Sırtlarında ecnebilerin forması, yüreklerinde ay-yıldız…

Selçuk Yula’nın 1986 yılında Almanya’nın Blau Weiss takımına transfer olmasını bir “yeni dönem” habercisi kabul edersek, Türk futbolcuların tek tük de olsa yurtdışında top koşturma fırsatı yakaladığı “eski dönem”in izinin 1900’lü yılların başlarına dek sürülebileceğini söyleyebiliriz.
İstanbul Ligi’nin beşinci yılında şampiyonluğu ilk kez bir Türk takımı kazanıyordu. Dört takım arasında gerçekleşen bu mücadeleyi şampiyon olarak bitiren Galatasaray’ın kadrosunda yer alanlardan biri de mücadeleci, hırçın, kavgacı, milliyetçi yapısıyla dikkat çeken Galatasaray Lisesi öğrencisi Sabri Mahir Bey’di. 19 Eylül 1909 günü yapılan Galatasaray-Elpis maçında çıkan kavgada ceza alarak, tarihe cezalı ilk Galatasaraylı futbolcu olarak geçen Sabri Mahir Bey 1910 yılında Rum takımı Strogles ile yapılan maçta çıkan kavganın da başrol oyuncularından biriydi. İç karışıklıkların arttığı, azınlıkların gemi azıya aldığı ülkede artık “sakıncalı piyade” durumuna düşmüştü.

Mekteb-i Sultaniyye’nin (GS Lisesi) müdürü Tevfik Fikret’in okuldan uzaklaştırılmasının ardından öğrenciler tarfından yapılan protesto eylemlerinin de elebaşısı olunca İstanbul Hükümeti Sabri Mahir Bey’in tevkif edilmesine karar verir. Sabri Mahir zaptiyeden kaçarken Galata rıhtımında bir Fransız gemisine kaçak olarak biner ve Fransa'nın yolunu tutar. Bu yabancı ülkede hayatını kazanmak için en iyi bildiği şeyi yapmaya karar verir ve lisedeki Fransız hocalarının yardımıyla Fransa şampiyonlarından Olympique Paris takımında top koşturmaya başlar. Kaptanlığına kadar yükseldiği takımın başarılarında büyük pay sahibi olur. Sabri Mahir Bey futbolu bıraktıktan sonra boksa başlar ve bu ülkede yaptığı müsabakada rakibini hastanelik edince “İspanya’da Boksu Yasaklattıran Türk” olarak tarihe geçer. Ama bu başka bir hikayenin konusu…

İki farklı spor dalında başarılı olan ünlü sporcularımızdan bir diğeri de Can Bartu’dur. Futbol maçından çıkıp teri soğumadan basketbol maçında forma giymesi bugün hala anlatılan efsaneleşmiş ama gerçek bir hikayedir. Can Bartu her iki spor dalında (hem de aynı zaman diliminde) milli takım formasını giymiş tek Türk sporcusudur. Bugün Sinyor olarak bilinen Bartu bu lakabı İtalya’da forma giymiş olması hasebiyle almıştır. 1961 yılında 50 bin dolar ücret karşılığı Fiorentina’ya transfer olmuş ve yıllar boyu İtalyan futbolseverleri tekniği, zerafeti ve hızıyla büyülemeyi başarmıştır. Rivayet odur ki bu transfer ücretinden Fenerbahçe’nin payına 17 bin dolar düşmüş, bu transferde aracı olan zamanın FB antrenörü Szekely’nin komisyon aldığı söylentileri ayyuka çıkmıştır. Szekely diğer bir Fenerbahçeli futbolcu Şeref’i de İspanya’ya pazarlamaya kalkınca görevinden alınmıştır.

1962’de Venezia’ya transfer olan Sinyor’un yine bir senelik Fiorentina macerasının ardından, İtalya’daki son takımı 1964 yılında geçtiği Lazio olmuştur.

Aynı yıllarda yurtdışında top koşturan, daha doğrusu top peşinde koşturanların karşısına dikilen iki Türk kaleci vardı. Can Bartu gibi Fenerbahçe formasını  ıslatmış bu iki futbolcu meşhur plonjonları sayesinde Uçan Dana gibi çok da sempatik olmayan bir lakap yakıştırılan Özcan Arkoç ve refleksleri yüzünden Kedi Kaleci ya da Lastik lakabıyla anılan Şükrü Ersoy’du. Ersoy 1961 yılında Avusturya’nın Salzburg takımına, Arkoç ise 1964 yılında aynı ülkenin Austria Wien takımına transfer olmuştu. Metin Oktay’ın ağları yırtan müthiş golünü attığı kaleci olan Arkoç iki yıl sonra transfer olduğu Hamburger SV’nin kalesini öyle az buz değil, tam 9 yıl boyunca korudu. 1968’de Kupa Galipleri Kupası’nda AC Milan’a karşı forma giydi. Takımının kupayı kaçırdığı bu maçta kalesinde 2 gol görüyordu Arkoç. Arkoç Hamburger SV’de teknik direktörlüğe kadar yükselmişti. (Bildiğim kadarıyla Türkiye’de çalıştırdığı tek takım Kocaelispor (1983-1984) oldu. Onun yönetiminde ligi sekizinci bitirdik ki bu Kocaelispor için hiç de kötü bir sonuç sayılmazdı.)


Türk futbol tarihinin en başarılı iki golcüsü Metin Oktay ve Lefter Küçükandonyadis de kısa süre için olsa da Avrupa’da futbol oynama deneyimini yaşamışlardı. Futbol yaşamı boyunca 606 gol atan Metin Oktay 1961-1962 sezonunda İtalya’nın Palermo takımında forma giydi; 12 maçta 3 gol attı. Lefter ise 1951-1952 sezonunu Fiorentina’da, bir sonraki sezonu ise Fransa’nın Nice takımında geçirmiştir. 1964’de futbolu bırakan Lefter emekliliğinde bile futbol oynamaya devam etmiş, Yunanistan’ın Egaleo ve Güney Afrika’nın Johannesburg takımlarında futbolcu-antrenör olarak forma giymiştir. Lefter sanılanın aksine yurtdışına transfer olan ilk futbolcumuz değildi (Belki resmi ilk transferdi ama). Altay’ın simgesi siyahi futbolcu Vahap Özaltay 1932’de Fransa’nın Racing kulübüne; soluyla çektiği bir şutla bir mandanın kaburgalarını kırdığı dilden dile dolaşan Bombacı lakaplı Bekir Rafet Teker ise Fenerbahçe ve Altınordu’da forma giydikten sonra 1921 yılında Karlsruhe’ye transfer olmuştu.

İtalya’da forma giyenler Can, Metin ve Lefter ile sınırlı değildi. Beşiktaş'ın 1948’deki İstanbul şampiyonluğunda attığı 20 golle büyük pay sahibi olan Bülent Aziz Esel daha sonra Palermo’nun SPAL takımına transfer oldu. 3 sezon boyunca ( 1951-1954 ) güçlü fiziği ile oldukça başarılı olup 77 maçta 27 gol atmıştı. Galatasaraylı Bülent Eken 1950-1953 yılları arasında Salernitana ve Palermo’da oynamıştı.

Beşiktaş’ta oynadığı 281 maçta 226 gol atan Şükrü Gülesin de 1951 yılında İtalya’ya gitti. Önce Palermo sonra Lazio takımlarında forma giydi. İtalyan futbolseverler için o “Turco” idi. İtalya’da 79 maçta 36 gol atarak olağanüstü bir başarıya imza attı. Özellikle kornerden attığı gollerle ün yapan Ersoy’un bir maçta son dakikada kazanılan korneri kendi önüne açmak yerine kaleye gönderince Baba Hakkı’nın onu sahanın içinde kovalaması hala anlatılır. Üstelik gol olmuştu Şükrü’nün korneri. Kornerden attığı 39. gol…



Galatasaray’da 1, Fenerbahçe’de 2 kez lig şampiyonluğu kazanan Engin Verel iki ayağını da aynı ustalıkla kullanabilmesiyle tanınırdı. 1979 yılında Hertha Berlin takımına 8 milyon lira karşılığında transfer oldu. Yeni takımında fazla forma şansı bulamamasına rağmen ertesi sezon 12 milyon lira transfer ücretiyle Anderlecht formasını giymek üzere Belçika’ya gitti. Fenerbahçe’ye dönmeden önce Avrupa’daki son durağı iki sezon formasını terleteceği Fransız takımı Lille oldu. Verel 54 milyon lira karşılığı satıldığı bu takımda iki sene oynadıktan sonra yeniden Fenerbahçe’yö döndü.

KUTU

Futbol tarihimizin ilk lejyonerleri

Eldeki belgeler ilk Türk futbolcular olarak tarihe geçen İzmirli Talat Erboy ve Nejat Evliyazade’nin aynı zamanda yurtdışında top oynayan ilk futbolcular da olduklarını söylüyor. Sportif faaliyetlere sıcak bakmayan istibdat rejimi okudukları okuldan atılmalarına sebep olunca Erboy İngiltere’de, Evliyazade Belçika’da hem eğitimlerini hem de futbolculuklarını sürdürdüler. Hükümetin spora karşı bu olumsuz yaklaşımı II. Meşrutiyet’e kadar sürdü. Yurtdışına açılan ilk futbolcularımız, genellikle bu şekilde mecburiyetten ya da eğitimlerini tamamlamak için ülkelerini terk edenler oldu. Sarıyer’deki stadyuma ismini veren Yusuf Ziya Öniş 1916-1919 yılları arasında eğitimine devam ettiği İsviçre’de Servette takımında forma giymiştir. Sabit Cinol da aynı formayı 1950’de geçirdi üstüne.

Bu şekilde gurbetçi olan diğer futbolcularımız şunlardı: Basri Taşkavak (Racing Paris / 1941), Feridun Buğeker (Stuttgart Kickers / 1955-1959), Cemil Erlertürk (Angouleme / 1943-1944), Ali Oraloğlu (Neuchatel Xamax / 1945), Akgün Kaçmaz (Ausburg / 1962-1966), Cenap Genç (Anvers / 1969-1970)

Transfer yapan futbolcularımız arasında ismini saymadan geçemeyeceğimiz diğer isimler ise:  Ergun “Puşkaş” Öztuna (Klagenfurth, Avusturya / 1964-65), Güngör Tekin (Toronto Blizzard, Kanada, 1980), Ogün Altıparmak (Washington Whips, ABD / 1968), Yasin Özdenak (Cosmos, ABD / 1976-79) ve Ender Konca (Eintracht Frankfurt / 1971-1973).