Haberler Canlı Skorlar
Maurizio Sarri

YORUM | Sarri'nin dumanı Premier Lig'de de tütecek mi?

17:15 GMT+3 14.07.2018
Maurizio Sarri
Maurizio Sarri, bundan 12 yıl önce de Antonio Conte’nin yerine geçmişti, ama o zaman Serie B’deydi. Şimdiyse Premier Lig'de şampiyonluk peşinde...


YORUM | Onur Özgen @ozgenonur

Oyunculuk kariyeri büyük başarılarla dolu, Barcelona’nın sembol oyuncularından, Johan Cruyff’un "en kıymetli öğrencim" dediği Pep Guardiola’nın, teknik direktörlüğe adım attıktan sonra futbolda birbiri ardına devrimler yapmasında aslında çok da şaşırılacak bir durum yok. Ama kim derdi ki, Guardiola’nın rakibi 2000’li yıllara kadar Toscana’da bankacılık yapan ve ilk antrenörlük kariyerine İtalya’da 6. kümede kalmayı hedefleyen bir takımı şampiyon yaparak başlayan Maurizio Sarri adında bir adam olsun. Futbol da, tıpkı hayat gibi sürprizlerle dolu.

Futbolseverler ise Sarri’yi ancak 2014’te Empoli’yle Serie A’ya çıktıklarında tanıma fırsatını bulabilmişti. O sezonun Cesena’yla birlikte en zayıf takımı olarak gösterilen Empoli, sezon boyunca oynadığı futbolla izleyenleri kendisine hayran bırakmıştı. Öyle ki, Empoli antrenmanlarına sürekli antrenörler geliyor ve Sarri’nin metodolojisini yakından takip etmeye çalışıyorlardı. Bunlardan biri de aynı sezon sonunda Premier Lig’e yükselen Bournemouth’un genç menajeri Eddie Howe’du.

Gerçekten etkilenmemek mümkün değildi. Serie A’da düşmemeye oynayan Empoli, buna rağmen rakiplerine karşı savunmayı önde kuruyor ve topa sahip olup, akıcı paslaşmalarla nefis bir hücum futbolu oynuyordu. Empoli o sezon tam 12 maçta %55’in üzerinde topa sahip olurken, bunların 9’unda %60’ın da üzerine çıkmayı başarmış, sezon sonundaysa ligin en fazla topa sahip olan ve hücum bölgesinde en fazla pas yapan yedinci takımı olmuştu.

Fakat biri Sarri’nin oynattığı futbolun muhteşemliğini çok daha önceden fark etmişti:

“İtalya’nın genç milli takımlar direktörüyken, Serie B’deki genç oyuncuları sık sık izlemeye gidiyordum. Neredeyse her takımı defalarca seyretmiştim, ancak her izlediğimde beni çok etkilemeyi başaran tek bir takım vardı: Empoli.”

Bu sözler “hocaların hocası” Arrigo Sacchi’ye ait. Sacchi, tıpkı kendisi gibi profesyonel bir futbolculuk kariyeri yokken teknik direktör olan bu adamda kendi geçmişini bulmuş ve vakit kaybetmeden Milan’ın o dönemki başkanı Silvio Berlusconi’den onun hakkında görüşmek için randevu almıştı:

“Berlusconi’ye dedim ki, ‘Silvio, Milan'ın 25 yıl önce benim dönemimde olanları tekrar etmesini istiyorsan, sana birinin ismini vereceğim. Aradığın teknik direktör kesinlikle o, hem de bu sana pahalıya da mâl olmayacak’.”

Fakat Sacchi, sözünü Berlusconi’ye dinletememişti:

“Sarri için konuştuklarını biliyordum, ama sonra nedenini bilmediğim bir şekilde onu istemediler ve Adriano Galliani görüşmeleri durdurdu. Daha sonraysa Berlusconi bana, ‘Arrigo, yanılmışım’ dedi.”

Yanılan sadece Berlusconi değildi. Sarri, Napoli’nin başına getirildiğinde ilk tepkiyi Diego Armando Maradona vermişti: “Sarri iyi bir insan, ama Napoli’ye lâyık değil.” Fakat Maradona da yanıldığını çok geçmeden anlayacak ve bizzat Sarri’den bunun için özür dileyecekti.

Sarri’nin doğduğu yer olan Napoli’ye geçmesinin belki de en önemli sebebiyse, Nisan 2015’te Empoli’nin kendi sahasında Napoli’yi dört golle mağlup etmesiydi. O maçta oldukça etkileyici bir hücum performansı sergileyen Empoli, özellikle Christian Maggio ve Faouzi Ghoulam’ın arkasındaki boşluklara merkez forvet ikilileri Massimo Maccarone ve Manuel Pucciarelli’nin hareketlenmeleriyle çok iyi sızmış ve maçı yarım saat içerisinde bulduğu üç golle bitirmişti. O maça kadar adı daha çok Milan ve Sampdoria’yla anılan Sarri’nin ise en güçlü talibi Napoli olmuş ve Rafael Benitez’in Real Madrid’in başına geçmesinin ardından yerini almıştı.

Empoli'den bir üst seviyeye geçen ise sadece Sarri değildi. Luigi Sepe, Daniele Rugani, Lorenzo Tonelli, Mario Rui, Elseid Hysaj, Vincent Laurini, Mirko Valdifiori, Piotr Zielinski, Matias Vecino, Riccardo Saponara, Simone Verdi gibi oyuncular, Sarri yönetimindeki Empoli’de kendilerini parlatıp ülkenin büyük kulüplerine transfer oldular.

Sarri ise Napoli’de de birçok oyuncuyu potansiyellerine kavuşturmaya devam etti. Benitez’in 4-2-3-1’inde savunma defolarını kapatamadığı için eleştirilen Jorginho’yu 4-3-3’ün regista’sı rolünde takımın en önemli oyun kurucusuna dönüştürdü. Yine Benitez tarafından forvet arkasında kullanılan ve sıkı savunmalar içinde alan bulamayıp kaybolan Marek Hamsik’i de topla daha rahat buluşabildiği sol içte, serbest bir rolde oynatarak performansını en yüksek noktaya çekti. Bu ikiliye olağanüstü dinamizmiyle Udinese’den Allan’ı da ekleyen Sarri, böylece çok etkileyici bir orta saha üçlüsü oluşturdu. Benitez döneminde fiziksel dezavantajlarının üstesinden gelemeyen ve genellikle oyuna sonradan giren Lorenzo Insigne de sol kanatta muazzam hücum kombinasyonları geliştirmeye başlayan takımın, Faouzi Ghoulam ile birlikte en önemli silahlarından biri oldu.

O sezon başı hazırlık kampında tembel olmakla eleştirdiği ve dört kilo verdirip, daha hareketli oynamasını sağladığı Gonzalo Higuain ise 36 gol atıp Serie A rekorunu kırdı. Ertesi sezon Juventus’a gitmesinin ardından ise herkes Napoli’nin düşüş yaşamasını bekliyordu. Üstelik, Higuain’in yerine Ajax’tan transfer edilen Arkadiusz Milik de sezon başında yaşadığı diz sakatlığıyla sezonu kapatmış ve Sarri’nin elinde santrfor olarak sadece Manolo Gabbiadini kalmıştı. Ondan da istenilen verim alınamıyordu.

Sarri ise bu zor durumu, dâhiliğini bir kez daha göstermek için bir fırsata dönüştürdü ve o güne kadar bir kanat oyuncusu olarak bildiğimiz Dries Mertens’i merkez forvete çekti. Önceleri biraz bocaladı Mertens, ama kısa süre sonra Lionel Messi ve Roberto Firmino’nun ardından gördüğümüz en etkileyici sahte 9 rolünü icra etmeye başladı. Büyük bir düşüş yaşaması beklenen Napoli, o sezonu 94 golle Juventus ve Roma'nın ardından üçüncü sırada kapatırken, 28 gol atan Mertens ise bu 94 golün 40’ına doğrudan katkı verdi.

Sarri’nin takımı, Juventus ile üç sezon boyunca çok sıkı bir şampiyonluk yarışı verse de, finalini getirmeyi bir türlü başaramadı. Kimileri bunu Sarri’nin kazanmayı bilmemesine bağlasa da, aslında Napoli’nin dar kadrosunun bu kadar üst düzey bir futbol oynayarak Juventus’u zorlayabilmiş olması bile önemliydi. Buna rağmen üç yılın sonunda yollar ayrıldı. Napoli, kendisini hedefe götürebileceğini düşündüğü Carlo Ancelotti’yle anlaştı. Belli ki kendi hedeflerinin Napoli’yi aştığını düşünen Sarri ise uzun süre boyunca Chelsea’den beklediği teklifi sonunda aldı, Antonio Conte’nin halefi oldu. Ve bu ilk kez gerçekleşmiyor.

Hayatın kendine özgü, tuhaf bir döngüsü var. Bundan 12 yıl önce, teknik direktörlüğe Serie B’de düşmemeye oynayan Arezzo’da başlayan Conte’nin, üst üste alınan başarısız sonuçların ardından sezon ortasında görevine son verilmiş ve yerine Sarri getirilmişti. İki İtalyan teknik direktör, yıllar sonra Premier Lig’de bir kez daha halef selef oldular.

Peki daha önce hiç İtalya dışına çıkmamış olan Sarri, Premier Lig’de başarılı olabilir mi? Sarri'yle aynı futbol ideasına sahip olan Pep Guardiola’nın bu sezon Manchester City’de başardıklarından sonra, sanırım kimse buna artık kolay kolay “hayır” diyemez. Zaten Sarri’nin Premier Lig’in gündemine girmesinde de Guardiola’nın bu sezon birçok önyargıyı ortadan kaldırmasının büyük payı var.

Ama elbette, Sarri’nin zamana ihtiyacı olacak. Guardiola, City’de yapmak istediklerini takıma kabul ettirebilmek için ilk sezonunu feda etmişti. Aynısını Sarri’nin de yapması gerekebilir. Zira Napoli’de Benitez’in bıraktığı takım ve oyun anlayışı, Sarri’nin futbol tarzına çok daha uygundu. Premier Lig'de de örneğin Arsene Wenger'in halefi olsaydı, Arsenal'da işleri daha hızlı yoluna koyabilirdi. Ancak Chelsea’de büyük ihtimalle aradığı ortamı hemen bulamayacak ve karşısında yıkması gereken mental duvarlar olacak. Aynı zamanda Jose Mourinho ve Antonio Conte'nin ikinci sezonlarında takımla yaşadıkları büyük sorunlar, Sarri'nin oyuncu yönetiminde de fazla mesai yapmasını gerektirecek.

Fakat ne olursa olsun şurası kesin ki, bu sezon da Sarri ve Guardiola’nın en az iki karşılaşmasını daha izleyeceğiz. Futbolu seven biri, başka daha ne isteyebilir ki?

Sacchi, “Guardiola ve Sarri, aynı fikrin takipçileri. Futbol onlar için bir müzik, bir sanat biçimi. Onlar, bu güzel oyunun gelişimine katkı sağlayan iki dâhi” demişti. Bu iki futbol dâhisi, “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” adlı, IMDb puanı 9.4, türü epik olan iki maç oynayacaklar. Sinema salonlarında gösterilmesi gereken bu maçları, şimdiden heyecanla bekliyoruz.