Mohamed Salah: Mısır’ın Prensi

Peter Staunton

“Ramos bir halk düşmanıdır!” 27 Mayıs 2018 tarihli Al-Ahram gazetesinin birinci sayfasında bu manşet vardı.

Bir gece önce Mısırlılar yatağa giderken Şampiyonlar Ligi finalinin en kritik anını akıllarından silemiyordu. Mohamed Salah, kulüp kariyerinin en önemli maçı sırasında gözleri yaşlı, sakatlandığı sol omzunu tutarak kenara geliyor.

Ertesi gün, belirsiz bir gerçekliğe uyanmışlardı; Dünya Kupası umutları, Sergio Ramos’un “Liverpool’un Şövalyesi” ile girdiği ikili mücadele sırasında yere çalınmıştı.

Salah’ın Al Mokawloon’dan hocası olan Hamdi Nooh, “Sakatlandığında taraftarlar arasında bir üzüntü ve endişe atmosferi oluştu” diyor.
Mısır’da iki tür futbol taraftarı var. Bir grup, Al-Ahly ve Zamalek arasındaki rekabetin sürüklediği ulusal mücadeleye odaklanmış durumda. Bu takımda oynayan oyuncular, en azından Mısır içinde, Salah kadar ünlü ve sokaklarda yürüyecek olsalar benzer bir hayranlıkla karşılanırlar.

Diğer tarafta ise Avrupa futbolunu takip eden bir kuşak var. Real Madrid, Barcelona, Manchester United ve Chelsea, bu grup için en büyük takımlar, ama Salah’ın Liverpool’a transferi paradigmayı değiştirdi.

Daha önce ülke dışındaki maçlara hiç ilgi duymayan yaşlı taraftarlar bile artık Avrupa futbolunu yakından takip edenlerle bir araya gelip Liverpool maçlarını izliyorlar. Kırmızılar, artık Mısır’da en sevilen yabancı takım konumunda. Yerel kanallar yayınlarında Salah ve Liverpool için büyük yer ayırıyorlar.

Ve o Pazar sabahı, Mısır’daki tüm manşetler, bir İngiliz takımının, bir İspanyol takımıyla Ukrayna’nın başkentinde oynanan bir maça ayrılmıştı. Bu, Salah etkisi.

Mısır’ın daha önce de büyük oyuncuları oldu, ama hepsi, yerel yıldızlardı. Nadiren Arap dünyasında önemli bir figür haline gelenleri de oldu. Ama Salah, küresel bir yıldız. Ülkesine, yerel rekabet dışında bir hedef olabileceğini ve Mısırlı oyuncuların da en iyiler arasına girebileceğini gösteriyor.

O, bir takımın sembol oyuncusu olmanın getirdiği baskıyla baş edebilen bir adam. O, Mısır’ı yeniden dünya sahnesine çıkaran ve ülkesine içlerinden birinin Ballon d’Or kazanabileceğine inandıran adam.

Salah’ın Mısır’ın en önemli oyuncusu olduğunu söylemeye gerek yok: Ekim ayında Kongo’ya attığı gol, Mısır’ı 28 yıl aradan sonar ilk kez Dünya Kupası’na taşıdı. Ve Şampiyonlar Ligi finalinde yaşadığı sakatlık sonrasında tüm odak Rusya’ya ve bu sakatlığın Firavunlar için ne anlama geldiği sorusuna kaydı.

Mısırlılar ve Liverpool arasındaki bağ ne kadar kuvvetli olursa olsun, asla Salah’ın ülkesinin 10 numaralı formasını sırtına geçirdiğinde hissettiklerinin yanına yaklaşamaz. Ve onun Dünya Kupası’na katılımı tehlikeye girdiğinde, duygular umuttan öfkeye doğru kaydı.
Al-Ahram’ın bir başka manşeti “Ramos, Salah’ın düşlerini katletti” şeklindeydi. Al-Masaa “Nagrig Halkı: Seni affetmiyoruz Ramos” diyordu. Eğer Ramos, Liverpool taraftarlarının tepkisini hissediyorduysa bile bu, 95 milyonluk bir ulusun gazabı yanında hiçbir şeydi.

Nooh, “Salah başka oyuncuların ne kadar gaddar olabileceğini öğrendi,” diyor, “Bence bu olaydan sonra, kendisiyle aynı stili paylaşmayan bazı oyuncuların rakiplerinin canını yakmaktan çekinmediğini öğrendi.” İspanyol savunmacıya bir milyar dolarlık bir dava açıldı. Bir ülke, aşık olduğu futbolcunun sağlık durumuyla ilgili bir haber kırıntısı için kıvrandı. Eğer Salah’la gruptan çıkma ihtimalleri bile düşükse, onsuz ne yaparlardı?

Hector Cuper’in oyun anlayışı Jürgen Klopp’unki gibi değil. Mısır’ın oyunu pek adrenalin salgılatan bir oyun değil; Mısır da topu alıp oynamayı düşünen bir takım değil. Direniyorlar, azimle savunuyorlar ve fırsatını bulduklarında saldırıyorlar. Kontrataklarda Mahmoud Trezeguet soldan bindiriyor ama sağ taraftaki Salah’ın varlığı, Cuper’in taktiği için kritik önemde.

Bu yüzden, Salah’ın zar zor bileti alınmış bir Dünya Kupası’nda oynayabileceği haberi gelene kadarki ilk 24 saat bir kabus gibi geçti.
Bu, Mısır’ın 1990’dan bu yana ilk Dünya Kupası katılımı. Ancak Mısırlı taraftarların çok azı, şu anki takımı gelmiş geçmiş en iyi takımlar arasına koyar.

Mısır’ın en iyi oyuncusu, altın jenerasyona denk gelmedi. Firavunlar, Hassan Shehata yönetiminde 2006, 2008 ve 2010’da Afrika Uluslar Kupası’nı kazanarak üst üste üç defa kıtanın en büyüğü olan ilk ülke olmuştu.

Ülke tarihinin en güçlü kadrosu buydu. Ama Mohamed Aboutrika, Ahmed Fathy ve kaptan Ahmed Hassan gibi bölgesel ikonlara sahip olan bu takım, yeteneklerini hiç Dünya Kupası’na taşıyamadı. 2010 öncesinde Cezayir’e kaybedilen play-off, en çok yaklaştıkları andı.
Arkasından, gerileme dönemi ve ülkenin tepesine çöken kaos geldi. İki sezon yarıda kaldı ve tamamlanmadı, ki bir tanesi 2012’de 74 insanın hayatını kaybettiği Port Said Stadyum faciası sonucu olmuştu.

Bu trajedinin ardından, pek çok Mısırlı oyuncu Avrupa’ya gitme kararı aldı. Mısır’ın 23 yaş altı takımında oynarken Basel’e karşı oynanan bir maçta dikkat çekmeyi başaran Salah da bunlardan birisiydi.
Dönemin Mısır teknik direktörü Bob Bradley, “Mısır’a ilk gittiğimde Salah’ı kulüp takımında oynarken görmüştüm,” diyor.

“O ve Mohamed Elneny aynı takımdaydı. Her ikisi de gençti ama yeteneklerini görebiliyordunuz. Port Said’den sonra genç oyuncuları milli takım kamplarına çağırma fırsatını elde ettik. Salah’ın özel olduğunu, onu görür görmez anlıyordunuz.”

“İstekli, zeki bir oyuncuydu ve daha fazlasını istiyordu. Aboutrika ile hemen bir bağ kurdu ve bundan büyük fayda gördü.”

Ertesi sezon, Haziran 2013’teki sokak protestolarının ardından, Mısır Premier Ligi güvenlik sebepleriyle askıya alındı. Mısır da üst üste üç Afrika Uluslar Kupası’na katılamadı. Lig tehlikedeyken Mısır’ın kıtadaki konumunu kaybetmesi bir tesadüf değildi.

O zamana kadar milli takım oyuncuları büyük ölçüde üç ya da dört kulüpten seçiliyor ve birbirlerini yakından tanıyordu. Pek çoğu kamplarda birkaç hafta geçirirken, rakiplerinin oyuncuları çoğu zaman son dakikada buluşuyorlardı.

Mısır daha uyumlu ve daha organize bir takımdı. Yetenekleri Sahra’nın güneyini fethedebiliyor, ama Akdeniz’i aşamıyordu.

Üst üste üç hayal kırıklığından sonra 2017’de finale çıkmaları, daha güzel günlerin gelmekte olduğunun sinyalini verdi. Finali Kamerun’a karşı kaybettiler ama artık yeni bir dönem başlıyordu.

2006 ve 2010 arasında Afrika’yı domine eden Mısır, büyük ölçüde Al-Ahly, Zamalek ve Ismaily’den seçilen oyunculardan oluşuyordu. Ama Dünya Kupası’na giden Mısır kadrosu, ilk defa Avrupa’da oynayan çok sayıda oyuncudan oluşuyor. Kadrodaki 23 oyuncudan sadece sekizi Mısır’da oynuyor. 2010 Afrika Uluslar Kupası’nda sadece dört oyuncu Mısır dışından gelmişti.

Tabii ki Avrupa’da oynayan bazı Mısırlı oyuncular olmuştu ama bazıları oyunun taleplerine karşılık vermekte yetersiz kalıyordu. Mido ve Amr Zaki gibi oyuncular, Avrupalı ya da Güney Amerikalı meslektaşları kadar yetenekli olmalarına karşın kısa sürede gözden düşmüşlerdi. Kültür veya hayat tarzı gibi sebeplerle, başarılı olamadılar.

Ama bu kadroda kritik bir erdem söz konusu: Adaptasyon. Kadroya bakınca İngiltere’de oynayan çok sayıda oyuncu göreceksiniz. Son yıllarda pek çoğu Premier Lig ve Championship’e geldi ve ülkeye büyük katkı yaptı.

Wigan forması giyen Sam Morsy, İngiltere doğumlu ve Mısır milli takımının formasını giyiyor. “Farklı futbol tecrübeleri size güçlendirir ve İngiltere de dünyanın en iyi ligine sahip,” diyor. “Premier Lig’de oynamak paha biçilemez, dünyanın en iyi oyuncularından bazılarıyla karşı karşıya geliyorsunuz.

“Oyuncularımızdan bazıları bu sezon harikaydı. Güvenli bölgeden çıkıp böyle liglerde oynamanın verdiği tecrübe size güçlendirir ve bu da milli takıma da katkı sağlar.”

Mısırlı futbolcular artık daha yüksek kalibrede oynayabiliyor, farklı taktiksel sorulara cevap üretebiliyor ve büyük liglerdeki meslektaşlarıyla aynı profesyonel standartları sağlayabiliyor. 2012 yılından beri Avrupa’da oynayan Salah, bu yolun öncüsü.

Salah’ın eski bir takım arkadaşı ve şimdi Basel’in sportif direktörü olan Marco Streller’e göre “Momo çok zeki ve yetenekli bir oyuncu,”

“Ayrıca büyük bir takım ruhu var. Yeni bir duruma çok hızlı şekilde uyum sağlayabiliyor. Afrikalı oyuncular için Batı’ya gelip yeni bir kültüre uyum sağlamak çok kolay değildir. Ama Salah bunu çok hızlı ve çok kolay yaptı. Bunu yaparken de kendi değerlerini kaybetmedi, nereden geldiğini unutmadı.

“Her zaman güleryüzlü ve pozitiftir, arkadaş canlısı ve doğaldır; bunu da takım arkadaşlarına bulaştırır.

“Ayrıca sonuna kadar odaklanır ve çok çalışır. Onun için futbol her şeyden önce gelir. Büyük bir yeteneği vardır ama tabii ki çok çalışır.”
Salah futbol için yaşar ve hayal kırıklıklarıyla başa çıkmayı da bilir. Chelsea’de tutunamaması onun Avrupa’daki kariyerinin sonu olabilirdi. Ama inat etti ve kariyerini İtalya’da yeniden inşa etmeye koyuldu.

“Bence başarısının sırrı, Basel’den Chelsea’ye doğru attığı büyük adımın ardından çok büyük bir geri adım atmasında,” diyor Streller.

“O transfer Salah için çok önemliydi ve belki de biraz fazla büyük bir adımdı. Belki bir daha ilerleyebilmek için önce bir adım geri atması gerektiğini fark etti. Bu yüzden Chelsea’den Fiorentina’ya gitti, İtalyan futbolunun taktiksel yanından beslendi.

“Fiorentina’da daha güçlendi ve herkes onun gelişimini gördü. Sonra Roma’ya gitti – o da dev bir adım değildi – ve orada çıkışını yaptı. “Şimdi Liverpool’da Jürgen Klopp gibi, oyunuyla çok uyum sağlayan bir mantaliteye sahip bir teknik direktörle çalışma şansını yakaladı. Savunmadan hücuma çok hızlı geçiş üzerine kurulu ve bu da tam Salah’ın sevdiği şey.

“Ama bence başarısının anahtarı, önce bir adım geri atması ve sonra basamak basamak ilerlemesi.”

Adım adım, gerçek potansiyeline ulaştı. Ekim ayındaki eleme maçına gelindiğinde Salah, ismini tarih kitaplarına yazdırdı.

Eğer Kongo’yu yenememiş olsalar, Mısır’ın Gana deplasmanında sonuç alması gerekecekti. Bu, onlar için her zaman kolay bir iş değildi. 2014 play-off’unda orada altı gollü bir mağlubiyet almışlardı.
Maçın 86. dakikasında Kongo, Salah’ın ilk golüne cevap verince, o hezimet ve diğer hayal kırıklıkları Mısır’ın aklına düşmüştü.

O maçta yedek kulübesinde olan Morsy, “O maçta çok farklı duygular vardı. Eşitliği yakaladılar ve işimizin Gana deplasmanına kaldığını düşünmeye başladık” diyor.

Ama o an geldiğinde Salah imdada yetişti.

“İnanılmazdı,” diyor Morsy. “80,000’den fazla taraftar vardı. Atmosfer muhteşemdi. Sahadaki tutkuyu ve bunun ne anlama geldiğini anlayabiliyordunuz. Salah sihirli dokunuşunu yaptı ve penaltıyı güzel bir vuruşla gole çevirdi.”

Salah’ın Avrupa’da zirveye çıkışı ülkesinde uzaktan da olsa takip ediliyordu ama bu sefer, ulusal stadyumda yıldızlaşıyordu. Roma ve Liverpool taraftarları, Olimpico ya da Anfield’da Salah’ın maç kazandırmasına alışmıştı. Ama şimdi, Mısır futbol tarihinin en önemli anlarından birinde başroldeydi.

“Bu sezon büyük maçlarda her zaman sahne aldığını gördünüz,” diyor Morsy. “Bu anları doğal karşılıyor. Basit görüyor. Elinden gelenin en iyisini yapıyor ve bu da futbolda yapabileceğiniz tek şeydir.”

“Omuzlarında çok büyük bir baskı ve beklenti var ama elinden gelen, yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışmak – dünyadaki diğer futbolcular gibi.”

Konu futbol olduğunda Mısırlılar alçakgönüllüdür. Ama Salah onlara güven ve inanç veriyor. Afrika’da üç kez zirveye çıkan jenerasyon, onlara kıtanın en iyisi olabileceklerini göstermişti ama Salah farklı bir şey sunuyor.

Salah, ülkenin yurtdışına ihraç ettiği ilk süperstar; Mısır’ın genç oyuncularına “beni örnek alın” diyen ilk isim. 44 gol attığı, Profesyonel Futbolcular Birliği ve Futbol Yazarları Birliği tarafından yılın oyuncusu seçildiği, Liverpool’u Şampiyonlar Ligi finaline taşıdığı yılın ardından, Ballon d’Or için adı bile geçen ilk Mısırlı oyuncu. “Tüm umudumuz ve dualarımız bu yönde” diyor Morsy.

Mısır tarihinde böylesi hiç yaşanmadı. Salah standartları ve beklentileri yükseltti. Mısır, onun sayesinde Dünya Kupası’na gidiyor ve onun varlığı sayesinde buraya daha ait hissediyorlar.

“Bizden bir oyuncunun bu seviyeye ulaştığını, Premier Lig’in en iyi oyuncusu olduğunu ve Ballon d’Or adayı olduğunu görmek rüya gibi,” diyor Nooh. “O bizim evlatlarımızdan birisi: Birlikte çalıştığımız, yetişmesine tanıklık ettiğimiz ve attığı adımları gördüğümüz bir oyuncu. Bana gurur veriyor.”