İNCELEME | Slavia Prag'ın 1923'teki ilk İstanbul turnesi

Slavia 1923 Istanbul

İNCELEME | Barış Kenaroğlu & Barış Eymen


Türkiye’ye ilk kez 1923 yılında gelen zamanın en şöhretli takımı Slavia Prag; İstanbul’un üç büyük takımı Fenerbahçe, Galatasaray ve Altınordu ve bu üç takımın oyuncularından oluşturulan Türk milli futbol takımı ile peşi sıra yaptığı maçların 99. yıl dönümünde, Fenerbahçe ile UEFA Konferans Ligi’nde karşılaşmak için yeniden İstanbul’a geliyor.

Kuruluş öyküsü ve forması ile spor tarihinde farklı bir yere sahip olan Doğu Avrupa’nın efsane kulübü Slavia Prag’ın, 1923 Türkiye’sinde büyük bir hadise olarak kabul edilen İstanbul turnesinin hayli ilginç hikâyesini kaleme aldık. Millî Mücadelenin kazanılmasının ardından Türk futbolunun uluslararası arenada yer bulma çabaları, sahaya giren seyirciler, Slavia’ya hediye edilen kupa… İyi okumalar.

Tanrıça Slavia’nın devrimci çocukları

Slavia Prag’ın kuruluşu Avrupa’da imparatorluklar çağının sonuna denk gelir. Yükselen milliyetçilik akımı ve sanayi devriminin ardından ortaya çıkan huzursuzluklar kıtanın doğusunda hareketlenmelere sebep olmuştu. Avrupa tarihinde 1848 Devrimi olarak adlandırılan bu olaylar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Bohemya Bölgesinin merkezi olan Prag’da da kendini göstermişti. Prag gençleri, bu ortamda bir kulüp kurduktan sonra, mitolojilerinde bölgenin koruyucusu olarak kabul edilen Tanrıça Slavia’nın isminin kulüplerine verdiler. Sembol olarak da kadim bir Slav sembolü olan beş köşeli yıldızı belirlediler.

Başlangıçta bir edebiyat kulübü olarak kurulan, zamanla bisiklet sporunda faaliyet göstermeye başlayan Slavia, 1892’de futbol takımı ile spor tarihi sahnesine çıktı. Slavia Prag’ın iki kurucusundan biri olan Dr. Karel Freja aynı zamanda modern Çek futbolunun da kurucusuydu. Takımın ilk kadrosunda yer alan Dr. Freja, 1899 tarihinde Viyana’da oynanan milli maçta da forma giymişti. Dr. Freja, bölgedeki futbol müsabakalarını düzenleyen Çek Amatör Spor Birliği'nin kurucu üyelerinden biriydi.

Dr. Karel Freja

Slavia’nın Türklerle ilk teması da Dr. Freja aracılığı ile gerçekleşmişti. Dr. Freja, Balkan Savaşı sırasında, 1912-1913’te, Karadağ'da Osmanlı Devleti’ne karşı savaşan Çek kuvvetlerinde doktor olarak görev yapmıştı. Dr. Freja’nın, Dünya Savaşı'nın ardından bağımsızlığını kazanıp Çekoslovakya adıyla kurulan ülkesinin ordusunda hizmet vermeye devam ettiğini biliyoruz.

Futbol tarihimizde önemli bir yere sahip olan Slavia’nın, 1896’da giymeye başladığı formayı, ilk haliyle günümüzde bile kullanması ise kulübü dünya futbol tarihinin özel bir köşesine taşımaktadır. 

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Millî Takım

Slavia’nın İstanbul’a sırasıyla Galatasaray, Fenerbahçe ve Altınordu ile maç yapması için davet edilmesi; o zamanki ismi Türkiye Futbol Heyet-i Müttehidesi olan Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) Uluslararası Futbol Federasyonu olan FIFA’ya katılmasıyla bağlantılı bir sürecin son halkasıdır.

Bilindiği üzere İstanbul’da 1904’ten beri farklı isimlerle düzenlenen futbol ligleri, 1913’ten sonra Türk idarecilerin kontrolünde düzenlenmeye başlanmıştı. 1913 yılı aynı zamanda Türk millî futbol takımının da kuruluşunu simgelemektedir. O dönemde yayımlanan Tasvir-i Efkâr Gazetesi'nin, “Türk takımı, İngiliz Weymouth Gemisi Personeli ile bir maç yapacaktır” başlıklı haberinde yer alan detaylar, bilinenin aksine Türk millî takımının kuruluş yılının 1923 değil, 1913 olarak kabul edilmesini gerektirmektedir. Gazetede ilân edilen maç, oynanmasa da o tarihte Türk millî futbol takımının varlığı kesindir. Bu takımın seçilmesi, organize edilmesi aynı zamanda Türk futbolunun kurumsal yapısının da temelini oluşturmaktadır.

Balkan savaşları ve dünya savaşının ülkede açtığı yaraların en büyüğü şüphesiz İstanbul’un 1920’de işgâl edilmesidir. İşgâle rağmen İstanbul’da futbol başta olmak üzere sportif faaliyetler devam etmiş ve 1922’de Türk sporunun kurumsallaşmasına yönelik en büyük adım Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’nın (TİCİ) kurulmasıyla atılmıştı. Yusuf Ziya Bey başkanlığındaki TFF, Ali Sami Bey başkanlığındaki TİCİ’ye bağlı bir kuruluş olarak Türk futbolunu yönetmeye başladıktan sonra ilk icraatını FIFA’ya kesin üye olarak gerçekleştirmişti.

Cumhuriyetin ilan edilmesinden tam beş ay önce, Türk futbolu dünya futbolunun üyesi olmuştu. Ancak Türk futbolunu yönetenlerin aklını kurcalayan bir soru vardı: “Kağıt üzerinde uluslararası futbol sistemine dâhil olunsa da sahada başarı sağlanacak mıydı?” 1924 Paris Olimpiyatları'na bir futbol takımı gönderilmesi kesinleşmişti, ancak Türk futbolunun, yabancı ülke takımları karşısında ne yapacağını kimse bilmiyordu.

TİCİ’nin kuruluş günlerinde kamuoyunda dünya futbolunda ülkeyi temsil edecek bir millî futbol takımı oluşturma düşüncesi yeniden filizlenmişti. 1922’nin mart ayında Akşam gazetesinde, “Türk milli takımı kimlerden oluşmalıdır?” başlıklı bir anket açılmış ve hayli ilgi görmüştü. Bu anketin ardından, Yusuf Ziya Bey’in seçtiği bir takım 16 Haziran 1922’de İngiliz İşgal Kuvvetleri karşısına çıkmış ve sahadan 3-0 galip ayrılmıştı.

1913’te kurulan ve ülkede hüküm süren savaş hâli dolayısıyla sürekli bir yapıya kavuşmayan Türk millî futbol takımının TFF’nin FIFA’ya katılması sonrasındaki mevcut durumu açıkça görülmeliydi. İşte yukarıdaki sorunun cevabını bulmak için dönemin en güçlü takımı Slavia, İstanbul’a davet edildi. Çek takımı, İstanbul’un güçlü takımları ve bu takımlardan oluşan millî takım ile maçlar yapacak, Türk futbolu hem kendini test edecek hem de Burhan Felek’in tabiriyle “ders alacaktı".

Davet

Slavia, 1919’da bağımsızlığını kazanan Çekoslovakya’nın futbol millî takımı olma özelliğini taşıyordu. Çoğunluğunu Slavia'lı futbolcuların oluşturduğu Çekoslovak millî takımı, 1920-1923 döneminde toplamda 14 millî maç yapmış, iki mağlubiyet, üç beraberlik ve dokuz galibiyetle sahadan ayrılmıştı.

Türk futbol yöneticileri Slavia’yı İstanbul’a davet ederken İstanbul’da yerleşen eski Avusturya millî takım kaptanı Çek asıllı Anton Kratky’den aracılık etmesini istediler. Slavia, turne için 4 bin lira istiyordu. Slavia’yı İstanbul’a getirmenin bedeliyse kamuoyunda hoşnutsuzluklara yol açmıştı. İnsanlar, galip gelmenin imkânsız olduğu bir takımla maç yapmak için neden para ödeneceğini merak ediyorlardı. Bu durumu açıklamak için dönemin spor yönetiminin gayrı resmî yayın organı konumundaki Spor Âlemi dergisinde Burhan Felek bir başyazı kaleme aldı. Burhan Bey bu yazıda şöyle diyordu: “Yeni teşkilatıyla artık dünya sporuna karışmış olacağımız için yavaş yavaş kendi âlemimizden çıkarak etrafı görmemiz, mütalaa etmemiz lazımdır.”

Slavia istediği ücret dönem için hayli yüksekti. Kulüpler aralarında ancak 1500 lira toplayabildiler. Bu aşamada devreye tekrar Anton Kratky girdi ve Çekoslavakya Propaganda Bakanlığı'nın aradaki 2500 liralık farkı karşılamasını sağladı. Artık Slavia, İstanbul yolculuğuna başlayabilirdi. Slavia takımı, beraberinde Çekoslovak Futbol Federasyonu heyetiyle beraber 12 Temmuz 1923 Perşembe günü İstanbul’a geldi. Bu güçlü takımı karşılayanlar arasında Fenerbahçe, Galatasaray ve Altınordu kulüplerinin üyeleri de vardı. Dönemin ünlü otellerinden olan Asmalımescit’teki Kohut Oteli’ne yerleşen Slavialılar, ilk maçlarında Galatasaray ile karşı karşıya geleceklerdi.

Slavia’nın İstanbul günlüğü

Slavia’nın İstanbul seyahatinin detaylarını Spor Âlemi dergisinin 24 Temmuz 1923 tarihli sayısından öğreniyoruz. Bu dergiden elde ettiğimiz bilgileri dönemin Vatan ve Tanin gazetelerinde yazılanlar ile birleştirdiğimizde Türk futbolunun ilk büyük organizasyonu tüm ayrıntıları ile ortaya çıkmış oluyor. 

13 Temmuz 1923 Cuma: Galatasaray 0 – 7 Slavia 

Taksim Stadyumu'nda büyük bir kalabalığın günlerdir heyecanla beklediği maça; Nüzhet, Ali, Ahmet Cevat, Hayri, Edip, Nihat, Necip, Arif, Hüsnü, Fehmi, Müslih on biriyile çıkan Galatasaray, sahadan 7-0 mağlubiyetle ayrıldı.

Slavia 1923 Istanbul

Maç yorumlarında Slavia’nın başarısı takımın mükemmel pas trafiğine bağlanıyor, Türk takımında yardımlaşma eksikliği dile getiriliyordu. Misafir takım, maçın ardından Mekteb-i Sultaniye'ye davet edilmiş ve dönemin İstanbul Valisi Haydar Bey, milletvekilleri Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref Bey'lerin de katıldığı büyük bir yemek organize edilmişti. Yemeğin ardından yapılan konuşmalardan en önemlisini şüphesiz Hamdullah Suphi Bey tarafından yapılmış olandır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Milli Eğitim Bakanlığı da yapacak olan Hamdullah Suphi Bey; konuşmasında Türk sporcularının 1924 Paris Olimpiyatı’na gitmesini ve memleketimizde spor kulüplerinin himayesini, kendi ve arkadaşları adına elinden geldiği kadar destekleyeceğini söylemiştir. 

15 Temmuz 1923 Pazar: Altınordu 0 – 7 Slavia

Slavia, ikinci maçını Altınordu ile yaptı. Nedim, Refik, Osman, Tevfik, Feyzi, İbrahim, Nuri, Mutena, Şükrü, Sami, Emin ve Faik on biriyle sahaya çıkan Altınordu, tıpkı Galatasaray gibi sahadan farklı mağlup olarak ayrılıyor, maç sonunda Slavia’nın oyunu tıpkı Galatasaray maçından sonra olduğu gibi Türk basını tarafından övülüyordu. 

16 Temmuz 1923 Pazartesi: Slavia, Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin Huzurunda

Slavia takımı ve Çekoslovak heyeti, Fenerbahçe ile oynayacakları maçtan bir gün önce Moda burnunda denize girdikten sonra, kulübün davetlisi olarak Kalamış Belvü Oteli’ne geldiler. Aynı zamanda Fenerbahçe Fahri Başkanı da olan Osmanlı şehzadesi Ömer Faruk Efendi’nin davetin kulübü adına sahibi olması dikkate değer bir noktadır.

Spor Âlemi, davetin detaylarını şöyle aktarmıştır: “Fenerliler misafirleri şerefine kulüplerini rengârenk bayraklar ile donatmışlar ve ziyafette Reis-i Fahri Şehzade Ömer Faruk Efendi hazretleriyle kulübün hamilerinden Cafer Paşa, damat Abdülmecid Bey ve damat Abdülraif Beyefendiler hazır bulunmuşlardır. Otomobiller ile kulübe getirilen misafirler kulüp üyeleri tarafından karşılandıktan sonra kütüphane, hatıralar, ödüller-kupalar gösterilip kulübün hazırlanmış olan üç teknesi mavi, sarı formalı kürekçiler idaresinde bahçedeki iskeleden ikişer ikişer misafirlerini aldıktan sonra Otel Belvü’ye getirmişlerdir. Ziyafete kulüp kurucuları ile Çekoslovak temsilciler de gelmişti. Çayın sonunda Şehzade Ömer Faruk Efendi kulübü namına gayet akıcı Almancası ile bir konuşma yapmış ve buna Slavialıların başkanı tarafından verilen cevapta Şehzadeyi Slavia’nın kulübü koruyup kollayan üyelerinden biri olarak gördüklerini belirterek, alkış arasında kulüp rozetini şehzademizin göğsüne takmışlardır.”

Sarı-lacivertli takımın işâal kuvvetlerinin takımlarına karşı elde ettiği başarıların yaşandığı dönemde kulübün fahri başkanı olan Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin Fenerbahçesi'nin ilk ve tek yurtdışı teması Slavia ile olacaktı.

17 Temmuz 1923 Salı: Fenerbahçe 1 – 10 Slavia

Slavia’nın diğer iki maçında olduğu gibi İstanbullu sporseverlerin bu maça da ilgisi büyük oldu. Hatta jandarma birlikleri kalabalığa müdahale etmek zorunda kaldılar. Maçtan önce kamuoyunun Fenerbahçe’den beklentisi galibiyet olmasa da, Galatasaray ve Altınordu’dan daha başarılı bir oyun sergilemesiydi. Hiç olmazsa misafir takımın gol yemeden sahadan ayrılmaması ümit ediliyordu.

Slavia 1923 Istanbul

Maça, Şekip, Kadri, İsmet, Cafer, Fahir, Hasan Kâmil, Sabih, Alâaddin, Ömer, Bedri, Zeki Rıza on biriyle çıkan Fenerbahçe, oyunun başlangıcında başa baş bir oyun sergilese de peşi sıra gelen Slavia gollerine engel olamadı. Slavia 7-0 öndeyken, Spor Âlemi ’nin, “Üç günün müsabakası esnasında boğazlarda düğümlenip kalan ‘gol’ kelimesi binlerce sinenin var kuvvetleriyle stadyumu inletti. Pek pahalıya mâl olmakla beraber şeref kurtulmuştu” şeklinde aktardığı Fenerbahçe’nin golü geldi. Ömer Tanyeri, attığı golle Türk takımlarının bir anlamda şerefini kurtarıyordu.

Fenerbahçe-Slavia maçını izleyenler arasında Fenerbahçe Fahri Başkanı Şehzade Ömer Faruk Efendi ve beraberindeki saray erkanı da vardı. Maçtan bir gün önce rakip takımı ağırlayan başkan, sahada da takımını yalnız bırakmamıştı.

Fenerbahçe-Slavia maçında dönem basınının tabiriyle “üzücü bir olay” da gerçekleşti. Mahmut Celâlettin isimli kişi, beraberinde Ahmet ve Hikmet isimli arkadaşlarıyla birlikte maç başladığında sahaya girmişler, kendilerini saha dışına çıkaran askerlerin silahını almaya teşebbüs etmişlerdi. 

18 Temmuz 1923 Çarşamba: Türkiye 3 – 7 Slavia

Slavia, İstanbul’daki son maçını Türk millî takımı olarak nitelendirdiğimiz karma takıma karşı yaptı. Maça; Nedim, Cafer, Tevfik, Feyzi, Nihat, İbrahim, Bedri, Sabih, Zeki, Alaaddin, Emin on biriyle çıkan Türk millî takımında Fenerbahçe’den İsmet ve Hasan Kâmil bir gün önceki maçta “fazla hırpalandıkları” için yer almıyorlardı. İlk üç maça oranla seyircilerin daha az ilgi gösterdiği maç, beklenildiği gibi Slavia’nın üstünlüğüyle sonuçlandı. Maçta Türkiye’nin üç golünü de Fenerbahçeliler atmıştı. Zeki Rıza ve Alaaddin bu gollerin sahipleri olarak tarihe geçtiler. 

Refet Paşa’nın nutku

Maçın ardından Türk millî takımı oyuncuları ve heyetiyle Slavia kafilesi İstanbul Belediye Başkanı Ercüment Ekrem Talu’nun konuğu olarak Belediye Binası'nda yemek yediler. Bu yemeğin en önemli misafiri şüphesiz TBMM Hükümeti'nin İstanbul temsilcisi Refet Paşa’ydı. İstanbul’a gelir gelmez Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı heyetini kabul eden, saltanatın kaldırılmasından bir gün sonra bugün Fenerbahçe Stadı'nın yerindeki İttihatspor Sahası’nda oynanan maçların ardından sporseverlere bir konuşma yapan Refet Paşa, devamında Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret etmiş ve kulüp anı defterini de imzalamıştı.

Kurulmakta olan cumhuriyet yönetiminin spora verdiği önem Refet Paşa’nın bu eylemlerinden açıkça anlaşılmaktadır. Refet Paşa, Slavia kafilesinin ağırlandığı yemekte şu konuşmayı yapmıştır: “Hayır, sizin maneviyatınız kırık değildi. Son maçlarınızda bulundum. Çok kahramanca çarpıştınız. Yalnız onlar bizden fazla idi ve hem çok fazla idi. Siz oyunlarını hemen kaptınız, çalıştınız ve bugün misafirlerimiz şehrimizden daha uzaklaşmadan ettiğimiz istifadeyi kendilerine de gösterdik. Birinci günü yedi tane yedik. İkinci günü yedi tane yedik. Üçüncü günü on tane yedik, fakat bir tane yaptık. Dördüncü günü yedi tane yedik, fakat üç tane yaptık. İhtimal bir daha oynar isek berabere kalacağız. Fakat misafirlerimiz şunu hatırlamalıdırlar ki kendilerine teşekkür etmekle beraber bu yapılan sayıları behemehâl gelecek seneye kadar çalışıp kendilerine ödeyeceğiz ve bu çalışmaya da her Türk muavenet edecektir.”

19 Temmuz 1923 Perşembe: Güle güle Slavia

Maç programını tamamlayan Slavia takımı, tıpkı karşılandığı gibi uğurlanmıştır. Slavia, öğlen saatlerinde kaldıkları Kohut Oteli'nde verilen ziyafetten sonra, öğleden sonra deniz yoluyla İstanbul’dan ayrılır. Slavia’yı uğurlayanlar arasında Belediye Başkanı Ercüment Ekrem Bey, Galatasaray Başkanı Yusuf Ziya Bey, Fenerbahçe adına Fuat Hüsnü Bey, Spor Âlemi dergisi adına Çelebizade Sait Tevfik Bey, Türk İdman mecmuasından Tahir Beyler ve birçok sporcular da vardır.

Saat dörtte hareket eden vapura misafirlerimiz saat ikide gelmişler ve kalan iki saatlik müddet zarfında her iki taraf da birbirlerini alkışlamışlar ve hediyeler vermişlerdir. Bu hediyelerden en ilginci İstiklâl Caddesi’nde bulunan, Selânik kökenli İpekçi ailesine ait olan Selânik Bonmarşesi isimli işletmenin Slavia takımı için hazırlattığı kupadır.

“Slavia’dan Aldığımız Dersler”

Slavia’nın İstanbul’dan ayrılmasının ardından Türk spor basını maçları değerlendirmeye, yaklaşan Olimpiyatlara gidecek Türk millî takımının durumunu tahlil etmeye başlamıştır.

Slavia’nın ülkeye davet edilmesindeki amaç, daha önceden değindiğimiz gibi futbolumuzun uluslararası arenadaki durumunu görmekti. Bu amaç doğrultusunda yapılan değerlendirmelerden en önemlisi ilk Türk futbolcusu unvanına da sahip olan Fuat Hüsnü Bey’in Slavia antrenörü John William Madden ile yaptığı röportaj sonucunda ortaya çıkmıştır. Madden şunları söylemiştir: “Türk oyuncular futbolu anlamışlar. Fakat oyunlarında 'vahdet/birlik’ yok. ‘Sükûnet ve itidal’ yok. Seyircilerde de öyle. Bağırma çağırma oyuncularda asabiyet ortaya çıkartır, muhakeme kalmaz, oyun çorbaya döner. Oyuncularınızda şayan-ı hayret bir istidat var. Bir sene bir muallimin nezareti altında çalışırlarsa mükemmel futbolist olurlar.”

John William Madden

“Bravo Millî Takım”

Slavia’nın karşısına kulüpler bazında ayrı ayrı üç kez çıkan, dördüncü ve son maçta ise millî takım kimliği sahada yerini alan Türkiye için yapılan değerlendirmeler genel anlamda olumluydu. Fransızca yayım yapan İstanbul gazetesi, “Türkler çok iyi oynadılar. Mağlubiyetleri de bir galibiyettir, Türk karma takımı mağlup olmakla beraber azimlidir” yorumuyla 7-3’lük maçı değerlendirirken; Ermenice yayımlanan Jogurti Çayan gazetesinde maçtan bir gün sonra, “Bravo Millî Takım” başlıklı bir makaleyle çıktı.

Sahaya çıkan karma takıma tıpkı 1913 tarihli Tasvir-i Efkâr gazetesi gibi, “Millî Takım” tanımlamasını yapan gazetede maç şu şekilde değerlendiriliyordu: “Slavia, Türk muhtelit takımıyla dördüncü ve son müsabakasını icra etti. Altınordu, Fenerbahçe, Galatasaray ve Süleymaniye en iyi oynayanlarından oluşan Millî Takım yalnız yedi gol yapmaya muvaffak olan Slavia'ya üç nefis gol hediye ederek gayet şerefli bir netice temin etti. Muhtelit Türk takımının hücumcuları fevkalade mahirane oynadılar. Zeki, gayet nefis iki şut vasıtasıyla iki gol, Alaaddin ise Bedri’nin verdiği bir pas ile üçüncü golü yaptı.”

Millî Takım ve devamlılık

Üzerinde yaşadığımız topraklarda devlet hep var olmuş, 1923’te ise sadece devletin yönetim şekli değişmiştir. Cumhuriyet; Osmanlı'nın borçlarını ödeyerek, Osmanlı'dan miras kurumları sahiplenerek, bu devamlılığı vurgulamıştır. Bugün spor tarihi yazımında “devamlılık” kavramı bilinçli olarak göz ardı edilmektedir. Oysa; kurumların, kulüplerin, organizasyonların tarihi Cumhuriyet öncesine dayanmaktadır. Bu bağlamda Türk millî futbol takımının ilk maçını 26 Ekim 1923’te yaptığı bilgisi bu görmezden gelmenin bir tezahürüdür. Türk millî takımı 1913 yılında oluşturulmuştur.

Paris Olimpiyatları'na hazırlanan Millî Takım, Romanya ile 26 Ekim 1923’te yaptığı maçtan 2-2’lik skorla sahadan ayrılmıştır. Temmuz 1923’te Slavia karşısına çıkan takım ile Ekim 1923’te Romanya karşısına çıkan takımın aynı kulüplerin oyuncularından kurulu olması devamlılık kavramına bir örnektir. Tarihi bir tesadüflle 1924 Paris Olimpiyatları'nda Türkiye’nin rakibi Çekoslovakya olmuştur. Böylece uluslararası bir organizasyonda Türk millî takımı ilk maçını, o organizasyona hazırlanmak için daha önce İstanbul’a davet edilen Çeklerle yapmıştır. Çekler, 25 Mayıs 1924’te Türk millî takımını 5-2 yendiler. Millî Takım'ın kadrosu şu isimlerden oluşuyordu: Nedim, Ali, Cafer, Kadri, İsmet, Nihat, Bedri, Bekir Refet, Zeki, Alâeddin, Mehmet.

Slavia, 1925 ve 1927 yıllarında İstanbul’a iki ziyaret daha yaptı. Bu iki ziyarette Slavia, Fenerbahçe ve Galatasaray ile ikişer defa daha oynadı ve üç maçı da farklı kazandı. Türk takımlarından Slavia’ya karşı galibiyet alan ilk takım ise Fenerbahçe oldu. 5 Haziran 1927’de oynanan maçı 1-0 kazanan Fenerbahçe’nin galibiyeti, kamuoyunda hayli ses getirecek, ülkeyi sevince boğacaktı.