Haberler Canlı Skorlar
Beşiktaş

YORUM | Beşiktaş hem kazanıyor hem de gelişiyor

10:10 GMT+3 5.12.2020
Atiba Hutchinson Besiktas Kasimpasa 12/04/20
Başakşehir ve Fenerbahçe'yi hızlı hücumlarla yendiler. Dün akşam ise topa sahip olarak kazandılar. Beşiktaş ilgi çekici bir takıma dönüşmeye başladı.

YORUM | Onur Özgen @ozgenonur


Gaziantep’te alınan yenilginin ardından Beşiktaş’ın önünde çok zor görünen dört maçı vardı: Başakşehir, Fenerbahçe, Kasımpaşa ve Alanyaspor maçları. Genel kanı, siyah-beyazlıların bu dört maçta çok kötü sonuçlar alacağı ve şampiyonluk yarışına erkenden havlu atacağı yönündeydi. Ancak hayatta da futbolda da bazen beklenenin tam zıttında şeyler olur. Beşiktaş’ın son üç haftası da tam olarak öyleydi.

Yapılan analizlerde ise göz ardı edilen bir şey vardı: Beşiktaş’ın zorlandığı rakipler, çoğunlukla derin savunma yapan takımlardı. Buna karşın Beşiktaş’a karşı favori oldukları düşünülen bu dört takım da tam tersi profildeydi. Dolayısıyla siyah-beyazlılar Konyaspor’a, Gençlerbirliği’ne ya da Gaziantep FK’ye karşı bulamadığı alanları, bu defa bulabilirdi. Kendisinden zayıf takımlara karşı topa daha fazla sahip olup, dar alanda yaratıcı çözümler geliştirmekten ise kendisinden güçlü ya da kendisine denk güçteki takımlara karşı topun mülkiyetini biraz daha bırakıp, daha fiziksel bir oyunun içinde bulabileceği geniş alanlarda rakibine üstünlük kurmaya çalışmak, kendi özelliklerine çok daha uygun olabilirdi. Nitekim öyle oldu.

Süper Lig’in ilk sekiz haftasında topa en fazla hükmeden takım olan Beşiktaş’ın bu oranı, Başakşehir’e karşı %44, Fenerbahçe’ye karşı %40’tı ve iki maçı da yalnızca skor tabelasında değil, sahada da kazanmayı başardılar.

Ancak elbette Beşiktaş’ın kendisinden zayıf takımlara karşı yeniden topa hükmettiğinde yaşayabileceği üretim sorunlarını aşması gerekiyordu. Bu anlamda ilk sınav, Kasımpaşa maçı olabilirdi. Aslında ne Kasımpaşa’nın bu haftaya kadar oynadığı futbol ne de bir kez daha takımın başına geçen Fuat Çapa’nın sahaya sürdüğü on bir, Beşiktaş’a karşı kapalı bir futbol vadediyordu. Ama kulüp yönetimi, neredeyse her hafta bir antrenör değiştirdiği için takımın oynayacağı futbol hakkında iddialı öngörülerde bulunmak pek mümkün değildi.

Oussama Haddadi’nin yokluğunda aslen sol bek olan başka bir oyuncusu bulunmadığı için formasyon değişikliğine giden ve 3-4-3’ü tercih eden Çapa, genel olarak ofansif bir kadroyla sahaya çıkmıştı. Buna karşın savunma üçlüsünün sağında aslen bir sağ bek olan Florent Hadergjonaj, merkezinde ise aslen bir defansif orta saha oyuncusu olan Loret Sadiku vardı. Açıkçası bu kadronun derin savunma yapması pek iyi bir fikir olmayabilirdi. Ama ilk düdükten itibaren Beşiktaş’ı 5-4-1 şeklinde oldukça derinde bekleyen bir Kasımpaşa vardı. Her ne kadar 13. dakikada sakatlanan sağ kanat Gilbert Koomson’un yerine Kevin Varga’nın girmesinden sonra yeniden dörtlü savunmaya dönseler de genel oyun anlayışlarında bir değişiklik hiç olmadı. İlk 15 dakikada %74.8’lik bir topla oynama üstünlüğü elde eden Beşiktaş, bu üstünlüğünü maç boyunca devam ettirdi.

Beşiktaş’ta ise Kadıköy’den zaferle dönen on birden ikisi zorunlu üç değişiklik vardı: Kart cezalısı Cyle Larin’in yerini Kevin N’Koudou, sakatlığı bulunan Josef de Souza’nın yerini Dorukhan Toköz aldı. Başakşehir ve Fenerbahçe maçlarında Francisco Montero ile uyumlu bir görüntü çizen Necip Uysal ise Sergen Yalçın’ın tercihiyle sağ stoperdeki yerini Welinton’a bıraktı.

Açıkçası üç değişiklik de Beşiktaş’ı olumsuz olarak etkiledi. Necip’in hem savunmacılığı hem de geriden oyun kuruculuğu Welinton’un önündeydi. Sol kanattan ceza sahasını çoklayan ve Vincent Aboubakar’ın açtığı alanlar sayesinde siyah-beyazlıların gole en yakın oyuncusu olan Larin’in rolünü daha fazla çizgide kalan N’Koudou üstlenemedi. Josef’in boşluğunu ise Dorukhan ve Atiba Hutchinson birlikte doldurmaya çalıştı. Bazen Dorukhan savunma önünde kaldı, Atiba ileri çıktı; bazen Atiba bekledi, Dorukhan gitti. Ama iki oyuncu da Josef’in savunma önündeki verimliliğinden uzaktı.

Dorukhan, sezon öncesinde Sivasspor ile yapılan hazırlık maçında da savunma önünde tek pivot olarak kullanılmış ve kaptırdığı bir topun ardından gördüğü kırmızı kartla bu rolün oyuncusu olmadığını göstermişti. Dün akşam da bunu birçok defa tekrarladı. Bu anlardan biri olan 25. dakikada ileriye doğru oynayabilecekken, rakibin baskısı altındaki kalecisi Utku Yuvakuran’a bir geri pas yollayıp, Utku’yu topu taca göndermek zorunda bırakınca Yalçın’dan fırça yedi.

Atiba ise ilk bakışta Josef’in yokluğunda savunma önü için en uygun oyuncu gibi dursa da aslında bu “yeni Atiba” için pek geçerli değil. Her ne kadar pek hissettirmese de, Atiba artık 37 yaşında ve bu yaşının bir gereği olarak eskisine göre çok daha az fiziksel bir oyun oynuyor ve bunun yerine zekâsını her zamankinden fazla ön plana çıkarıyor. Bu yüzden hücumda hiç olmadığı kadar fark yaratırken, savunma önünde olduğunda ise Josef’e göre çok daha yumuşak kalıyor ve o bölgenin agresifliği bir hayli düşüyor. Dolayısıyla Yalçın’ın Josef’in alternatifi olarak Dorukhan’ı görmesi bu anlamda çok tuhaf değil. Fakat bu rolde Dorukhan’ın da verimi düştüğü için Josef’in olmadığı maçlarda savunma önünde çift pivota dönmek en mâkûl seçenek olabilir.

Siyah-beyazlıların dün akşam bilhassa ilk yarıda yaşadığı başka bir sorun ise merkez orta sahanın diğer parçası Bernard Mensah’tı. Orta üçlüdeki en ofansif oyuncu olarak görünen, dolayısıyla merkezdeki yaratıcılık ihtiyacını da en başta gidermesi gereken isim olan Mensah, buna karşın Beşiktaş’ın Welinton ile birlikte top ayağındayken en güvenilmez oyuncusu.

Ganalı oyuncudan savunma arkasına derin paslar yollaması ve takımını gol pozisyonlarına sokması beklense de en basit pasları dahi veremiyor. Bu top kayıpları ise Beşiktaş’ın hücumdaki üretimini sınırlarken, aynı zamanda rakip için de hızlı hücum fırsatlarına dönüşebiliyor. Dün akşam bu anların en somut örnekleri, 31. dakikada birkaç metre yanındaki Atiba’ya gereğinden fazla yüksek şiddette verdiği pas ve 45. dakikada yine aynı yerden ve aynı mesafedeki Dorukhan’a bu defa gereğinden fazla düşük şiddette verdiği pas yüzünden oluşan top kayıplarıydı.

Buna karşın yazının başında da söylediğimiz gibi, futbolda sık sık beklenmedik şeyler olur. Tıpkı ilk yarının açık ara en kötü oyuncusu Mensah’ın golüyle Beşiktaş’ın devreyi son anda önde kapatması gibi. Ama elbette golün esas kahramanı, geçen hafta Mauricio Lemos’u olduğu gibi dün akşam bire birde yakaladığı Sadiku’yu da çok kolay geçen ve N’Koudou’nun sol kanatta bir türlü yapamadığı şeyi yapan Aboubakar’dı.

Bu gol, maçın bütün seyrini değiştirdiği gibi Beşiktaş’ın ihtiyaçlarını da değiştirdi. Şayet devre arasına golsüz eşitlikle girilseydi, Yalçın’ın belki de ilk değiştirmesi gereken oyuncular Mensah ve N’Koudou olacaktı. Beşiktaş’ın rakibinin derin savunmasına karşı Rachid Ghezzal ile birlikte arkada da bir "inceciye", yani Oğuzhan Özyakup’a ihtiyacı vardı. Öte yandan Larin’in sol kanatta bıraktığı forvet boşluğunu dolduramayan N’Koudou’nun yerine de Güven Yalçın düşünülebilirdi. Ama soyunma odasına 1-0 önde girilince, bu iki oyuncu bir anda takımda en çok sahada kalması gereken isimlere dönüştü. Zira ikinci yarıda Kasımpaşa’nın daha fazla Beşiktaş’ın üstüne gelebileceği düşünülürse, Mensah ve N’Koudou’nun hızlarına ihtiyaç olacaktı.

Fakat sahada işler yine beklenildiği gibi gitmedi. Hadergjonaj’ın ikinci yarının başında gördüğü kırmızı kart, Kasımpaşa’nın ilk yarıdaki kapalı oyununu aynı şekilde sürdürmesine neden oldu. Buna karşın Beşiktaş, bir kişi eksik rakibine karşı rakip yarı sahaya çok daha iyi yerleşti, topu çok daha sabırlı ve bilinçli bir şekilde dolaştırdı, daha fazla hareket ettirdiği rakibinin verdiği boşlukları ise çok daha iyi değerlendirdi.

Bu organize set hücumlarından biri 58. dakikadaydı. Siyah-beyazlılar yaklaşık bir dakika boyunca rakip yarı sahada topu düşük bir tempoda dolaştırdı ve 18’inci pasın sonunda Aboubakar’ı ceza sahasında müsait bir pozisyonda bulmayı başardı. Netice olarak Aboubakar’ın şutu kalecide kalsa da Beşiktaş kapalı bir savunmaya karşı nihayet olması gerektiği gibi hücum etmişti.

Nitekim ikinci ve üçüncü gollerin arkasında da aynı şeyler vardı: İyi bir yerleşim, sabırlı ve bilinçli paslaşmalar ve ısrarla en doğru seçeneği aramak. Elbette iki golde de kilidi açan başlıca şey Ghezzal’ın dar alandaki üstün oyun görüşüydü. Ama öncesinde birçok iyi işlenmiş pas örgüleri vardı. Dolayısıyla bu iki gol, Beşiktaş’ın üzerine rahatlıkla bir gelecek kurabileceği goller olarak nitelenebilir. Siyah-beyazlıların bu iki gole sıkı sıkıya tutunması ve o golleri atmak için izlediği yöntemi sezon boyunca aklından çıkarmaması gerek. Zira futbolda bir takımın önüne çıkan sorunları çözebilmesi için öncelikli ihtiyacı bir yöntem bulmaktır. Ve Beşiktaş bu golleri tesadüfen atmadıysa, nihayet o yöntemi bulmuş olabilir.

Geçtiğimiz iki haftada kontratak temelli bir oyunla sonuca ulaşan Yalçın’ın öğrencileri, dün akşam ise topun mülkiyetini bırakmadan hedefe ulaşmayı başardı. Başka bir deyişle, birden fazla şekilde kazanabildiğini gördü. Bu da Beşiktaş’ta taşların yavaş yavaş yerine oturduğu anlamına geliyor.

Yalçın’ın bundan sonra iyileştirmesi gereken başlıca iki şey var: Birincisi; derin savunmalara karşı 0-0’ı daha iyi oynamak ve bu doğrultuda elindeki yetenekli oyuncu sayısını artırmak. Ghezzal açık bir şekilde aynı dili konuşabildiği “suç ortaklarına” ihtiyaç duyuyor. Arkasındaki Valentin Rosier ile uyumu hiç fena değil. Ancak sahayı onun gördüğü gibi görebilen ikinci bir göze daha gereksinim var. Bu isim ya Adem Ljajic ya da Oğuzhan Özyakup olabilir. Ljajic belli ki geri dönmeye pek niyetli değil, ama Oğuzhan’ın verdiği sinyaller futbolu bir hayli özlediğini gösteriyor. Belki de Yalçın’ın bilhassa bu tip maçlarda onun topla yapabileceği şeylere, Mensah’ın neredeyse tek numarası olan driplinglerinden daha fazla güvenmesi gerekiyordur.

İkinci olarak ise bu sezon sekiz hafta daha uzatılan ligde her oyuncuya daha fazla ihtiyaç olacağı için rollerin daha iyi belirlenmesi gerekebilir. Örneğin dün akşam Josef’in alternatifinin Dorukhan, Larin’in alternatifinin N’Koudou olmadığı görüldü. Bu durumda Yalçın ya bu oyunculara başka bir alternatif bulacak ya da oyuncular değiştiğinde onlara uygun başka bir oyun kuracak.

Peki dün akşam maçın son dakikalarını iyiden iyiye santrfor olarak bitiren ve maç boyunca 10 defa rakip ceza sahasında topla buluşan Atiba mı? Evet, o konuda Sergen Yalçın’ın da yapabileceği bir şey yok. Çünkü eşi benzeri olmayan bir oyuncudan söz ediyoruz.