YORUM | Uğur Aktan @uguraktan
"Fenerbahçe daha çok topa hükmeden, oyunu daha önde oynamaya çalışan bir takım olma hedefindedir, biz her zaman böyle bir takım olmalıyız. Fenerbahçe önde oynar, önde basar, mevcut oyundan en başta hocamız rahatsız ve tamamen bu yönde bir sistem için çalışıyor. Hocamız Erol Bulut'a inanıyor ve güveniyoruz. Hocamız da bu oynanan oyundan memnun değil..."
Bu sözler Fenerbahçe'nin sahasında 1-0 kaybettiği Galatasaray derbisi sonrasında Fenerbahçe Sportif Direktörü Emre Belözoğlu'nun 11 Şubat tarihinde Fenerbahçe muhabirleriyle yaptığı sohbet toplantısında kullandığı ifadelerden birkaçıydı. Fenerbahçe'nin derbide ortaya koyduğu oyundan memnuniyetsizliğini ifade eden Belözoğlu, sarı-lacivertli takımın topa daha fazla sahip olması gerektiğini açık bir şekilde ifade etmişti.
Skorlar kadar haklı
Derbiye dek oynadığı son dokuz maçta sekiz galibiyet ve bir beraberlik elde eden Fenerbahçe'nin bu denli iyi bir seriye rağmen aldığı ilk yenilgide sportif direktörün oyuna dair kaygılarını dile getirmesi, Erol Bulut'un Fenerbahçe'ye oynattığı oyunun iyi skorları getirmediği sürece tartışılmaya mahkum olduğu gerçeğini gözler önüne serer nitelikteydi.
Dokuz maçta 25 puan toplanarak şampiyonluk yarışında yeniden iplerin ele alındığı periyottaki karşılaşmaları yüzde 52'lik topa sahip olma oranıyla tamamlayan Fenerbahçe'de bu oran iç sahada kazanılan Alanyaspor maçında yüzde 30, deplasmanda kazanılan Hatayspor karşılaşmasında ise yüzde 36'da kalmıştı.
Derbideyse Galatasaray'ın ihtiyacı olan golü bulduğu 54'üncü dakikaya dek topa sahip olma oranı 57'ye 43 konuk takım lehineydi. Karşılaşmanın oynandığı dönemde ligin topa en az sahip olan takımı olan Marius Sumudica'nın Gaziantep'i bile skorun 0-0 ve 1-1 berabere olduğu 25 dakikalık sekansta topa sahip olma oranında Fenerbahçe'ye 54'e 46'lık üstünlük kurmuştu.
Alanyaspor Teknik Direktörü Çağdaş Atan Kadıköy'den yüzde 70'lik topa sahip olma oranına rağmen 2-1'lik yenilgiyle ayrılırken Fenerbahçe tarihinde bir benzerine pek de kolay rastlayamayacağımız bu oyun anlayışını eleştirdiğinde, Bulut'un cevabı 2-1'lik Fenerbahçe galibiyetini gösteren skorbordu işaret etmek olmuştu.
Erol Bulut haklıydı zira altı sezondur şampiyon olamayan Fenerbahçe'de günün sonunda önemli olan göze hoş gelen futbol sergilemiş olmak değil üç puanı almış olmaktı. Öte yandan Çağdaş Atan da haklıydı zira bu denli üst düzey bir kadronun topun bu denli reddedildiği bir oyuna ikna olması ya da ikna olmadığı bir oyunla uzun vadede şampiyonluğa ulaşması hiç kolay değildi.
Getty ImagesSetien'in sözleri
“Betis’le sözleşme imzalamadan önce onlara neden beni istediklerini sordum. Takımlarımın nasıl oynadığını, benim nasıl oynamak istediğimi gördünüz. Sahada görmek istediğinizin bu olduğundan emin misiniz? Başkanızın, spor direktörünüzün, yöneticilerinizin sahada bu oyunu görmek istediğine emin misiniz?
Bunlardan eğer eminseniz, güzel. Çünkü ben değişmeyeceğim. Eğer değilseniz, başka bir teknik adamla anlaşsanız daha iyi olur. Benim oyundan anladığım bu, ben böyle oynuyorum. Benim takımlarım geriden pasla çıkacak, oyuna kaleciyi dahil edecek ve durmadan yaratacak.
Yarın Jose Mourinho’yu işe getirdiğinizi düşünün. Onun nasıl oynayacağını biliyorsunuz, geriden topla çıkmasını sağlayamazsınız. Birçok kulüp teknik adamlarını ve oyun stillerini çok kolay bir şekilde değiştiriyor ve böylece kulübün geleceği için bir şeyler yaratabilmek imkansız hale geliyor.
Betis ve Valencia’da pek çok kez yaşananlar buydu. Ne zaman yeni bir teknik direktör gelse beraberinde bir sürü futbolcu da geliyor. Akıl almaz bir ekonomik israftan bahsediyoruz.”
Bu sözler Real Betis'i çalıştırdığı dönemde The Independent'a verdiği röportajda Quique Setien tarafından kullanılmıştı. Kulüpleri yönetenlerin önce takımın nasıl bir oyun oynamasını istediklerine karar vermeleri gerektiğini ifade eden Setien, sonrasında sıradaki adımın bu talep edilen oyuna uygun bir teknik adam aramak olduğunu söylemişti.
Erol Bulut doğru isim miydi?
Peki Setien'in sözleri doğrultusunda Erol Bulut, Fenerbahçe için ne kadar doğru isimdi? Topa çok fazla sahip olunan bir hücum futbolu hayaliyle yola çıkan Fenerbahçe için en doğru adres, geçtiğimiz sezonu yüzde 48'lik topa sahip olma oranıyla tamamlayarak bu istatistikte ligin dokuzuncu sırasında yer alan Alanyaspor'un hocası olmayabilirdi gibi görünüyor.
Bugüne dek çalıştırdığı her iki takımda da topa sahip olmayı önceliklerinden biri olarak belirlemeyen ve başarıya giden yolun daha farklı olduğuna inanan Bulut, her ne kadar Fenerbahçe'nin sahada görmek istediği oyununun bir temsilcisi olmasa da genç çalıştırıcının başarısını bir kenara bırakmak da doğru olmaz.
Geçtiğimiz sezon sona erdiğinde sezon boyunca çektiği şutla kalesine çekilen şut arasında pozitif anlamda en fazla fark olan ikinci takım Fenerbahçe'nin hemen arkasından gelen Alanyaspor'du. Erol Bulut belki bir topa sahip olma takımı yaratmamıştı ama rakip kaleye ve kalesine çekilen şut istatistiklerinde Fenerbahçe'nin ardından ligin en iyi ikinci takımını yaratmayı başarmıştı.
AABugün itibarıyla Fenerbahçe'nin çektiği şut ve kalesine gelen şut arasındaki fark istatistiğinde ligin dördüncü sırasında yer aldığını görüyoruz. Bu istatistikte geçtiğimiz sezon ilk sırada Fenerbahçe, ikinci sıradaysa Erol Bulut'un çalıştırdığı Alanyaspor yer alıyordu ancak bu birliktelik bu anlamda her iki tarafı da geriye götürmüş gibi görünüyor.
Geçtiğimiz sezon ligin en fazla şut çeken takımı olan Fenerbahçe, takipçisi ise Erol Bulut'un çalıştırdığı Alanyaspor'du ancak bugün itibarıyla bu birliktelik bu istatistikte de her iki tarafı da geriye götürmüş durumda zira Fenerbahçe rakip kaleye çekilen şut sayısında Alanyaspor ve Başakşehir'in gerisinde.
Bu durum Fenerbahçe kalesine gelen şut sayısında da çok farklı değil. Geçen sezon kalesine en az şut çekilen takımlar Fenerbahçe ve Alanyaspor'du ancak bu sezon kalesine 266 şut çekilen Fenerahçe bu istatistikte Alanyaspor, Beşiktaş, Sivasspor, Konyaspor ve Galatasaray'ın gerisinde kaldı.
Bulut'un cevabı
"Evet, zaman zaman iyi oynamadığımız maçlar oldu, kazandığımız maçlar oldu. O zaman da eleştiri şuydu; ‘topa yüzde olarak çok sahip olamıyoruz, Fenerbahçe böyle mi maç kazanacak?’ Ama bugün de görüyoruz ki topa ne kadar sahip olursanız olun pozisyonları gole çevirmediğiniz zaman yine de maç kaybediyorsunuz. Başka takımlarda aynı şekilde olduğu gibi. Çünkü geçmişte biz çok eleştirildik. Başkaları da aynı şekilde top oynayarak sonuca gitmeye çalışıyor. Sonuçta bu oyunun stratejisi."
Bu açıklama Erol Bulut'un takımının 1-0 kaybettiği Göztepe maçı sonrasındaki basın toplantısındandı. Sportif direktör Emre Belözoğlu'nun 10 gün önce verdiği, "Topa daha fazla sahip olmalıyız" mesajının ardından Bulut'un, takımının topa yüzde 67 oranında sahip olup kaybettiği bir maçın ardından önemli olanın topa sahip olmak olmadığını ifade etmesi oldukça düşündürücü.
Erol Bulut elbette ki oyundaki önceliklerini çok daha farklı belirleyebilir ki bu da son derece normal. Pek de normal olmayansa topa sahip olmayı 10 maçta 25 puan ve 2.5 gibi oldukça yüksek bir puan ortalamasının yakalandığı bir dönemde yaşanan ilk mağlubiyetin hemen ardından dile getirecek kadar önemseyen bir kulübün, bunu pek de önemsemeyen bir teknik adamla çalışmayı tercih etmiş olması.
Skorlar kadar haksız
Fenerbahçe bugün itibarıyla lider Galatasaray'ın üç puan gerisinde ancak ikili averajın da sarı-kırmızılı takımın lehine olduğunu düşünürsek farkın iki maça çıktığını söyleyebiliriz. Maçlar elbette ki oynanmadan kazanılmıyor ya da kaybedilmiyor ancak iki takımın fikstürünü incelediğimizde bu farkın önümüzdeki haftalarda daha da açılması oldukça muhtemel görünüyor.
Alanyaspor maçının ardından skorbordu işaret ederek önemli olanın skorlar olduğunu ifade eden Bulut ve takımı adına şu anda skorlar pek de iyi gitmiyor. Doğrudan sportif direktör ve başkanın dahi oyunu eleştirdiği bir ortamda iyi oyun ve iyi skorların gelmesini beklemek de zaten açık konuşmak gerekirse biraz hayalcilik olurdu.
Fenerbahçe başkanı olmasının ardından Aykut Kocaman ile yollarını ayırma kararı verdiği dönemde, "Şampiyonluğa oynayan bir takımın hocası tartışılmamalı" ifadelerini kullanan Ali Koç'un doğrudan oyun eleştirisi yaptığı ortamda hocanın tartışılmaması da pek mümkün değil, başkanın yaptığı yorumların getireceği sonuçları tahmin edememesi de.
Topa sahip olma hedefiyle çıkılan yolda topa sahip olmakla ilgilenmeyen bir teknik adamla anlaşılması Fenerbahçe adına belki de ilk büyük yanlıştı. İyi oyunculara rağmen oynanan oyun tatmin etmeyince devre arasında daha iyi oyuncular alındı ve bunun oyunu iyileştireceği sanıldı. İyi oyuncuları getirmenin iyi oyunu da beraberinde getireceği yanılgısı daha önce pek çok takımın düştüğü bir hataydı.
Benitez'in zaferi
"River Plate'de oynadığım dönemde topa neredeyse her maç yüzde 70 oranında sahip oluyorduk. Bu şekilde oynamaktan ve topun benim takımımda kalmasından zevk alıyordum ama böyle bir takımdan bir anda Valencia gibi savunma ve kontra atak futbolu oynayan bir takıma transfer olduğumda buna uyum sağlamak zorundaydım.
21-22 yaşındaydım ama kazanmak istiyordum. Benitez'e göre kazanmanın yolu çok iyi futbolculara sahip olmanın yanında buydu. Topa çok az sahip olduk ama hızlı ve net şekilde hücum ederek şampiyonluğa ulaştık.
Bir antrenör takımdaki 20 oyuncuyu bir fikre ikna edebilirse, o takımı yenmek çok zor olur. Zamanla kendimi bu yeni sisteme adapte ettim ve iyi takımlarla rekabet edecek seviyeye gelerek, La Liga'da şampiyonluğa ulaştık"
Arjantinli 10 numara Pablo Aimar'a ait olan bu sözler aslında Fenerbahçe'nin yaşadığı problemlere de ışık tutar nitelikte. Erol Bulut, Alanyaspor'da Efecan, Fernandes, Siopis, Bakasetas gibi isimleri kendi oyununa ikna etmeyi başarmıştı ve bunun sonucunda başarıyı da yakaladı.
Fenerbahçe'de ise Sosa, Mesut, İrfan, Pelkas, Ozan gibi topa sahip olmayı seven oyunculardan kurulu bir takımı kendi oyununa ikna etme süreci oldukça sancılı ilerliyor. 25 maç sonunda takımın bu konuda net bir aşama kaydettiğini söylemek çok kolay değil.
AAKredisini tüketti
Aimar'ın işaret ettiği 20 oyuncunun da oyuna ikna olduğu ve mağlup etmenin çok zor olduğu Valencia o sezon La Liga şampiyonluğunun yanı sıra UEFA Kupası'nı da kazanırken, Rafael Benitez'in takımını 13 maçlık kupa serüveninde mağlup edebilen tek takım Fenerbahçe'ye son şampiyonluğunu yaşatan Ersun Yanal'ın çalıştırdığı Gençlerbirliği olmuştu.
2013-2014 sezonunda Erol Bulut'un aksine kadrosunu oyununa ikna etmeyi başaran Yanal 31 maç sonunda beş yenilgiyle şampiyonluğunu ilan ederken, bugün itibarıyla geride kalan 25 maçta altı defa yenilen Fenerbahçe kredilerini oldukça erken tüketti.
Ligin son 10 sezonunda altı yenilgiden daha fazla yenilgiyle şampiyon olabilen tek takım 2017-2018 sezonunda yedi mağlubiyete rağmen şampiyon olan Galatasaray'dı. Şampiyonun yenilgi sayısı bu sezonun 40 hafta üzerinden oynanacak olması nedeniyle bu sezon özelinde artış gösterecektir ancak bu durum 25 hafta gibi nispeten kısa bir sürede alınan beş yenilginin şampiyonluk hedefleyen bir takım için oldukça fazla olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Öte yandan 25 maçta alınan beş yenilgiyi Aimar'ın sözleri üzerinden değerlendirmek de Bulut'un Fenerbahçeli oyuncuları oyununa ne kadar ikna edebildiği sorusuna bir ipucu verir nitelikte görünüyor.



