(Goal.com Özel) Golcü Stoper: Diego Angelo!

Taraftarlar gol atan defansları hep sevmiştir. Eskişehirspor'da oynayan Diego Angelo da öyle. Sahadaki kadar samimi bir kişiliğe sahip olan Diego ile Oğuz Öztürk konuştu...

Brezilya'dan Portekiz'e, oradan da İtalya'ya gelen Diego Angelo, pasaport sorunu ile Genoa formasını geldiği sezon giyemeyince Eskişehirspor'a kiralandı. Ve kendini buluş hikayesi bu şekilde başladı. Önceleri kendini kanıtlamak için zorlansa da, Rıza Çalımbay, Bülent Uygun, Michael Skibbe ve son olarak Ersun Yanal ile çalışan Diego, her daim takımın vazgeçilmezi oldu ve hem defanstaki mücadelesi, hem de attığı ekstra gollerle taraftarın sevgilisi oldu. Saha içindeki pozitif oyunu yüzüne de yansıyan Diego ile Oğuz Öztürk güzel bir röportaj gerçekleştirdi.

Röportaj öncesinde Eskişehirspor tesislerinde bir telaş hakim. Antrenman sonrası futbolcular İtalyadan gelen özel aşçıların hazırladığı makarnaları yemek için sabırsızlanıyorlar. Bu sırada Diego'nun tercümanı Altuğ Günaydın, oyuncuya röportaj günü olduğunu hatırlatıyor. Yemekler yendikten sonra da konferans odasına geçiliyor ve yaklaşık 40 dakika süren güzel sohbetin ardından güzel bir röportaj ortaya çıkıyor...

- Eskişehirspor'a geliş sürecin nasıl oldu? İtalya'da Genoa'ya transferinden hemen sonra neden ayrıldın?

İtalya'da Genoa takımına transferim gerçekleştikten bir süre sonra İtalya'da bir kural değişikliğine gidilmişti. Bu kurala göre takımlar, Avrupa Birliği dışından sadece bir oyuncu oynatabiliyordu. Ben de Avrupa pasaportum olmadığı için orada oynayamadım. Bu süre içinde de Eskişehirspor benimle ilgilenmeye başladı ve Eskişehir'e geldim.

- Futbola başlangıcın her Brezilyalıda olduğu gibi klasik sokaklarda mı oldu? Yoksa klişelerden uzak daha farklı bir hikayen var mı?

Aslında farklı bir hikayem yok. Ben de tüm Brezilyalılar gibi sokaklarda oynayarak başladım. Sekiz yaşına geldiğimde annem ve babam benim futbola olan yeteneğimi keşfettiler ve kulüplere göndermeye başladılar. Bu şekilde futbol oynamaya başladım.

- Brezilya'da Santos'ta profosyonel oldun. Halen Santos'u yakından takip ediyor musun?

Tabii ki ediyorum. Santos zaten çok büyük bir kulüp ve zamanın oldukça maçlarını da izlemeye çalışıyorum. İyi bir takımları var ve onları izlemek gerçekten büyük bir keyif. Bir gönül bağım da var. Yalnız çok fazla olduğunu söylemek güç. Futbol dünyası duygularınızı çok fazla değiştiriyor. Bugün, o gün sahip olduğum duyguları taşımam imkansız. Fakat ilk profosyonel olduğum kulüp için bir yakınlık hissettiğim de doğru. 

- Oynadığın mevkiide Türkiye'de öne çıkan bir oyuncusun. Hiç Milli Takım'a girme hayalin oldu mu? Türkiye ya da Brezilya için. Böyle onur verici bir davet bekliyor musun?

Ben daha önce zaten U-17 seviyesinde Brezilya Milli Takımı için oynamıştım. Fakat oynadıktan sonra çıktığım ilk maçta ciddi şekilde sakatlandı. Bu yüzden bir daha da hiç çağrılma fırsatını yakalayamadım. Brezilya Milli Takımı çok büyük bir marka. Herkesin her dönemde beğendiği bir takım. Türkiye eğer beni davet ederse, çok mutlu olur ve seve seve oynamaya çalışırım. Çünkü Türkiye'yi ve insanlarını çok seviyorum. Türk Milli Takımı için oynamak bana gerçekten gurur verir. Ancak tabii, böyle bir durumun olabilmesi için daha ciddi gelişmelerin yaşanması da gerekiyor.

- Önemli maçlardan önce kendini nasıl motive ediyorsun? Çoğu Brezilyalı yöresel müzik dinlediklerini söylüyor. Böyle bir alışkanlığın var mı?

Maçlardan önce yapabileceklerimi rahat yapabilmek, kendini oyunumu sahaya yansıtabilmek için kafamı mutlaka biraz rahatlatmaya çalışıyorum. Müzik dinlemek de bana bu rahatlamayı sağlıyor. Özellikle bana huzur vermesi adına dini müzikler dinlemeyi de tercih ediyorum. Hedeflerimi yansıtabilmem adına kafamı dinlendirmede bana yardımcı oluyor. Ancak tabii ki ailem, benim için en büyük motivasyon kaynağı. Her günümü onları daha rahat ve güzel yaşatabilmek için çalışarak geçiriyorum.

- 2007-2010 arasında düzenli olarak Naval'da forma giydin. Portekiz’deki futbol taraftarları ile Türkiye'dekileri karşılaştırır mısın?

Sanırım bunu karşılaştırmaya bile gerek yok. Çünkü Türkler de aynı Brezilyalılar gibi futbolu fanatikçe seviyorlar. Portekiz'de büyük kulüpleri bir kenara koyarsa, diğer takımların çok fazla seyircileri olduğunu söyleyemem. Fakat Türkiye'de nerede oynarsanız oynayın, büyük bir taraftar kitlesi ile karşılaşıyorsunuz. Herkes futbol için deli oluyor. Bu, biz oyuncular için harika bir duygu ve koşmamız, mücadele etmemiz için bize farklı bir motivasyon kaynağı oluşturuyor.


- Dünyada en beğendiğin stoperler kimler? Efsane oyuncular içinden kendini en çok kime yakın hissediyorsun? Her Brezilyalı gibi Pele hayranı mısın, yoksa istisnan var mı?

Ben Pele'nin dönemine yetişemedim. Nasıl oynadığını da hiç görmedim. Ama anlatılanlara göre harika bir futbolcuymuş. Eğer bana gördüğüm en iyi oyuncuyu sorarsanız, hiç düşünmeden Ronaldo 'El Fenomeno' derim. Stoperlerden ise gördüğüm en iyi Maldini. Şu anda oynayanlardan ise bence en iyisi Barcelona'da forma giyen Gerard Pique.

- Daha önce Beşiktaş forması giyen Hugo Almeida'yı marke etmenin zorluğundan bahsetmişsin. Halen böyle mi düşünüyorsun? Seni Elmander de zorlayabilir. Aynı zamanda Fenerbahçe'den Alex de Souza'yı da beğeniyor olmalısın...

Johan Elmander, zaten kariyeri olan bir futbolcu. Türkiye'ye yeni geldi ve daha şimdiden bir çok gole imza atarak takımının bugünkü konumunda olmasında çok büyük bir katkı verdi. Ama hem Almeida, hem de Elmander'e karşı oynamış biri olarak benim kişisel görüşüm, Almeida'nın daha zor marke edilen, stoperlere daha çok iş çıkartan bir oyuncu olduğu. Gözleri devamlı bir boşluk arıyor. Elmander'den biraz daha hızlı görünüyor ve hem kafasıyla hem de ayağıyla gol yapma becerisine sahip. Bence tüm bu özelliklerinin yanında şansı biraz yaver gitseydi, Beşiktaş adına daha fazla gol atabilirdi. Alex'e gelince... Bence Alex çok özel bir oyuncu. Bunu yaşını, futbol hayatında başından geçenleri ve kazandığı başarıları düşündüğünüzde daha iyi anlıyorunuz. Gerçekten özel ve büyük bir futbolcu. Bana göre Türkiye'deki en iyi futbolcu Alex.

- Tamam, Alex Türkiye'de bir fenomen. Peki Brezilya'da insanlar sence onu nasıl görüyorlar? Orada futbolcuya bakış ile buradaki bakış arasında bazı farklar var mı?

Aslında Brezilya'da işler biraz değişiktir. Üzerinizde hep bir baskı hissedersiniz. Mesela burada beş maç iyi oynadıktan sonra iki maç kötü oynarsanız, kimse size bir şey demez. Taraftarlar sizi eleştirmez ya da üstünüze çok fazla gelmezler. Ama Brezilya'da her maç iyi oynamak zorundasınız. Özellikle Alex'in pozisyonundaki oyuncular için, eğer bir maçta en azından bir gol ya da asist yapmazsanız, ne yaparsanız yapın iyi oynamış sayılmazsınız. İnsanlar Brezilya'da daha sert ve daha kırıcıdır. Tabii tüm bunların yanında herkes Alex'in zaten iyi bir oyuncu olduğunu kabul eder. Ancak ona olan ilgi, Türkiye'deki ile kıyas bile edilemez.

- Topa sert ve düzgün vuruşların ile dikkat çekiyorsun. Bunun için yaptığın özel bir çalışma var mı, yoksa doğuştan gelen bir özellik mi?

Tabii ki idmanlardan sonra duran topla alakalı olarak çalışmalar yapıyoruz toplara daha iyi vurabilmek için. Ama öyle her gün çalıştığımızı söyleyemem. Haftanın bir ya da iki günü idmandan sonra toplara daha iyi vurabilmek için vakit ayırıyorum.


- Bir dönem Beşiktaş forması giyen stoper Ronaldo ve Fenerbahçe'de oynayan Fabio Luciano gibi gol atma kimliğine sahipsin. Bunu neye borçlusun?

Sanırım işler iyi gittiğinde Tanrı da size yardım ediyor. Bu açıklaması kolay yapılabilecek bir durum değil. Sahadayken bir an olabileceğini hisseder ve atağa katılırsınız. Biraz da şansınız yaver giderse golü atarsınız. Arada olan şeylerin açıklamasını ben de tam yapamam ama doğru zaman gelir ve hissettiğiniz yerde olur, golü de atarsınız. Benim de bu tarz oyunları seven ve golü deneyen bir yapım var. Tanrıya şükürler olsun ki bu sezon şu ana kadar altı gol atma başarısı da gösterdim. Takımıma gol atarak yardım edebildiğim için çok mutluyum.

- Eskişehirspor taraftarları zaman zaman esprili de olsa senin takımda hücum bölgesinde oynamanı istiyorlar. Günün birinde Batuhan Karadeniz'in defansa, senin de forvete geçmen istense nasıl bir cevap verirsin? Aynı zamanda iyi bir ön libero olacağını düşünenler de var...

Evet, bazen maçlarda sıkıntı yaşandığında ileri çıktığım ve ofansif oynadığım oluyor ancak, eğer bir gün Batuhan'ı maç öncesi tabloda defansta, kendimi de forvette görürse, 'Hoca bugün bayağı içmiş' diye düşünürüm (gülüyor). Batuhan'ı defansta oynatıp beni forvete almak çok normal bir seç,m sayılmaz. Sanırım zor olur o şekilde oynamak. Ön liberoya gelince, daha önce oynadığım bir pozisyon. Başarılı olduğum için de bir süre o pozisyonda kalmıştım. Çünkü o bölgede boy avantajım ve kesiciliğimin yanı sıra tekniğimle de orta sahadaki pas trafiğinde sırıtmamıştım.

- Rıza Çalımbay ile ilgili ne düşünüyorsun? Onun döneminde takıma girmekte zorluk çekmiştin ve tam anlamıyla kendini kanıtlayamamıştın.

Bence bu durum çok normal. Yaşanan her şey, yaşanması gerektiği için yaşanmıştır. Kendisine karşı da kötü bir düşüncem asla olamaz. Kendisi burda kendini kanıtlamış ve başarılı da olmuştu Geldiğimde hoca beni tanımıyordu. Ve ben neden oynamadığımı bilmiyordum. Ama şimdi olduğu gibi o zamanda çok çalışmaya devam ettim. Açıkçası ben de sezon öncesi çalışmalarda takımla birlikte değildim ve Rıza Çalımbay'ın ben ve oyunumu tanıması için yeterli zaman olmamıştı. Bu yüzden kimseyi suçlayamam. Rıza Çalımbay ve ekibine de başarılar diliyorum sizin vasıtanızla.

- Eskişehirspor taraftarları şehri hisseden ve tam anlamıyla yaşayan bir yapıda. Sen de bu şehre onlar gibi bağlı mısın? Eskişehir'de ve Türkiye'deki yaşantından memnun musun?

Kesinlikle. Dışarıdaki maçlarımız olsun, içerideki maçlarımız olsun, karda da, yağmurda da oynasak Eskişehirspor taraftarı hep orada ve varlıklarıyla bize güç veriyorlar. Ve sanırım burada geçirdiğim bir buçuk yılda birçok kişiye sevdirdim kendimi. Ama onlar da benim gönlümde taht kurdular. Çünkü onlarla aynı hisleri taşıyorum. Bu forma için kazanmak istiyorum. Sahada beni isteksiz ya da kötü oynarken görmemeleri için ve onları mutlu edebilmek için her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.

- Sana göre şu an Eskişehirspor'un eksikleri neler?

Bence şimdi en büyük eksiğimiz istikrar. Önce iki maç kazanıp sonra iki ya da üç maç kaybedebiliyoruz. Sezonun ilk yarısında Michael Skibbe ile yakaladığımız tarzda bir seriye ihtiyacımız var. Kazandığımızda hocamız bizden bunu sürdürmemizi istiyor fakat işler her zaman istediğimiz gibi gitmiyor. Ama inanıyorum ki eğer eğer bir ritm tutturur ve maçları seriye bağlarsak her şey daha iyiye gidecektir. Çünkü bu şekilde çok fazla puan kazanırız ve yerinizi kazandığınız puanlar belirler.


- Bülent Uygun'un ayrılmasından sonra Michael Skibbe ile takım ligde harika bir çıkış yakalamıştı. Bunun sırrı neydi? Sonrasında Ersun Yanal'ın gelişi ile beraber bir düşüş başlasa da takımın son zamanlarda yine kendini toparladığını rahatlıkla görebiliyoruz. Bunu neye bağlıyorsun?

Bence her hocanın kendi çalışa tarzı vardır. Skibbe ile iyi çalışıyorduk ve bence şans da bizimle beraberdi Çünkü son dakikalarda kazandığımız maçlar da olmuştu. Yeni hocamızın da kendi çalışma tarzı var ve onun istediklerini yapmamız için kendimi biraz değiştirmemiz ve uyum göstermemiz gerekiyor. Hocamız bizden bir şey istediğinde kayıtsız şartsız onu yapmaya çalışmalıyız. Sonuçta kendisi takımımız için en iyisini isteyen ve bilen bir kişi. Ama daha önce de söylediğim gibi işler hep istediğimiz gibi gitmeyebilir. Bazen şansınız da yaver gitmez. Ayrıca kış Eskişehir'de çok sert geçiyor ve Ocak, Şubat aylarında buz tutmuş sahalarda maç yapmaya, idman yapmaya çalışmamız da işlerimizi biraz karmaşık hale getirdi ve takımın gelişmesini yavaşlattı.

- Bu sezon takımın içinde bulunduğu play-off hedefi hakkında ne düşünüyorsun? Taraftar Avrupa Kupaları'na gitmeyi çok istiyor. Türkiye Kupası'nı alabileceğinize inanıyor musun? Peki bu sezon ligde şampiyonluk adayın hangi takım?

Bence son dönemlerde aldığımız puanlar sayesinde ligde iyi bir pozisyona geldik ve rahat bir nefes aldı. Ben eğer en azından kendi sahamızdaki maçları kazanırsak kesinlikle ilk sekizde yer alacağımızı düşünüyorum. Bence şansımız gayet yüksek. Çünkü play-off'ta neler olacağınız bilemezsiniz. Bir maç bütün her şeyin seyrini değiştirebilir. Ben eğer ilk sekize kalırsak, ki şansımızın yüksek olduğunu düşünüyourum, play-off'taki maçlarda kalbimizle oynayarak Eskişehirspor'u hak ettiği yer olan Avrupa'ya götüreceğimize inanıyorum. Şampiyonluk adaylarıma gelirsek, bence Galatasaray avantajlı bir durumda an itibariyle. Ama Fenerbahçe'nin de başarı geleneğini hesaba katarsak, onların play-off'un güçlü takımlarından olacağını düşünüyorum. Bir tahmin yürütebilmek için çok erken, ama bence Fenerbahçe ya da Galatasaray'dan biri ipi göğüsleyecektir. Türkiye Kupası'nda geçtiğimiz sezon finalde oynayan İstanbul Büyükşehir Belediyespor da çok büyük bir kulüp değil. Biz harika taraftarı olan iyi bir takımız ve taraftarımızın bu sezon sonu için harika bir final beklentisi olduğunu hissedebiliyorum.

- Eskişehirspor'u bir basamak olarak görüyor musun? Senin de adın zaman zaman büyük kulüpler ile transfer haberlerinde geçiyor. Hedeflerin neler?

Bence Eskişehirspor bir oyuncunun oynayarak kendini göstermesi için çok iyi bir kulüp. Geçen sene Bülent Uygun hocamızla güzel bir yıl geçirdik ve bu yıl da iyi pozisyondayız takım olarak. Bence hedefimiz bu seviyeyi devam ettirmek ve geliştirmek olmalı. Çünkü eğer takım kötü giderse, kimse Diego'dan ya da çok kaliteli futbolcular olan Alper Potuk'tan, Veysel Sarı'dan ya da diğerlerinden bahsetmeyecektir. Ama Eskişehirspor'da, bir gün yüksek seviyeli takımlar ya da liglerde oynama hayali kuran oyuncuların kendilerini göstermeleri içim harika bir ortam var.

- Eskişehirspor forması altında unutamadığın maç hangisi?

Bu sezon oynadığımız Galatasaray maçını söyleyebilirim. 0-0 berabere kalmıştık. Ben o maçta çok iyi oynadığımı düşünüyorum. Aslında çok fazla maç var aklıma gelen. Manisaspor maçı mesela. Çünkü 2-1 yenik olduğumuz bir maçta iki gol atarak takımımızın kazanmasına yardım etmiştim. Bizi çok mutlu etmiş bir maçtı. Eskişehir'de 2-1 kazandığımız Fenerbahçe maçı da bence öyle. Takımdaki herkes teker teker çok çok iyi oynadılar. Ama birçok maç var çok güzel geçen. Aralarından birini seçmek gerçekten çok zor. Bu kadar fazla oldukları için de ayrı mutluyum.

- Antrenmanlar dışında nasıl vakit geçiriyorsun? Eskişehir'in sosyal yaşamından memnun musun? Takımdaki arkadaşlık nasıl? Eskişehir'in bir öğrenci şehri olması ve nüfusun büyük çoğunluğunun öğrencilerden oluşması hakkında ne düşünüyorsun?

Bence Eskişehir her şeyi yapabileceğiniz, her şeyi bulabileceğiniz çok güzel bir şehir. Ama henüz bir yaşında küçük bir kızım var ve daha çok küçük olduğu için onunla çıkıp eşimle her yere gidemiyoruz. Havanın da çok soğuk olduğu zamanlar oluyor. Bu yüzden de genelde eşim ve çocuğumla evde kalmayı tercih ediyorum. Ama yaz aylarında eşimle birlikte parklara, restoranlara, alışveriş merkezlerine ya da canımızın istediği yere gitmeyi seviyoruz. Takımdaki arkadaşlıktan da çok memnunuz. Herkes birbirinden memnun. Takım içinde herhangi bir gruplaşma yok. Benim kişisel görüşüm, takım içinde arkadaşlığın üst düzey olduğu. Pek Türkçe konuşamıyorum ama biraz biliyorum. Bildiğim kadarıyla da Türk arkadaşlarımla şakalaşıp, her beraber gülebilmek çok güzel. Bence tam bir aileyiz. Eskişehir'de genç nüfusun olması ise şehir için harika bir olay. Deplasmanlara gittiğimizde diğer şehirlere bakıyorum. Genç nüfus, Eskişehir için kesinlikle fark yaratıyor. Gençler devamlı sokakta. Yemek için, eğlenmek için, gezmek için... Bu durum da şehri çok renklendiriyor.

Fotoğraflar: İsmail Genç Diego'nun tercümanı: Altuğ Günaydın


Oğuz Öztürk - Four Four Two, Nisan & Goal.com



Oğuz Öztürk'ün tüm yazıları
Yazarı 'dan takip edebilirsiniz.