(Goal.com özel) Ve Tanrı Didi’yi yarattı! Fenerbahçe de kaptı!

36 yıl önce Fenerbahçe de kendi zamanında dünyanın en iyi futbolcularından olan bir ismi hoca olarak getirmişti Türkiye’ye: Valdir Pereira Didi.
Dünya ülkelerinin bir nevi hayatta kalma mücadelesi verdiği büyük savaşın sürdüğü 1943 yılında 14 yaşındaki Didi de kendi hayatının yönünü sonsuza kadar değiştirebilecek bir savaşın içindeydi. Sağ bacağı enfeksiyon yüzünden berbat bir haldeydi ve doktorlar işin bacağı kesmeye kadar varacağından neredeyse emindiler. Elbette kesecekleri bacağın, kaderinde Brezilya’nın gelmiş geçmiş en iyi futbolcularından biri haline gelmek ve üç Dünya Kupası’nda oynayıp iki tanesini ülkesine kazandırmak olan bir çocuğa ait olduğunu bilmiyorlardı.

Neyse ki Tanrı futbolu seviyor olmalıydı. Ve her futbol sever gibi Brezilya’yı yeşil sahada izlemeyi de... Çünkü Didi’nin maestroluğunda 1958’de ve 1962’de Dünya Kupası’na uzanan Pele’li, Garrincha’lı, Zagalo’lu muhteşem “Brezilyaspor”u izleme fırsatını bir enfeksiyon talihsizliğiyle kaybetmeye onun bile gönlü razı gelmemişti. Didi iyileşti.


29 Haziran 1958’de Stockholm’de oynanan Dünya Kupası final maçında sahaya 4-2-4 dizilişiyle çıkan Brezilya, İsveç’i 5-2 yenerken Pele iki gol atıyor ve maç sonunda Didi’nin omzunda sevinç gözyaşları döküyordu.

Dört yıl sonra Şili’de düzenlenen Dünya Kupası’nda artık herkesin “Dünyanın en iyi oyun kurucusu” olarak gördüğü Didi’nin yıldızı daha da parlamıştı. Final maçını anlatan bir spikerin şu sözleri onu futbolunun büyüsünü yansıtıyordu: Ve Tanrı Didi’yi Yarattı!*

1962’de teknik adam olarak takım çalıştırmaya başlayan Didi 1970 Dünya Kupası’nda Peru milli takımının hocasıydı. Kaderin cilvesi, takımı çeyrek finalde Brezilya’ya elendi. Türkiye’ye gelişinin ilk tohumları izdivacın her iki tarafı da habersiz olsa da  bu kupada atılmıştı aslında. Fenerbahçe’nin sembol sporcularından, sonrasında da yöneticilerinden olan Eşref Aydın maçları izlemek üzere Meksika’daydı. Gündüz Kılıç İstanbul’da bir maçta karşılıklı oynadıkları Didi’yi ziyaret etmek istediğinde Aydın da ona eşlik etti. Bu kısa tanışıklık ileride üç yıl gibi uzun bir süreye yayılacak bir işbirliğine dönüşecekti.

1971 yılında Faruk Ilgaz ve Emin Cankurtaran ile birlikte yönetimin tepesinde yer alan Aydın, kötü bir sezon geçirmiş Fenerbahçe’ye yeniden heyecan getirmek için kimselere haber vermeden müthiş bir plan yapar. İstanbul’da Fenerbahçe, Altay ve iki Brezilya takımının katılacağı özel bir turnuva düzenlenecektir. Aydın, turnuvayı organize eden Brezilyalı organizatöre gelirken kimselere sezdirmeden Didi’yi de getirmesi konusunda baskı yapar. Yoksa bu turnuvanın gerçekleşemeyeceğini açık bir dille belirtmiştir. Yatırımının semeresini görmek isteyen organizatör ne yapar ne eder Didi’yi uçağa bindirir.

Türkiye Didi’yi ilk kez Brezilya takımlarını getiren uçaktan inerken görür. Fenerbahçe’nin teknik direktörü diye basına takdim eder onu Aydın. Ama daha ne ücret konuşulmuş ne de yönetime bilgi verilmiştir. Bu emrivaki karşısında kazan kaldıran yönetim Didi’nin istenmediği yönünde karar almak için Başkan Ilgaz ve Genel Sekreter Cankurtaran olmadan alel acele toplanır. Bu isyan tecrübeli yönetici Eşref Aydın tarafından bastırılır.


İş şimdi pazarlığa kalmıştır. Didi, “Ayda 1000 dolar isterim,” der. Aydın, “700’den yukarı olmaz,” diye yanıt verir. “800 olsun o zaman,” der Didi. “Tamam,” der Eşref Aydın ve el sıkışılır.

Doların kuru o zaman neydi bilmiyorum ama Rijkaard’ın aldığı ücretle kıyaslanamaz bir rakam olduğunu tahmin etmek güç değil.

Didi çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra hep kendi aralarında paslaşıyorlar, Ogün ve Nedim’e pas vermiyorlar diye Ziya Şengül ve Fuat Saner’i kadro dışı bırakır. Önceki bir takımında 7 as oyuncusunu kadro dışı bırakıp, küme düşme ve taraftardan Brezilya’da barınamama pahasına bu kararından vazgeçmeyen Didi’nin ününü bilen Aydın devreye girer. İnatçılıkta Didi’den aşağı kalmayan Aydın futbolcuları affettirir.*

Fenerbahçe iki sezon üst üste şampiyon

Üç sezondur şampiyon olamayarak taraftarını üzen Fenerbahçe Didi’nin gelmesiyle şahlandı. Sarı Kanaryalar 1973-1974 ve 1974-1975 sezonlarında tüm derbileri kazanarak şampiyon oldu.


İki şampiyonluğa rağmen 1975-1976 sezonunda alınan başarısız sonuçlar üstüne Didi’nin ısrarla oynattığı Brezilya sistemi tartışılmaya başlandı. (Okurum sana söylüyorum, Rijkaard sen anla!) Eleştirilere göğüs geren Didi sistemini her fırsatta savunup gerekirse istifa edebileceğini vurguluyordu, “Benim sistemim 4-1-2-3. Orta saha oyuncularım taç çizgilerine yakın oynamaz. Bütün futbolcularım duvar pasıyla gole gitmeye çalışır. Save solda oynayan orta saha oyuncularım bulundukları kulvar içindeki oyun disiplinine uygun olarak sağa sola deplase olmadan hücuma katılacaklardır ve rakibi defansında bloke edeceklerdir… Bu takım iki sezon bu sistemle şampiyon oldu. Bir takımın sistemi birdenbire değiştirilmez. Mukavelem var ama istenirse bırakıp gidebilirim.”

Didi baskıdan çok hoşlanan bir adam değildi. Kısa bir süre sonra sağlık problemlerini bahane göstererek yönetime istifasını sundu. Brezilya’da ve Peru’da takımlar çalıştırdı. Kuveyt ve Suudi arabistan milli takımlarını hocalığını yaptı.

Valdir Pereira Didi 12 Mayıs 2001’de futbol topunu, yeşil sahaları, sevenlerini geride bırakıp bu dünyadan göçtü. Geride iki Dünya Kupası bıraktı, iki de Türkiye Ligi şampiyonluğu. Ama en değerlisi şu sözlerdi belki de: Ve Tanrı Didi’yi yarattı!

Ege Görgün, Goal.com


Uruguaylı yazar Eduardo Galeano Gölgede ve Güneşte Futbol kitabında Didi’yi anlatıyor:


Gazeteler onu 58 Dünya Dünya Kupası’nın en iyi oyun kuran futbolcusu olarak göstermişlerdi. Brezilya karmasının bel kemiği sayılan Didi, ince bedeni, uzun boynu ve heykel gibi duruşuyla sahanın ortasına dikilmiş bir Afrika fetişini andırırdı. Çim sahaların mutlak hakimiydi. Bulunduğu yerden sahanın her tarafına zehirli oklardan farksız şutlar gönderirdi.

Takım arkadaşları Pele, Garrincha ve Vara tarafından golle sonuçlandırılan paslar verdiği gibi, zaman zaman kendisi de kritik goller atardı. Özellikle uzaktan çektiği şutlarla kalecileri gafil avlardı. Ayağının kenarıyla vurduğunda, top falso alarak döner, döner ve sonra tıpkı rüzgara kapılan kuru bir yaprak gibi yön değiştirerek kalecinin hiç beklemediği bir köşeden ağları bulurdu.

Didi top hakkında şöyle diyordu:

- “Aslında koşan ben değilim, koşan o”.

Ege Görgün'ün diğer yazıları için tıklayın...