75 gün, futbolda çok çok uzun bir süre. 31 Ağustos 2017 günü, Crystal Palace’ın Cenk Tosun için Beşiktaş’a önerdiği 10 milyon sterlin, pek çok kişiye göre reddedilemeyecek bir teklifti. Beşiktaş yönetimi, o teklifi kabul etmeye ne kadar yaklaştı bilmiyoruz. Ama 75 gün sonra, Palace’ın teklifi Cenk Tosun’un sahada kattıkları yanında komik bir bedel olarak görünüyor.
Cenk ile güneşli bir Kasım sabahı, Beşiktaş’ın Nevzat Demir Tesisleri’nde buluştuk. Tam olarak söylemek gerekirse; Beşiktaş’ın Monaco’yla berabere kaldığı maçın ertesi günü. Görevim, Şampiyonlar Ligi’nin bu sezonki gözde oyuncusuyla UEFA adına röportaj yapmak. Bildiğiniz gibi Cenk, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde dört gol attı, bir de asisti var. Avrupa’nın elit futbol organizasyonunda bu sezon ondan daha fazla gol bulan sadece iki oyuncu var: Cristiano Ronaldo (6) ve Harry Kane (5). Sıralamada Neymar ve Edinson Cavani ile yan yana; Lionel Messi, Robert Lewandowski veya Edin Dzeko’nun da üstünde yer alıyor.
Futbolun Messi ve Ronaldo çağındayız: Bir oyuncunun gol sayısından daha değerli bir istatistiği yok. Artık bir forvetten “Benim gol atmam önemli değil, önemli olan takımın kazanması” cümlesini duymuyorsunuz. Duyarsanız da inanmayın zaten. Neymar ve Cavani’nin bir penaltı için çocuk gibi kavga etmesi boşuna değil. Çünkü maç sonunda oyuncunun yanında yazan sayı, futbolun en büyük gerçeği. Cenk Tosun da Süper Lig’de ve Şampiyonlar Ligi’nde kaç golü olduğunu veya Beşiktaş tarihine geçmek için kaç gole ihtiyacı olduğunu gayet iyi biliyor.
“Bir sezonda dört gol atınca, sanırım Oktay Derelioğlu’yla birlikte birinci sırayı paylaşıyoruz. Şampiyonlar Ligi’nde beş gol attım, geçen sezon Benfica maçında attığım golü de sayarsanız; o konuda birinci sıradayım. Avrupa kupalarında da 11 gol attım, yine Oktay Derelioğlu’nun galiba 14 golü var, onu da geçmek için elimden geleni yapacağım,” diyor.
Bir çocukluk alışkanlığı olarak gol atmak
Getty ImagesGol atmak, Cenk için büyüsünü hiç yitirmemiş. “Küçüklüğümden beri topun fileye girmesi beni ayrıca heyecanlandırmıştır,” diyor, zaten forvet dışında bir yerde oynamamış hiç. Frankfurt’un kuzeyindeki, yaklaşık 50,000 kişilik Wetzlar kasabasında, “çok büyük bir tutkuyla futbol oynayan” babasını, amcasını, dayılarını taklit ederek, üç-dört yaşlarında topa vurmaya başladığından beri bu böyle. Daha o yaşlarda kasabanın takımının küçük takımında oynamaya başlamış, altı yaşında da yeteneği fark edilip Eintracht Frankfurt altyapısına alınmış. O altyapının kendisine ne kadar çok şey kattığı ortada.
“İyi ki de çok erken yaşta girmişim. Oradaki altyapı çok nadir bulunuyor. A takım nasıl çalışıyorsa biz de aynı idmanları yapıyorduk. Çok küçük yaşlarda olmamıza rağmen çok profesyonelce yaşıyorduk. Zeminler yemyeşildi, sahalar halı gibiydi. İdman saatleri, okul, notlarımız... Karnelerimizi bile sezon sonunda gösteriyorduk. Dönem sonunda notlarımız iyi olmadığında idman saatlerimizi azaltıp derslerimize kendimizi vermemize imkan veriyorlardı.
“Almanya, altyapı eğitimini en iyi alabileceğiniz yerlerden biri. Bence Türkiye’deki en büyük sorun altyapı sorunu, o yüzden çok futbolcu çıkmıyor. Çok şeyde bizden çok üstünler diyebilirim.”
Cenk’in Eintracht Frankfurt altyapısında basamakları birer birer tırmandıktan sonra henüz 19 yaşında Gaziantepspor’un yolunu tuttuğunu artık biliyoruz; ilk 11 Süper Lig maçında 10 gol kaydederek hızlı bir giriş yaptığını da... Ama ailesine çok bağlı bir genç adam olarak ilk defa yalnız yaşamak nasıldı; dahası Frankfurt’tan Gaziantep’e nasıl bu kadar kolay adapte olabildi? Bunu pek bilmiyoruz.
“Takım arkadaşlarım, taraftarlar, yönetim bana çok destek oldu. Ama özellikle Tolunay Kafkas hocanın ismini vermem gerek. İlk idmandan bu yana çok güvendi bana. O yaşta bir oyuncuyu oynatmak kolay değil, ama o özgüveni verip direkt 11 çıkartmaya başladı beni. Ben de Almanya’da aldığım idman temposuyla devre arasında gelip çok gol atmıştım.”
Cenk Tosun, Gaziantepspor’da 118 resmi maça çıkıp 44 gol attı. Dört sezonun üçünde gol sayısı çift basamaklı sayılardaydı. Hikayenin gerisi çoğu zaman “Demba Ba ve Mario Gomez gibi forvetlerin arkasında yedek beklemek” ifadesini içeriyor, ama unutulan bir detay var: 2014/15 sezonunda Slaven Bilic’in rotasyonunda Cenk sadece Ba’nın değil, Mustafa Pektemek’in bile arkasındaydı. Üstelik her fırsat bulduğunda golünü atmasına rağmen: O sezon Cenk, yaklaşık 1100 dakikada 9 gol atarken, Mustafa Pektemek 1500 dakikada 5 gol bulabilmişti.
2015/16’da da Mario Gomez golleri, Jose Sosa asistleriyle manşetleri kaparken bulduğu kısa sürelerde mutlaka etki yapan yardımcı oyuncu oldu. Belki o yıl izlerken fark etmediniz, ama Cenk zaten 90 dakikada bir gol buluyordu: Ligde sadece 720 dakika sahada kalıp 8 gol, tüm kupalarda 1500 dakikada 17 gol atmıştı. Nihayetinde geçen yıl Vincent Aboubakar’la süreyi bölüştüler (hatta Cenk daha fazla sahada kaldı) ama Avrupa maçlarını, özellikle de Şampiyonlar Ligi’ni, büyük ölçüde kenardan izlemek zorunda kaldı. Bunca zaman boyunca, “Ben burada kenarda otura otura 50 gol attım. Başka bir kulübe gideyim de direkt oynayayım?” diye geçirmedi mi hiç içinden?
“Öyle bir düşüncem hiçbir zaman olmadı,” diyor. “Başka takıma gideyim, as forvet olayım demedim. Ben her zaman çalışıp, rekabete girip burada birinci forvet olma düşüncesindeydim.”
Sadece golcü değil, aynı zamanda komple bir forvet
AATüm futbolcular çalışmaktan bahseder, ama Cenk’in bu kelimeyi kullanması boşa değil, çok bilinçli. Kapasitesini çok iyi biliyor, nerede gelişmeye açık olduğunu da: “Sağ ve sol ayağım eşite yakın olduğu için, pozisyon anında saliseler fark yarattığı için sağıma ya da soluma çekip iki tarafla vurabiliyorum, o da savunmalara karşı avantaj oluyor.”
Bu yıl ise, Porto maçından itibaren başka bir Cenk Tosun izlemeye başladık. Kalenin uzağında da oynayabilen, hem top tutabilen hem de dripling yapabilen bir forvete dönüştü. Bu da tesadüfen olmadı elbette: “Bu sene de sezon başı çalışmalarımda daha fazla güçlenmeye çalıştım, daha fazla boğuşmaya çalışıyorum defanslarla, bunu da iyi yaptığımı düşünüyorum. Kendi özelliklerime daha fazla özellikler katmaya çalışıyorum.”
Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi’nde dört maçta 10 puanla hem tarihinin en iyi sezonunu yaşıyor hem de bu sezon Devler Ligi’nin en formda takımlarından birisi. Kara Kartal; Manchester United, Barcelona, Manchester City, Tottenham Hotspur ve Paris Saint-Germain ile birlikte en fazla puan toplayan takımlar arasında yer alıyor. Bizim burada “maç seçme” üzerinden tartıştığımız konu, en iyilerin çıktığı sahnenin kattığı ekstra motivasyon aslında. Cenk’in de Şampiyonlar Ligi’nden bahsederken gözlerinin parlaması boşa değil. Çıktığı her maçın, attığı her golün kendisi için öneminin de fazlasıyla bilincinde.
“Şampiyonlar Ligi en önemli turnuva. Avrupa’nın en iyileri, kendi ülkelerinin şampiyonları burada oynuyor ve maçlar kıran kırana gelçiyor. Bizim dört maçta 10 puan almamız büyük bir avantaj. Benim de bu dört maçta dört gol atmam çok gurur verici bir şey. Üstüne daha fazla koyup daha fazla gol atmak istiyorum. Son iki maçta puanlar alarak grubu lider bitirmek istiyoruz, ben de atabildiğim kadar atıp takımıma faydalı olmak istiyorum.”
Peki ya sonrası? “Büyük hedefler koymak güzel bir şey, ama bu turnuvada çok büyük hedefler koymak mantıklı değil. Porto ve RB Leipzig maçını da iyi atlatıp, gruptan birinci çıkmak istiyoruz. Ondan sonra maç maç gitmek daha mantıklı olur.”
Peki geçen yıl dört beraberlik alan ve gruptan çıkma şansını son maçta kaybeden Beşiktaş, nasıl oldu da bu yıl, bir puanları üçe çevirmeyi başardı? Cenk’e göre yanıtı tecrübe: “Geçen seneye göre biraz daha tecrübelendik. Geçen sene o soğukkanlılık yoktu. Öne geçiyorduk, sonlara doğru golü yiyorduk.” Bu, takım halinde kazanılan bir tecrübe olduğu kadar, Beşiktaşlı oyuncuların iyice artan birlikte oynama alışkanlığıyla da alakalı. Beşiktaş’ın ön alanında oynayan oyuncular, birbirini çok iyi tanıyor. “Oğuzhan topu aldığında ben nereye koşacağımı, nereye göstereceğimi çok iyi biliyorum. Ricardo’ya top geldiğinde ben ön direğe koşarsam Talisca’nın arkaya koşacağını biliyorum. Ben vurursam ben atıyorum, ben pas geçersem benim arkamda Talisca oluyor, o vuruyor kafayı.”
75 gün, futbolda çok uzun bir süre. Cenk Tosun, rotasyon golcüsü olarak başladığı sezonda Avrupa’nın en gözde forvetlerinden birisine dönüşmekte. Üstelik zirve çağına daha gelmedi: Üç favori forveti olarak saydığı Robert Lewandowski’nin Bayern Münih’e, Edinson Cavani’nin Paris Saint-Germain’e geldiği; Luis Suarez’in Liverpool’u şampiyonluk yarışına soktuğu yaşta. Kendisini böyle sağlıklı değerlendirdiği, böyle çalışmaya devam ettiği sürece tırmanışına devam etmemesi için bir sebep de yok.



