YORUM | Basketbolda bir sezonda üç Avrupa finali oynayan ve iki kupa kazanan Türkiye, futbolda neleri yanlış yapıyor?

Andolu Efes & Slavia Prag vs Fenerbahce & Sporting CP & BesiktasAA

YORUM | Samet Çayır @sametcayir


Türk basketbolunun son yıllardaki başarılarına alıştık elbette. Fakat bu sezon iş başka bir seviyeye geldi ve üç Türk takımı, Avrupa'da final oynadı.

Anadolu Efes, üst üste ikinci kez Euroleague'i kazanırken Bahçeşehir Koleji zaten hâlihazırda FIBA Europe Cup'ı kaldırmıştı.

Frutti Extra Bursaspor ise henüz yeni kurulan ve düşük bütçeli bir takım olmasına rağmen EuroCup'ta Bologna ile final oynadı. Kaybetmiş olsa da büyük takdir topladı.

Peki futbolda durum ne?

Aslında, "Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe" sözünü söylemenin tam da sırası.

Zira Türk futbolu, Avrupa sahnesinden gitgide uzaklaşmaya başlıyor.

Daha önce direkt Şampiyonlar Ligi bileti alan lig şampiyonu, bu sezon Avrupa'nın bir numaralı futbol organizasyonuna katılmak için play-off oynamak zorunda kalacak.

Genel olarak Avrupa'da gösterilen performanslar ise ortada.

Türk futbol kulüplerinin Avrupa'da üç kupası mevcut. Galatasaray'ın UEFA ve Süper Kupa zaferi, Kayserispor'un ise 2006'daki Inter Toto zaferi.

Basketbolda ise durum daha parlak. Türk kulüpleri burada altı Avrupa şampiyonluğu elde ederken, sekiz kez de final oynamayı başardı.

Futbolda bu sezon da Avrupa macerası pek parlak geçmedi.

Son şampiyon Beşiktaş; Sporting CP, Ajax ve Borussia Dortmund'un bulunduğu Şampiyonlar Ligi grubundan puan alamadı ve henüz aralık ayında evine geri dönmek zorunda kaldı.

Frankfurt, Olympiakos ve Antwerp'in bulunduğu UEFA Avrupa Ligi grubunu üçüncü sırada tamamlayan Fenerbahçe, UEFA Konferans Ligi'ne düştü ve şubat ayında Slavia Prag'a elendi.

Avrupa'dan bu sezon en geç dönen takım ise Galatasaray oldu. UEFA Avrupa Ligi'nde Lazio, Marsilya ve Lokomotiv Moskova'nın bulunduğu grubu lider tamamlayan sarı-kırmızılılar, son 16 turunda Barcelona'ya elendi ve mart ayında Avrupa defterini kapattı.

Galatasaray'ın bu sezonki hikâyesi 'nispeten' başarılı geçse de basketbol takımlarının yaptıklarına baktığımızda futbolun çok geride kaldığını görüyoruz.

Fakat burada Şampiyonlar Ligi'ni ayrı tutmak gerek. Zira Türk futbol kulüplerinin Real Madrid, Manchester City, PSG ve benzeri üst düzey kulüpler ile yarışabilecek bir bütçeleri yok.

Ama gerek UEFA Avrupa Ligi gerekse UEFA Avrupa Konferans Ligi için gerekli olan kalite mevcut.

Bu sezon kura şanssızlığı Galatasaray'ın karşısına Barcelona'yı getirmiş olabilir, fakat Barça'yı eleyen Frankfurt'un kupayı kazandığını ve gruplarda Fenerbahçe ile iki maçta da berabere kaldığını unutmamak gerek.

Galatasaray vs Barcelona
AA

Peki Türk futbol kulüplerinin, en azından ikinci ve üçüncü kupada başarı yakalamalarına engel olan etkenler nedir?

Öncelikle profesyonel yönetim.

Basketbolda her şey belirli bir düzen içinde ilerliyor ve liyakat sahibi kişiler organizasyonda söz sahibi. Futbolda ise bir insanın organizasyonda söz sahibi olması için iş adamı veya iş kadını olması yeterli.

Türkiye'de futbolda bilgiye değil, paraya önem verilir.

Fakat doğru bir futbol aklı olmadığında, bu paraların nasıl çöpe gittiğini hep beraber yıllardır görüyoruz. Bu yüzden futbol kulüplerinin yönetimlerinin de acilen liyakat kavramını hatırlaması gerekiyor.

Bununla birlikte, futbol çok daha yaygın bir spor olduğu için doğal olarak taraftarları da çok fazla. Taraftarın fazla olması beklentiyi de fazla hale getiriyor.

Yönetimler, kendilerini taraftarlara beğendirmek için veya başarısızlıkları unutturmak için 'fazlaca' transfer yapıyor ve taraftarları adeta uyutuyor.

Bu fazla transferler, kulübün sadece mali yapısını bozmakla kalmıyor. Aynı zamanda takımın yapısını da bozuyor. Yedek kalmak zorunda olan futbolcuların isteyerek veya istemeyerek çıkardığı huzursuzluklara birçok kez şahit olduk.

Örneğin bu sezon Mesut Özil'in Fenerbahçe'ye yararının mı yoksa hem maddi hem de psikolojik zararının mı daha fazla olduğunu kestirmek güç.

Mesut Ozil 2021-22
AA

Dolayısı ile futbolun bu kadar büyük olması, büyük hataları beraberinde getiriyor.

Basketbolda ise durum daha sade. İhtiyaca göre minimum transfer ve şeffaflık.

Kulübün tepesine çöken, sosyal medyada etiket açıp "Ya transfer ya istifa!" diyen bir kalabalık yok.

Ayrıca bir takımın bir oyun kimliğine sahip olup başarıya ulaşması için en önemli unsurlardan biri de istikrar.

Futbol takımlarında kadroların değişmesi bir yana, teknik direktörler de 'neredeyse' her sezon değişiyor.

Son şampiyon Beşiktaş'ta Sergen Yalçın bu sezon görevden ayrıldı. Fatih Terim'in yerine geçen Domenec Torrent de çok büyük ihtimalle gidecek.

Vitor Pereira sezonu tamamlayamadı. Onun yerine görevi devralan ve başarılı bir sezon geçiren İsmail Kartal veda etti.

Dört büyüklerde bu sezon hoca değişimin yaşanmadığı tek takım Trabzonspor. Zaten onlar da şampiyon oldular.

Önümüzdeki sezon ufacık bir düşüşte Abdullah Avcı'nın koltuğunun sallanmayacağını kim garanti edebilir?

Ergin Ataman, 2017'den bu yana Anadolu Efes'in koçu.

Diğer takımlarda da futboldaki kadar fazla antrenör değişimi olmadığı ortada. O halde, futboldaki istikrar problemi de Avrupa'da başarının önüne geçen etkenlerden biri.

Ergin Ataman
AA

Bununla birlikte, Türk futbol takımlarının Avrupa'da çoğu zaman 'fiziksel' anlamda rakiplerine göre geri kaldığını görüyoruz. Takıma yurt dışından gelen yabancı oyuncular da buradaki antrenman sistemine alıştığı için, yerli oyuncuların fiziksel durumuna gerileyebiliyorlar.

Çünkü Türkiye'deki antrenman seviyesi, Avrupa'daki idmanların bir hayli gerisinde. O seviyeye bir türlü çıkılamıyor.

Misal, sezon başında Sergen Yalçın, 'Şampiyonlar Ligi seviyesinde' idmanlar yaptırdığını açıklamıştı. Fakat belki de takımın daha sonraki çöküş sebeplerinden biri, çoğu oyuncunun alışkın olmadığı bu antrenman temposuna maruz kalması ve sonra buna bağlı gelişen aşırı yorgunluktu.

Bu antrenman seviyesini Avrupa standartlarına çekmek isteyen bazı yabancı teknik direktörler de geçmişte yerli oyuncuların kurbanı oldular. Çünkü bunu yapmak bazı futbolculara zor geldi.

Belli ki bu seviye, Sergen Yalçın'ın yaptığı gibi bir anda değil, aşama aşama her sezon üzerine koyularak yakalanması gereken bir seviye.

Basketbolda ise böyle bir sorunun olmadığını görüyoruz. Hem iki sporda fizik kondisyona duyulan ihtiyaç çok farklı, hem de Türk basketbol takımlarının antrenman seviyesi zaten Avrupa standartlarında.

Ayrıca futbolda pastanın çok büyük olduğunu ve bazı yöneticilerin, kulüpleri gelir kapısı olarak kullandığını belirtmekte fayda var.

TBMM'den geçen Spor Yasası da kulüplerin kaynaklarının kötüye kullanımını bitirmeyi hedefliyor. Basketbolda bu kadar büyük bütçeler ve gelirler olmadığı için, orası bu konuda da bir hayli güvenilir liman.

Taraftarların basketbola bir 'spor' olarak bakması ise asıl ayırıcı tanı. Zira futbolda durum 'ölüm-kalım' meselesi haline geleli çok oldu. Çünkü sevgi ve bağlılık, burada çok daha büyük.

Bu 'ölüm-kalım' meselesi, taraftarların birçok alanda kulüp yönetimlerine baskı yapmasına, zaten liyakat problemi yaşayan yönetimlerin de kendilerini korumak için baskılara amatörce boyun eğmesine neden oluyor.

Onlar boyun eğdikçe, Türk futbol takımındaki oyuncular da Avrupa sahnesinde rakiplerine boyun eğmek zorunda kalıyor.

1493-1541 yılları arasında yaşamış İsviçreli hekim ve simyacı Paracelsus, "Her şey zehirdir. Önemli olan dozudur" diyor.

İşte futboldaki bu 'aşırı' sevgi, çoğu zaman hayatı zehir ediyor.

Daha fazlası için