24 yaşın üzerinde misiniz?

Help us verify your age by providing an honest response. This site contains gambling advertising for 24+.

Age-restricted content

Bahis içeriklerini görüntülemek için gerekli yaşta değilsiniz. Ana sayfaya yönlendirileceksiniz.

alt
11x0mco55qjn71i482d5vvk592

Pogba transferinin arkasındaki süper-menajer: Kim bu Mino Raiola?

Maguire Tax & Legal, Mino Raiola’nın muhasebe şirketinin adı… Tom Cruise’un Oscar kazanan Jerry Maguire filminden esinlenerek bu ismi koymuş. Bu oyunun içindeki herkes bilir ki, Raiola bu filmdeki “Jerry Maguire” karakterine fena halde benzer. Maguire, işini aşkının önüne koymuş aşırı hırslı bir menajerdir; tıpkı Mino Raiola gibi...

Napoli başkanı De Laurentiis, İtalyan arkadaşını “Arka tarafımdaki acı” diye tarif eder. Alex Ferguson ise “Tanıştığımız andan itibaren ona hiç güvenmedim” sözleriyle anıyor.

Süper menajer Raiola’nın ihtilaflı –ve en azından şimdilik kârlı- dünyasına hoş geldiniz.  

45 yaşındaki Raiola, İtalya’nın Agri şehrinde doğdu ama o daha küçük bir çocukken ailesiyle birlikte Hollanda’ya, Haarlem şehrine göç etti. Mino Raiola, futboldaki en etkişi kişilerden biri olma yolundaki ilk adımları da burada attı.

Raiola, şehrinin yerel takımında orta karar yetenekte bir oyuncu olarak futbola adımını attı. Ancak henüz 18 yaşındayken futbola veda etti. Hukuk eğitimine başlasa da futbol tutkusundan vazgeçmedi. Haarlem genç takımının yönetimine seçildi.

Daha o yaştayken bile Raiola hiç durmadan konuşurdu ve lokanta işleten babası dışında hiçbir otoriteye itaat etmezdi.

“Haarlem başkanı her Cuma günü bizimle yemek yerdi” diye anlatıyordu 2011 yılında Il Secolo XIX’e verdiği bir röportajda. “Her seferinde ona futbola dair hiçbir şey bilmediğini söylerdim. Bir gün beni kenara çekti ve ‘O zaman yönetmeyi sen dene’ dedi. Ve beni sportif direktör olarak görevlendirdi.

Raiola, yapabileceğini sandığı şeyleri yapamadığını görünce hüsrana uğradı, çünkü önünde finansal kaynak engeli vardı. Yine de 1980’leri ortasında büyük süksesi olan Hollandalı futbolcuları, İtalya’ya satabilirse büyük paralar kazanabileceğini gördü. Ne de olsa o dönem İtalya dünya futbolunun merkeziydi.

Raiola, arabuluculuk yeteneklerini komisyoncu olarak çalıştığı bir Hollanda şirketinde geliştirdi. İtalya ile ticari çıkarları olan bu şirket sayesinde, Hollanda'daki oyuncu birliği ile anlaşan Raiola ülkedeki bütün futbolcularının İtalya üzerindeki temsil haklarını elde etti.

18qr08ovfyeei10zjutlfrp439

Bu noktada, onun ilk hedefi Napoli ile özel bir çalışma birlikteliği kurabilmekti. Napoli'yi "kalbindeki kulüp" olarak görüyordu. Ama anlaşma yapılamadı. "Başkan Ferlaino ile görüştüm. Bir iş birliği başladı. Ona 3,6 milyon euro karşılığında Dennis Bergkamp'ı önerdim. O, bu transfere pek yanaşmadı. İki yıl sonra (1993), 7,2 milyon euro teklif etti ama ben oyuncuyu İnter'e verdim."

Bergkamp transferinin ardından, Wim Jonk'un Ajax'tan Nerazzurri'ye geçmesiyle, Raiola Serie A üzerinde bir ağ kurmaya başlamıştı. Sonraki sene Bryan Roy'un Amsterdam'dan Foggia'ya başarılı geçişi de bunun göstergesiydi.

Bu transferlerden şu sonuca varılabilir ki Raiola müşterilerini memnun etme konusunda bir usta haline gelmişti. Ama Raiola'nın metotları kulüplerde büyük endişelere yol açmaya da başlamıştı.

Gerçekten, 90'ların başında Ajax kulübü Raiola tarafından oluşturulmuş fırsatlardan önemli ölçüde istifade etti. 2004 yılında Ajax'ın starı Zlatan Ibrahimovic'in Juventus'a gidişi de bu fırsat akışının bir örneğiydi. Raoila ile Torino ekibi arasındaki sorunsuz ilişkiler yalnızca iki yıl sürdü. Juventus'un küme düşürülmesi sonrası takım direktörü Luciano Moggi ve Raiola arasındaki telefon trafiği şehrin santrallerini oldukça meşgul etmişti.

Moggi: "Sen ve Ibra sorun yaratmaya devam ediyorsunuz. Onu antremana gönderme..."

Raiola: "Yarın, bütün gün oyuncumla beraber evde olacağız, antrenmana katılmayacak. Sonra öğle saatlerinde Ajax yöneticileri ile randevum var ama saat 2’de gelirim..."

Raiola'nın oyuncu üstündeki etkileri Manchester United teknik patronu Ferguson tarafından da sorgulanmıştı. Ferguson'un, 2012 yılında Paul Pogba'nın Old Trafford çimlerinde kalması için ikna girişimleri Raiola'nın araya girmesiyle sonuçsuz kalmıştı. İskoç teknik adam, "Pogba kendisi için tüm işleri zor hale getiren bir menajere sahip" diye konuşmuştu. Sonraları Raiola, Pogba'yı fiyasko ilişkileri olduğu Juventus kulübüne ücretsiz transferini gerçekleştirmişti.

Ferguson kitabında da Raiola'ya birkaç cümle ayırmıştı. "Sadece bir iki tane sevmediğim futbol menajeri var; Mino Raiola da bunlardan biri..."

"O ve ben yağ ile su gibiydik. İlk toplantıdan beri bizimle anlaşmaya niyeti olmadığı belliydi çünkü Raiola, Paul ve ailesine Juventus'u sevdirmeyi başarmıştı."

Raiola, Pogba'nın Old Trafford'u terk etmesinde büyük bir role sahip olmasına rağmen, o bu transferi yönlendirmediğini savunarak sadece müşterileri için doğru olanda ısrarcı olduğunu belirtmişti.

Geçtiğimiz eylül ayında Tuttosport'a verdiği röportajda, "Bu sözler işimi kötü bir yolla yaptığımı göstermez, işimde iyi olduğuma kanıt teşkil eder" diye konuşmuştu.

"Ben oyuncularım için en iyisini yapmak zorundayım, ben sadece kazancı düşünen birisi olsaydım Pogba'yı Manchester şehrinde tutardım."

"Ama Pogba'nın çıkarlarını düşünmek için Torino şehrine gitmeye karar verdik. Belki Ferguson sadece ona itaat edenleri seviyordur."

26zwlyrxioc61j58hoe4dxi5z

Raiola ve Pogba 105 milyon euro gibi rekor bir ücret karşılığında Old Trafford'un spot ışıklarını tekrar kendi üzerlerine döndürmeyi başardılar. Bu durum Raiola'nın finans başarısını ortaya çıkarıyor. Rakamlar bakarsak, Raiola'nın bonservis bedeli üzerinden yüzde 20 komisyon hakkına sahip olduğunu görüyoruz.

Tabii ki Raiola'nın diğer iki oyuncusu Henrikh Mkhitaryan ve Ibrahimovic'in yakın zamanda Manchester ile sözleşme imzalaması Raiola'nın transferlerde kendi çıkarlarına göre hareket ettiği tartışmalarını da yeniden alevlendirdi.

Gerçek ne olursa olsun, Raiola kendini ve oyuncularını satma konusunda yadsınamaz yeteneğe sahip bir menajer. O, unutulmaz bir Salvador Dali resmi ile Pogba'yı karşılaştırabilir veya Ibrahimovic'in PSG imzasını Mona Lisa'yı görmek dışında insanların Paris'e gelmek için yeni bir nedenleri olduğunu öne sürerek duyurabilir. Ayrıca konuştuğu sekiz dilde (İtalyanca, Flemenkçe, Fransızca, İngilizce, Almanya, İspanyolca, Portekizce ve  tabiki "Napoliten" dili) pazarlık yeteneklerini ortaya koyabilir.

Ancak, Raiola çok tedbirli biridir. Raiola, birçok kulüp ve menajer ile karşılıklı yarar ilişkisini sürekli güncel tutar. Her zaman kulüp içerisindeki oyuncusunun egolarının tatmini konusunda kulüp ile mükemmel bir uyum içerisinde çalışır. Raiola, genç Balotelli kariyerinde üç kez Ballon d'Or kazananı olmak istediğini belirttiğinde ona bu ödülün Ibrahimovic tarafından alınmadığı sürece bir anlamı olmadığını belirtmişti.

Bu tür çelişkiler, modern futbol dünyasında menajerlerin küçük pembe yalanları oluyorlar. Bunu kabul etmeliyiz ki eğer menajerler olmasaydı, futbol dünyası daha güzel bir yer olabilirdi ama futbol artık sadece bir spor değil, büyük bir iş ağı haline geldi. Dicky Fox'un "Jerry Maguire" filminde söylediği gibi, "Biz alaycı bir dünyada, zorlu rakiplerle dolu bir iş yapıyoruz."

Sonuç olarak, her zaman Raiola gibi insanlar için bir ihtiyaç olacaktır. Onu sevin veya ondan nefret edin, bu adamın işinde çok iyi olduğu asla inkar edilemez. Raiola kendisinden "sorun çözen" diye bahsediyor. Hakkında anlatılan hikayeler onu efsaneleştiriyor; belki doğru belki de tamamen yanlış ama işin bitiminde Mino Raiola hem kendisi hem de müşterileri için "yeterli" parayı yaratmayı başarıyor.

BU HİKAYE HOŞUNUZA GİTTİ Mİ?

Google’da GOAL.com’u tercih edilen kaynaklar arasına ekleyin ve haberlerimizin daha fazlasını okuyun

GOAL'ı Google'da takip edin