Haberler Canlı Skorlar
Dünya Kupası

YORUM | Akıl Fransa'dan, gönül Hırvatistan'dan yana

11:50 GMT+3 15.07.2018
GFX Kylian Mbappe Luka Modric World Cup 2018
Turnuvanın parlayan yıldızı Mbappe mi, büyük kaptan Modric mi? Aklımız Fransa'yı, gönlümüz Hırvatistan'ı işaret ediyor. Ama önce futbol kazansın.


YORUM | İbrahim Altınsay

Finalin manşetleri şimdiden yazıldı bile. Fransa kazanırsa, Euro 2016 finalindeki hüsrandan sonra başlarını dik tutmuş olacaklar. Son 20 yılda üç final oynayıp iki kupa kaldıracaklar. Hiç de fena değil.

Hırvatistan kazanırsa hikâye daha ilginç. İlkler üzerinden yazılacak çünkü. Ülke iç savaştan çıkalı 20 yıl bile olmadı. Uruguay’ı saymazsak 4.5 milyonluk bir ülke ilk kez Dünya Kupası’nı götürecek evine. Fransızlar dışında herkes onları destekliyor. Mutluluk yayacaklar beş kıtaya.

Aslında bunlar birer veri. Kayıtlara geçilecek ve 2018 bunlarla hatırlanacak.

Oysa oynanacak daha 90, olmadı 120 dakika var. Sayısız an var. Bu anlara göre gelişecek pozisyonlar, hareketler, umutlar, sevinçler, üzüntüler var. Ligler başlayınca maç bombardımanı altında unutacağız herhalde ama şimdi o anların keyfini çıkarmanın vakti.

Kaybetmeden kazanmak

Kısa bir bakış atarsak bu kupada üç tür takım gördük:

Yama takımlar: Bir şekilde toplanmış oyunculardan oluşan, uyum ve akışkanlıktan yoksun takımlar. Almanya mesela, 2014’teki zafere takılmış, eskiyen yerlere yama yapmış görünümdeydi. İspanya da son anda başa geçirilen teknik direktör Fernando Hierro’nun kafa karışıklığının kurbanı oldu. Arjantin ise Jorge Sampaoli’nin oyun anlayışını uygulayacak en olmadık kadroyla sahaya çıkmanın...

Statik takımlar: Futbol ders kitaplarındaki gibi sahaya dizilen ve değişkenlik göstermeyen takımlar... İsveç, İzlanda, İsviçre, Sırbistan gibi. Zaten yılda birkaç  kez bir araya gelen futbolculardan daha fazlası da beklenemezdi ama söylemek gerek ki pek sıkıcıydılar.

Dinamik takımlar: Maç öncesinde dizilişlerinin tam belirlenemediği takımlar. Oyunun her anına göre oyuncuların yerlerinin değiştiği, o anda etkin alana daha fazla oyuncu sokan ve seçenekler yaratan takımlar…

Potansiyel olarak Brezilya böyle oynayabilecek bir takımdı ama Meksika maçının son 10 dakikası dışında defansif orta alan takıntısının ve Neymar’ı “ehlileştirememenin” bedelini ödediler... 2014’te değişkenlik anlamında çıkış yapan Latin ve Orta Amerika takımları pek gelişme gösteremediler. Turlar ilerledikçe defansa çekildiler.

Belçika’nın Brezilya’ya karşı oynadığı futbol, rakibi de hesaba katan son derece değişken bir oyundu. Kitabı yazılabilirdi. Ama aynı takımın Fransa karşısında oynadığı ve demode baklava orta sahaya döndüğü oyun da “yapılmayacaklar” ders kitabı olabilirdi.

Hibrit futbol

Zaten elemeli turların kaderi bu. Dinamik oynayabilecek takımlar bile turlar ilerledikçe kaybetmemeyi esas alan statik bir oyunla başladılar maçlara. Skorun durumuna göre kazanmayı esas alan dinamik oyuna geçtiler. Kimi yorumcular haklı olarak buna pragmatizm diyor.

Yarı-dinamik, yarı-statik oyunu en iyi uygulayan dört takımın yarı finale kalması bir rastlantı olmamalı. Ayrıca bu dört takım, zaman zaman geçen sezon büyük liglerde oynanan ileri futbol düzeyine de yaklaştı. Real Madrid’den, Barcelona’dan, Manchester City’den, Liverpool’dan ve Tottenham Hotspur’dan fragmanlar sundu.

Bir tür “Premier Lig Yabancılar-Yerliler” maçına dönen üçüncülük maçında iki hoca da Premier Lig’den bayağı kopya çekti ama sonuçta teknik becerileri ve taktik algıları daha iyi olan kadro kazandı.

Final ise Bundesliga, Seria A ve Ligue 1 destekli bir “La Liga kapışması” olacak. Bu açıdan bakarsak; kupada oyun kurucu kaleci görmedik pek. Fransa ve Hırvatistan kalecileri de üzerlerine düşeni yaptılar şimdilik ama Danijel Subasic’in seri penaltılardaki performansı dışında atağa da pek katkıda bulunmadılar.

İki takımın ortalama pozisyonlarına bakıldığında en geride iki stoperin kaldığını görüyoruz. Fransızlar oyun kuruculuğa soyunmuyor pek. Üstelik Samuel Umtiti zaman zaman garip hareketler yapıyor. Hırvatistan’da ise takım yenikken, Premier Lig görgüsüyle Dejan Lovren, bayağı karşı alana geçip geriden atak başlattı.

Aslında 2018’den kanat beklerin parladığı kupa olarak söz edebiliriz. Dış yarım alanları tamamen kullanan, duruma göre de sağ haf, sol haf bölgesine giren bu oyunculara artık bek dememek gerek. Hemen akla Kieran Trippier ve Thomas Meunier geliyor. Fransa’da da Benjamin Pavard ve Lucas Hernandez. Kupanın en büyük keşfi ve Didier Deschamps’ın da ilk artısı, yoktan çıkartıp mavi formayı giydirdiği bu futbolcular. Hırvatistan’da ise Sime Vrsaljko ve Ivan Strinic biraz da oyun anlayışları gereği hep çizgiye yakın.

Statik-dinamik geçişkenliği takımların orta alanında... Fransa’da N’Golo Kante orta direk ya da her topa yetişen acil yardım gücü. Paul Pogba şaşırtıcı biçimde takıma ve taktiğe uyum sağlamış gözüküyor. Bu da Deschamps’ın ikinci artısı...

Sağlamcı Deschamps, defansif Uruguay’a karşı bekleri Kante’nin yanına çekip Corentin Tolisso ve Pogba’yı “yarım alan”lara sol iç ve sağ iç olarak ileri sürdü, forveti beşledi. Ama Belçika karşısında Blaise Matuidi ve Pogba’yı Kante’nin yanına geriye çekti. Böylece Belçika’yı sete zorlayıp yavaşlattılar. Uruguay’a karşı 31’i dikine olmak üzere 70’e yakın pas yapan Pogba, Belçika maçında defansif yanıyla öne çıktı, Marouane Fellaini’yi sahadan sildi. Matuidi de bütün geçişleri başlattı. Fransa’nın Belçika maçındaki ortalama pozisyonlarına baktığınızda ortadaki “beşli zigzag hattı”nı net görürsünüz. Fransa’da değişkenlik Pogba ve Matuidi üzerinden gelişiyor esas olarak. Aklınıza 1998’i kazanan Patrick Viera (Christian Karambeu) - Deschamps – Emmanuel Petit üçlüleri geldi değil mi? ”İki onsekiz arasında savaşkan orta saha” kavramını literatüre sokmuşlardı.

Hırvatistan’da da Zlatko Dalic takımın kapasitesine göre ve herhalde deneyimli oyunculara da danışarak sade bir oyun düzeni belirlemiş. Grup maçlarında, kapananzayıf takımlara karşı savunma önüne 10 numara kökenli Luka Modric ve Ivan Rakitic’i koydu. Benim gibi, “savunma gol yememek için değil topu bir an önce kazanıp gol atmak için yapılır” düsturunun savunucularının gözlerini yaşarttı.

Topu bırakıp sette bekleyen takımlara karşı da ikilinin arasına çok yönlü Marcelo Brozovic’i yerleştirdi. İngiltere maçının ortalama pozisyonlarına baktığınızda bu üçlüyü, orta çizgi üstünde ve birbirine eşit uzaklıkta görebilirsiniz. Sürekli hareket halindeler, birbirlerine geriden oyun kuracak alan açıyor ve top kullanacak zaman yaratıyorlar. Bu üçlü merkezden, çizgide yer alan beklere ve açıklara çapraz toplar çıkıyor. Set savunmalarını çözen sihir de bu derin oyun kuruculuk olmalı.

Eğer adınız Modric ise bütün sahayı radar gibi tarıyorsunuz. Xavi Hernandez izliyorsa mest olmuştur. Her yere girip sorumluluk alan, bir an oyundan kopmayıp arkadaşlarını da oyuna sokan “maestro” Modric, bu kupayla birlikte büyük oyuncuların arasına çoktan girdi. Üç maçta geriden gelip turu geçmek için “büyük kaptan” olmak gerek zaten.

Hırvatlar topu kaybettiklerinde de anında baskıya geçiyorlar. Şu ana kadar “gegenpressing”i en hevesli yapan takım olarak gözüktüler. Belki de Danimarka, Rusya ve İngiltere maçlarında geriye düştükleri için oyun da bunu gerektirdi.

Gelelim forvete... Fransa, Antoine Griezmann, Kylian Mbapbe ve benim yıldız adayım Ousmane Dembele’yle başladı kupaya. Dembele çaylaklığı aşamayınca ortaya istasyon olarak Olivier Giroud’u koydu Deschamps. Mbappe genellikle sağda ama Griezmann her yerde özgür forvet olarak oynuyor. Böylece, özgür ve değişken oyunculuğun kitabını yazıyor. 2016 Fransa’sı ile 2018 Fransa’sının en belirgin farkı ise Mbappe’nin varlığı... Bence bu kupanın parlayan yıldızı o.

Hırvatistan’da ise açık oyuncuları Ante Rebic ve Ivan Perisic yine çapraz uzun toplar yüzünden çizgiye yakın bekliyorlar ama içeri dalışları da çok güçlü. Mario Mandzukic ile ve sonradan oyuna girebilecek Andrej Kramaric ile baş etmek de bayağı zor.

Genelde iki takım da ileri lig takımlarında gördüğümüz 2-3-2-3 gibi diziliyorlar oyun içinde. Hatlar birbirine çok yakın, iç içe geçmiş W-W...

Taktik çeşitlemelerde de uyumlular. Fransız forvetler hareketli, Hırvat forvetler güçlü... Her maç umulmadık biçimde geçer ama orta alanda kendine alan ve zaman yaratan oyuna egemen olur, geçişleri etkili yapar gibime geliyor. 

Modricizm

İşin bir de mental yönü var. Fransa yıllardır altyapıya ve göçmen çocuklarına yaptığı yatırımın karşılığını alıyor. 1998’de milli marşı söyleyemeyenler şimdi bayağı içten söylüyor. Yılların getirdiği zihinsel uyum müthiş. Lig takımı gibiler. Deschamps belli ki mutlak otorite. Ne de olsa kupayı kaldırmış bir kaptan. Takımı her maça aynı onbirle çıkarması, değişikliklerin bile aynı olması bir başka artısı... Fransa sakin, özgüvenli ve böylece maça egemen oluyorlar.

Hırvatistan yeni bir ülke ama başarılı olmadığı spor dalı yok. Eğitim sporla iç içe. 1960’lardan başlayan bir altyapı çalışmasının ürünü bu final. Üstelik iç savaşın anıları taze. Zorluk ne biliyorlar, baş etmesini de; sabırla, sakin bir inatla ve kendilerine güvenerek... Dalic ve deneyimli oyuncular kolektif bir yönetim oluşturmuşlar gibi. Yeter ki bütün heveslerini İngiltere’yi elerken tüketmiş olmasınlar.

Futbolsever olarak benim için olay tamamen duygusal. 1990’dan sonra, 1998 ve 2002 hariç, hiç tadı yok finallerin. Gol ortalaması 1.4 imiş. Son iki final uzatmalarda atılan tek golle bitti.

Futbol zevkimiz tatmin olsun istiyorum açıkçası. Aklım Fransa diyor, gönlüm Hırvatistan... Hepsinden öte Modric’ciyim. Şampiyonlar Ligi’nden sonra Dünya Kupası kaldıracak olmasından değil. Yıllarca anlatılacak büyük bir sporcu olmasından.