Boston’un kalabalık caddelerinde ve mahallelerinde, son günler sadece bir futbol kutlaması değil, adeta Atlantik Okyanusu’nun öbür tarafına taşınmış bir İskoç ulusal festivali gibiydi. "Tartan Ordusu"nun renklerini giyen binlerce taraftar, bu Amerikan şehrini Glasgow ve Edinburgh'un minyatür bir kopyasına dönüştürdü ve gittikleri her yere coşku ve neşe yaydı.
Ancak tüm bu kutlamaların ortasında, herkes asıl görevin henüz tamamlanmadığının farkında. İskoçya’nın Haiti’yi yenmesi taraftarlara uzun zamandır beklenen bir sevinç anı yaşattı, ancak milli takıma, İskoç futbol tarihinin modern dönemindeki belki de en önemli maçı oynama şansı dışında başka bir şey kazandırmadı. Şimdi ise Fas, sıradan bir rakip olarak değil, belki de bütün bir oyuncu neslinin kaderini belirleyecek bir sınav olarak önlerinde duruyor.
Geçtiğimiz haftalarda Boston, İskoç kimliğini tamamen benimsemiş gibi görünüyordu. Taraftarlar meydanları, barları ve sokakları doldurdu; şehir, Kuzey Britanya’dan gelen şarkıların ve tezahüratların ritmiyle yaşıyordu.
Bu atmosfer, İskoç çizgi romanlarındaki ünlü “Futbolcu Çocuk” karakterini akıllara getirdi; BBC’nin aktardığına göre, bu çocuk sokakta bir topu ya da hatta boş bir teneke kutuyu her tekmelediğinde, Dünya Kupası finalinde galibiyet golünü atmayı hayal ederdi.
Bugün ise binlerce İskoç, aynı rüyayı yaşıyor gibi görünüyor, ancak bu sefer gerçek hayatta. Ancak futbolda güzel rüyalar yeterli değildir; büyük maçlar sadece duygularla değil, performansla ve en zorlu rakiplere karşı koyma yeteneğiyle kazanılır.






