24 yaşın üzerinde misiniz?

Help us verify your age by providing an honest response. This site contains gambling advertising for 24+.

Age-restricted content

Bahis içeriklerini görüntülemek için gerekli yaşta değilsiniz. Ana sayfaya yönlendirileceksiniz.

alt
GFX How Ruud Gullit became an icon 1-1GOAL

Her mevkide dünya klası: Ruud Gullit Avrupa'nın en iyi oyuncusu nasıl oldu

Peter McVitie
Çeviri:
  • Ruud Gullit, futbolun en büyük sıra dışı figürlerinden biriydi.

    1970'lerin sonlarında sahneye çıkmasından önce, Hollanda futbolu onun gibisini hiç görmemişti. Uzun boylu, atletik ve dalgalanan dreadlock saçlarıyla ayırt edilmesi imkânsız olan Surinam kökenli Hollandalı, bir sprinterin hızını usta işi teknik ve saf zarafetle birleştiriyordu.

    Belki de Ballon d'Or kazanan bu isme dair en çarpıcı şey, emekliliğinin üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen pozisyonunun hâlâ tanımlanamaz oluşu. Süpürücü, orta saha, kanat ve forvet: Kariyerinin farklı dönemlerinde hepsinde üst düzey performans sergiledi. Hatta ofansif orta saha olarak efsanesini yarattıktan ve AC Milan ile Hollanda milli takımıyla Avrupa'yı fethettikten sonra bile, zirvesindeyken yeniden stoperde oynamakta ısrar etti.

    Eski Milan takım arkadaşı Roberto Donadoni, "Öyle bir fiziksel gücü vardı ki her yerde oynayabilirdi" diye hatırladı. "Onu ilk kez Barselona'daki bir turnuvada gördüm, süpürücü olarak oynuyordu! Sonra sağ kanatta, orta sahada, ikinci forvette ve başka nerede isterseniz oradaydı."

    Eski PSV takım arkadaşı Rene van der Gijp ise, "Bence dünyada her pozisyonda en iyi olan tek oyuncu oydu" dedi. "Sağ bek, stoper, libero, sol bek, defansif orta saha, ofansif orta saha, forvet, sağ kanat; fark etmiyordu."

    Amsterdam'ın sokak futbolu kültürünü profesyonel oyuna taşıyan Gullit, fiziksel gücü ve çok yönlülüğü sayesinde zirveye çıktı. Gösterişe bağlılığıyla benzer bir deha olan George Best, Gullit'te her şeyden çok takdir ettiği bulaşıcı bir neşe görüyordu ve 1990'da şöyle diyordu: "Her ölçüte göre büyük bir oyuncu. Topla bir şeyler yapmaktan korkmuyor. Ve her saniyesinden keyif alıyormuş gibi görünüyor. Bana göre onu Maradona'dan bile daha iyi bir oyuncu yapan da bu."

    Ronald Koeman şu değerlendirmeyi yaptı: "1980'lerin sonlarında Ruud'un Diego Maradona ile dünyanın en iyi oyuncusu olma konusunda yarıştığı bir dönem vardı; hem de neredeyse her pozisyonda, stoperde, kanatta, merkez orta sahada ya da ileride."

    Maradona ile kıyaslanmadan, Ballon d'Or'u kazanmadan ve kulüp ile milli takım düzeyinde Avrupa'ya hükmetmeden önce Gullit, Amsterdam'da Ajax'tan teklif bekleyen 16 yaşında bir savunmacıydı. Ta ki eksantrik bir Galli teknik adam devreye girip Avrupa futbolunun gidişatını değiştirene kadar.

  • Savunmacıdan çok yönlü hücum oyuncusuna

    Ruud Gullit 1982

    Haarlem'e savunmacı olarak katıldı, ancak paradigmayı değiştiren bir hamleyle hücum oyuncusuna dönüştürüldü

    Barry Hughes büyüleyici bir adamdı. Galler'de doğan Hughes, genç oyuncu olarak West Bromwich Albion'da forma giydi ve 20'li yaşlarının başında Hollanda'ya taşındı. Futbolculuk kariyeri uzun sürmedi, ancak antrenörlük kariyerinin tamamını ve hayatının geri kalanını Alçak Ülkeler'de geçirdi.

    Hughes'ün en büyük etkisi, iki farklı dönemde toplam dokuz yıl teknik direktörlük yaptığı HFC Haarlem'de görüldü. Oradaki döneminin sonlarına doğru kulüp tarihinin en önemli transferlerinden birine öncülük etti. 1977'de Galli çalıştırıcı, DWS altyapısında etkileyici bir performans sergilediğini gördüğü George ve Ria Gullit'in 15 yaşındaki oğullarını transfer etmeye kararlı şekilde evlerine gitti.

    Ancak Gullit'in babası, kapının efsanevi Ajax teknik direktörü Rinus Michels'in bir teklifle çalmasını umuyordu. Çocuğun annesinin düzgün bir eğitime daha fazla önem verdiğini fark eden Hughes, ona hitap etti ve taşlar yerinden oynamaya başladı.

    1998 tarihli 'Grass, Sweat and Shampoo' adlı kitabında, “Hemen kesin bir retle karşılaştım,” diye yazdı. “Babası son derece kararlı bir şekilde bana şunu söyledi: 'Bence hâlâ çok genç, bir yıl sonra gel.' Saatimi gösterip dedim ki: 'Şu an 22 Eylül, sabah saat on bir. Tam bir yıl sonra, 22 Eylül'de sabah saat on birde tekrar kapınızda olacağım.'”

    Hughes o kader gününü bekledi; bu sırada Haarlem'i çalıştırıyor ve aynı zamanda ilk single'ı 'Voetbal is Koning'i (Futbol Kraldır) yayımlıyordu. Şöyle devam etti: “Tam bir yıl sonra, 22 Eylül'de, tam sabah saat on birde, bir saniye bile erken ya da geç olmadan, Gullit ailesinin evinin kapısını yeniden çaldım.

    “Baba Gullit, Ajax'ı beklediklerini söyledi. Sık sık olduğu gibi, yine Amsterdam'ın büyük kulübüyle mücadele etmek zorunda kaldım. 'Michels gelirse, o zaman daha fazla konuşuruz.' Ben de sordum: 'Peki, buraya geldi mi?' Durum böyle değildi.

    “Rudi'nin annesi belli ki oğlu için iyi bir eğitime büyük önem veriyordu, ben de hemen Haarlem'de Rudi için bir okul ayarladım… Annem beni dinleyip ikna oldu, Bay Gullit'i de ikna etti ve böylece Rudi Gullit Haarlem'e geldi.”

    Takıma katıldıktan yaklaşık bir yıl sonra Gullit, 16 yıl 245 günlükken ilk maçına çıktı ve o dönemde Eredivisie tarihinin en genç oyuncusu oldu. Kısa sürede ilk 11'in düzenli isimlerinden biri haline geldi, ilk sezonunda süpürücü pozisyonunda oynadı ve kariyerinin ilk büyük hayal kırıklığını yaşadı: küme düşme.

    İkinci yılında kulüp, onu daha hücumcu bir role çekerek kariyerini değiştiren kararı aldı. Genç oyuncunun savunmadaki tecrübesi, savunmacılarla karşı karşıya geldiğinde ona avantaj sağladı.

    Yıllar sonra bir podcast'te, “Ben doğal bir santrfor değilim, savunmacıyım,” diye hatırladı. “Yani bir savunmacı olarak bildiğim tek şey, bir savunmacının benden ne yapmamı istediğidir. Haarlem'de oynadığım ilk dönemde, bir anda ikinci yılımda santrfor oynamam gerekti.

    “Her gün normal antrenmandan sonra çalışıyordum. Santrfor gibi antrenman yapıyordum: Topu al, tek dokunuş, şut. Yani savunmacıyla her türlü durumda topu alıp sadece tek dokunuşla vurmayı deniyordum. Sonra bir şeyi fark ettim. Kendi kendime dedim ki: 'Sert vurman gerekmiyor; sadece köşeye bırakman gerekiyor. Yerleştir, sola, sağa'.

    “Bir anda bunun [püf noktasını] kavradım… Çok gol attım. Kolay goller. Sadece şunu düşündüm: 'Bu kolaymış.'”

    14 gol attı ve Haarlem doğrudan yeniden üst lige yükselirken Eerste Divisie'nin en iyi oyuncusu seçildi. Eredivisie'ye dönüşün ardından genç oyuncu, hücum orta sahada ve kanatta oynarken aynı sayıya ulaştı ve takım arkadaşlarına da fırsatlar yarattı.

    Haarlem ligi dördüncü sırada bitirdi, ancak Gullit artık bulunduğu çevreyi aşmıştı ve kulübün UEFA Kupası'ndaki ilk Avrupa macerası için takımda kalmayacaktı.

  • Çırak ustayla buluşuyor

    Johan Cruyff Ruud Gullit

    Gullit, Johan Cruyff'un Ajax'tan şok ayrılığının ardından onunla harika bir ortaklık kurdu

    Gullit, babasının hayalini gerçeğe dönüştürüp Hollanda şampiyonu Ajax'a katılmak yerine, Haarlem'in iki sıra altında, altıncı sırada bitirmiş bir Feyenoord'a gitti.

    Kararını açıklaması için bir TV söyleşi programına çağrıldı. Gullit o anı şöyle anlattı: "[Sunucu Sonja Barend] herkesin Ajax'a değil de Feyenoord'a gidecek olmama çok şaşırdığını söyledi. Sonja kelimenin tam anlamıyla bana böyle kötü bir kulüpte ne yaptığımı sordu, ben de ona baktım ve dedim ki: 'İstediğini düşünebilirsin. Ama eğer şampiyon olursak, beni yine davet etmek zorundasın, değil mi?'

    "Kulübün ve takımın potansiyelini görmüştüm."

    19 yaşındaki oyuncu sezonun sonlarına doğru Feyenoord'u zaten canını yakarak üzmüştü; Haarlem'in De Kuip'te onları 3-1 yendiği maçta kafayla gol atmıştı. Feyenoord ise bu hava hakimiyetini kendi silahına dönüştürdü.

    Excelsior'u 3-2 yendikleri Eredivisie'deki ilk maçında kafayla gol atınca harika bir başlangıç yaptı. Bir hafta sonra PSV deplasmanında gelen 3-1'lik galibiyette Gullit topu aldı ve başı yukarıda, ceza sahası çevresinde pas arayarak ev sahibinin yarı sahasında rahat adımlarla ilerledi. Top soldan oyuna yönlendirildikten sonra Gullit koşusuna devam etti ve Ben Wijnstekers'in ortasını yükselip ağlara gönderdi.

    Gullit o sezon ligde sekiz gol attı ve Feyenoord ikinci sırayı aldı. Ardından akıl almaz olan gerçekleşti.

    Ajax'ın kendisine yeni sunduğu sözleşmeye öfkelenen Johan Cruyff, güneydeki ezeli rakiplerinden gelen cüretkar teklifi kabul etti. Artık 36 yaşında olan efsanevi forvetin tempoyu taşıyamayacak kadar yaşlı olduğuna inanan çok kişi vardı. Üstelik ikon Willem van Hanegem dahil birçok kilit oyuncu ayrılırken, Feyenoord güçlü Amsterdam kulübüne meydan okuyamayacak kadar zayıf görünüyordu.

    Cruyff ile Gullit'i hafife aldılar.

    Gullit daha sonra The Guardian'a şöyle dedi: "Her şeyden çok merak ediyordum. Feyenoord'a geldiğinde 36 yaşındaydı. 'Tamam, şimdi topu ondan alacağım' diye düşündüğüm anlar oluyordu ama yapamıyordum. Kendi kendime, 'Otuz altı mı? 24 yaşında kim bilir ne kadar iyiydi?' diyordum."

    Çizmeli Pisagor lakaplı adam takımın kontrolünü ele aldı; maçlar sırasında takım arkadaşlarına yön veriyor, antrenman çalışmaları belirliyor ve ilk 11'i seçiyordu. En önemlisi de topla hâlâ dokunulmazdı. Feyenoord rakiplerine üstünlük kurmaya başladı, yaşlı usta ile öğrencisi de ortalığı kasıp kavurdu. Sık sık birbirlerine gol hazırlıyor, bazen de aynı maçta fileleri buluyorlardı; savunmaların onları durdurması imkansızdı, ta ki Ajax onlara Eredivisie'deki ilk yenilgiyi yaşatana kadar.

    Cruyff'un Amsterdam'a dönüşü daha kötü başlayamazdı: 25 dakika içinde 3-0 geriye düştüler, ancak Gullit'in asisti ve Feyenoord'un bir golü daha devre arasında onlara umut verdi. Yine de ikinci yarıdaki hücum seline direnemediler; son 30 dakikada beş gol geldi.

    Gullit, "Kulağa tuhaf gelebilir ama uzun süre daha iyi olan bizdik" diye hatırladı. "Öne geçmek için fırsatlar bulduk. Skor 3-2 olduktan sonra tüm riskleri aldık. Sonra da onlar çok şanslı bir şekilde 4-2 yaptı. Keje Molenaar'ın ensesinden top bir şekilde ağlara gitti. İşte ondan sonra bizim için set çözüldü. Ve neredeyse her ataklarının gol olması konusunda da şanslıydılar."

    O dönem galibiyet sadece iki puan değerindeydi ve Feyenoord önceki maçlarda geri dönecek kaliteye sahip olduğunu göstermişti, bu yüzden Cruyff gergin değildi. Hücum orta saha oyuncusu, "İşin komik yanı, o yenilgi hiç acıtmadı" dedi. "Daha çok bir dönüm noktasıydı. Cruyff sonrasında, 'Çocuklar, sadece iki puan' dedi.

    "İyi futbol oynayabileceğimizi biliyorduk. O 8-2'lik yenilgi sayesinde geliştik. Ondan sonra da neredeyse her maçı kazandık. Ajax'a karşı, hem iç sahadaki maçta hem de kupada olmak üzere."

    Aylar sonra ligde De Kuip'te Amsterdam ekibini 4-1 yendikleri maçta Gullit bir frikik golü attı, Cruyff da farkı ikiye çıkardı. Eredivisie'de sadece bir kez daha, Groningen'e karşı kaybettiler ve 10 yıl sonraki ilk şampiyonluklarını kazandılar. Gullit ayrıca KNVB Beker'de Ajax'a karşı iki maç üzerinden oynanan eşleşmede de gol atıp asist yaptı ve Feyenoord dubleyi tamamlarken turnuvayı gol kralı olarak bitirdi.

    Gullit, "Ne yıldı ama" dedi.

    Genç hücum orta saha oyuncusu takım arkadaşlarının oylarıyla Hollanda'da Yılın Futbolcusu seçilirken, medya Altın Ayakkabı'yı Cruyff'a verdi.

    O sezonun sonunda kramponlarını asan El Salvador'un aktaracağı daha çok bilgelik vardı. "Yılın sonunda bana şunu söyledi: 'Ruud, gideceğin bir sonraki kulüpte insanların senden artık hoşlanmayacağı gerçeğine hazır ol. Ayrıca etrafındaki diğer oyuncuları da daha iyi oynatman gerekiyor.'

    "Kendi kendime, 'Tamamaaam... Benim hâlâ kendi kariyerime odaklanmam gerekiyor. Başkalarına nasıl yardım edebilirim ki?' diye düşünüyordum. Ama PSV'ye, ardından Milan'a gittiğimde yapboz bir anda yerine oturdu. Johan'ın söylediği her şeyi hatırladım."

    Esrarengiz Galli Hughes daha sonra şöyle dedi: "Gullit [Haarlem]'e katıldığında, kendini aptal gibi içkiye veren, kavga eden ya da soyunma odasında ona seks hikayelerini anlatan adamlarla oynuyordu. Sonra Feyenoord'a gidiyor ve Johan Cruyff onu kanatları altına alıyor, gerisi de tarih oluyor."

  • Eindhoven'a doğru

    Ruud Gullit PSV

    Çok yönlü hücum oyuncusu, PSV'de giderek güçlenirken her şey sonunda kötüye gitti

    Rotterdam'da bir başka umut vaat eden ancak sakatlıklarla boğuştuğu sezonun ardından Gullit, tartışmalı bir kararla PSV'ye geçti ve daha ilk andan itibaren etkisini gösterdi.

    İlk maçlarından birinde, artık Cruyff'un çalıştırdığı Ajax'a karşı oynadı. Gullit, Ajax'ın orta sahadaki hatalı bir pasını kusursuz şekilde okuyup uzun bir depar attı ve Stanley Menzo'yu geçerek topu ağlara gönderip skoru açtı. Takımının üçüncü golünde Van der Gijp'e asist yaptıktan sonra, bir pasa hareketlendi, topu kanatta taşıdı ve sert bir vuruşla üst köşeden ağları bularak 4-2'lik galibiyeti tamamladı.

    Golleri adeta kolaylıkla sıralıyordu; ilk sezonunda yeniden süpürücü rolüne geçmesine rağmen ileri çıkmaya devam etti ve birçok önemli gol attı. Sezonun son bölümüne doğru dört maçta dokuz golle adeta coştu ve bunu Feyenoord'a karşı 3-2 kazanılan maçta attığı iki golle noktaladı.

    PSV, Ajax'ın sekiz puan önünde ligi tamamladı ve sekiz yıl sonra ilk kez şampiyon oldu. 23 yaşındaki Gullit, ikinci kez Hollanda'da Yılın Futbolcusu seçildi.

    1986-87 sezonunda da adeta durdurulamazdı; PSV yeniden ligi kazanırken 34 maçta 22 gol attı. Her işi yapabilen bu oyuncu, kelimenin tam anlamıyla her yönüyle komple bir futbolcuya dönüşüyordu ve bulunduğu seviyeyi bir kez daha aşmıştı. Sezonun sonlarına doğru teknik direktör Hans Kraay ile yaşadığı anlaşmazlık, dünya rekoru kıran bir transferin yolunu açtı.

    Gullit, mevkiinin sürekli değişmesinden bıkmıştı ve Kraay onu Veendam karşısında süpürücü olarak oynattığında, kısa süre önce kendisiyle Niewue Revu için röportaj yapan iki gazeteciyi arayıp öfkesini dile getirdi. Kamuoyu önündeki bu eleştiriye öfkelenen Kraay, PSV'ye oyuncuyu satmasını söyledi. Kulüp bunu reddedince teknik direktör istifa etti ve yerine Guus Hiddink getirildi.

    PSV'nin transfer şefi Kees Ploegsma daha sonra, Gullit'in AC Milan'a giden sonraki transferi zorlamak için bu öfke patlamasını kurguladığını öne sürdü; bu da Eindhoven ekibinin UEFA'ya şikayette bulunmasıyla sonuçlandı.

    "Ruud Gullit ayrılmak istiyordu. Nieuwe Revue hikayesinin tamamında ve gazeteciler [First] Barend ile [Henk] van Dorp konusunda bazı şeyler kurgulanmıştı," dedi Supver-PSV'ye.

    "Ancak PSV, AC Milan'ın Ruud Gullit için halihazırda bir sözleşme üzerinde çalıştığını öğrendiğimiz ana kadar ayak diretti. İşte o zaman UEFA'yı devreye soktuk ve bunu [başkan] Silvio Berlusconi üzerinden AC Milan'a bildirdik. Bunu asla unutmayacağım: Eğer Silvio Berlusconi o dönemde adım atmasaydı, bu AC Milan'ın Avrupa futbolundan ihraç edilmesi anlamına gelecekti. Belirli bir dönem içinde bir oyuncuyla sözleşme hakkında konuşmanıza izin verilmiyordu."

    Eindhoven ekibi, Berlusconi'den şaşırtıcı bir faks aldı: ertesi gün anlaşmayı sonuçlandırmak için Eindhoven'da olacaktı. "Bir noktada 17 milyon gulden karşılığında anlaşmaya varıldı," dedi Ploegsma. "Gullit otel odasına girdi ve onu Berlusconi ile tanıştırdığımda yüzündeki ifadeyi asla unutmayacağım. Ruud Gullit tamamen mutluydu ve her şey böyle gelişti.

    "Daha sonra her şey yoluna girdi ama PSV'den ayrılmak için resmen diretti."

    Gullit daha sonra Bein Sports'a şunları söyledi: "Milan'ın o dönemde bazı girişimlerde bulunduğunu bilmiyordum. Benimle ilgilendiklerini biliyordum ama bunu ne duydum ne de gördüm, sonra bir anda Berlusconi Eindhoven'a geldi ve PSV ile anlaşmayı yaptı."

  • Gullit Avrupa'ya damga vuruyor

    AC Milan Players forming a wall
    Getty Images Sport

    Gullit, Oranje ve Milan ile kıta çapında başarı yakalayarak iki tam yıl boyunca Avrupa'nın kralı olmanın keyfini çıkardı

    Aralık 1987'de Gullit, PSV'deki performansı ve Milan'daki ilk sezonunun ilk yarısındaki başarıları sayesinde Ballon d'Or'a layık görüldü; oylamada Van Basten ikinci sırada yer aldı.

    Ödülün organizatörü France Football'a göre bu, sanatçıların zaferiydi: "Gullit, Portakallar Krallığı'nda doğmuş, futbolu devrim niteliğinde değiştirmek ve 70'lerin 'total futbolcularını' 21. yüzyıla taşımak için ortaya çıkmış bir fenomendir. Virtüözlük, takım oyunu ve görkemli sanatın ender bir birleşimi olan o; hem atlet hem dansçı, hem şakacı hem sihirbaz… Bir zamanlar hesap ve enerjiyi yönetme üzerine kurulu olan bu spora getirdiği güçlü sağlık, iştah ve yaratıcılık düşünüldüğünde, muhtemelen hüküm sürmeyi henüz bitirmedi."

    AC Milan kasvetli bir dönemden geçiyordu. 1979'daki Serie A şampiyonluğundan bu yana, biri şike nedeniyle olmak üzere iki kez küme düşmüşlerdi ve Gullit, Marco van Basten ile Carlo Ancelotti 1987 yazında geldiğinde Serie A'yı henüz beşinci sırada tamamlamışlardı. Donadoni, Paolo Maldini ve Franco Baresi gibi isimler zaten kadrodayken, yeni teknik direktör Arrigo Sacchi'nin elinde devrim niteliğinde bir takımın temelleri vardı. İlk sezonlarında yeniden Serie A şampiyonluğunu kazandılar; Gullit ise sağ kanatta oynuyordu.

    Daha sonra Batı Almanya'daki Euro 1988 için milli takımına katıldı. Yıllardır kaptanlık pazubandını takıyordu, ancak 1982 ve 1986 Dünya Kupaları'nın yanı sıra Euro 1984'e de katılmayı başaramamışlardı. Efsane eski Ajax teknik direktörü Michels'in, Van Basten, Ronald Koeman ve Frank Rijkaard'dan oluşan bir takımın başına geçmesiyle umut geri dönmüştü.

    Hollanda, açılış maçında Sovyetler Birliği'ne yenildi ve kaptan, Michels'in eleştirilerinin hedefi oldu: "Treni kaçırdı. Bu maçta serbest bir rolü vardı ve takımın ona ihtiyaç duyduğu anlarda ekibe destek olamadı."

    Buna, bir sonraki maçta Van Basten'ın hat-trick'inde kilit rol oynayarak ve Sir Bobby Robson'ın İngiltere'sini mağlup ederek yanıt verdi. "Sahada Marco ile müthiş bir uyumum vardı" dedi. "İngiltere maçına bakın, sürekli onu aradığımı göreceksiniz. Ben zayıftım, o güçlüydü ve ben onun hizmetinde oynadım."

    İrlanda ve Almanya'yı yendikten sonra, finalde Sovyetler Birliği'nden rövanşı alma zamanı gelmişti.

    Van Basten'ın ceza sahasının ortasında boş durumdaki Gullit'i bulmasının ardından, Gullit'in güçlü kafa vuruşu skoru açtı. 25 yaşındaki oyuncu, iki kolunu yana açarak ve en az onlar kadar geniş bir gülümsemeyle sevinç yaşadı. İkinci yarıda Van Basten tarihin en ikonik gollerinden birini ağlara gönderdikten sonra, Gullit büyük bir uluslararası kupayı kaldıran ilk Hollandalı kaptan oldu.

    Bir sonraki sezon öncesinde, babası Gullit'inkiyle birlikte Surinam'dan Hollanda'ya göç eden Rijkaard, AC Milan'a katıldı. İkili eylül ayının zıt uçlarında doğmuştu; Gullit ayın birinde, Rijkaard ise 30'unda. Ayrıca aynı genç takımda oynadıktan sonra profesyonel olarak yollarını ayırmışlardı. Gullit 1981'de Hollanda formasıyla ilk maçına çıktığında, yerine oyuna girdiği isim Rijkaard'dı.

    Gullit, "Van Basten anlaşması benim anlaşmamla aynı zamanda olmadı" dedi. "Elbette bunu biliyorduk ama benim bununla bir ilgim yoktu. Bir sonraki yıl Frank Rijkaard anlaşmasında ise bizim de payımız oldu. Onu istiyorduk çünkü onun yapbozun eksik parçası olduğunu düşünüyorduk ve bu yüzden Rijkaard'ı Milan'a getirmek için elimizden gelen her şeyi yaptık."

    Hollandalı üçlü bir kez daha bir araya geldiğinde, kıtasal üstünlüklerini sürdürmeye hazırdılar. Avrupa Kupası yarı finalinin İspanya'daki ilk ayağında Real Madrid ile 1-1 berabere kaldıktan sonra, Gullit onların Leo Beenhakker'ın takımını 5-0'lık skorla darmadağın etmesine yardımcı oldu. Ancelotti ve Rijkaard Milan'ı 2-0 öne geçirdikten sonra, Gullit Donadoni'nin ortasında kafayla ağları buldu, ardından dördüncü golde topu kafayla Van Basten'a indirerek şık bir bitirişin yolunu açtı.

    Daha sonra sakatlanarak oyundan çıktı ve menisküs kırığı teşhisi kondu; bu da Camp Nou'da Steaua Bucharest'e karşı oynanacak final için ameliyat ve hızlı bir iyileşme süreci gerektiriyordu. 4-0'lık galibiyette belirleyici bir rol oynadı; yakın mesafeden yaptığı vuruşla kilidi açtı, ardından Donadoni'nin ortasını kontrol ettikten sonra üçüncü golü sert bir vuruşla attı. Rijkaard, Van Basten'ın ikinci golünün asistini yaparak muhteşem galibiyeti tamamladı.

  • Dahi sahneden çekiliyor

    SOCCER-CHELSEA
    AFP

    Sakatlık, AC Milan'daki rolünün azalmasına neden oldu ve teknik direktör olarak kısa süreli görevlerden önce kariyerini İngiltere'de noktalamayı tercih etti

    Takip eden sezon Hollandalı için acımasız geçti. Sakatlık onu neredeyse sezonun tamamında sahalardan uzak tuttu; Serie A'da sadece iki, Avrupa Kupası'nda ise bir kez forma giydi: finalde, Van Basten'in asistiyle Rijkaard'ın tek golü attığı maçta en uçta ilk 11'de başladı.

    Gullit iki yıl daha kaldı ancak Fabio Capello yönetiminde rolünün giderek azaldığını gördü. Bir Serie A şampiyonluğu daha geldi, fakat AC Milan'ın 1993'te Şampiyonlar Ligi finalinde Marseille'e kaybettiği maçta yoktu. Sampdoria'ya kiralandı ve ligde dördüncü sırayı almalarına yardımcı olmak için etkileyici bir şekilde 15 gol attı. Bunun üzerine AC Milan onu bir sonraki sezonun başında geri getirdi, ancak artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.

    “Sakatlığımdan sonra, artık eskiden olduğum Ruud Gullit değildim” dedi. “Sakatlık yüzünden ve oyundan o kadar uzak kaldığım için kendimi futbolu farklı bir şekilde oynamaya uyarlamak zorunda kaldım.

    “Oyunumu adapte etmem gerekti ama bununla başa çıkabildim. Ama elbette Milan'daki rolüm eskisinden daha az önemliydi, çünkü o dönemde rotasyon sistemi getirildi. Sadece üç yabancı oynatmamıza izin veriliyordu, bu yüzden bazen oynayamıyordunuz. Maçların çoğunda oynamaya alışkınken bir anda dinlenmek zorunda kalmak zordur.”

    1995'te Glenn Hoddle'ın Chelsea'sine katıldı ve yine savunmada başladı, ancak hücumcu doğası dizginlenemedi: düzenli olarak ileri çıktı ve pozisyonlar üretmeye başladı. Sonunda daha ileride bir role dönmek zorunda kaldı.

    The Times'a anlattığı gibi: “Zor bir top alır, kontrol eder, kendime alan açar ve sağ bekin önüne iyi bir top atardım. Tek sorun, onun bu pası istememesiydi. Sonunda Glenn bana, 'Ruud, bunları orta sahada yapman daha iyi olur' dedi.”

    O sezonun sonunda Eric Cantona, Yılın Futbolcusu ödülünde onu geride bıraktı. Ardından Hoddle, İngiltere'nin başına geçti ve Gullit 18 ay boyunca Chelsea'nin oyuncu-menajeri oldu. Kendisini 24 kez oynattı ve bir gol attı, bu gol Tottenham'a karşı geldi, ancak Chelsea'nin FA Cup finalinde Middlesbrough'yu 2-0 yenerek kupayı kazandığı maçta kenarda kaldı.

    Londra ekibi 1998 Şubat ayına gelindiğinde ligde ikinci sırada olmasına rağmen görevden alındı ve sonrasında Newcastle'ı çalıştırdı, bir kez daha FA Cup finaline çıktı. Beş yıl sonra talihsiz bir teknik direktörlük dönemi için Feyenoord'a döndü, ardından LA Galaxy ve Terek Grozny'deki kısa görevlerin sonrasında teknik adamlığın kendisine göre olmadığına karar verdi.

    “Bazen buna gülüyorum. Hiçbir şey kazanmamış ama hâlâ çalışan teknik direktörler var” dedi The Guardian'a. “Chelsea ile ilk sezonumda kazandım ve Newcastle ile finale çıktık, sadece Man U'ya kaybettik. Ben sert şekilde yargılandım ve bu da kişiliğimden kaynaklanıyor, çünkü açık sözlü biriyim.

    “Ama ben futbolu biliyorum. Hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda değilim.”

    Belki de sonunda futbol, her zaman oyunun önünde olan adama yetişmişti.