Sezona harika bir başlangıç yapıp, iki ezeli rakibine de 8’er puan fark atan Galatasaray için buna rağmen henüz ligin güçlü takımlarıyla oynamadığı söyleniyordu. Dolayısıyla sarı-kırmızılılar için derbinin anlamı, rakiplerinden birini yarış dışına atmak kadar, aynı zamanda gücünü dosta düşmana ilan etmekti. Fenerbahçe’de ise derbilerde uzun süredir koruduğu kazanan takım olma geleneğini Türk Telekom Stadı’nda da devam ettirme zamanıydı.
Maç öncesi en çok konuşulan konu, Igor Tudor’un maça üçlü savunmayla çıkabilme ihtimaliydi. Onbirler açıklandığında öyle de olduğunu gördük. Medyada sık sık Antonio Conte’ye olan hayranlığına vurgu yapılan ve Conte’nin Chelsea’deki 3-4-3’ünü Galatasaray’a taşımak istediği söylenen Hırvat teknik direktör, aslında 4-2-3-1 oynatırken de maç içerisinde üçlüye döndürüyordu sarı-kırmızılıları. Bekler Mariano ile Iasmin Latovlevici’nin geriden bindirdikleri anda savunma önünde bekleyen Fernando sayesinde kağıt üzerinde değil ama maç içerisinde 3-4-3’e dönüyordu Galatasaray.
AABu maçtaki farklılık ise, iki stoperli oyundan, üç stoperli oyuna dönülmesiydi daha çok. Ve aslında genel görüşün aksine, savunma güvenilirliği daha fazla olan bir onbirdi. Ama elbette stoperlerin üçlü oynama becerilerinin olması da gerekiyor bunun için. Bu ise Galatasaray stoperlerinde pek yok gibi. Özellikle Serdar Aziz, maç başlar başlamaz sırıtmaya başladı. Vincent Janssen’in verilmeyen golü öncesinde yere düşüşü Cüneyt Çakır tarafından faul olarak verilmeyebilirdi, ayrıca takımı aleyhine de bir penaltı kararına neden olabilirdi.
Tudor maç öncesi, “Ben taktiğe odaklanmıyorum, benim için sayılar önemli değil. Önemli olan futbol fikriniz, kazanmak için sahaya ne yansıttığınız” demişti. Haklıydı da. Ama elindeki oyuncuların oynayabilecekleri oyunu seçmesi de gerekirdi.
Bu açıdan Serdar’ın 19. dakikada sakatlanarak oyundan çıkması hem kendisi hem de takımı adına bir şans olabilir. O dakikadan sonra Galatasaray yine iki stoperli, iki bekli oyununa geri döndü. Ama her zamanki Galatasaray’ı yine göremedik. Zira daha önceki maçlarda Galatasaray’ın ön alan baskısı, rakiplerini uzun pasla çıkmaya yönlendiriyordu. Bunun sonucunda da seken topları çoğunlukla toplayan Galatasaray, topun ve oyunun hakimi oluyordu.
Oyununun temel düsturlarından bir tanesi savunmadan kısa pasla çıkmak olan Aykut Kocaman ise, bu maçta da bunu tercih etmedi. Luis Neto’nun yanında Martin Skrtel’in yerine ayaklarını daha iyi kullanabilen Roman Neustadter’i seçmesinin de nedeni bu muydu bilmiyorum ama, sarı-lacivertlilerin ilk yarıda topun kıymetini iyi bildiği kesin.

Galatasaray adına önceki maçlardan farklı olan bir diğer önemli konuysa, sarı-kırmızıların en önemli oyun kurucusu Fernando’ya yapılan baskıydı. Fenerbahçe özellikle ikinci bölgede Galatasaray’ı çok doğru baskıladı ve girdiği ikili mücadelelerin de çoğunluğunu kazandı. İlk 20 dakikada kazanılan ikili mücadelelerde Galatasaray’a 20’ye 12’lik bir üstünlüğü vardı.
Bu baskının ana hedefi de elbette Fernando’ydu ve başarılı da olundu. Öyle ki, Süper Lig’in ilk 8 haftası itibarıyla 97,6 ile maç başına en çok topla buluşan oyuncusu Fernando, ilk yarıda sadece 26 defa topla buluşabildi. Fernando ile Younes Belhanda arasındaki pas bağlantısını da kesince, Galatasaray hücumdaki tek şansı Badou Ndiaye’nin topla kat etmesi olarak kaldı, ama Ndiaye de o baskıdan çıkamayınca, sarı-kırmızılılar hücumda tabiri caizse felç geçirdi.
Tudor’un ikinci yarıda farklı bir senaryonun yaşanması için ya oyuncu değişikliği ya da oyun değişikliği yapması gerekiyordu. Oyuncu değiştirmedi, ama herhangi bir oyun değişikliğini de göremedik. Mariano ve Latovlevici’yi daha etkin kullanıp oyunu genişleterek Fenerbahçe’nin hem merkezdeki baskısını hem de savunmadaki daralışlarını ortadan kaldırabilirdi, ama bunu yapamadı.
AABelhanda’nın 73’te gördüğü ikinci sarı kartın ardından ise oyunu daha çok kendi sahasında kabul etmeye başladı. Tolga Ciğerci’yi kenardan çekip merkezi üçledi ve kazanamadığı maçı kaybetmemeye çalıştı. Kocaman'ın da anlaşılması güç bir şekilde üzerine gelmemesinin ardından öyle de oldu. Kırmızı kartttan sonra 20 dakika boyunca maçta şut bile atılmadı.
Skor Galatasaray’ın lehine olabilir, ama oyunun aynı şekilde olduğunu söyleyebilmemiz mümkün değil. Tudor’un Galatasaray kariyerinde çıktığı dördüncü derbiydi bu. Bu maçlarda Galatasaray’ın henüz bir golü yok. Yani galibiyeti de yok. Dolayısıyla şampiyon olmak istiyorsa, Hırvat teknik adamın bundan sonra oynayacağı derbi maçlarına daha iyi bir maç hazırlığı yapması gerektiğini söyleyebiliriz.



