antonio ConteGetty Images

Modern futbolda bekler artık çok hücumcu. Modern bekler artık savunmacı değiller, birer orta sahalar. Biten maçın ardından ortalama pozisyonlara baktığınız zaman, 4-3-3 dizilişinde sahaya çıkan takımlar maçı 2-5-3 şeklinde oynamış gözüküyor. Bu son derece riskli. Bu şekilde geride fazladan bir adama ihtiyacınız olursa bunu nasıl çözersiniz?

"Bekler içgüdüsel olarak ileri gitmek istiyor"

Orta sahalarınızdan bir tanesi geride durur, tıpkı Barcelona'nın yaptığı gibi. Maç esnasında Busquests iki stoperin arasına yaslanır ve bu da Dani Alves ile solda kim oynadıysa - Alba, Abidal, Maxwell - o oyuncunun ileri gitmesi için gerekli ortamı yaratır. Conte'nin uygulamasının ardında iki sebep yatıyor. İki tutan orta sahayla oynuyor: geçen sezon Matic ve Kante, bu sezon Kante ve Bakayoko. Burada geride üçlün ve iki tane tutan orta sahan oluyor. Bu M dizilimi.

M dizilimi, 1925'ten bu yana futbol tarihinde kesinlike anahtar rol oynamıştır. Burada gördüğümüz, eski usül bir savunma taktiğinin yeni versiyonu. Guardiola bunun daha hücumcu versiyonunu, Lahm ve Alaba'yı orta sahaya koyduğu Bayern Münih'te oynatmıştı. Oyuncuların görevi orta sahayı tutmaktı ama onlar bek oyuncuları. İçgüdüsel olarak ileri gitmek istiyorlar.

Eden Hazard Chelsea Premier LeagueGetty Images

Sahada 3-4-2-1 şeklinde kalıyorlar. Bu dizilişte öndeki iki yaratıcı hücumcuya çok büyük özgürlük sağlanıyor. Geçen sezon forvetin arkasındaki Hazard ve genellikle Pedro çok özgürdü. Kanatlara açılabiliyorlardı, orta sahada kalıp 10 numara gibi oynayabiliyorlardı. Bu, diğer takımların savunmada işini asla kolaylaştırmıyor. Modern taktiklerin başa çıkmakta en çok zorlandığı şey, boş alan yaratmak.

Geçen sezon takımlar bu taktikle başa çıkabilmek için aynısını uygulamayı tercih ettiler. Tottenham Chelsea'yi mağlup etmeyi başarmıştı. Bu sezon takımlar 4-3-3 dizilerek, orta sahayı savunmacı tipte oyunculardan kuruyorlar. Bunun en keyifli kısmı, bu sezon Conte'nin bu taktiği Tottenham'a karşı kullanıp, onları Wembley'de 2-1 yenmesiydi. David Luiz orta saha oynamıştı. Futbol bu yönde değişim gösteriyor. Son 20 senede bek oyuncuları futbolu sürüklüyor.

Görkemli tarihleri olan Liverpool ve Manchester United gibi kulüplerin, günümüzde çektiği zorlukların sebepleri neler olabilir? Kendi liglerinde Chelsea ve Manchester City'nin, Avrupa'da Barcelona ve Real Madrid gibi kulüplerin arkasında kalmış gibiler. Bu kulüpler maddi açıdan iyi durumdalar, saha içindeki futbol kültürleri çağın futboluna ayak uydurmakta zorlanıyor diyebilir miyiz?

Liverpool finansal olarak bence bahsettiğin diğer takımların ciddi şekilde gerisinde. O seviye futbolculara paraları yetmiyor. Coutinho'nun daha fazla para veren Barcelona'ya gitmek istemesi gibi durumlar var. Buna ek olarak Barcelona'nın kulüp ekonomisi, Şampyionlar Ligi'ni kazanmaya çok daha uygun. Bu durumun kısmen sebepleri Liverpool şehri ve stadyumunun doğası.

Anfield Road'da, Old Trafford'tan 25-30 bin daha az koltuk var. Liverpool şehri Manchester'a göre daha sönük. Manchester'ın potansiyelinde bulunan güçlü sponsorlukları Liverpool'un çekmesi kolay değil. Kulübün sahipleri zengin, ama Chelsea ya da Manchester City'nin sahipleri kadar değil. 90'larda Premier Lig, İngiliz futboluna büyük paralar kazandırabilecek fırsat sunmuştu. Liverpool bu konuda çok muhafazakar davrandı, Manchester United ise daha ileri görüşlüydü. Liverpool'un göremediği fırsatı görmüşlerdi.

Jordan Henderson Phil Jones Liverpool Manchester United

Eğer Liverpool gibi, 30 sene boyunca çok başarılı olmuşsanız, bir anda yöntemlerinizi değiştirme konusunda isteksiz olmanızı anlayabilirim. Hemen ardından Hillsborough felaketi yaşandı; bu dönemler Liverpool'un en sıkıntılı dönemleriydi. Taktik konusunu tartışabiliriz, ama finansal olarak gerideler. Houllier, Benitez, Klopp… Hepsi transfer edilecek oyuncular konusunda finansal kısıtlamalar ile karşılaştılar.

"United erken zengin oldu"

Manchester United ise maddi açıdan çok üst düzeyde. Pazarlama açısından büyük anlaşmaları var. Güney Kore ve Japonya'da, genel olarak Asya pazarında ciddi yer kaplıyorlar. Anormal paralar kazanıyorlar ve kazandıklarını anormal şekilde harcadıklarını da görüyorsunuz. United tarihiyle ilgili ilginç olan şey; Old Trafford 1910'da açıldığında, stat diğer İngiliz takımlarına karşı Manchester United lehine inanılmaz büyük bir avantaj sağladı. O dönemde diğer tüm statlardan fazla kapasiteye sahipti.

TV parasının olmadığı ve sponsorluk anlaşmalarının en düşük seviyede olduğu bir çağda, ekonomiyi bilet gelirleri yönetiyordu. Para kazanmak için daha fazla insanın takımını seyretmesi gerekiyordu ve bunun için de stadın en iyisi olmalıydı. Yani United, çok erken zamanlarda zengin olmayı başarmış bir kulüp. Bu avantajı göz önünde bulundurduğunda, United'ın tarihsel olarak başarısız olduğu tartışması yapılabilir.

Alex Ferguson David BekchamGetty Images

Bu başarısızlığı kıran iki büyük menajerleri vardı. Ernest Mangnall ile iki şampiyonluk yaşadılar, biri Old Trafford açılmadan önceydi. Matt Busby 5 şampiyonluk, Alex Ferguson 13 şampiyonluk kazandı; kimsenin daha fazla şampiyonluğu yok! Diğer tüm menajerler sorun yaşadılar. Bu belki bir rastlantıdır; ama benim fikrime göre, bu şekilde hırsları ve beklentileri olan kulüpler, bunları karşılayacak kişileri bulmakta zorlanıyor olabilirler.

Anında baskı oluşuyor! O kadar dağılmış haldelerdi ki, Ferguson'un beş senesi vardı. Şu anda menajerlerin beş seneleri yok. Ferguson'un işleri yoluna koyabilmesi için beş seneye ihtiyacı vardı.

Biz de bu konuyu konuşmuştuk. Takımların bir şeyler oluşturabilmek için beş seneleri yok. Mourinho'nun bile beş senesi yok.

Mourinho bu sezon başarısız olursa, seneye takımın başında olmaz. Muhtemelen şampiyon olmak zorunda değil, ancak ikinci olmak zorunda ve önünde büyük bir engel var. Bence insanlar şu anda Guardiola'nın City'de yaptığı inanılmaz şeyleri algılayabilecek kadar akıllılar ve bunu yenmek çok zor.

Taktiksel olarak, United ile ilgili ilginç bir durum söz konusu. Bu sezon Anfield'daki Liverpool maçında olanlar… Bu sezon ile geçen sezonu karşılaştıralım. İki sezonda birbirine benzeyen iki maç. United son derece defansif bir oyun oynuyor ve iki maç da 0-0 bitiyor. Ama maçların içeriği birbirinden farklı.

Geçen sezon, United ligde ve Avrupa Ligi'nde arka arkaya kötü sonuçlar alarak deplasmana gitti. Liverpool ise beş maçlık galibiyet serisiyle sahaya çıktı ve güzel de futbol oynuyorlardı. Mourinho'nun taktiği, "maçı öldür ve puanı al" şeklindeydi. Herkes neden böyle yaptığını anlayabiliyordu. Bu sezon ise tamamen farklıydı. Liverpool yedi maçta 14 gol yemiş, önceki sekiz maçın birini kazanabilmişti ve iyi oynamıyorlardı. United ise sadece iki puan bırakarak geldi ve iyi de oynuyorlardı.

"Mourinho için gerçek bir şanstı"

Sonuçlar iyi, goller fazla ama gerçekten iyi bir takımla da oynamamışlardı. Liverpool, United'ın bu sezon karşılaştığı ilk iyi takımdı. İyi bir takıma karşı iyi oynamıyorsun. Bu Mourinho için gerçek bir şanstı. İnisiyatifi alıp bir adım ileri gitmek gerekiyordu. Daha da acı olan bir nokta var. Belki City gerileme dönemine girecektir. Geçen sezon da lige çok iyi başlamış ama sonradan geride kalmışlardı.

Harika bir başlangıç, sonuna kadar bu şekilde gideceği anlamına gelmez. Ama, eğer bu şekilde giderlerse ligi kazanmak için 90-95 puana ihtiyaç olacak. Bu normal bir sezon değil. O yüzden, zayıflamış bir Liverpool'u yenmeye çalışmayarak bırakılan iki puan, büyük bir stratejik hata. Risk almak zorundalar.

Takımlar mega transferleri neden yapar? Mega transferlerin taktiksel açıdan bir önemi var mıdır? Örneğin PSG Neymar'ı ve yine Mbappe'yi kafalarındaki taktiksel şablona en uygun oyuncular oldukları için mi aldılar, yoksa Neymar olunca taktiğin önemi kalmaz mı?

Oyuncunun kim olduğuna göre değişir. Eğer Manchester City, parayı bastırıp Lionel Messi'yi alırsa, bu harcanan paraya değer bir mega transfer olur. Guardiola, taktiksel açıdan Messi ile ne yapacağını biliyor. Neymar transferi başka bir durum. Herkes, PSG'nin Neymar'ı futbolla ilgili sebeplerle transfer etmediğini biliyor.

Kendi markalarını yaratmak ve Katar'ın politikaları ile ilgili sebepler. Neymar keyifli gözüküyor. Büyük miktarda para kazanıyor ve PSG, Fransa'daki diğer tüm takımlardan açık ara daha iyi. Şova yönelik hareketler yapıyor, goller atıyor ve onun için zor değil.

Neymar PSG Paris Saint-GermainGetty Images

PSG gibi büyük kulüplerin karşılaşacağı en ciddi tehlike, ligde rakipsiz olmaları. Monaco geçen sezon kazanmış olabilir, bence beklenmeyen bir sürpriz oldu. Sonrasında en iyi oyuncularını aldılar zaten ve bu sezon böyle bir mücadeleye girebileceklerini sanmıyorum. PSG'nin bu sezon şampiyon olacağını biliyoruz. Burada soru 20 puan mı 30 puan mı fark atacakları. Ama bu, aynı zamanda söz konusu takımların sezonda zorlu fikstürler ile mücadele etmemiş olacağı anlamına geliyor.

İyi bir takım ile karşılaştıklarında neler olacak? Bunun benzerini Guardiola'nın Bayern Münih'inde görmüştük. Rahat şekilde ligi kazandılar, ancak Şampiyonlar Ligi'nde sürekli kaybettiler. Çünkü karşılarındaki rakiplere yönelik alınabilecek önlemleri sezonda uygulama fırsatları olmamıştı.

Şampiyonlar Ligi'nde son zamanlarda bir güç dengesi kaybı var gibi gözüküyor. Bir sürü 3-0, 5-0'lık skorlar görüyoruz. Hatta geçen sezon Barca ile PSG arasında ilk maçın 4-0, ikinci maçın 6-1 bittiği bir eşleşme izledik. Bu farkları kapatabilecek yeni bir külüpsel veya taktiksel yapı ortaya çıkar mı? Yoksa bu güç farkı artmaya devam edecek mi?

Şampiyonlar Ligi'nde yer alan bir dominasyon var ve bunun ciddi bir problem olduğunu düşünüyorum. Ama ben sadece problemi söyleyebilirim, cevabını üretemem. Avrupa futbolunda para aşırı kötü dağıtılıyor. Mesela BATE Borisov'u ele alalım. Belarus ligini kaç kez kazandılar, bilmiyorum, 12 sezon arka arkaya mı? Bir sonraki 12 sezonu da kazanacaklardır.

Bunun değişme ihtimali çok az. BATE'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılım için aldığı para, Barcelona ve Real ekonomileriyle kıyaslandığında az belki, ama Belarus ligiyle kıyaslayınca çılgınca fazla. Bu durumun, İngiltere hariç neredeyse Avrupa'daki diğer bütün ülkelerde böyle olduğunu söyleyebiliriz.

Kendi liglerini domine eden takımların savunmalarının tek derdi topu hücuma nasıl daha rahat verebiliriz oluyor. Savunma yapma ihtiyaçları olmadığı için, ne yapacaklarını bilmedikleri oluyor. İlk golü yiyorlar, panik yapıp ikiyi de yiyorlar. Deplasmanda gol atayım diye biraz baskı yapınca üçüncüyü de yiyorlar. Barca – PSG eşleşmesi özelinde, Barca ilk maçta inanılmaz kötüydü. O maçın 6'ya 8'e gitmesi bile imkansız değildi.

Barcelona PSGGettyimages

60'lar, 70'ler ve 80'lerde üst seviye takımların böyle dağıldığını görmek mümkün değildi. Ama ikinci maçta gol atmaları gerektiğini biliyorlardı. Baskıyı yapınca bu sefer PSG dağıldı, çünkü maçı nasıl öldüreceklerini bilmiyorlardı. 3-1'den sonra topla sadece dört kez buluştuklarını gösteren delice bir istatistik vardı. Sakatlık numarası yap, topu dışarı at farketmez… Orada maçı bitirmeleri gerekirdi. O açıdan belki haklısındır, Avrupa futbolunda beş altı senedir böyle bir trend var.

Belki bu durumun başlangıcı o meşhur yarı final maçlarında gerçekleşmiştir. 2013'te Dortmund'un Real'i, Bayern'in Barca'yı eledikleri o serilerden bahsediyorum. İlk kez o maçlarda "Bu bildiğimiz futbol değil, başka bir şeyler dönüyor burada" dediğimi hatırlıyorum.

Şampiyonlar Ligi'nin son iki sezondaki taktiksel olarak ana teması nedir?

Gördüğümüz en dikkat çekici şey Barcelona'nın etkisiyle ortaya çıkan topa sahip olma futbolu. Biz oyunun bu şekilde olmasına alışmış görünüyoruz, sanki bu normal olanmış gibi. Halbuki bu son derece anormal ve çok özel bir tarz. Bence zamanla geçmişe dönüp bakacağız ve 2009-2011 yılları arasındaki Barcelona'nın ne kadar müthiş bir takım olduğunu anlayacağız.

Takımlar, Barcelona topu alınca "Biz de büyük takımız, topla oynamamız lazım. %30 topa sahip olma oranıyla kalamayız" diyerek topun peşinden koştular. Manchester United, 2009 Şampiyonlar Ligi finalinde panik yaptı. Topa sahip olmak için peşinde koştular ve yoruldular. Sonrasında Barca işi bitirdi.

2010'da Inter, 2012'de Chelsea Barcelona'yı yenince, insanlar Barca'nın dominasyonunu kabul edip geriye yaslanarak oynamayı kabullendiler. Top onlarda kalabilir, biz %20-30 oynasak da sorun değil dediler. Barcelona topa istediği kadar sahip olabilir, ancak biz onlara alan bırakmazsak, pas kanallarını kapatırsak sorun yok.

"Post-Barcelona dünyasında yaşıyoruz"

Günümüzde Barça biraz daha farklı oynuyor. Artık Messi'yi serbest oynatıyorlar. Yanında bu sezona kadar Neymar ve Suarez vardı. Aşırı kapanan, kanalları ve alanları tıkayan savunmalara karşı Messi ve Neymar bireysel yetenekleriyle kilidi açabiliyorlar. Şu anda eğer takımınızda bu gibi solo oyuncularınız ve arkalarında komple takım oyuncularınız yoksa, topa sahip olma oyunu sıkıntıya düşebilir.

Şu anda gördğümüz şey, bu oyunun yerine yavaş yavaş Bayern ve Dortmund'un 2013'te oynadığı oyunun yerleşiyor olması. Barcelona'nın topa sahip olduğu oyun göze hoş geliyordu. Ancak bu takımların yaptıkları pres ve bu sayede kazandıkları toplar çok önemli.

Pozisyonun yerine pres geçiyor. Her takım şu anda pres yapıyor. Manchester United bile, Avrupa Ligi finalinde Ajax'ı pres oyunuyla zor duruma düşürdü. Pres artık taktiklerin donanımında yer alıyor. Şu anda post-Barcelona dünyasında yaşıyoruz, bir sonraki aşamanın ne olacağını çözmeye çalışıyoruz. Bu çok normal. Bir devrim yaşandı ve sonrasında futbol yeni düzenini oluşturma çabasına girdi.

Pazar günü Türk futbol tarihinin en önemli derbi rekabeti tekrar yaşandı? Derbi futbolu sizin için ne demek? Derbilerin sonuçlarını, taktiksel anlayış ve uygulamalar mı yoksa sahadaki gergin atmosferin sebep ve sonuçları mı belirler? Taktikler derbilerde ne kadar önemlidir?

Modern futbol konuşmalarında beni rahatsız eden bir şey var. Taktiklerin futboldaki diğer değişkenlere göre daha ketum bir şekilde yer tuttuğuna dair bir inanış var. Herkes sürekli taktik konuşuyor. Taktikleri futbolun geri kalanından ayırmaya çalışıyorlar.

Taktikler oyunun nasıl oynanacağını belirleyen etmenlerin sadece bir parçası. İki takımın yeteneklerine de bakmak lazım. Şahane bir taktiğin olabilir, ama benim takımım kadar iyi bir takımın yoksa benim takımım kazanacaktır. Tabii ki, beni alt edecek zeki bir savunma planın yoksa.

Aykut Kocaman Igor Tudor Galatasaray Fenerbahce 10222017AA

Bir derbide çok yoğun bir atmosferin olacağını, futbolcuların çok gergin olacağını, sert müdahalelerin ve enerji patlamalarının olacağını bilirsin. Ama taktiğin bunların üstesinden gelebilmek ve bunlara adapte olabilmek zorunda.

Rakibe karşı ilk 20 dakikada agresif olabilirsiniz, rakibi boğabilirsiniz ya da tam tersi şekilde soğukkanlı davranıp rakibin yorulmasını, bu süreçte sarı ve kırmızı kartlar görmesine çalışabilirsiniz. Oyuncuların ve şartların uygunluğuna göre değişmek kaydıyla da olsa, bunların ikisi de makul taktikler. Taktikler, derbi maçlarında da diğer maçlarda olduğu kadar önemlidir. Farklı taktikler olsa bile.

Liverpool'un hikayesini anlatırken temelini 10 maçta incelemiştiniz. Bu tercihin ve mevzu bahis maçların seçilme sebebi nedir? Benzer bir kitabı Türk futbolu için yazacak olsanız kitabınızı hangi maçlar üzerine kurardınız?

Sorunun ikinci kısmını cevaplamak benim için çok zor. Türkiye futbolunda uzman değilim. Muhtemelen 1954 Dünya Kupası'ndan bir maç yer alabilir. Kendi tecrübelerime dayanarak konuşmam gerekirse, Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı kazandığı 1999/2000 sezonundan bir maç yer alır. Finali de alabilirsiniz, ama öncesindeki eşleşmelerden de kritik maçlar çıkacaktır. Türkiye'nin milli takımlar düzeyindeki turnuvalardan maçlar olacaktır. 2008'deki maçları, 2002'deki Dünya Kupası maçları… ama bunlar çok bariz örnekler. Arka planda neler olup bittiğine dair daha iyi bir fikri olan birine ihtiyacımız olabilir.

Liverpool kitabında seçtiğim maçlarla ilgili olarak; kendi şartlarında harika geçen maçlar, ilk kez bir şey yaptıkları ya da bir trendi kabul ettikleri maçlar veya tarihi etkileyecek maçları içerdiğini söyleyebilirim. Tarihi etkileyen maçlarda ise kaybettiklerinde ya da kazandıklarında neler yaşandı? İlginç olan, kaybettikleri maçlar… Bu yenilgilerden neler öğrendiler?

Bill Shankly - 1971Getty

"Önemli olan ders alınan maçlar"

Örneğin, Kızılyıldız ile 1973'te oynadıkları eşleşmeyi ele alabiliriz. Bu maç, Liverpool'un tipik bir İngiliz takımı gibi oynayıp, rakibe pres yaptığı bir maçtı. Ancak Kızılyıldız sakinliğini kaybetmedi, topu paslaşarak döndürdü ve hem Belgrad'ta hem Anfield'da 2-1'lik skorlar ile kazandı. Shankly maçın ardından "Bundan bir şey öğrendik. Öğrendiğimiz şey sürekli hücum yapamayacağımız." dedi.

O maç, Liverpool tarihindeki tüm zaferler ile birlikte çok büyük bir yer kaplamakta. Çünkü bu yenilgi olmasa, sonrasındaki zaferlerin hiçbiri olmayacaktı. Buradan öğrenilen dersler başarıyı getirdi. Yani, esas önemli olan gerçekten bir dersin öğrenildiği maçlara bakmak.

Pep Guardiola mi Maurizio Sarri mi?

Pep Guardiola

Topa sahip olmak mı pres futbolu mu?

Kiminle oynadığına, maçın kendisine, turnuvaya, havaya, futbolcuların son maçtaki performanslarına, bir sonraki maçın ne olduğuna, sakatlıklara, aldığım sonuçlara, rakibimin sonuçlarına, saha kondisyonuna, ve herşeye bağlı.

2008 İspanya mı, 2014 Almanya mı?

2008 İspanya

3-5-2 mi, 4-2-3-1 mi?

Tekrar aynı cevabı verebilirim. Kiminle oynadığına, maçın kendisine, turnuvaya, havaya, futbolcuların son maçtaki performanslarına…

Reklam