Süper Lig’de ilk yarının gözde takımlarından birisi Kayserispor’du. Sarı kırmızılıların orta sahasındaki başarılı oyuncusu Şamil Çinaz, takımının Antalya’daki kampı sırasında Goal Türkiye’ye konuştu.
Ufuk Kaan Karacan'ın sorularını yanıtlayan Şamil Çinaz; takım içindeki atmosferi, ekip olarak hedeflerini ve diğer birçok konuyu anlattı.
Röportaja kötü başlanmaz ama, Kayserispor'da ligin ilk yarısında en çok faul yapan oyuncu sensin. Bilmiyorum bu istatistiğe şaşırır mısın?
- Pozisyon gereği elbette. Taktik anlamda 6 numarada oynadığım için, rakiplerin ataklarını kesmek durumunda kaldığım için bazen ister istemez taktiksel faul de yapmak durumunda kalıyorum. O yüzden muhtemelen doğrudur. Özelikle kontra atak oynayan takımlara karşı oynadığınızda bu tür taktik fauller ufak bir silah olabiliyor.
Bilerek kötüyle başladım, arkasından gelen harika istatistikleri bozmak istemedim. Kayserispor’un en fazla uzaklaştırma yapan (28), en fazla hava topu kazanan (30), en fazla şut kesen (4) oyuncususun.Bu rakamlar bize ne mesaj vermeli?
- Bu rakamların pozisyon gereği olduğunu düşünüyorum. Genel olarak kesici özelliğim olduğu için rakibin oyununu bozma, engelleme, defansımızı sağlamlaştırma açısından koşular, ikili mücadelelere yönelik görevim var. Bu da ister istemez istatistiklere yansıyor tabii ki.
AASezon başladığında biz böyle bir Kayserispor beklemiyorduk. Düşmesine kesin gözüyle bakanlar da hatırlıyorum. Çok fazla transfer, ısıran, zevk veren, sempatik bir takım haline geldi. Böyle bir Kayserispor bekliyor muydunuz?
- Bu konuma gelmemizi beklemek gerçekdışı olurdu. Yeni bir hoca, fazla sayıda transfer... Bunun bir adaptasyon süreci oluyor; hoca takıma, takım hocaya, yeni gelen oyuncular şehire, kulübe. Ama bunu gerçekten çok iyi bir şekilde atlattık. Arkadaşlık grubumuz iyi; sadece futbolcuyla hoca arasında değil, yönetim olarak da, kulüp olarak da geçerli. Gerçekten iyi bir ivme yakaladık. Bu da sahaya ve neticelere yansıyor. Ama şimdi olduğunuz yer sürpriz mi dersen, tabii ki her gün birlikte çalıştığımız için, ne çalıştığımızı bildiğimiz için, çalıştığımızı ne seviyede sahaya yansıttığımızı gördüğümüz için sürpriz değil artık. Ama önemli olan buraya gelmek değil, önemli olan burada kalmak. O yüzden ligin ikinci yarısı her takım için çok çekişmeli oluyor. 34. hafta bir daha röportaj yaptığımızda aynı seviyede bitirirsek, o zaman başarılı olduk diyebiliriz.
Bu form durumundan sonra takım içinde, aranızda konuşuyorsunuzdur. Hedefiniz değişti mi?
- Bir takımın hedefi olmazsa gerilemeye başlarsınız. Biz de ilk 8 içinde yer almak istiyoruz. Bu demek değil ki, dördüncü olursak “Yok biz sekizincilik istiyorduk” diyeceğiz. Ondan dolayı minimum ilk 8; yukarı doğru bir sınırımız yok.
AAHerkes bunun “en çekişmeli Süper Lig sezonu” olduğunu söylüyor. Sen böyle bir sezon hatırlıyor musun?
- Yok, ben de beş altı senedir böyle bir sezon hatırlamıyorum. Hem düşme potası açısından, hem şampiyonluğa oynayan grup açısından gerçekten çok çekişmeli geçiyor. İnşallah bu çekişme de sezon sonuna kadar yürür, hem biz, hem seyirciler, hem de Türk futbolu bundan faydalanır.
Bize biraz Sumudica’yı anlatır mısın? Ben ona “yabancı Yılmaz Vural” diyorum. Hem çok sempatik, hem biraz çılgın, hem de çok başarılı.
- Öncelikle hocamız futbolu yaşıyor. Bu da hal ve hareketlerine tavırlarına yansıyor. Tanımayan insanlar “şov yapıyor” diyebilir ama idmanda bile yaşadığı duyguları dışarı veren bir hocamız. Futbolu yaşadığı için bize de yansıyor. Biz de o duyguları sahaya yansıtmaya çalışıyoruz. Bu da bize pozitif etki yaratıyor.
AAAlmanya’da aldığın altyapı eğitimi, yurt dışından gelen pek çok oyuncu gibi kendini belli ediyor. Hep konuşuyoruz, “Almanya üç milyonluk Türk nüfusundan bu kadar iyi oyuncular çıkarıyor, biz 70 milyondan çıkaramıyoruz.” Nedir fark?
- Şimdi bu işi iyi anlatmak için buradaki zamanımız yetmez. Çok geniş bir konu ama dediğiniz gibi Türkiye’de bir altyapı sorunu yaşanıyor. Öncelikle bizim ülke olarak spora yönelik bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Bu sadece futbolla ilgili değil, genel olarak spor kültürüyle ilgili. Özellikle altyapımızda sadece futbola yönelik bir eğitim değil, okul eğitimi olsun, üniversite eğitimi olsun; onlar da futbol kadar önemli. Gelişmeyen bir karakter, istediğiniz kadar iyi bir futbolcu olun, bir yerden sonra tıkanır. Artık takımlar da sadece bir futbolcuyu yeteneğine göre değil, karakterine göre de transfer ediyorlar. Bu özellikle Avrupa için geçerli. Ondan dolayı hem kişisel olarak, hem karakter olarak hem de futbol açısından geliştirmek zorundasın. Buna da en ufak bir yaştan ne kadar genç yaştan başlarsanız o kadar verimli oluyorsunuz. Şimdi ben Almanya’dan örnek vereyim: Orada 15-16 yaşında okullarla kooperasyon yaparak altyapı eğitimi alıyorsunuz. Hem okulunu devam ettiriyorsunuz, hem futbolunuzu devam ettiriyorsunuz. Bizde maalesef şu var, 16 yaşındaki yetenekli oyuncuyu alıyoruz “Oğlum sen kendini futbola ver” diyoruz, ama çocuk 19 yaşında bir sakatlanıyor, bu sefer ortada kalıyor. E tabii ki bunlar hep projelerle, vizyonlarla ilgili. Uzun bir yolumuz var ama başarabilecek inanılmaz bir kapasitemiz de var.
Kayserispor’a dönelim. İlk yarıdaki en önemli maçınız hangisiydi?
- İkinci haftadaki Göztepe maçını kırılma maçı olarak görüyorum. Kötü bir başlangıç yapmıştık Galatasaray maçıyla. Ondan sonra Göztepe’yi yenerek pozitif bir yola girdiğimizi düşünüyorum. Ondan dolayı Göztepe maçı diyebilirim.
Karşılaştığınız en dişli rakip kimdi?
- Başakşehir.
Oyuncu olarak en fazla zorlandığın rakibin kimdi?
- Mossoro; akıllı ve iyi bir oyuncu.


