Joachim Löw, Dünya Kupası kadrosunu açıklamak üzere basın mensuplarının karşısına geçti.
Moskova uçağına biletleri alınacak oyuncularını ve turnuvayı evlerinden izleyecek 4 oyuncusunu açıklayacaktı. Masaya oturdu, mikrofonunu düzeltti ve aday kadrodan çıkarılan dört oyuncuyu açıklamaya başladı.
Önceliği mahşerin 4 atlısı olarak da adlandırabileceğimiz kaleci rotasyonundan çıkardığı isme verdi. ‘’Bernd Leno bizimle olmayacak. Orada Manuel Neuer, Marc Ter Stegen ve Kevin Trapp olmak üzere üç kalecimizle yola devam edeceğiz.’’ dedi ve basın mensuplarından gözlerini kaçırdığının açıkça belli olduğu saniyelerde, çıkarılan diğer üç oyuncuyu sıraladı; ‘’Jonathan Tah, Nils Petersen ve ayrıca Leroy Sane...’’ diyerek etrafını süzdü. Şaşkınlığa uğrayan basın mensuplarının fısıldamaları eşliğinde sözlerine devam etti. Sabahın ilk saatlerinde takım yöneticileriyle, sonradan da bu dört oyuncuyla konuştuklarını ve hepsinden daha çok Sane’nin bu kararı büyük bir üzüntüyle karşıladığını fakat onun Eylül ayında milli takım formasıyla yeniden aralarında olacağına inandığını söyledi. Leroy Sane yerine Julian Brandt’ı kadroya dahil etmesine ise ‘’Leroy Sane ve Julian Brandt arasında verdiğimiz karar zordu. Eğer bu bir 100 metre yarışı olsaydı eminim galibi foto finiş belirlerdi.’’ diyordu.
Basın toplantısında soru almayacağı daha önceden açıklanmıştı. Soruların alınmayacağı açıklandığında kurt gazeteciler, Löw tarafından bir bomba patlatılacağına emin gibiydiler ve bekledikleri gibi de oldu. Basın mensupları bu andan itibaren akıllarında binbir soru ve tartışması dinmeyecek bir cevaptan şimdilik mahrum kalmışlardı.
Getty ImagesPeki bu sezon Manchester City’nin şampiyonluğunda ve Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynamasında pay sahiplerinden biri olan Leroy Sane, neden Löw’ün Rusya’daki zorlu Dünya Kupası maratonu sürecinde 23 kişilik kadrosunda tercihi olmadı?
Beş büyük lig içerisinde en çok asist yapan ikinci oyuncu olan; Premier Lig’de 106 gol, Şampiyonlar Ligi’nde 20 gol olmak üzere 126 golle sezonu kapayan Manchester City’e, 14 gol, 19 asist ile toplamda 33 gole doğrudan katkıda bulunan 22 yaşındaki yıldız oyuncu kendisinden yıllardır beklenen patlamayı tam da bu sene yapmıştı.
Guardiola’nın -Liverpool maçları hariç- tıkır tıkır işleyen sisteminin vazgeçilmesi zor parçalarından biri olmayı da başaran; dribling yeteneği, hızı ve atletizmi sayesinde mevkisinin dünya genelinde parmakla gösterilen bir oyuncusu olan ve her şeyden de öte, şimdiye kadar çalıştığı teknik adamlar ve takım arkadaşlarının sarf ettikleri sözlerde “sıfır ego” bir futbolcu olduğu, yedek kalacağını bilse bile çok çalışmayı asla bırakmadığı söylenenler arasındaydı.
Sezona Guardiola’nın ilk 11 tercihi olarak başlamamıştı. Maçların son 20 dakikalarında süre alarak ilk 5 haftayı geçirdi. Sonradan girdiği bir başka maç olan Liverpool maçında 57.dakikada oyuna dahil olup 2 gol atarak, hazır olduğunun sinyallerini verdi. Sezonun geri kalanında Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi maçlarında Pep Guardiola tarafından ismi tahtaya ilk sırada yazılanlar arasında olmayı başardı.
Mayıs ayına gelindiğinde Premier Lig şampiyonu apoletini takmış bir oyuncu olan Sane, 15 Temmuz akşamı Moskova’da kupanın favorilerinden Almanya Milli Takımı’yla birlikte Dünya Kupası şampiyonu apoletini de takmak istiyordu. Fakat 5 Haziran itibariyle bu hayalleri suya düştü.
Böylesine başarılı bir sezon geçirmesine rağmen kadroya girememesi ise Guardiola ile Löw’ün takımlarının birbirinden tamamen farklı tarzları olmasından kaynaklıydı şüphesiz.
Getty/Goal compositeJoachim Löw önderliğinde, 2006'dan bu yana 6 büyük turnuvada boy gösteren “Panzerler” 1 kez Dünya Kupası şampiyonu, iki kez Dünya Kupası üçüncüsü ve bir kez de Avrupa ikincisi oldu. Her turnuvaya farklı bir sistem veya bir yıldız oyuncuya göre düzenlenmiş sistemle değil de, 2006’da geldiği ilk günden bu yana oyuncularını bir Alman Milli Takımı ekolü içerisinde harman etmeye özen gösteren Löw için topa sahip olan ve oyunu yönlendiren orta sahalar; hava hakimiyeti, top kontrolü ve şut yeteneği güçlü olan forvetler Alman hocanın geldiği günden bu yana kadrosunda yer alan oyuncuların başlıca özellikleri oldu. Önümüzdeki günlerde Rusya’da da İlkay Gündoğan, Toni Kroos, Julian Draxler, Mesut Özil, Mario Gomez ve Thomas Müller gibi ayağı yere sağlam basan ve bu ekole uyum sağlamış isimleri sahada göreceğiz.
Sahaya çıktığı 12 milli maçta gol ve asist üretme başarısı gösteremeyen; üstelik geçtiğimiz cumartesi Avusturya ile oynanan ve Almanya’nın kaybettiği hazırlık maçında da önemli bir etki yaratamayan Sane’yi, bu sistem içinde oturmayan bir parça görmesi, Löw’ü eleştirmemize yetmeyecek gibi görünüyor, şimdilik. Tabii böyle fevri bir kararın ardından turnuvada yaşanacak aksilikler bir silsileye dönüşür ve son 3 turnuvada en az yarı final oynama başarısı gösteren Alman Milli Takımı ta ki kupada bir sürpriz yaşamazsa.
Tekrar edecek olursak 2017–2018 sezonunda 33 gole doğrudan etki etmiş bir sol forvet oyuncusunu kadrodan çıkarma kararı, elbette büyük başarılar elde etmiş ve kitleler tarafından güven elde etmiş bir hoca tarafından alınabilirdi. Bu da milli takımlar seviyesinde günümüzün en başarılı hocası olan Joachim Löw tarafından alınabilirdi. 'Bir bildiği vardır' olarak değerlendirilebilir, en azından şimdilik...



