Süper (!) Lig’e, süper fiyat

Kerem Akbaş, dün gerçekleştirilen yayın ihalesinin ışığında, Türk futbolunun gelişimini sizler için değerlendirdi.
İster dünyanın en büyük ekonomisi olsun, ister çekirdek bir ailenin ekonomisi, "arz" ve "talep" büyükten küçüğe her ekonominin temel taşıdır. 2010-2014 sezonlarını kapsayan naklen yayın hakları Futbol Federasyonu tarafından "arz" edildiğinde buna gelecek "talebin" bu boyutta olacağını pek çoklarımız tahmin etmemiştir.
 
1994 yılında futbolun, futbolcular, antrenörler ve yöneticiler haricindeki pek çok kişiye "gerçek bir iş" olması ile başlayan süreç, 2010-2015 yılları arasındaki ihalenin sonuçlanması ile farklı bir boyuta taşındı.
 
Havuz sisteminin oluşturulması ve Cine5'in hayatımıza girmesi ile başlayan süreçten 2 sene sonra ilk defa Avrupa Şampiyonasına bir milli takım göndermek, 6 sezon sonra bir Avrupa şampiyonu kulüp çıkarmak "rastlantı" ile açıklanamaz.
 
Özel televizyon kanallarının kurulması ile başlayan süreçte Trt tekelinden çıkan futbol Cine5 ile farklı bir döneme girdi. 1994 yılında 6 kanalın yayınladığı naklen yayınların geliri 7,2 milyon $ oldu. Bu sadece kulüpleri değil, kahvehaneden, birahaneye, meyhaneden, öğretmenevine pek çok ticari işletmenin de futbol severlere hizmet vermeye başlaması ile yeni iş sahaları ve istihdam alanları oluşturdu.
 
Sadece bir sezon sonra yani havuz sisteminden bir önceki 1995/96 sezonunda yine 6 kanalın yayınladığı maçlar sonrasında kulüplerin kasasına bu sefer 23 milyon $ girdi. Bir sezondaki bu artışın tadına varan kulüpler için her şey yolunda gidiyordu. Kimileri "gençleri birahaneye, meyhaneye alıştırıyorlar" diye feryat etti, kimileri ise "statlar artık doluyor diye sevindi.
 
1996/97 sezonu iste Türk futbol ekonomisi adına bir devrim niteliğindeydi. Havuz sistemi kabul edildi. İstanbulspor ve Fenerbahçe'nin önce dışında kaldığı sonra içine girip ıslandığı havuzun değeri 40 milyon $'a ulaştı. Tüm maçların yayın hakkını alan Cine5, pek çok kanalın saldırısına maruz kalsa da Futbol Federasyonun dirayeti ve kulüplerin arada "havuzdan çıkarım ha" tehditlerine rağmen hallerinden memnun olmalarından dolayı bu geçiş sürecini sancılı ama kazasız atlattı. Her şeyin bir bedeli olduğunu öğrendiğimiz günlerdi o günler.
 
1997/98 sezonunda naklen yayın gelirlerinde eskisine nazaran daha az bir artış oldu Cine5 ihaleyi 45 milyon $ karşılığında bir sezon daha kazandı. O günkü teknoloji dâhilinde oldukça kaliteli yayın yapan Cine5 televizyonculuk sektörüne yeni bir ayak kazandırmış, istihdam yaratmış, kişiye özel televizyonluk konusunda şimdi atılan adımlara ön ayak olmuştu.
 
1998/99 sezonu Cine5'in son sezonu oldu. 55 milyon $ karşılında maçları son kez yayınlayan Cine5 artık pek çokları için zap yapılırken denk gelen bir kanal. Türk futboluna kazandırdıkları açısından bakıldığında hakkının teslim edilmesi gerekiyor.
 
1999/2001 sezonları içi yapılan ihaleyi kazanan kuruluş ise Türkiye'ye ilk televizyon ve radyoyu getiren Cem Uzan'ın Teleon'undan başkası değildi. 2 sezon için 120 milyon $ ödeyen Uzan, dekoderleri satıp yayına başladı. Teleon ile birlikte "taraflı spiker" yayını da hayata geçti. Oldukça ilginç olan bu uygulamanın getirilerini götürülerini göremeden, Cem Uzan ve Teleon'un ihale şartlarına uymaması sonucu ihale iptal edildi ve yeni ihale açıldı.
 
2000'li yılların gelmesi ile Digitürk hayatımıza girdi. Girmesiyle birlikte Türk televizyon tarihinde bir ilk gerçekleşti ve "platform" kuruldu. Sadece futbol izleyicisine değil, sinema severden dizi severe geniş bir yelpaze içinde yayın vermeye başlayan Digitürk 2000 yılından bu güne Türk futboluna 1.071.600.000 $ (#birmilyaryetmişbirmilyonaltıyüzbin# dolar) kaynak sağladı. Zaman zaman ihalelerin usulsüzlüğünden, dolar kurunun sabitlenmesi ile kulüplerin zarar ettiğinden söz edilse de yıllık ortalama 119 milyon $'lık bir kaynağa kavuştu kulüpler.
 
2010/2014 yıllarını kapsayan naklen yayın ihalesi soluk kesen bir tenis maçı gibiydi. Topu takip eden kafaların bir sağa bir sola baktığı gibi ekran başında milyonlar bir Türk Telekom'un bir Digitürk'ün masasına baktı. İhalede 321 milyon$ bedel ile Digitürk'ün oldu. Bir önceki sezonun neredeyse 3 katı!
 
Fenerbahçe'nin 1 Haziran 2008 / 31 Mayıs 2009 tarihleri arasında kasasına giren naklen yayın geliri tam 22.192.782,00TL. Yeni ihale sonuçlarına göre 2010/2011 sezonu için Fenerbahçe'nin kasasına girecek para 50 milyon TL'den fazla olacak gibi görünüyor.
 
Küme düşen bir takımın bile 12 milyon TL civarında bir para alacağı düşünülürse, dün kulüp başkanı olsaydım ihale sonrası dansöz oynatırdım sanırım. Kulüp başkanlığını bırakmayı düşünenler, bu kararlarını yeniden gözden geçireceklerdir.
 
İhale sonunda Lütfü Arıboğan'ın açıklaması ilginçti, "Yıllar yılı kulüplerin geliri arttıkça mali sorunları da arttı." Federasyonun kulüpleri mali disipline sokmak için bir yasa hazırlıyor olması da kulüpler için acı verici bir durum. Başkanlığı döneminden fazla borçlanan başkanların bulunduğu bir futbol ortamı için bu yasanın şart olması kulüplerin kendilerini yönetemediklerinin bir kanıtı gibi.
 
Süper Ligimiz için Türk Telekom ve Digitürk süper fiyatlar verdiler. Yayıncı kuruluşlar üstlerine düşeni yaptılar. Bundan sonra top kulüplerde. Türk Telekom ve Digitürk 4 senelik bir beklentiyi satın aldılar. Ancak bu beklentiyi karşılaması gerekenler kulüpler. Kulüplerin yapacakları doğru hamleler sonucunda 2014 yılındaki ihale şekillenecek.
 
Ekonomide "Her arz kendi talebini yaratır." Şimdi Digitürk'ün hedefi ligimizi mümkün olduğunca yabancı ülkelere pazarlamak olmalı. Sıradan bir arzın sıradan talebi olacaktır. Sıradanlıktan kurtulmak için dün Türk Telekom ve Digitürk'ün yaptığını bundan sonra kulüpler ve federasyon yapmalıdır.

Kerem Akbaş