YORUM | Mustafa Denizli, Altay'ın Jupp Derwall'i olabilecek mi?

Son güncelleme
Depo Photos

YORUM | Emre Sarıkuş @the_emres


Milan Kundera, "Bilmemek" adlı kitabında nostalji kelimesinin köklerine iner. Kelimeyi oluşturan "nostes" dönüş, "algos" ise keder anlamındadır. Kundera buradan yola çıkarak nostaljiyi, “doyurulamamış dönüş arzusundan kaynaklanan bir keder” olarak özetler. Geçmişte tanıdığını bir daha asla eski hâliyle bulamayacak olmanın kederidir bu. 

Seksenlerin ilk yarısında, sıkıyönetim kaldırılana dek, ülkede sadece tek bir kişinin sesi duyuluyordu. Cunta, ideolojilerin üzerinden geçmişti ve kültür-sanat alanındaki çoraklık, kendisini hissettiriyordu. 24 Ocak kararlarıyla yeni sermayedarlar ortaya çıkmış, liberal ekonomi politikaları sınıflar arası uçurumu giderek artırmıştı.

Orta ve alt sınıflar, arabesk ve futbolla nefes alıyordu. Arabesk varoluşsal isyanı, futbol ise umudu ve âidiyet bağını temsil ediyordu. Öyle ki, 1987’de Galatasaray şampiyon olduğunda tribünler tek bir ağızdan "Seni Sevmeyen Ölsün"ü söyleyecekti. Tribünlere o şarkıyı söyleten adam Federal Almanya’ya EURO 80’i kazandırıp 1982 Dünya Kupası’nda final oynatan Jupp Derwall’di. Derwall, Yeşilköy’e indiği anda hiçbir sermayedarın Türkiye’ye satın alamayacağı bir şey kazandırmıştı: Saygınlık. 

Temmuz 1984’te göreve gelen Derwall, Türk futbolunun kötü alışkanlıklarını değiştirerek işe koyulmuştu. Bire bir savunmadan alan savunmasına geçiş yapmaya, ön alan baskısı ve topsuz oyun gibi o zamana dek ülke futboluna yabancı kavramları öğretmeye çalışıyordu. Kısa zamanda aldığı mağlubiyetler büyük tepkiyle karşılaşınca, işini kolaylaştırmak için hayatı boyunca kriz yönetimindeki ustalığıyla gündeme gelecek Mustafa Denizli yardımcılığına getirilmişti.

Denizli futbola Altay’da başlamış ve tam on sekiz sene bu takımda oynamıştı. Galatasaray’a geldiği kariyerinin son senesi hariç asla İzmir’den ayrılmayı düşünmemişti. Tipik bir Egeliydi, daha sonra açıklayacağı üzere sabrını misina balıkçılığına borçluydu. Bilişsel becerileri ve karakteriyle, içinde bulunduğu şartları iyi analiz edip risk alabilen bir yapısı vardı.

Kısa zamanda Derwall’in yeniden yapılanma devriminin en az sarsıntıyla atlatılmasını sağladı. Derwall her seferinde evrensel doğruyu zorlarken, o Türkiye şartlarındaki doğruyu gösteriyordu. Dolayısıyla dışarıya şiddeti yansımayan sarsıntılar, zaman zaman ikilinin arasında yaşanıyordu. Bunlar bir baba oğul ya da çok iyi iki arkadaşın çatışması gibiydi.

İlk sezonki beşinciliğin ardından gelen namağlup ikincilik ve sonunda 1986-87 sezonunda elde edilen şampiyonlukla Derwall kariyerinin son görevini tamamlamış ve yerini Denizli’ye bırakmıştı. Socrates’ e yıllar önce verdiği röportajda Denizli, bu başlangıç döneminde bir şeylerin değişme ihtimâline olan inancından bahsetmişti:

“Derwall’in, 'Ya başaracağım ya da döneceğim!' gibi bir durumu yoktu, birçok şeyi başarmış olarak gelmişti. Benimki başlangıçtı. Bu ülkede bir şeylerin değişebileceğine inanmış biri olarak ortaya çıkmıştım. Bunu yapabileceğine inanıyorsan, bu elektriği çevrene de verebilirsin. Türkiye’de bunlar belki düşünülmüştü, ama söylenmemişti. Benim farkım ise çekinmeden söylemek olmuştu. Başaramasam bile bu bir başlangıçtı, sonunda birisi başaracaktı. Kaybetmeyi göze alacaksın. Bizdeki sorun, tamamen kaybetmeyi göze alamamakla alâkalı.”

Denizli, başlarken kazanmıştı. Kendi saygınlığını inşâ ederken kaybetmeyi her seferinde göze aldı ve kazanma ihtimâlinin her zaman yüzde 51 olduğunu söyledi. Bu hem temkinli olmasının hem de cesaretinin bir göstergesiydi.

Bilişsel süreçlerinin fazlasıyla farkında olmasını ve analitik yeteneğini daima rakiplerine karşı bir avantaj olarak kullandı. Hayatının farklı dönemlerinde söylediği şeylerin gerçekleşmesi saygınlığını farklı bir boyuta taşıdı. Neuchatel’deki 3-0’lık yenilgiden sonra, Monaco maçında Cevad Prekazi topun başına gelmeden önce, Fenerbahçe’nin başındayken 3-0 yenik girdiği Gaziantepspor maçının devre arasında ya da Beşiktaş’taki döneminde 26. haftadan sonra neler olacağını biliyordu. Öngörüleri ve hisleri onu daima doğru zamanda doğru yere götürdü. 34 yaşında Galatasaray’a transfer olmuştu, 39 yaşında Kupa 1’de yarı final oynayan takımın başındaydı.

Şimdi özellikle Altay taraftarları için çok geç sayılsa da "Büyük Mustafa" tam otuz sekiz sene sonra her şeyin başladığı yere döndü. Tıpkı Derwall’in Galatasaray’a gelişindeki gibi, birçok şeyi başarmış olarak. Bu dönüş on sekiz yıldır Süper Lig’den uzakta olan kulübün ona karşı hissettiği nostaljik kederi de ortadan kaldırmış durumda.

Play-off’lara katılmayı garantileyen takımının Süper Lig’e çıkacağını en iyi o biliyor olmalı, bir de içimizdeki Altaylılar.