Haberler Canlı Skorlar
Lille

YORUM | Burak Yılmaz: Türkiye’deyken ‘ofsayt’, Avrupa’dayken kral

22:29 GMT+3 6.05.2021
Burak Yilmaz Lille
Burak Yılmaz, Türkiye’de kendini sevdirmeyi başarmadı. Kendi hataları da vardı. Fakat şimdi Lille’de fırtına gibi eserken övgü için sıraya giriliyor.

YORUM | Kutay Ersöz  @48kutay


Türk futboluna damga vurmuş yerli futbolcuların kariyer yolları birbirine benzer.

İki tane ana senaryo vardır. Birincisi; altyapısından yetiştiği kulüpte uzun yıllar oynayan futbolcuların yoludur. 10-15 sene boyunca aynı kulüpte kaldığı için, başarıyı da başarısızlığı da tadarlar. Bir kariyerin olması gereken her detayına sahip olurlar. Acılar, sevinçler, rekorlar… Bülent Korkmaz, Rıza Çalımbay gibi isimler buna örnek gösterilebilir.

İkinci yol ise Anadolu’da pişerek İstanbul’a adımını atan oyunculardır. Sakaryaspor’da parlayan Tuncay Şanlı, Samsunspor’da transfer rekoru kıran Ertuğrul Sağlam veya yine Samsunspor’dan Galatasaray’a gelerek bir popüler kültür figürüne dönüşen Tanju Çolak gibi… Çok daha sinemaya uygun senaryolardır bunlar. Hızlı bir yükseliş, zirve ve yavaş yavaş sönme. Scarface’teki Tony Montana’nın, Ya Ya Ya Şa Şa Şa’daki İlyas ile birleşimi gibi… Sonu her zaman kötü değildir tabiî ama anlatılmaya ve abartılmaya uygun bir öyküdür.

Anadolu’dan İstanbul’a gelen ve başarısız olan çok sayıda oyuncu da vardır. Bunlar belki kariyerlerine Süper Lig’de devam ederler. Belki sonra bir daha İstanbul yaparlar. Fakat İstanbul’da iki kez başarısız olup, adını Türk futboluna yazdırabilmiş çok az oyuncu var. Onlardan biri, belki de yeganesi Burak Yılmaz.

Kendi evlatlarını sevmemekte inat eden Türkiye, yerli futbolcusunu özellikle 2000’den sonra çok fazla eleştirmiştir. Burak Yılmaz da bu dönemde; 2006 yılında Beşiktaş’a transfer oldu.

O dönem TRT ekranlarından yayınlanan 1.Lig’de Antalyaspor maçlarını izleyen futbol sevdalıları, Burak Yılmaz’a çoktan tutulmuştu bile. Zaman zaman forvet zaman zaman forvet arkası oynayan Burak kendini belli ediyordu. 20’li yaşlarına yeni girmişti ama fiziğiyle “Ben genç oyuncudan daha fazlasıyım” diyordu. Beşiktaş’a transfer olması hiç şaşırtıcı değildi.

Fakat o Beşiktaş takımında sağ kanada gönderilip, İnönü’deki Kapalı’nın önünde oynamak onun için zor bir deneyimdi. Jean Tigana ondan memnundu belki. Oyuncusunun oyununa farklı bir repertuar katmak istiyordu. Veya takımının eksik olduğu bölgede onun gücünden faydalanmayı planlıyordu. Tigana’nın memnuniyetinin sebebini bilemeyiz ama sonucu ortadaydı. Burak, o sezon Beşiktaş formasıyla 41 maça çıkmıştı.

21 yaşında ilk defa Süper Lig’e geleceksiniz, Beşiktaş gibi bir takımda ilk 11 çıkacaksınız, üstelik alışık olmadığınız bir mevkide şans bulacaksınız, ülkenin duygusal tepkileri en yüksek tribününün önünde duracaksınız. Kolay olmasa gerek. Cümlenin başının bir daha anımsatalım. Tüm bunlar olurken henüz 21 yaşındasınız.

Bugün 25-26 yaşındaki oyuncular İstanbul takımlarında şans bulduğunda “Zamana ihtiyacı var” diyenlerin sayısı, o günlerden daha fazla. Oyuncu az olunca, gönül katlanıyor herhalde! 

Burak, Türkiye'de yerli oyuncunun havuzunun geniş olduğu dönemde şans buldu, zaman buldu ama sabır bulamadı. O da kendini sevdirme konusunda futbolseverlere pek yardımcı olmadı. Bazı attığı goller veya aldığı penaltılar onun eksi hanesine yazıldı. Aşı tutmamıştı. Burak için Beşiktaş defteri kapanmıştı!

Yazının bundan sonraki döneminde Burak’ın kariyeriyle devam etmeyeceğiz. Fenerbahçe’de şans bulamaması veya Trabzonspor’da yeniden kendini kanıtlaması önemli değil. Ya da tam önemli olan burası. Aradan geçen 14-15 seneden, atılan onca golden, yaşanan gol krallıklarından ve milli takım tarihinin en golcü ikinci futbolcu olmasından sonra Burak Yılmaz bu seneye kadar kendini kanıtlayamamıştı. Çünkü ilk intiba önemlidir. Burak, ilk çıkışını talihsiz bir şekilde yapmıştı. Devamında ne yapsa boş olacaktı.

Lille formasıyla yıldızlaştığı Lyon maçından sonra bazı Facebook ve Twitter yorumları çok ilginçti. Hollanda maçının ardından Lyon’a da frikik golü atan Burak için “Bu yaşından sonra frikik atmayı öğrendi” diyenler vardı. Bu gelişimi için kendisini tebrik ediyorlardı. Oysa Burak’ın 2011-12 sezonunda bile (9 sene önce) çok şık frikik golleri vardı.

Veya “Helal olsun Burak’a, 30 yaşında golcü oldu” yorumları da çok sık düştü önümüze. Bu da ayrı bir tartışma konusudur mesela. Burak gerçekten golcü oldu mu?

Yorumlarımız ve değerlendirmelerimiz, oyuncuların sizden uzak olmasıyla şekilleniyor. Burak hiçbir zaman “golcü” değildi. Çok gol atması, onu golcü yapmayacak. Zira net bir gol vuruşu olan bir forvet değil. Hatta çok fazla gol kaçırır. Ama çok fazla pozisyona girmesi, onun kendisine çok fazla şans yaratmasını ve gol bulmasını sağlar.

Öte yandan frikik de atar. Hem de yıllardan. Fiziği ise üst düzeydir. Sakatlanır, hatta sık sakatlanır. Fakat hiçbir zaman sakatlıktan ‘bitik’ dönmez.

33 yaşında Beşiktaş’ta sezona iyi girdi. 7 maçta 5 gol attı. Sonra Ocak ayına kadar oynamadı.  Dönüşünün ardından yarım devrede 11 gol daha attı. Cümlenin başının bir daha anımsatalım. Bu istatistiğe ulaşırken 33 yaşındaydı.

Burak 35 yaşında gittiği Lille'de, 21’de olduğu gibi değildi tabiî. Kendini geliştirdiğini kabul etmek gerek. Fakat hangi futbolcu kendini geliştirmiyor ki. Peki içlerinde var olan potansiyele, gelişmelerini bekleyene kadar sırt mı çevireceğiz?

Burak'a gösterilen saygı ve sabır; hiçbir zaman hak ettiği kadar olmadı. Ve şimdi o Lille’de Avrupa futbolunun manşetlerine taşınırken destek cümleleri sarf eden çok oluyor. Üstelik olmadığı özellikleri de ona yapıştırarak.

Arthur Schopenhauer, “Nesnelerin çekiciliği bize dokunmadıkları ölçüdedir” der. Burak’ı anlatmak için bu cümleyi referans olarak kullanabiliriz.

Burak Yılmaz artık Lille’dedir. Fransa’dadır. Bizim futbol ortamımızdan uzaktır. Artık Fenerbahçe’ye gol atmayacaktır, Galatasaray’da ofsayta düşmeyecektir, Beşiktaş maçında kendini yere atmayacaktır. Bize zarar vermeyecektir. O artık bizim için dünyanın en çekici santrforuna dönüşebilir.

Hatta onun gelişimini bile farklı şekilde yazabiliriz. Mesela frikikten gol atmayı orada öğrenmiştir. Çünkü o buradayken dünyanın en işe yaramaz oyuncusudur. Toplum olarak bu fikrimiz hiçbir zaman değişmeyecektir. Zira biz yanılmış olamayız. Ayrıca işe yaramaz oyuncuların burada bir şeyler öğrenmiş olması da mümkün değildir.

Zaten bizim bir Trabzonspor – Kayserispor maçını izlememiz de (eğer iki takımdan birini tutmuyorsak) mümkün değildir. O nedenle Burak’ın attığı serbest vuruş gollerini görme ihtimalimiz, üç dakikalık özeti yakalamamıza bağlıdır.

Tuttuğu takımın karşılaşması dışında maç izlemeyenlerin, stadyuma gitmeye üşenenlerin yorum yapmaktan çekinmediği ülkede, 21 yaşındaki Burak da 35 yaşındaki Burak da her daim eleştirilecekti. Onun adı 21 yaşındayken konmuştu zaten. Notu verilmişti.

Gol atıyor, gol attıktan sonra sert yüz ifadesiyle ‘çirkin’ görüntüler veriyor, saha dışında belediye otobüsünün şoförüyle kavga ediyor ve daha bir sürü şey yapıyor. Bu tip ‘anlık’ olaylardan beslenerek, onun futbolculuğunu yorumlamak, bir sezon boyunca 90 dakikalık maçlarını izlemekten çok daha kolay olsa gerek.

Burak kendini Avrupa’ya attı ve orada yeni bir hikâye yazıyor. Bu hikâye yarıda kalır mı, Burak Süper Lig’e geri döner mi bilinmez. Bu artık Burak'ın bileceği iş.

Fakat 21 yaşındaki Burak gibi; gözümüzün önünde olduğu için kafasına sert vurmaktan çekinmediğimiz çok fazla evladımız var.

Onları 35 yaşında veya 23 yaşında Lille’de izlemek güzel. Fakat kendi ligimizde de onlara yer açmalıyız. Bu; hem bizim toplumsal misyonumuz, hem de kaliteli futbol izlemek isteyenlerin hakkı olmalı.