Beşiktaş geçtiğimiz sezonun başında transfer döneminin bitmesine bir hafta kala, Brezilyalı wonderkid Anderson Talisca’nın iki yıllığına Benfica’dan kiralandığını duyurduğunda, oyuncuyu daha önceden tanıyan herkes bu transfere çok şaşırmıştı. Zira, özellikle Benfica’daki ilk sezonunda, Şampiyonlar Ligi maçlarında büyük bir ilgiyle izlediğimiz Talisca’nın, adının da çıkmaya başladığı Premier Lig kulüplerinden birine transfer olması bekleniyordu.
Elindeki potansiyellerin piyasasını artırıp astronomik bonservislere satmasına alışılan Benfica, acaba neden Talisca’yı kiraladı, üstelik oyuncusunu neden Avrupa’nın büyük liglerinden birine değil de, kıyısında köşesinde kalmış bir lige gönderdi diye merak edilmişti. Tabii Beşiktaş da böylesine önemli bir potansiyeli kiralık da olsa kadrosuna katabildiği için övgü toplamıştı.

Brezilyalı oyuncu siyah-beyazlı formayı giymeye başladığında ise, Talisca’nın neden Premier Lig’e ya da diğer büyük liglerden birine satılamayıp Süper Lig’e kiralandığını anlamaya başladık.
Portekiz kulübü, ondan orta sahanın merkezinde iki yönlü oynamasını bekliyordu. Talisca’nın ise mevcut özellikleriyle bunu becerebilmesi mümkün değildi. Eline gelen oyuncuların potansiyellerini doğru değerlendirip performansını yükseltmesiyle ünlü Şenol Güneş ise Talisca’nın bir orta saha oyuncusu değil, tipik bir ikinci forvet olduğunu gördü ve bu rolde oynatmaya başladı.
Sezon bittiğinde ise üst üste ikinci defa şampiyon olan Beşiktaş’ta çıktığı 33 maçta kaydettiği 17 golle, Cenk Tosun ve Vincent Aboubakar’ın ardından takımın en çok gol atan üçüncü oyuncuydu. Ceza sahasına yaptığı topsuz koşuların ve mesafe tanımaksızın vurabildiği sıra dışı şut yeteneğinin mükafatını, ilk defa bu kadar doğru oynatıldığı bir takımda kendi kariyerinin gol rekorunu kırarak almıştı.
Bir başka deyişle, yerine geldiği Jose Ernesto Sosa’dan tam iki kat daha fazla gol atmıştı. Lakin Beşiktaş’taki son sezonunu 14 asistle tamamlayan Arjantinliden 7 kat da daha az asist yapmıştı. Talisca’nın yarattığı soru işareti de buydu işte: Kâğıt üzerinde de olsa takımın 10 numarası olan bir oyuncu, sezonu iki asistle tamamlar mıydı?

Beşiktaş’ın 2015-16 ve 2016-17’deki oyunlarının birbirine olan uzaklıklarının ana nedenlerinden birini de bu oluşturuyordu. Bir önceki şampiyonluğun ana mimarları Oğuzhan Özyakup ve Jose Ernesto Sosa iken, bir sonraki sezonki şampiyonluktaysa Anderson Talisca ve Ricardo Quaresma ön plana çıkıyorlardı. Çünkü oyun değişmişti.
Oğuzhan ve Sosa’nın önderlik ettiği merkezden kısa ve tek paslarla hücum eden takım gitmiş, yerine Quaresma’nın sağ çizgiden ortaladığı ve içeri koşu yapan Talisca’nın vurduğu takım gelmişti. Bir önceki sezon hücum bölgesinde 643 isabetli pas yapan Sosa’nın yerini, geçtiğimiz sezonu 268 isabetli pasla tamamlayan Talisca almıştı.
Sonuçta her iki sezonun da şampiyonu Beşiktaş olduğuna göre, ne fark eder diyebilirsiniz. O zaman siz sevgili pragmatist okuyucularımızın ilgisini çekebilecek bir istatistik daha verelim: Asistçi Sosa, 2015-16'da skora yaptığı katkılarla ligde takımına 19 puan kazandırmıştı; golcü Talisca ise geçen sezon 9 puana etki edebildi.
Oyun hakkında fazlasıyla idealist olduğunu söyleyebileceğimiz Güneş ise şampiyonluk sonrası katıldığı bir televizyon programında, “Biz rakibimizi kısa, tek paslarla, dar alanda oynayarak şaşırtıyoruz. Bu sene bunu daha az yapabildik. Ama böyle oynamak için kendimizi zorlamalıyız” demişti. Fakat bu oyunun Talisca, Quaresma ve Caner Erkin gibi pas oyununa uygun olmayan oyuncularla oynanamayacağı açıktı. Ekim 2017 itibarıyla da değişen bir şeyin olmadığı görülüyor. Son Alanyaspor maçını 47 ortayla tamamlayan Beşiktaş, ligde bu alandaki kendi rekorunu da kırdı.
gettyimagesFakat bir sorun var: Talisca’dan özellikle ligde geçtiğimiz sezonki verim alınamıyor. Oysa oyun da oyuncular da aynı. Peki değişen ne? Görülen, Talisca’nın bu sezon 10 numaraya daha yakın bir rolde oynatılmaya çalışıldığı. Yanlış anlaşılmasın, çalışıldığı diyorum, yoksa hâlâ orta sahayla hiçbir ilgisi yok. Ama sanki, Benfica’nın ondan isteyip beceremediği şey, bu sezon Güneş tarafından da isteniyor ve Talisca yine beceremiyor. Beceremediği gibi, en iyi yaptığı şeyi de eskisi kadar yapamıyor artık: Gol atmak.
Geçen sezonun ve bu sezonun ilk 10 haftalarını karşılaştırdığımızda, geçtiğimiz yıl 91 dakikada bir ya gol atan ya da asist yapan Brezilyalının, bu yılki ortalamasının 209 dakikaya kadar çıktığını görüyoruz. Bir diğer deyişle her maç gole katkıda bulunan Talisca, artık 2,5 maçta bir skorbordu değiştirebiliyor.
Şampiyonlar Ligi’ndeyse tam tersi bir tablo söz konusu. Ligde 10 maçta 2 gol atabilen Talisca, Şampiyonlar Ligi’nde aynı gol sayısına ilk 3 maçta ulaştı. Bu durumdan dolayı, futbol kamuoyunda Talisca’nın maç seçtiği yorumları yapılıyor. Fakat istatistiksel olarak bunun hiçbir temeli yok.
| Süper Lig | Şampiyonlar Ligi | |
| Toplam Şut | 3,8 | 1,6 |
| İsabetli Şut | 1,0 | 0,6 |
| Şut Pası | 0,1 | 0 |
| Topla Buluşma | 46,6 | 37,6 |
| Rakip Ceza Sahasında Topla Buluşma | 2,2 | 1,0 |
| Başarılı Çalım | 1,5 | 1,3 |
| Top Kaybı | 12,1 | 10,0 |
| Kazandığı İkili Mücadele | 5,6 | 6,6 |
| Hücum Bölgesinde İsabetli Pas | 8,9 | 5,6 |
Yukarıdaki tabloda da görebileceğiniz gibi, Talisca’nın Süper Lig'deki maç başı istatistikleri, Şampiyonlar Ligi’ndeki istatistiklerinden genel olarak daha olumlu. Tek bir şey hariç: Gol ortalaması.
Ama bu da söz konusu Talisca olunca elbette çok önemli. Zira Brezilyalı oyuncunun oyun içerisindeki karanlık tarafları o kadar fazla ki, onu sahada çekilebilir kılan en önemli özelliği skora olan katkısı. İlk 10 hafta itibarıyla ligde bu özelliğini kullanamaması, haklı olarak eleştirileri beraberinde getiriyor. Halbuki RB Leipzig maçının ikinci yarısında da yine hayalet rolüne bürünüp saç baş yoldurmuştu, ama ilk yarının sonlarında attığı golle maçı kopardığı için, kimse çok fazla eleştirmemişti.
Ama belki de eleştirmek lazım. Belki de Fikret Orman’ın Talisca’nın transferi için o kadar da ısrarcı olmaması lazım. Güneş’in istediği o kısa, tek pasların damgasını vurduğu dar alandaki oyunun geri dönmesi için, Talisca’ya sezon sonunda katkıları için teşekkür edip, Sosa’nın 10 yaş genç halinin bulunması lazım. Belki de.


