Haberler Canlı Skorlar
Şampiyonlar Ligi

YORUM | Bayern Münih'i yenmek mümkün mü? Nasıl yenilir?

09:30 GMT+3 20.02.2018
FC Bayern DFB Pokal 1217
Beşiktaş'ı son iki sezondur iki takım geriye yaslayabildi: Napoli ve Leipzig. Ve Beşiktaş bu iki takımdan 10 puan aldığı için şu an Bayern'in rakibi.

YORUM | Onur Özgen @ozgenonur

Normalde, bir Türk takımının Şampiyonlar Ligi’nde Bayern Münih ile eşleşmesinin ardından Bayern hakkında bir analiz yazısı karalamak anlamsız gelebilir. Çünkü ortada zaten herkesin izlediği bir takım ve bildiği oyuncular vardır. Ama bu sezon Bundesliga’nın Türkiye’de yayıncısı olmadığı için, Bayern’in herkes tarafından izlendiği maçlar Şampiyonlar Ligi grubunda PSG’ye karşı oynadığı iki maçla sınırlı kaldı. Dolayısıyla Bayern’in ne durumda olduğunu biraz irdelemek gerekebilir.

Açıkçası Beşiktaş, başında Jupp Heynckes’in olmadığı, sezon başındaki Bayern ile eşleşmiş olsaydı, bu yazı çok daha umutlu cümleleri içinde barındırabilirdi. Günah keçisi ilân edilen Carlo Ancelotti, Bayern’deki sorunların sadece en görünen yüzüydü. Esas sorun yönetim katında başlıyordu.

Vergi kaçırma suçundan tutuklanan Uli Hoeness’in hapisten çıkıp yeniden kulübün başına geçmesinin ardından Bayern’de son iki yılda çok ciddi ayrılıklar yaşandı. Örneğin geçtiğimiz sezonun başında futbol direktörü Matthias Sammer’in ayrılışı, bu sezonun başındaysa Pep Guardiola döneminde kulübe kazandırılan, altyapı, scouting ve transfer departmanlarının başındaki isim olan Michael Reschke’yi Stuttgart’a kaptırmaları, Bayern için çok önemli iki vizyon kaybıydı.

Takımdan da emekli olan Philipp Lahm ve Xabi Alonso gibi iki tecrübenin ve oyun aklının çıkması, yeri doldurulması çok zor olan bir diğer kayıplardı. Tüm bunların üzerine Ancelotti’nin takımın ağır toplarıyla yaşadığı sıkıntılar ise Bayern için bir “nerede kalmıştık” hikâyesini zorunlu kıldı ve Heynckes dördüncü kez takımın başına geri döndü. Açıkçası Bayern’i sezon başında içinde bulunduğu durumdan başka birinin çıkarabilmesi de çok zor görünüyordu.

Sezon başında ligde Dortmund’un 6 puan gerisine düşmüş, Şampiyonlar Ligi’nde PSG’den üç yemiş bir takım için ligde sonraki 16 maçından 15 galibiyet çıkarmak aslında bir mucize olarak nitelendirilebilir. Fakat kariyeri boyunca basitliği ve sadeliği temsil etmiş ve belki de bu gösterişsizliği yüzünden hak ettiği değeri görememiş Heynckes için, normal bir durum.

Heynckes bir mucize yaratmadı. Sadece Ancelotti’yle kavgalı oyuncuları yeniden bir hedefin etrafında birleşmeye ikna etti. Az şey mi? Asla. Ama anormal olan Bayern’in sezon başlangıcıydı, 16’da 15 yapması değil. Heynckes yalnızca işlerin normale dönmesini sağladı.

Bunu nasıl yaptı? Birincisi oyuncularla barıştı. İkincisi bir oyun standardı getirdi. Örneğin, Heynckes’ten sonra rakipler dahil herkes Bayern’in sahaya 4-3-3 çıkacağını biliyor. Üçüncüsü, bu standart oyuna herkesin katkı vermesini sağladı. Bir başka deyişle rotasyonu çok ustalıkla kullandı.

Sadece kadro genişliğini iyi kullanmakla da kalmadı, aynı zamanda her oyuncuyu farklı pozisyonlarda da kullandı. Bir maçta Bayern’in orta sahasını geride Arturo Vidal’in tuttuğunu, önlerinde Thomas Müller ve James Rodriguez’in oynadığını gördüysek, diğer maçta Müller’in sağ kenara gittiğini, orta sahanın Sebastian Rudy, Corentin Tolisso ve Thiago Alcantara’dan oluştuğunu izledik.

Elbette bunda Bayern’in çok yönlü ve futbol bilgisi yüksek oyunculardan kurulu olmasının da etkisi var. Bunu Bayern'in başına ilk geçtiğinde Ancelotti de söylemişti: “Takımın futbol bilgisi çok yüksek. Bayern’deki oyuncuların bunu Guardiola’yla geliştirdiklerini düşünüyorum. Son üç yılda oyunla ilgili çok şey öğrenmişler. Şimdi de ben o bilgilerle yeni bir şeyler yapmaya çalışıyorum.”

Yapamadı. Açıkçası Guardiola’dan sonra Ancelotti, Bayern’li oyunculara biraz hafif geldi. Guardiola döneminde Bayern, rakiplerine adeta “öldürülemez” olduğunu hissettirirdi. Merkezde o kadar tempolu bir şekilde paslaşırlardı ki, buradaki esas amaç Guardiola’nın da belirttiği üzere, “topu değil rakibi hareket ettirmekti”. Bir diğer deyişle, rakibin topa bakmasını sağlamak, hatta rakibi pasla hipnoz edip hedefe, yani gole gitmekti. Rakibin topa baktığı an, alanını kaybetmesi ve birkaç saniye içerisinde topu ağlarında görmesi demekti. Şu an Manchester City’nin rakiplerine yaptığının kısaca özeti de bu.

Ama Bayern hâlâ Guardiola’nın üzerlerinde bıraktığı izleri koruyor. Hâlâ Avrupa’nın topa en fazla sahip olan (%65.6) ve maç başına hücum bölgesinde en fazla isabetli pas yapan (158) üçüncü takımı Bayern. Dolayısıyla, hâlâ pasla rakiplerini hipnoz etmeye devam ettiklerini söyleyebiliriz.

Fakat Guardiola döneminden olumsuz anlamda bir farkları var. Guardiola’nın başında olduğu takım, şu anki takımdan çok daha deliciydi. Öyle ki, 2013-14 sezonunda Bayern, Avrupa’nın beş büyük liginin maç başına en fazla başarılı dripling yapan takımıydı (20.7). Bu sezonki Bayern’in maç başına dripling sayısıysa 8.1’e kadar geriledi ve dolayısıyla Bayern, 98 takımın bulunduğu beş büyük ligde bu konuda 72. sıraya kadar düştü.

Bunun en önemli nedeni de, Guardiola dönemindeki Bayern’in en fazla dripling yapan oyuncuları Franck Ribery ve Arjen Robben’in artık 34 yaşına gelmeleri ve hem sık sık sakatlıklarla boğuşmaları hem de eski tempolarında olmamaları. Ribery’nin 2013-14’te maç başına başarılı dripling ortalaması 5.8’di, bu sezon ise 0.7’ye kadar düştü. Aynı şekilde 2014-15’te maç başı 4.4 başarılı dripling ortalaması yakalayan Robben’in bu ortalaması da bu sezon 1.0’a kadar geriledi.

Aslında Guardiola takımdaki son sezonu olan 2015-16’da bu durumun farkına varmış ve Robben ile Ribery’nin yerine daha genç tohumlar ekmişti: Kingsley Coman ve Douglas Costa. Fakat Guardiola’nın takımdan ayrılmasının ardından iki oyuncu da beklenen etkiyi yaratmaktan bir hayli uzakta kaldı. Bu yüzden Costa, Juventus’a gönderildi; tam tersine Juventus’tan bonservisi alınan Coman ise hâlâ Bayern’in anahtar oyuncusu olmayı başaramadı. Dolayısıyla Bayern’in iki kanatta da hâlâ en çok güvendikleri isimler Robben ve Ribery.

Her ne kadar hem teknik hem de dinamik oyunculardan oluşan orta sahası ve ceza sahasında Avrupa’nın beş büyük liginde en az 35 isabetli şutu olan forvetler içerisinde gol yüzdesi en yüksek beşinci oyuncu olan Robert Lewandowski (%22.7) sayesinde Bundesliga’da sıkıntı yaşamasalar da, bazı sorunlara takıldıkları birkaç maç oldu.

Bundesliga’daki son 16 maçın 15’inde tabiri caizse önüne geleni vurup geçti Bayern. Sadece birinde kaybettiler. O da Heynckes’in efsane olduğu Borussia Mönchengladbach deplasmanında. Bu maçın, üçüncü haftada Ancelotti varken kaybedilen Hoffenheim deplasmanıyla ise bir ortak yanı vardı: Bayern bu iki maçta, sezonun en çok orta yaptığı iki maçını oynadı. 2-1 kaybettiği Gladbach maçında 46 orta, 2-0 kaybettiği Hoffenheim maçındaysa 44 orta yaptı.

Bu iki maçta Hoffenheim daha çok önde basmış, Gladbach ise daha derinde savunma yapmıştı. Ama iki takımın da ortak noktası aynıydı: Merkezi kapat ve orta yapmaya yönlendir.

Bayern’in topla adam eksilten oyuncu eksikliği, bu maçlarda iyice ortaya çıkmıştı. Rakipleri merkezden pasla delemeyince, elindeki yüksek ortalamalı dripling yapabilen oyuncu sayısı da yeterli olmadığı için, mecburen kenar ortalarına yönelmiş ama iki rakibin savunma oyuncuları da neredeyse bütün yüksek topları savuşturmuştu. Hoffenheim’in geri üçlüsü Bicakcic, Nordtveit, Hübner toplam 21 topu uzaklaştırırken; Gladbach’ın savunma oyuncuları Vestergaard ve Elvedi’nin ise 18 uzaklaştırması vardı.

Ve iki takım da ilerde atletik özellikli oyuncularla sonuca gitti: Steven Zuber, Andrej Kramaric, Thorgan Hazard, Lars Stindl, Rafael gibi... Demek ki Beşiktaş’ın Bayern’in puan kaybettiği maçlara baktığında yapması gerekenler belli: Birincisi merkezi üçleyerek kalabalık tutmalı, bu üçlüyü de topa sahip olduğunda pas yüzdesi yüksek, top rakipteyken ise diri ve alanını kaybetmeyecek oyunculardan seçmeli.

İkincisi maçın büyük bölümünde derin savunma yapması ve Bayern’i kenar ortalarına yönlendirmesi gerekeceği için yüksek topları savuşturabilecek stoperler seçmesi gerekir.

Üçüncüsü Bayern arkasında geniş alanlar vererek oynayacağı için o alanlara sızabilecek koşuları yapabilecek ve bulunan pozisyonlarda da gol yüzdesi yüksek hücumcular tercih edilmeli. Tüm bu anlattıklarımızdan ise Bayern’e karşı ideal onbir olarak şöyle bir sonuç çıkabilir:

Beşiktaş, Süper Lig’de derin savunma yapmaya alışık bir takım değil. Son iki sezonda Avrupa’da da iki takıma karşı geriye yaslanmak zorunda kaldı: Napoli ve Leipzig. Ve bu iki takıma karşı oynadığı dört maçta 10 puan kazandı. Sonuç olarak muhteşem. Ama oyuna baktığımızda, iki takıma da sayısız pozisyon verdi. Özellikle ilk maçta Dries Mertens ve ikinci maçta Timo Werner bulduğu net pozisyonlardan yararlanamadı. Ama aynı pozisyonlar Lewandowski’ye verilirse, neler olacağını düşünmek istemeyiz. Ancak ne olursa olsun, Beşiktaş, o Napoli ve Leipzig'den 10 puan alabildiği için şu an Bayern'in rakibi. Allianz Arena'da bunu unutmamalı.

Siyah-beyazlıların Slaven Bilic dönemini de eklersek son dört sezonunda çok önemli Avrupa deneyimleri oldu. Feyenoord, Arsenal, Tottenham, Liverpool, Benfica, Napoli, Olympique Lyon, Porto, Leipzig ve Monaco’nun ardından, bu defa ilk kez en üst seviyede bir takımla kendisini test edecek. Sonuç ne olursa olsun, Beşiktaş’ın böyle bir deneyime ihtiyacı vardı. Bayern eşleşmesinde öğrenecekleri, gelecekte daha büyük başarıların kazanılmasında işine çok yarayacak.