YORUM | Büyük takım tavrı nedir, neden önemlidir?

Son güncelleme
Depo Photos

YORUM | Onur Özgen @ozgenonur


Süper Lig’de maçlar genellikle belirli bir anlayışta oynanır.

Bir takım daha fazla topa sahip olur ve rakip yarı sahaya yerleşir; diğer takım ise oyunu kendi yarı sahasında kabul edip, kaptığı toplarla hızlı çıkmayı amaçlar. Ki bu da skora bağlıdır. İlk golü bulan taraf çoğunlukla topun arkasına geçer ve nâdiren rakip yarı sahada baskı uygulamayı tercih eder. Bu da temponun ve kalitenin bir hayli düşük olduğu “sıkıcı” maçlar ortaya çıkarır.

Bu anlayışa göre ön planda olan şey ise zaaflardır. Taktikler takımların kendi güçlü yanlarından ziyade rakiplerin zaaflarına göre belirlenir. Çünkü güçlü yanlar belirsizken, zaaflar olabildiğince görünürdür. Bu yüzden çok az sayıda takımın bir oyunu vardır. Ve bireysellik, kolektifliğin çok önündedir.

Bazı takımlar ise, ki sayıları çok azdır, akıntıya karşı kürek çekerler. Rakipleri reaktif bir şekilde sadece kendi zaaflarını hedef alırlarken, onlar kendi güçlü yanlarını karşısındaki takıma kabul ettirmenin peşindedir. Bu ise sadece belirli bir taktikle açıklanacak bir şey değil. Bir cüret gerektiren bir şey. Futbolda proaktif düşünmek ve davranmak aynı zamanda bir tavır meselesidir.

Beşiktaş ve Alanyaspor, o tavra sahip oldukları için özel takımlar. Sergen Yalçın ve Çağdaş Atan'ın eski çalışma arkadaşları olmalarından mütevellit takımları birbirlerine çok benziyorlar. İkisi de ligin en fazla topa sahip olan takımları. Kendi oyunlarını rakibe kabul ettirmeyi deniyorlar. Rakip yarı sahada agresif bir şekilde baskı uygulamayı seviyorlar ve buna bağlı olarak savunmalarını önde kuruyorlar. İlk golü bulduklarında ise çoğunluğun yaptığı gibi geri çekilmek yerine aynı anlayışla devam ediyorlar.

Elbette farklılıkları da var. Alanyaspor, geriden oyun kurmak konusunda Beşiktaş’a göre daha ısrarcı bir takım. Beşiktaş çabuk bir şekilde topu rakip yarı sahaya taşıyıp, topla etkili yerlerde oynamak istiyor. Bu yüzden isabetli paslarının %56’sını rakip yarı sahada yapıyor. Kalecisinden itibaren bir pas örgüsüyle hücuma çıkmak isteyen Alanyaspor ise isabetli paslarının ancak %47’sini rakip yarı sahada yapabiliyor.

Buna karşın Beşiktaş bireysel olarak daha kaliteli ayaklara sahip bir takım. Dolayısıyla derin savunmalara karşı Alanyaspor daha çok zorlanırken, zaten rakip yarı sahaya daha çok yerleşen Beşiktaş bir şekilde pozisyon üretmenin yolunu bulabiliyor. Nitekim Alanyaspor dün akşama dek ligde kaybettiği 10 maçın tamamında topa %60’tan fazla sahip olurken, Beşiktaş ise kazandığı 12 maçta topa %60’tan fazla sahip olmuştu.

Bu yüzden dün akşamki maç öncesinde en büyük muamma topun kontrolünün daha fazla kimde olacağıydı. Yalçın, Alanyaspor’un Fenerbahçe ve Galatasaray karşısındaki yenilgilerini kendisine örnek alabilirdi. İki takım da Alanyaspor’a karşı hem topu hem de skoru alamayacaklarını kabul etmiş, derin savunmaya ve kontrataklara dayalı bir oyun planıyla sonuca gitmişlerdi.

Ama son iki maçta kaybedilen beş puandan sonra takımdan bir tepki beklediğini söyleyen Yalçın, bu tepkiyi reaktif bir oyunla alamazdı. Her zamanki baskılı futbollarını bu maçta da oynamalılardı. Nitekim öyle de oldu. Beşiktaş ilk 15 dakikada rakibinin üzerine kâbus gibi çöktü. Bu arada bir duran toptan gol buldu ve üç şutu da direkten döndü.

Son maça göre Yalçın’ın elini güçlendiren ise bazı oyuncular vardı: Başta sağ kanatta Rachid Ghezzal’in dönüşü.

1970 Brezilyasının sahte dokuzu Tostao, verdiği bir röportajında o takımdaki rolünü “kolaylaştırıcı” olarak tarif eder ve şöyle der: “Jairzinho ve Pele gibi son derece agresif, şutör, daima gol atmaya hazır iki oyuncunun pasörlüğe daha yatkın bir üçüncü adama ihtiyaçları vardı. Ben onlar için bir kolaylaştırıcıydım. Onların gol atmalarına yardım etmeye çalışıyordum.”

Beşiktaş’ın kolaylaştırıcısı da Ghezzal. Aboubakar’ın yeniden futbola dönmesinde ve Larin’in ters kanatta bir arka direk golcüsüne dönüşmesinde onun vizyonunun payı büyük. Ama elbette onun da yardımcılara ihtiyacı var. Bu konuda da genellikle Atiba Hutchinson devreye giriyor. Kanadalı emektar, sahada neye ihtiyaç varsa ona dönüşüyor. Bazen defansif bir orta saha, bazen bir ikinci forvet, bazen de bir 10 numara. Nitekim dün akşam 10 numara olması gerekti ve oldu. Asistleriyle hat-trick yaptı. Sonunda bunu da yaptı.

İleri uçta ise Vincent Aboubakar’ın yokluğunda her ne kadar yeterli fizikî seviyede olmasa da en azından sırtı dönük oynamayı bilen Cenk Tosun vardı. Ghezzal ile ikisi, aynı zamanda Valentin Rosier ve Cyle Larin’in de kendi pozisyonlarına dönmesini sağladı.

Johan Cruyff, futbolda en güçlü on birin her bir oyuncunun kendisini en rahat hissettiği yerde oynadığı on bir olduğunu söyler. Beşiktaş’ın dün akşamki on biri de bu anlamda güçlü bir on birdi.

Ayrıca Oğuzhan Özyakup’un on bire dönüşünün getirdiği güzellikler de oldu. Öyle ki, Yalçın uzun süredir on birini bulmuş durumda. Tek bir oyuncu hariç: Atiba Hutchinson ve Josef de Souza’nın yanındaki üçüncü orta saha. Sezon başından beri bu oyuncu hep değişti. Bernard Mensah, Adem Ljajic, Dorukhan Toköz, Necip Uysal ve Oğuzhan Özyakup. Hiçbiri oraya yerleşemedi.

Dorukhan ya da Necip oynadığında fazla defansif bir üçlü ortaya çıktı. Mensah, Ljajic veya Oğuzhan’dan biri oynadığında ise onlardan beklenen yaratıcılık katkısı alınamadı. Ama dün akşam da görüldü ki, Oğuzhan galiba o üçüncü orta saha için en ideal seçenek. Hem hücumda çok daha iyi bir top kullanıcı hem de savunmada çok daha güvenilir bir pozisyon alıcı. Onun varlığı Ghezzal’i de çok rahatlatmış olsa gerek ki, maçın ardından Oğuzhan’ın performansını övme gereğini hissetti.

Skoru erken alan ve 80 dakika boyunca tabelada önde olan Beşiktaş’ın top hâkimiyeti ise belki ilk 15 dakikadaki kadar yüksek değildi. Fakat buna karşın golden sonra geriye yaslanmaya da kalkmadı. Alanyaspor’u agresif bir şekilde önde karşılamaya devam etti.

İlk yarının son otuz dakikalık bölümünde top %56 oranında Alanyaspor’un kontrolündeydi. Ama oyunun sadece %13’ü Beşiktaş’ın yarı sahasında geçerken, %33’ü Alanyaspor’un yarı sahasındaydı. Beşiktaş’ın şiddetli ön alan presi, Alanyaspor’un topla ancak kendi yarı sahasında oynamasına izin verirken, bu da çoğunlukla top kayıplarına neden oldu.

Nitekim Beşiktaş maç boyunca isabetli paslarının %61’ini rakip yarı sahada yaparken, Alanyaspor ise isabetli paslarının ancak %38’ini Beşiktaş’ın yarı sahasına taşımayı başarabildi.

Kale vuruşlarını mümkün mertebe kısa paslarla kullanmak isteyen Alanyaspor’da Marafona’nın prese yakalanmamak için uzun vurmak zorunda kaldığı toplar ise Beşiktaş’ın oyun anlamında elde ettiği en büyük zaferlerdi.

Elbette Alanyaspor’un Beşiktaş’ın baskısını aşıp savunmasını hazırlıksız yakaladığı ve net pozisyonlar bulduğu da oldu. Adam Bareiro ve Khouma Babacar’ın yerine daha iyi bir bitiricileri olsaydı bu pozisyonlarda Beşiktaş’ı cezalandırabilirlerdi. Ama bu Yalçın’ın seçtiği oyunun doğal bir sonucuydu. Ve getirdiği güzelliklerin yanında göze alınabilir bir riskti.

Önde ve baskılı oynayan her takım, arkasında geniş alanlar verir. Bu oyunu en üst seviyede oynayan takımlar da bu alanları bırakır. Mühim olan ise rakip takım kontratağa çıkma imkânı bulamadan tüm pas kanallarını kapatmaktır. Thomas Tuchel bunu, “Benim oyun anlayışım, bir pozisyon ihtimâli olduğunu stadyumdaki kimse anlamadan alanları kapatmaya dayalıdır,” diye özetler. Ama en üst seviyede dahi bunu yapabilmek çok kolay değildir.

Dün gece Bayern Münih, PSG kalesinin önünde olabilecek en yüksek şiddette bir baskı kurdu. 32 şut çekti, 12’sinde isabet buldu. Buna karşın kalesine sadece 6 şut çekebilen PSG’nin kontrataklarına boyun eğdi. Çünkü karşısında hız ve tekniğin birleşimi vardı: Kylian Mbappe ve Neymar. Bu sayede buldukları az sayıda pozisyondan üç gol çıkarabildiler.

Beşiktaş ise Bayern’in oynadığı futbolu elbette çok daha düşük bir seviyede oynayabiliyor. Ama temelde yapmaya çalıştığı şey aynı: Oyunu rakip yarı sahaya yıkmak ve rakibin kalesine mümkün olduğunca az gelmesini sağlamak.

Kazanır ya da kaybedersiniz. Ama bu tavır, dünyanın her yerinde büyük takım tavrıdır. Ve çoğunlukla kazandırır. Hatta kaybedildiğinde de kazandırır. Çünkü saygı uyandırır.