Neil Jones

Sean Brown için her şeye rağmen büyük bir haftaydı.

Mohamed Salah, bu haftayı kendisinin ve ailesinin asla unutamayacağı bir hafta haline getirdi. Doğma büyüme Liverpool taraftarı olan bu genç adama, Salah’ın bir kral olmadığını anlatmaya çalışın bakalım

Sean'ın kızı Lucy, 13 yaşında ve hiçbir insanın hak etmediği bir bahta sahip. Sadece altı ayda, bir virüsün yol açtığı enfeksiyonun ardından sakat kaldı. Şu an epilepsinin yanı sıra beyin felcinden muzdarip ve bu onun gelişimini ciddi anlamda geciktiriyor. Sekiz yıl önceyse Hodgkin Lenfoma teşhisi konulduktan sonra kemik iliği nakline ihtiyaç duymuştu. Kısacası; cesaret para yerine geçseydi, Lucy dünyanın en zengin insanı olurdu.

Liverpool, mayıs ayında Şampiyonlar Ligi finaline hazırlanırken; Sean, Twitter'da Lucy'nin bir videosunu yayımladı. Tekerlekli sandalyesinde oturan kızı, kamerayla çekildiğinden habersiz, kendi kendine şarkı söylüyordu:

"Mo Salah, Mo Salah, Mo Salah, kanattan süzülüyor. Salah, Salah, la-ah-ah, Mısır Kralı."

Ardından videoya içinde Kırmızılar'ın efsanesi Robbie Fowler'ın da olduğu bir cevap dalgası geldi. Tweet, 2,000'den fazla beğeni aldı; video ise 50,000'den fazla izlendi.

Bu izleyicilerden biri de Salah'tı.

"Bana bunun Danny Ings'in aracılığıyla gerçekleştiği söylendi," diyor Sean. "Danny, engelli çocuklar ve hayır kurumlarıyla pek çok gönüllü iş yapıyor. Videoyu o görüp Salah'a ve bütün takıma göstermiş."

Liverpool'un antrenman tesisleri Melwood'daki bir kaynağa göreyse Salah'ın videoyu gördüğündeki ilk tepkisi, "Onun için ne yapabiliriz?" oldu.

Çabucak bir forma imzalandı ve Brown'ların şehir merkezinin güneyindeki evine teslim edildi. Bazıları için küçük, ama fanatik Liverpoollu bir aile için büyük bir jestti. Asla unutulmaz.

Sean o anı gülümseyerek anlatıyor: "Formayı ona giydirip fotoğrafını çektim. Ama sonra bir türlü üstünden çıkarmak istemedi. Sonunda formayı zorla çıkarmak zorunda kaldım."

"İnsanlar bunun küçük bir jest olduğunu söyleyebilir, ancak benim için değil. Bu çok büyük bir şey. Pek çok insan futbolcuların kazandıkları maaşları ve taraftarlarla temaslarını kaybettiklerini konuşur. Ama bana göre, Salah'ın yaptığı şey, onun nasıl bir insan olduğunu gösteriyor. Videoya bir göz atmak için zaman ayırması ve sonra imzalı bir forma göndermesi, onu ayrı kılıyor.

"Ve daha fark edilmemiş başka birçok şey var. Bana göre o, taraftarlara önem veren ve onların ne kadar tutkulu olduklarını anlayan, içten bir adam."

"Şu an Lucy, Mo Salah'ın kim olduğunu tam anlamıyla biliyor, bu yüzden ne zaman onun bir fotoğrafını görse, 'Baba, baba! Mo Salah!' diye bağırıyor. Onun kim olduğunu ve yüzünü tanıyor. Ve ben maçtayken, onun şarkısı söylenmeye başladığında, bu beni her zaman biraz daha gülümsetiyor."

Salah'ın Liverpool'da saha üzerindeki etkisi de olağanüstü. 2017 yazında Roma'dan geldiğinden beri, neredeyse her hafta rekorlar altüst oldu. Merseyside'daki ilk sezonunda, çoğu unutulmaz 44 gol attı. İlk 50 golüyse sadece 65 maçta geldi.

Tüm bu olağanüstü başarıları, elbette tarihe geçti. Ama Mısır'ın Nagrid köyünden çıkan, 26 yaşındaki bu alçak gönüllü ve tatlı dilli adamın daha az bilinen şeyleri de var.

Liverpool, oyuncularından kahraman yaratan bir kulüp ve Salah da Liverpoolluların gerçekten gurur duyabileceği bir oyuncu.

Anfield'ın yaklaşık beş kilometre güneyinde, Liverpool'un şehir merkezinde, bir grup taraftar toplanır, cep telefonlarını çıkarır ve fotoğraf çekmeye başlarlar. Selfie zamanı. Salah'la selfie zamanı.

Selfie’lerin çekildiği yer Basnett Caddesi. Mayıs ayında, Guy McKinley adındaki yerel bir sokak sanatçısı, Liverpool şehir merkezinde yer alan bu caddedeki bir duvara Salah'ın resmini yaptı.

Resmin yanındaysa İngiliz yazar Musa Okwonga’nın Salah için yazdığı şiir yer alıyordu:

Liverpoollu Mohamed Salah
Müslüman maestro
Kahire’nin kahramanı
Nil’in altın yüzü
Dünyanın en çabuk Mısırlısı
Gözünü kırptığın an onu kaçırırsın
Her maç gol atıyor
Yani her maçta
Anfield onun seccadesi oluyor

Bir yıldan biraz fazla süredir Merseyside'da bulunan bir adam için ne olağanüstü bir hürmet. Bu muameleyi ne Steven Gerrard ne de Jamie Carragher gördü.

Fowler’ın, Ian Rush’ın, John Barnes’ın yüzleri, Liverpool sokaklarının duvarlarında yer almadı.

Temmuz ayında bu defa Salah, New York şehrindeki Times Meydanı'nda benzer bir duvar resminin önünde fotoğrafını paylaştı. İçlerinde memleketi Mısır da olmak üzere, dünyanın pek çok yerinde başka duvar resimleri de var. Tevazu, incelik ve ideallere dayanan markası, bir yıl içinde bütün dünyaya yayıldı.

Liverpool'a geri dönelim. Basnett Caddesi'nin birkaç kilometre ötesinde, 8 yaş altı çocukların maçları tüm hızıyla devam ediyor. Kalabalık saygılı, sahalar kusursuz, futbolun standardı etkileyici.

Ardından bir top kalenin içine giriyor, aynı zamanda güzellik de. Golü atan çocuk, sevinmek için köşe bayrağına doğru gidiyor. Ve Salah'ın her golden sonra yaptığı duayı taklit ederek diz çöküyor.

Salah'ın bunu neden yaptığını bilmiyor. En azından şimdilik. Maçta kendi oğlu da oynayan antrenörleri ise, "Bir yerde içlerinden biri bu gol sevincinin nedenini soracak," diyor. "Böylece onun kültürünü ve dinini öğrenecekler. Bu, bir futbolcunun genç bir çocuk üzerinde yarattığı etki. Bu sayede daha önce fark etmedikleri şeylere gözlerini açabilirler."

Din, elbette, Salah'ın hayatının büyük bir parçası. Her hafta, o ve kendisi gibi Müslüman takım arkadaşı Sadio Mane, Cuma namazlarını kılmak için Liverpool'daki yerel bir camiye gidiyorlar.

Müslüman toplum içinde, bu oyuncuların ve onların futbol sahasındaki başarılarının; din, kapsayıcılık ve çok kültürlülük konularındaki engellerin kaldırılmasına yardımcı olabileceği umudu bulunuyor. İslamofobik söylemlerin sağcılar tarafından sıklıkla dile getirildiği bir ortamda, Müslüman futbol yıldızlarının ortaya koydukları pozitif görüntü, bu zehirli söylemlerin panzehiri olarak değerlendirilebilir.

Yunus Lunat, İngiliz Futbol Federasyonu'na spor danışmanlığı hizmeti veren bir iş hukukçusu. Aynı zamanda bir Liverpool taraftarı olarak da Salah gibi bir oyuncunun yarattığı kültürel etkiyi değerlendirebilmek için ideal pozisyonda olduğu söylenebilir.

Lunat, Goal'e yaptığı açıklamada, "Mevcut ortamda, göçmenlere, özellikle de Müslümanlara odaklanılması büyük bir şey," diyor.

"İki ya da üç yıl önce Anfield tribünlerinde dua eden iki Müslüman vardı ve birileri bu fotoğrafın iğrenç olduğunu tweetlemişti. Peki şimdi ne görüyoruz? Salah her gol attıktan sonra dua ediyor ve herkes bunu seviyor."

Lunat, Anfield'da maç günlerinde açık olan çok dinli dua odalarına işaret ediyor ve bunun taraftarlardaki değişen zihniyetin kanıtı olarak görüyor. "Müslüman erkek ve kadınların, Anfield'da rahatça bulunabildiklerini ve kim olduklarını rahatça gösterebildiklerini giderek daha fazla görüyorum," diyor.

"Antrenörlüğünü yaptığım çocuklardan birinin annesinin yüzünde peçeyle Anfield'da maçlara gidebildiğini biliyorum. Kendilerine güvenleri açısından bu çok önemli bir şey. Salah ve Mane'nin bu konuda yarattıkları fark konusunda hiçbir kuşku yok."

Liverpool'un belediye başkanı olan Steve Rotheram ise Salah'ın Merseyside üzerindeki etkisini 1980'lerin sonundaki John Barnes'ın etkisine benzeterek, onun mirasının saha içinden çok daha fazlası olacağını söylüyor.

"Bir kişinin İslamofobinin yıkılmasına neden olması kesinlikle olağanüstü bir başarı. Salah duvarları yıktı."

Buna karşın Barnes'ın kendisiyse hâlâ ikna olmamış gibi duruyor. Irk, din ve diğer eşitlik meselelerine özen gösteren ve kültürlü bir yorumcu olan Liverpool'un eski kanat oyuncusu, futbolun ulusal ya da küresel ölçekteki olumsuz tutumları değiştirmek gibi bir sorumluluğu olması gerektiği yönündeki düşüncelere katılmıyor.

"Bakın, Mo Salah ve Sadio Mane, Müslümanlara karşı olan algıları değiştirmek konusunda hiçbir şey yapamaz. İnsanların, Liverpool için oynayan süperstar Müslümanlara yönelik algılarını değiştirebilirler. Peki ya sokakta yürüyen ortalama bir Müslüman için bu bir şeyi değiştirir mi? Hayır."

"Bu benim için de aynı şekilde. İnsanların ortalama bir siyahi insan hakkındaki düşünme şekillerini değiştiremedim. Yapabildiğim tek şey insanların takımları için oynayan süperstar siyahi bir oyuncuyu kabul etmelerini sağlamaktı.

"Liverpool'da oynadığım için insanlar 30 yıl öncesine göre siyahi insanları daha fazla kabul ediyor mu? Hayır, etmiyorlar. Fakat bir süper yıldızın bir şeyleri değiştirebileceğine dair bu fikri seviyoruz.

"Obama'ya bakın. Obama başkanlık yaptığından dolayı ABD'de siyahi insanlar için vaziyet değişiyor mu? Hayır, değişmiyor. Bu fikirler saçmalıktan ibaret.

"Ortalama bir siyahi insanı ya da Müslümanı, eşit olarak kabul edene kadar hiçbir şey değişmeyecek."

Barnes ekliyor: "Futbolu 'algıları değiştirmek' için kullanmakta yaşadığım sorun şu; Mo Salah kötü bir oyuncu çıksaydı ne olacaktı? Ya da Sadio Mane? Eğer iyi oyuncularsa, o zaman harika, ama bir de beş yıl boyunca gol atamazlarsa insanların onlar hakkında ne düşüneceklerini görelim. Müslümanlara olan algı o zaman da değişecek mi?"

"Futbolcuları yetenekleri için idolleştirin, ama onlardan dünyayı değiştirmelerini beklemeyin. Rol modelleri istiyorsanız, ailenize bakın. Paul Gascoigne'e ya da John Barnes'a veya Mo Salah'a bakmayın ve yaptıklarınız için onları sorumlu tutmayın.

"Hayatta sadece insan olarak bir sorumluluğunuz vardır. Diğer insanlar buna farklı bakabilir, ancak dünyanın ahlaki pusulasının yol göstericileri olarak futbolcuların, aktörlerin, boksörlerin veya şarkıcıların görülmesi gerektiğine inanmıyorum.

"Toplum olarak değişene kadar, futbol değişmeyecek. Birçok insan, futbolun bir şeyleri değiştirebileceğini ve toplumu yenebileceğini düşünüyor. Bu olamaz, toplum lider ve değişim için itici güç olmak zorundadır.

"Değişim için toplumun üzerine baskı olmalı, futbolun ya da futbolcuların değil. Ya da aktörlerin, şarkıcıların, rap’çilerin, atletlerin de değil. Dünyayı değiştirmek onlara bağlı değil."

Anfield'dan yaklaşık bir mil uzakta, Kensington, Everton, Fairfield ve Tuebrook sınırlarında, Britanya'nın ilk cami bulunuyor.

1887'de açılan Abdullah Quiliam Cami, Metodist bir vaizken 31 yaşında Fas'a yaptığı ziyareti takiben İslam'a dönen ve Abdullah ismini alan William Henry Quiliam'ın eseriydi.

Nisan 2014'te, Abdullah Quiliam, 100 yıl sonra tamamen işleyen bir cami olarak yeniden açıldı. Dört yıl sonra ise kapılarını tamamen başka bir nedenle açtı.

Futbol. Dünya Kupası. Mısır. Salah.

Fikir, Merseyside'daki açlık ve yoksulluk sorunlarını çözmeyi amaçlayan yerel bir kampanyadan geldi. Kampanyanın "Açlık hiçbir kulübün renklerini kullanmıyor" sloganıysa Liverpool, Everton, Tranmere ve diğer Merseyside takımlarını destekleyenleri bir araya getirmenin zarif bir yoluydu. Yakın zamandaysa kampanyanın odağı genişledi; artık dini ve kültürel ayrımcılıkla ilgili meseleleri de ele almak istiyorlar.

Girişime katılan Liverpool taraftarı Ian Bryne, "Futbolun gücünü ve toplumdaki insanların bir araya gelmelerine nasıl yardımcı olabileceğimizi fark ettik," diyor.

"Buluşma noktası olarak yerel okullarla ve elbette Anfield'dan çok uzakta olmayan Abdullah Quiliam Camii'yle ilgileniyorduk."

Bryne, başlangıçta caminin aşevi olarak kullanılmasını düşündüklerini söylüyor. Ancak haziran ayında kapıları açık bırakılan Abdullah Quiliam, tüm inançtaki ve renkteki taraftarların yiyecek bağışlarını getirdikleri ve ardından akşamları Dünya Kupası maçlarını izledikleri bir yere dönüştü.

İlk gösterilen maç mı? Elbette bütün gözlerin Salah'ın üzerinde olduğu Mısır - Rusya maçıydı.

Bryne, "Salah'ın Dünya Kupası'ndaki heyecanı büyük bir olaydı," diyor. "Bölge halkını bir araya getirmek için caminin kapılarını açtık ve bunun için futbolu kullanmak istedik."

"Geleneksel olarak, maç izlemek için bara gidersiniz, değil mi? Ancak bu, Müslüman toplumu yabancılaştırır, birlikte maç izlemenin atmosferinin dışında bırakır.

"Yanlış kişiyi dinler veya yanlış gazeteyi okursanız, bir cami kapısının ardında, şüphelenilecek şeyler olduğunu düşünürsünüz. Ancak gerçek böyle değil ve Dünya Kupası sırasında bunu gösterebilmemiz güzeldi. İnsanlar camiye girip, kendi görüşlerini oluşturabildiler.

"120'den fazla insan vardı ve bunların yarısı daha önce camiye gitmemişti. Camide bir tur attılar, duaları anladılar, sonra da maç izledik. Harika bir deneyimdi ve toplumumuzdaki bazı insanlar üzerinde oldukça olumlu bir etki yarattığını biliyorum."

"Çeşitlilik, bu şehrin DNA'sında var. Burası çeşitli ırk ve ulustan insanların kaynaştığı bir yerdir ve her zaman böyle olmuştur. Bu yüzden elimizden gelenin en iyisini yapmaya devam etmemiz çok önemli. Futbolu, toplumun bütünleşmesi için bir araç olarak kullanmak gerçekten işe yarıyor."

"İnsanlar tembel olabilir ve sürekli bazı sevimsiz sağcı tiplere kulak asabilir. Bizim amacımız ise toplumun farklı ırklarla, renklerle, cinsel yönelimlerle, dinlerle değil, dayanışma ve insanlarla ilgili olduğunu göstermek.

"Bizim için, Salah bir Müslüman değil, o bizim 11 numaramız. Fakat yaptığı şeyler, bütün dikkatleri bir yöne çekiyor. Dünyadaki en iyi oyunculardan birinin Müslüman inancını temsil etmesi, elbette çok büyük bir fark yaratıyor.”

Liverpool'da yaşayan yaklaşık 25 bin Müslüman olduğu tahmin ediliyor. Mayıs'taki Şampiyonlar Ligi finalinde, kentteki camilere, özellikle de gençler arasındaki katılım rekor seviyelere yükseldi. Futbol çılgını bir şehirde, bu sürpriz olmamalı.

“Bunu büyük oranda Salah’a borçluyuz” diyor Galib Khan, Abdullah Quiliam Cami’sinin başkanı.

Galib Khan, "Hepimiz Salah ile gurur duyuyoruz," diyor. "Hayatımıza neşe katıyor. İslam'da olan bütün güzellikleri maçlara ve insanların zihnine taşıyor. Bence Mo, bize unutamayacağımız bir hediye verdi."

Peki ya gelecek? Barnes'ın Müslüman figürlerin yaygın olarak kabul görmesinin, futbol sahasındaki başarılarına bağlı olduğu korkusu gerçekleşecek mi?

Veya Salah gibiler, hoşgörünün, sabrın ve empatinin gittikçe daha azaldığı bir dünyada, insanların davranışlarını gerçekten değiştirebilir mi?

Yunus Lunat bunun olabileceğini ve İslamofobi gibi sorunların üstesinden gelmeye yardımcı olmaları için kulüplere - özellikle de Liverpool'a - çağrıda bulunabileceklerini düşünüyor.

"Futbolda ırkçılık ve homofobiyle rahatlıkla mücadele ediliyor, ama örneğin Müslüman oyuncuları İslamofobiye karşı destekleyen çok sayıda kulüp görmedim.

“Mevcut ortamda, yüksek profilli insanların bu tür kampanyaları desteklemesi, bu yolda uzun bir yolun kat edilmesini sağlayacaktır.

"Bazen kulüplerin kendilerini dini meselelerle ilişkilendirmekten korktuklarını düşünüyorum. Ve bence bu, aynı zamanda toplumun daha geniş bir kesiminin de korkusu.

"FA'deyken 'Kick It Out' gibi gruplarla yakın çalıştım. Ancak nihayetinde kulüplerin de buna iştirak etmesi gerekiyor."

Ve bir fikirle bitirdi.

"Liverpool'a kendi televizyon kanalında etnik azınlıklara destek olmak için bir şeyler yapmasını önerdim. Onlara yardım etmeyi bile teklif ettim.

"Bu, tarihini, gelişimini ve geleceğini anlatmak için mükemmel bir hikaye. Ve bu sadece Müslümanlarla ilgili değil; Asyalı, İrlandalı ya da Amerikan taraftarları da ilgilendirebilir."

Yunus'un fikri gelecekte hayata geçirilirse, Mohamed Salah'ın da bunun için de belirgin bir şekilde yer alacağına şüphe yok.

Çünkü Liverpool'un Mısırlı Kralı, varlığını sadece Anfield’ın yeşil zemininde hissettirmiyor.