Haberler Canlı Skorlar
Süper Lig

GOAL #TBT | Baki Mercimek: Türk futbolu için kopyala yapıştır yapmak yerine biraz emek ve yatırıma ihtiyaç var

13:18 GMT+3 28.06.2018
Baki Mercimek
Beşiktaş'ın adına besteler yazılan eski stoperi Baki Mercimek, Ufuk Kaan Karacan ile geçmiş ve gelecek üzerine bir sohbet gerçekleştirdi.

Şu kadar yazsam yeterli olur bence: Ne bir lokma ekmek, ne bir kızı sevmek; seviyoruz seni Baki Mercimek. Onun futbolu çok tartışıldı, ezeli rakip taraftarları çok sataştı (ki bu Baki için hiç sorun değildi. ) ama insani yönüne kimse tek laf etmedi. Edemezdi de... Acun Ilıcalı’nın futbol aşkımızı körüklediği televizyon futbol turnuvası sonrası buluşmuştuk Baki Mercimek ile. Ve geçmişe dönerek kendi hikayesine bir yolculuk yapmıştık. Umuyoruz ki ilginizi çekecektir.
 
Ufuk Kaan Karacan:  Baki Mercimek Beşiktaş forması giydi sonra Bugsaş’ta oynadı en son, Bugsaş’ta oynarken de Beşiktaş özlemi, hasreti ve onun kıymetini bilme vardı. Belki insanlar o etkiyi alıp duygusallığı hissettiler ve adın Beşiktaşlı Baki olarak kaldı.
 
Baki Mercimek: Kesinlikle hissettiler. Çünkü benim Beşiktaş’a gelmeden önce de bir futbol kariyerim vardı, birkaç takımda daha oynamıştım. Beşiktaş’tan sonra da hayat devam etti, hayat sona ermiyor sonuçta futbolculuk bitmiyor. Premier Lig’de iki sene oynamış olan, Hollanda’da yetişmiş olan ve uluslararası platformda bu heyecanı tatmış biri olarak; gerçekten Beşiktaş’ın taraftarının çok farklı olduğunu söyleyebilirim. Bütün taraftar grupları ve futbolseverler de bunu kabul ediyordur.


 
UKK: Kendinizi yetersiz hissettiğiniz, pişmanlık yaşadığınız zamanlar oldu mu ?
 
Baki Mercimek: Kendimi futbolcu olarak yetersiz hissettiğim zamanlar da oldu, o zamanlar genelde bazı şeylere tepkisiz kaldığımda oldu. ‘’Keşke bazı konularda tepki verseydim’’ dediğim zamanlar oldu. Çok sakin ve sabırlı birisiyim, saygısız eleştirilere karşı sessiz kaldım. Belki o anda tepki versem rahatlayacaktım ama hep içime attım. Ben eleştiriye açığım her zaman, hatta kötü oynadığımız maçların arkasından canlı yayında röportaj verip ‘’ Ben bugün Baki Mercimek’i beğenmedim’’ dediğimiz zamanlarda oldu ama futbolcu olarak asla kendimi eksik hissetmedim.
 
UKK: Genelde Türkiye’de futbolcuların eğitimi konusunda biraz zayıf kaldıkları algısı var. Futbolcuların eğitimi futbolu ne kadar etkiliyor?
 
Baki Mercimek: Geçmişteki futbolcularımıza da şimdiki futbolcularımıza da baktığımızda Türk futbolcularının yeteneğini kimse tartışamaz, Türk futbolcuları çalışkandır, yeteneklidir. Eğitimsizliği her alanda yaşıyoruz; trafikte, kaldırımda yürürken, alışveriş merkezlerinde, asansörde her yerde yaşıyoruz. Futbolda da var bu durum. Bir gün Beşiktaş Tv’de Beşiktaş’ın altyapısında oynayan bir kardeşimizle “Mevkidaş” diye bir programda konuşuyorduk. Kayıtlar bitti, sohbet ettik. ‘’Gündüz antrenmanların haricinde ne yapıyorsun?’’ diye sordum. ‘’Dinleniyorum abi’’ dedi.‘’Neden dinleniyorsun, on sekiz on dokuz yaşındaki adam yoruluyor mu?’’ dedim, ‘’Evet abi’’ deyip şaşkın şaşkın bakıyordu bana; ‘’Hayır, yanlış yapıyorsun; okula gidebiliyorsan gitmen gerekiyor,kulübünüzün altyapısıyla görüşün, Beşiktaş’ın altyapısında oynuyorsun öyle imkanlar var bir öğretmen bulunur edilir, kitap oku kendini geliştirmeye bak, yabancı dil öğrenmeye çalış; yarın bir gün Avrupa Kupa’larında oynadığın zaman hakemlerle birebir İngilizce konuşursun’’ dedim. İnsan kendini geliştirmeye açık olmalı, ben de hep böyle oldum; çok gezdim çok öğrenmeye çalıştım. Futbolcularımız da ne yazık ki eksiklik var; ya okul ya futbol deniliyor. Biz Hollanda’da bu örnekleri görmedik, hocalarımız bize ‘’Önce okul ondan sonra futbol’’ derlerdi. Çünkü profesyonel futbolcu olma garantiniz kesinlikle yok, şansınız var ama değerlendiremezseniz ne olacak? Sonuçta eğitim açısından akranlarınızdan beş sene geride kalmış oluyorsunuz. Benim de iki tane evladım var, doğru şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz. Hem yabancı dilleri, hem saygı, değer yargıları, sorumlulukları; bunları çocukken kapsamlı bir şekilde verdiğinizde ileride de kendini otomatik olarak geliştirmiş olacak.
 
UKK: Baki Mercimek sevgisi de Beşiktaş sevgisi gibi; ya siyah ya beyaz aslında. Tepki gördüğünüz bir dönem de oldu ama sonra bir bakıyorsunuz adına tezahürat yapılan kaç tane Beşiktaşlı futbolcu vardır ki? Şöyle bir tarihe dönüp baktığımızda ismen senin adına yazılmış: ‘’Ne bir kızı sevmek ne bir lokma ekmek Seviyoruz seni Baki Mercimek’’. Bunu nasıl başardın ve o siyah beyaz sevgi ayrımını nasıl değerlendiriyorsun?

 
Baki Mercimek: Bunu ben başarmadım, o besteyi yazanlar başardı. Bugüne kadar aynı soruyla yüzlerce defa karşılaştım. Beşiktaş taraftarı özeldir, onların sevgisini görmek ve adıma bestelerin yazılması öyle kolay bir şey değil. Tekrar ediyorum ben başarmadım bunu, onların sayesinde oldu ve ben her zaman diyorum ben sahada ruhumu, yüreğimi, her şeyimi ortaya koyuyorum. Aslında bende kendilerini gördükleri için, kendi ruhlarını gördükleri için sevildim diye düşünüyorum ve iyi ki de böyle oldu, iyi ki de o formayı giydim. Keşke bende de o yetenek olsa da beste yapabilsem onlara karşı ama seve seve dinliyorum.

Ben bugüne kadar, futbolu yeni bırakmış biri olarak, en son oynadığım takımı Türkiye’de çoğu kişi tanımıyordur belki; Bugsaş ikinci lig takımında bile aynı şekilde oynuyordum. Evet orada taraftar yok, evet orada maddi imkanlar yok, takımın kalitesi çok farklı seviyelerde ama ben her zaman işimi alnımın akıyla ve hakkıyla yapmaya çalıştım. Bu da benim vicdanımı rahatlatıyor; her zaman paramın karşılığını vermek açısından, bu yüz lira olur bir lira olur önemli değil. Bu da aslında baktığınız zaman Beşiktaş’ın gelenekleriyle çok uyuşuyor, çok da şükür böyle yetiştiğim için. Doğru yerde, doğru zamanda, aynı ortamda bulunmuşuz, birbirimizi sevmişiz; geçmişimde baktığım zaman Siyah Beyaz renkler benim için çok ayrı.
 
Ufuk Kaan Karacan: Ama işin bir de siyah tarafı var. Tepki gördüğün kısmı.
 
Baki Mercimek: Bak şöyle anlatayım... Bizim mesela 2006-2007 sezonunda yarı finalin rövanş maçını Kadıköy’de oynamıştık, aslında Türkiye Kupa’sının erken finaliydi. O maçı çok iyi hatırlıyorum; benim belki iki kez kırmızı kart görmem gereken bir maçtı, Selçuk Dereli’nin düdüğünü astığı maçtı. Çok ince ve hassas fauller yaptığım zaman onları yanaşan bile görememiştir, herkes hatırlar o maçı; gündem olmuştu. Fenerbahçe elenmişti biz de final oynayıp Türkiye Kupası’nı kazanmıştık. Hocamız Tigana’ydı. O atmosferde rakip takımın oyuncusu ve taraftarı olarak kitlesel bir tepkinin benim üzerimde olması arkadaşlarımı da rahatlattı. Ben de o kitlesel tepkiyi gayet iyi emebilen birisiyim. Bana böyle ortamlar itiş gücü veriyordu çünkü az taraftarı olan takımla da oynadım mesela Gençlerbirliği gibi, taraftarı azdı ama özdü. Gençlerbirliği taraftarı azdır ama elittir, devamlı gelir, alkışlar, destekler; seslerini belki az duyarsınız ama kemiktir. O ortamda bulunmak size gaz veriyor ama benim için bu itici güçtür. Kadıköy’ün atmosferi çok daha farklıydı.

Bence tuttuğun takım hiç önemli değil, üstünüzdeki formayı nasıl temsil ettiğiniz önemli. Kendinizin nasıl olduğu da önemli çünkü bu futbol kimliğinize de yansıyor. Yani sahada her türlü saygısızlığı yapıp sahanın dışında ‘’Ya sahanın dışında çok düzgün adam, çok iyi adam, tepki göstermeyin’’ demek çok mantıksız bir şey. Zaten sahanın dışında bana lazım değilsiniz; futbolcunun karakteri, adamlığı sahanın içinde belli olur. Çünkü orası, seni kitlelerin izlediği yer. Siz herhangi birinin gazına ya da kitlenin gazında gelip de oynamamanız lazım. Meslektaşınıza saygınız yoksa o zaman işinize ihanet etmiş olursunuz. Evet sahada rekabet var ama oradaki saygınızı da mesela rakibiniz düştüğü zaman onu yerden kaldırarak gösterebilirsiniz. Benden daha fazla sert oynayan az insan vardır, ben çok faul yapardım ama yaptığım zaman adamı da ayağa kaldırırdım. Biz çok kolay gaza geliyoruz, en ufak bir dil çıkartmayla veya başka bir hareketle gaza geliyoruz ama bunlar orada kalıp daha sonra unutuluyor. Hatırlanan ve kalıcı olan şey adam olmaktır.
 
UKK: Şöyle bir açık kapı var aslında: Hollanda kültürüne de çok aşinasınız, genellikle de futbolun en büyük problemi olarak altyapı gözükür ya, çok konuşulur Türkiye’de. Şimdi futbolu bıraktıktan sonra Baki Mercimek, evet lisanslı menajer ama mutlaka o sahanın içindeki havayı da teneffüs etmek isteyecektir. Hani Hollanda kültüründen biraz nasiplenmek, orada aldığın bilgi birikimini tekrar Türkiye’ye taşımak gibi bir planın yok mu?
 
Baki Mercimek: Var kesinlikle var zaten amacım da, verdiğim kararlar da buna yönelik oldu. Uluslararası Türkiye ile köprüler kurmak; hem yabancı dilimi hem yabancı tecrübelerimi kullanmak istiyorum. Farklı ülkelerde tanıdığım piyasadaki güçlü insanlarla irtibatlarım hala devam ediyor, zaten Türk futboluna katkıda bulunmayı istediğim için bu ülkeyi terk etmedim. Öncelikle gençlerimize yardım etmek istiyorum. Saha içinde de doğru kararı vermelerine yardımcı olabileceğim için detaylı bir şekilde genç kardeşlerimizin yanında olmak istiyorum. Farklı ama baya kapsamlı bir metot olacak. Ben bu işi yapacaksam kalıcı olarak yapmak istiyorum; genç nesillerin devamlı yanlarında olarak onları adım adım büyütüp eğiterek mümkün mertebede destek vererek yardımcı olmak istiyorum. Ekibimizi de ileriki zamanlarda büyütmemiz gerekebilir, işler daha yoğunlaştığı zaman; tabi ki ticari açıdan da var olmak lazım ama benim ticari yönüyle alakalı hiçbir kaygım yok. Çok şükür halimiz vaktimiz yerinde, helaliyle kazandık ama ben gençlerin de helaliyle kazanıp kalıcı olmalarını istiyorum ve bizleri temsil etmelerini istiyorum. Küçük kalacaksak da kalalım ama en azından bir iki tane olsun, en azından doğrusunu yapayım. Şimdi sahanın dışında da vicdanım rahat çalışayım; inşallah mahcup olmam.


 
UKK: Futbol kültürümüzün eksikliği, yetersizliği hakkında ne düşünürsünüz ?
 
Baki Mercimek: Biz devamlı dışarıdan beslenen insanlarız, devamlı dışarıdan getirmektense içerden beslenmemiz gerekiyor. Üretkenliğimiz ve yaratıcılığımız fazlasıyla var ama “kopyala yapıştır” yaparak devamlı kolaya kaçarak kendimizi oyalıyoruz. Biraz emek ve yatırım lazım, biraz daha fazla insana değer vermemiz lazım ve sistematik çalışmamız lazım. A Takıma yükseltip o takıma hazır hale getirmeleri gerekiyor on dokuz yirmi yaşındaki kardeşlerimizi. Öyle bir algı var ki hala, yirmi dört yaşındaki adam artık Şampiyonlar Ligi’nde oynaması gereken bir yaşta normalde, ben Hollanda’yla kıyaslıyorum hep. Bunu nasıl yapıyorlar? Bizim bunları “kopyala yapıştır” yapmamız lazım. Bunu düşünebilen ve yapabilen hocalara, futbolcu yöneticilerine de daha çok ihtiyacımız var çünkü yönetimsel bazdaki stratejileri ne yazık ki sahaya yansıtamıyoruz. Bunlar söylenebiliyor ama gerçekleştirilemiyor çünkü istikrar yok. Hocaların yapmak istedikleri bir şey olduğunda bunu kulüpler yapamıyor, o konuda çok büyük bir çatışma var. Ne yazık ki kulüplerin düşündükleri, hocaların ya da futbolcuların düşündükleriyle örtüşmüyor.