Haberler Canlı Skorlar
Premier Lig

YORUM | Kenara çekil El Clasico, yeni gözdemiz Liverpool - Manchester City rekabeti!

09:15 GMT+3 10.11.2019
Jurgen Klopp Pep Guardiola Liverpool Man City
Jürgen Klopp ve Pep Guardiola bu takımlarda var olmaya devam ettikçe, hiçbir maç Liverpool - Man City rekabetinden daha büyük heyecan yaratamayacak.

 YORUM | Alp Çolak


Artık umursayan kaldı mı?

Barcelona ve Real Madrid’in 26 Ekim Cumartesi günü 243. kez bir resmi maçta kozlarını paylaşmaları gerekiyordu fakat İspanya Yüksek Mahkemesi’nin bağımsızlık referandumu düzenleyen Katalan siyasetçilere verilen hapis cezasını onaması nedeniyle bölgede düzenlenen eylemler, futbolun en büyük fikstürünün oynanmasına mani oldu.

Sahiden, kimin umurunda oldu ki?

El Clasico’ya dair ateşi sıcak tutan yegâne şey Katalonya ve İspanya merkezi hükümeti arasındaki gerginlikten başkası değil. Önce Pep Guardiola, sonra Jose Mourinho, daha sonra Cristiano Ronaldo ülkeyi terk edince bu fikstürün insanlarda uyandırdığı heyecan aşama aşama azaldı. Barcelona son yıllarda bu eşleşmede o kadar dominant bir görüntü ortaya koydu ki tahmin edilirliğin yarattığı bir bıkkınlık da ortaya çıktı – son 10 yılda Bernabeu’da Barcelona’nın 10, Real Madrid’in ise 4 galibiyeti var, örneğin.

İnsanlara artık sadece taraflar arasındaki tarihi/politik ihtilaflar yeterli gelmiyor. Türkiye’de futbola bu pencereden bakanlar ve destekledikleri ya da sempati besledikleri takımları buna göre belirleyenler için pek iyi bir gelişme değil.

Muhtemelen ertelenen Barcelona - Real Madrid maçının 18 Aralık’ta oynanacağından birçoğunuz haberdar değilsiniz çünkü bu fikstüre dair geçmiş yıllarda hissettiğiniz heyecanı tekrarlamanız oldukça güç. Ama üzülmeyin. Size iyi bir haberim var.

Amerikalıların deyimiyle: Kasabada artık yeni bir şerif var.

10 Kasım Pazar günü futbolun en ikonik statlarından birinde, Anfield’da, Liverpool ve Manchester City kozlarını paylaşacaklar. Liverpool son Avrupa şampiyonu ve bunu altıncı defa başardı. Manchester City son iki sezonun Premier Lig şampiyonu olurken sırasıyla 100 ve 98 puan aldı – bir takımın en çok puan topladığı iki sezon. EPL’de bir takımın en çok üçüncü puanı topladığı sezonu da Liverpool geçirdi ama tarihin yanlış tarafına düştüler. 97 puan aldıkları ve sadece bir kere yenildikleri 2018-19 sezonunu 98 puanlı City’nin ardından ikinci sırada tamamladılar.

Nereye vardığımı hissediyorsunuz.

Avrupa’yı dünya futbolunun merkezi olarak kabul edersek, bu sporda bundan daha iyi bir fikstür oynanmıyor. En azından son iki sezondur bu durum böyle.

Liverpool’u Avrupa Ligi kovalayan bir takım olmaktan çıkarıp kıtanın en tehlikeli ekiplerinden biri yapan Jürgen Klopp ile rakiplerine nefes dahi aldırmayan o baskın futbolunu Manchester City’ye de oynatan ve çıktığı her maçta favori olabilen Pep Guardiola orada oldukça, hiçbir maç bundan daha büyük bir heyecan yaratmayacak.

Elbette tarihsel olarak baktığımızda bu heyecanı, bu sezonu da dahil edersek, üç sezondur yaşatabilen bir fikstür ile El Clasico’yu karşılaştırmak küstahça görünebilir. Öyle ki Liverpool - Manchester City maçları İngiltere’nin en büyük maçları olmaktan da uzaklar. Adada sezon başında fikstür çekildiği zaman takvimlere işaretlenen ilk maç Manchester United ile Liverpool arasındaki maçlar oluyor.

Yine de Manchester United bu haldeyken, Liverpool'un Manchester'ın mavi yakasıyla yaptığı maçların tarafsız futbolseverler için daha ilgi çekici hale geldiği aşikar.

Bunun İngiltere’nin ve Avrupa’nın tartışmasız bir numaralı fikstürü olmasının önünde bazı engeller de yok değil. Her şeyden önce Pep Guardiola ve Jürgen Klopp birbirlerinden… hoşlanıyorlar! İkili arasında laf atışması olmuyor. Klopp, Pep’in dünyanın en iyi teknik adamı, City’nin de dünyanın en iyi takımı olduğu düşünüyor. Pep ise "Anfield’da bir gol yediğiniz anda dört tane daha yiyecekmişsiniz gibi hissediyorsunuz” diyip Liverpool’u kariyerinde karşılaştığı en güçlü rakip olarak tanımlıyor.

Aynı şey taraftarlar için de geçerli. 2017-18 sezonu Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçı öncesinde Anfield’a girmeye çalışan Manchester City otobüsüne yağdırılan cisimler dışında bu iki kulüp ya da taraftarları açısından bir ihtilaf da yaşanmış değil. Her iki tarafın ortak noktası, Manchester United’dan nefret ediyor olmaları.

Arsene Wenger ile Jose Mourinho, Alex Ferguson ile Rafael Benitez, Wenger ile Ferguson, Mourinho ile Benitez 90’larda ve 2000’lerin başlarında birbirleriyle oynayacakları maçlar öncesinde oldukça sivri açıklamalar yapmalarıyla ünlülerdi. Bu açıklamalar da o maçlara dair beklentileri artırırdı.

Hâl böyleyken bu rekabetin kelimenin gerçek anlamını yansıtabilmesi için teknik adamlar arasında bir atışmanın gerçekleşmesi gerekiyordu.

Pep Guardiola maçlar öncesinde rakiplere sataşan biri değil. Bunu sadece 2011 yılında, Jose Mourinho’nun Real Madrid’i çalıştırdığı dönemde Barcelona ile oynayacakları yarı final maçı öncesinde UEFA ile Katalan kulübü arasındaki ilişkilere yönelik ortaya koyduğu komplo teorisyenliğine yanıt vermek için yaptı. Bernabeu’nun basın odasında kameraların karşısına çıkıp, “Jose Mourinho bu s…min odalarının patronu. Onunla bu konuda yarışamam, yarışmaya da niyetim yok. Eğer bu alanda bir Şampiyonlar Ligi kupası istiyorsa, kendisine bu kupayı verebilirim. Yarın futbol sahasında karşı karşıya geleceğiz. Orada neler olacak, göreceğiz.” ifadelerini kullandı.

Kimse beklemiyordu. Oyuncular hariç. Xavi, basın toplantısı bittikten sonra otele dönen Guardiola’yı tüm futbolcuların ayakta alkışladığını itiraf etmişti. Barça o maçı Lionel Messi’nin iki golüyle 2-0 kazandı ve o sezonu Şampiyonlar Ligi şampiyonu olarak tamamladı.

Fakat bu defa farklı. Bu defa Guardiola kimseye yanıt vermedi. Münakaşayı başlatan kişi o oldu!

Hem Man City hem de Liverpool ligdeki son maçlarında yenik duruma düşüp galibiyete son dakikalarda ulaştılar ve bu maçların ardından teknik adamlara mikrofon uzatıldı. Pep Guardiola konuyu Aston Villa maçında hakemi aldatmaya yönelik hareketten kart gören ve duraklama anlarında takımına galibiyeti getiren golü atan Sadio Mane’ye getirdi ve şunları söyledi:

“Bazen kendisini yere atıyor, bazense böyle son dakika golleri atabiliyor. Müthiş bir yeteneğe sahip.”

Şaşırtıcı ve beklenmedik bir reaksiyondu ama muhtemelen bir hüsrandan öte geliyordu. Liverpool, Man City ile pazar günü yapacağı maça 6 puan farkla önde giriyor ve Mane o golü atmamış olsaydı bu fark 4 olacaktı. Pep, Sky Sports’un sorularını yanıtlamak için yürümeye başladığında belki de Aston Villa - Liverpool maçı hâlâ 1-1’di ve röportaja başlarken skoru öğrenmişti.

Sebebi ne olursa olsun, bu Pep Guardiola tarzında bir çıkış değildi. Hem İngiltere hem de Avrupa bunu şaşkınlıkla karşıladı. Buna Jürgen Klopp da dahil:

“Birisi bana bu sözleri söyledi, inanamadım. Daha sonra bana izlettiler. Ateşe odun atmayı seven biri değilim. Ben de taktik faullerden bahsetmeyeceğime söz veriyorum.”

İşte belki de bu fikstürü ateşli bir rekabet haline dönüştürecek atışma! Kazandığı penaltılarla rakipleri sinirlendiren Mane, takımlarını taktik fauller yapmaya teşvik etmekle itham edilen Guardiola’ya karşı.

Ya da belki bunlara hiç gerek yok.

Bu tip atışmalar, bu fikstürün Avrupa’nın en heyecanla beklenen maçları haline gelmesi için bir ön şart değil. Sahada ortaya konan futbol ve takımların elde ettikleri inanılmaz istatistikler bu maçı yeterince büyük hale getirdiler bile.

Liverpool, Premier Lig'de oynadığı son 50 maçın sadece birini kaybetti. 41 galibiyet ve 8 beraberlik aldılar. Tek yenilgiyi ocak ayında 2-1’lik skorla City deplasmanında aldılar.

Manchester City son 12 lig maçının 11’ini kazandı ama Anfield’da çıktığı son 16 lig maçında galibiyet yüzü göremedi.

City Pep Guardiola ile 62 Premier Lig deplasman maçına çıktı ve bunların sadece 6’sında gol atamadı. Bu maçların 2 tanesi Anfield’da oynandı.

Ve tarihsel olarak City’nin umudunu kıracak bir istatistik daha: Liverpool, ligin son şampiyonlarıyla oynadığı maçlarda 21 galibiyet elde etti ve bu alanda onları geçebilen bir takım yok. Hatta Liverpool ligin son şampiyonuna Anfield’da son kez yenildiğinde yıl 2007 idi.

İstatistikler Pep Guardiola ve ekibinin yanında değil ama bu çağın bize öğrettiği bir şey varsa, o da City’nin dezavantajlı görünürken asla küçümsenmemesi gerektiği. Liverpool geçen yıl da 7 puan farkla öne geçmişti ve bunu noel döneminde başarmıştı. Sonunu getiremediler. Noel dönemine önde girdikleri son üç sezonda da şampiyonluğa ulaşamadılar. Bu sezon üstünlüklerini daha erken ortaya koydular ve Anfield’da kazanmaları halinde 9 puan farkla öne geçecekler. Bu çok büyük bir fark ama hiçbir şey garanti değil. Hele ki, bu kadar dominant bir Manchester City ve muhtemelen tarihin en obsesif teknik direktörü Pep Guardiola karşısında hiç değil.

Hikâyeler var, istatistikler var, sahada göze hoş gelen futbol var… Ve son olarak teknik direktörler arasındaki atışma da var. Liverpool – Manchester City rekabeti bundan sonra ancak daha da ileriye gidebilir ve bize kalan, bu fikstürü takvimlerimizde işaretleyeceğimiz ilk maç yapmak.

Üzgünüz, Lionel Messi. Üzgünüz, Barcelona. Üzgünüz, Real Madrid.