Haberler Canlı Skorlar
Beşiktaş

YORUM | Her şey çok daha güzel olabilirdi

18:45 GMT+3 25.05.2019
Senol Gunes Besiktas Coach
Başarının kimi zaman bozan, gevşeten ve aldatan bir yapısı vardır. Şenol Güneş, Beşiktaş'ta belki de başarılarının kurbanı oldu.


YORUM | Onur Özgen @ozgenonur

Uzun vadede başarılı olan antrenörleri diğerlerinden ayıran şey nedir? Sınırsız taktik bilgileri mi? Farklı futbol tarzları mı? Oyuncularıyla kurdukları ilişki mi? Yöneticilik becerileri mi? Hepsi olabilir. Peki onları birleştiren şey nedir?

Jonathan Wilson’a göre bütün başarılı antrenörlerin ortak bir yanı vardır: Kazanan bir formülü bırakmanın zamanının geldiğini hissedecek vizyon berraklığı ve yeni bir sisteme geçecek cesarete sahip olmak.

Kazanan takımın asla bozulmaması gerektiği, eski bir futbol klişesidir ve hâlâ pek çok futbol yorumcusunun ağzından sıkça duyarız. Ama hayır. Kazanan takım bozulur. Kaybederken herkes bir şeyleri değiştirir. Farkı yaratan ise kazanırken neleri değiştirmek gerektiğine karar verebilmektir.

Şenol Güneş bunu yapamadı. Evet, Beşiktaş’ı 26 yıl sonra ligde iki sezon üst üste şampiyonluğa taşıdı. Evet, kulüp tarihinin en büyük Avrupa başarılarını yaşattı. Ama bazen kazanırken de yolunda gitmeyen şeyler vardır. Ancak bunu hissedebilirsen kazanmaya devam edebilirsin. Çünkü bazen kazanmak da tek başına yeterli değildir.

Juventus, yedi yıldır Serie A’yı kazanıyordu. Bu yıl yine kazandılar. Ama Massimiliano Allegri’yle devam etmeme kararı aldılar. Bayern Münih, bu sezon geriden de gelse Bundesliga’yı üst üste yedinci kez kazanmayı başardı. Fakat Niko Kovac’ın görevine son verdiler. PSG, Ligue 1’i haftalar önce yine kazandı. Ancak Thomas Tuchel'in geleceği uzun süre belirsizdi. Barcelona, La Liga’da yine çok baskın bir şampiyonluk elde etti. Lâkin taraftarlarının çoğu Ernesto Valverde’nin gönderilmesini istiyor. Elbette bu takımlar için sadece ligi kazanmak yeterli değil. Şampiyonlar Ligi’nde de zirvede yer almak istiyorlar. Ama tek neden bu mu?

Allegri takımı iki defa Şampiyonlar Ligi finaline çıkarmayı başarmıştı. Ama bu da görevinde kalmasına yetmedi. Çünkü oyunun gidişatı tatmin edici değildi. Şöyle dedi kulüp başkanı Andrea Agnelli: “Doğru kararları doğru zamanda alabilmeliyiz. Allegri hakkındaki kararın doğru olup olmadığını bize zaman gösterecek. Ama bugüne kadar aldığım en zor karar buydu.”

Güneş’in sözleşmesinin uzatılmama kararı ise Beşiktaş yönetimi için o kadar zor olmadı. Zaten aralarında sorunlar var gibi görünüyordu. Ayrıca son iki sezonda takımın ilk ikinin dışında kalması da değişiklik için yeterli bir sebepti. Ama saha sonuçları, doğru kararı almak için tek kriter olamaz. Birilerinin de oyuna bakması gerekir. Beşiktaş’ta bunu yapabilecek tek kişi Güneş’ti. Ama yapmadı.

Geçen sezonun devre arasında Antalya’da düzenlenen Uluslararası UEFA Pro Lisans Antrenör Gelişim Semineri’ne katıldığında, semineri takip edenlere ilk yarıda oynadıkları maçlardan birçok görüntüyü göstermişti. O görüntülerin birinde Ricardo Quaresma’nın RB Leipzig maçında Anderson Talisca’ya yaptığı ortayla gelen golü gösterip şöyle demişti:

“Leipzig maçında topu geriye çekip ortasını yaptı, Talisca golü attı. Sivasspor maçındaki pozisyonda da yine önce topu geriye çekti, ardından ortasını yaptı, ama bu defa Negredo atamadı. İkisi de aynı pozisyon. Quaresma’nın tarzı bu. Oyuncunun neyini değiştireceğim? Orta yapma mı diyeceğim?”

Diyemedi. Quaresma orta yapmaya, ceza sahasındakiler de kafa vurmaya devam etti. Vincent Aboubakar, Cenk Tosun, Ryan Babel ya da Talisca... Birinden biri mutlaka vuruyordu ve Beşiktaş kazanıyordu. Kazanırken sorun yoktu. Ama sonra bir gün Alvaro Negredo o ortalara kafa vuramamaya başladı. Cyle Larin, Vagner Love, Adem Ljajic... Ceza sahasına giren hiç kimse kafa vuramıyordu artık. Ve Beşiktaş da kazanamıyordu. Kazanırken alternatif üretememek, beraberinde çaresiz kaybedişleri getirmişti.

Elbette takım da zayıflamıştı. Güneş buna da bir şey diyemedi. Her sezon takımın en önemli oyuncularının satılmasına karşı çıkamadı. Ya da en azından yerlerine muadillerinin alınmasını sağlayamadı. Diğer tarafta ise koltuğuna yeniden oturan Fatih Terim istediklerini bir şekilde yaptırıyordu.

Terim’in kariyerinde neden Güneş’ten çok daha fazla kupası var? Taktiksel açıdan çok mu ilerisinde? Hemen hemen aynı seviyedeler. Ama ülke futbolunun şartlarıyla çok iyi uyuşan yöneticilik tarzı, Terim’i daha başarılı kılıyor. En önemlisi ise kazanan formülü bırakmanın zamanı geldiğinde bunu hemen hissediyor. Bu sayede bir daha kazanıyor. Bir daha, bir daha...

O yine kazanırken, kaybeden tarafta ise veda zamanıydı. Yeni sezonun biraz daha geç açılmasını sağlayacak olan üç puanın zar zor da olsa alınmasından sonra Güneş tribünleri tek tek dolaştı ve sahayı oyuncularının omuzlarında terk etti. Tıpkı Gordon Milne gibi. Ama biraz burukluk vardı. Hayır, yalnızca dört yıllık birlikteliğin sona ermesinin verdiği burukluk değildi bu. Daha fazlasıydı. Çok daha fazlasını yapabilecekken, eldekilerle yetinmenin burukluğu...

Güzeldi evet, ama her şey çok daha güzel olabilirdi.