“İki kulübün başkan ve yöneticileri, iki kulübün sempatizanı yazarlar bu birbirlerini yeme savaşında ‘sen benden daha fazla suçlusun’ töhmetini bir yana bırakıp genel bir barışa imza atmalı, ya da yok edilme savaşına hız vermelidir. Mücadelenin bir faslını bitirmek istiyorlarsa...”   

İslam Çupi 1998 yılında bu satırları kaleme aldı. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe başkanlığındaki ilk yılını doldurmak üzereyken; Galatasaray ise üst üste üçüncü şampiyonluğuna yürüyor ve Türk futbol tarihinin en başarılı döneminin ortasında yer alıyordu.

20 yıl önce usta kalem bir mücadelenin bitmesi gerektiğini söylerken, aradan geçen sürede mücadelenin dozu arttı. Yok etme tarafına yönelen yönetimler arası demeç savaşlarında kemik sesleri duyulur oldu. Neyse ki İslam Çupi’nin arzularının aslı, 2018 yılında iki başkanın önce kulaklarında yankılandı, ardından dudaklarından döküldü.

Ali Koç ve Mustafa Cengiz savaş naraları değil, barış mesajları ile iş başı yaptılar. Bu kez kimse bir diğerine “sen daha suçlusun” demedi.

İki takım arasındaki bu sükunet ortamı, Metin Oktay’ın çubuklu ve Can Bartu’nun ise parçalı formayı giydiği günden bugüne görülmedi. İslam Çupi’nin Metin Oktay futbolu bırakıyor diye karaladığı cümle, son yıllarda izlediğimiz derbileri de özetler gibiydi:

“Beyler bundan sonra bilet almak için birbirinizi boşuna çiğnemeyin. Çünkü burada artık futbol oynanmayacak”

Her şey 1909’da Papazın Çayırı’nda başladı. İlk derbinin galibi 2-0’lık skorla sarının yanına daha yeni kırmızı koyan taraf idi. Emin Bülent Serdaroğlu yıllar sürecek bu çekişmede rakip fileleri havalandıran ilk futbolcu olmayı başardı. Galatasaray belki de rakibinden iki yıl önce kurulmuş olmanın verdiği tecrübeyi kullanarak, Fenerbahçe’den ilk 7 maçta gol yemedi.

Bu süreçte, 1911 yılında ilk Türk futbol takımı, boğazın diğer tarafında ilk kurulan futbol takımına karşı farklı bir galibiyet elde etti. Öyle ki, 7-0’lık skor, iki takım arasında hala aşılamamış bir rekor.

1914’te ise Fenerbahçe, rakibine karşı ilk golünü atmakla kalmadı, 4-2’lik skor ile rakibine karşı ilk galibiyetini kucakladı. O gün zaferin ateşini yakan isim ise Hasan Kamil Sporel idi.

Aynı yılın ilerleyen aylarında ebedi dostluğun da en sağlam temelleri atılıverdi. Fenerbahçe kaptanı Galip Kulaksızoğlu, Galatasaray tarafına bir teklifte bulundu:

 “Oberle kardeşler hasta, Hasan ise sakatlanmış. Dilerseniz maçı erteleyelim.”

Galatasaray tarafı teklife olumlu yanıt verdi. Ekim ayında oynanan erteleme maçında Galatasaray, rakibini 6-1 skorla mağlup etti, gollerden birini ise hastalığını atlatan Emil Oberle kaydetti.

Galip Kulaksızoğlu’nun bir sonraki teklifi bu kez kabul görmedi. Kasım 1922’de oynanacak karşılaşma öncesi Galatasaray kaptanı Necip Şahin’e hava ve saha şartlarının vehameti üzerine erteleme önerisinde bulundu. Necip Şahin’in cevabı, “Anamız bizi bugünler için doğurdu, gelip oynayacağız.” oldu. Fenerbahçe bu kez maçı 3-0 kazandı

İki takım arasındaki dostâne tavırlar, 1912 yılında ortak olma düşüncesine kadar gitmişti aslında. İlk yıllarda birleşmeyi dahi düşünen taraflar, bundan vazgeçse de yabancılara karşı oynanacak mücadelelerde ortak takım kurma üzerine anlaştı ve tüzüğü dahi hazırladı. 1934’te bu hayal gerçek oldu ve lacivert-sarı-kırmızı forma ile yabancı rakibe karşı ortak takım sahaya adım attı.

Modern zamanların linç modası arasında bir başkan sivrildi. Galatasaray’ın derbi tarihindeki en farklı mağlubiyetinde, 6-0’lık maçın gollerinde Fenerbahçe’yi alkışlayan dönemin Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın, kendi camiasında eleştirildi, diğer tarafta imrenildi. Özhan Canaydın, Dünya Fair Play Konseyi tarafından “Kutlama Mektubu” ve 2002 Dünya Fair Play ödülü ile onurlandırıldı.

Hafızalara kazınan, unutulmayan sözler

Fenerbahçe evinde Galatasaray’a 22 Aralık 1999’dan bu yana yenilmiyor.

Galatasaray’ın unutulmaz kalecilerinden Faryd Aly Mondragon da Kadıköy galibiyetini çok isteyen isimlerden biri olduğunu

“Birisi bana 'şampiyon olmayacaksın ama Fenerbahçe'yi deplasmanda yeneceksin' dese 'tamam' derim.” sözleriyle göstermişti.

Mondragon’un totem için soyunma odasında mumlar yaktığını da Hasan Şaş aracılığı ile öğrenmiştik.

Güncel kadrolarda en fazla derbi maçına çıkan isim olan Volkan Demirel, Kasım 2016’da kazandıkları derbinin ardından sarı lacivertli takımın bakış açısını yansıtmıştı:

“Biz galibiyetlere alıştık, artık Galatasaray takımı da buna alışmalı. Maçtan önce herkes bir şeyler söyledi. Beraberliklere sevinen bir takımın böyle demeçler vermemesi lazım.”

İki takım arasındaki gerginlik zaman zaman futbolcularla yöneticiler arasında el değiştirdi.

Galatasaray tarafı golsüz berabere biten ve şampiyonlukla sonuçlanan Fenerbahçe derbisi sonrası kupasını o gece kaldırmakta ısrarcı olmuştu. Sarı-kırmızılılar, Fenerbahçe cephesinin aksi yöndeki teklifine rağmen Kadıköy çimlerinde kupayla poz vermişti.

Belirli aralıklarla Fenerbahçe’de yöneticilik yapan Mahmut Uslu o gün hakkında konuşmayı ihmal etmedi tabii ki:

“O zamanki yönetimde yoktuk. Ben yönetici olsaydım, ölümü alırlardı kupayı alamazlardı.”

Şampiyon takımın kupayı, finalin oynandığı sahada almasına engel olmak da pek sportif değildi elbet, ancak burası iki takım arasındaki gerilimin zirvesiydi.

Yine de Mahmut Uslu’nun her zaman söyleyecek sözleri vardı. İşin güzel tarafı, bugün Galatasaray ve Fenerbahçe’de yöneticilerin isimlerini hatırlamak için düşünmek zorunda kalıyoruz.

Neyse saha içi rekabete dönelim yine.

Rekabetin güzeli yenilgiyi kabullenmek ve zafer elde edene hak vermektir.

Serhat Akın’ın 6-0’lık maç sonundaki açıklamaları bugün hala Fenerbahçeli taraftarların hikayelerinde geçerken, Galatasaray taraftarını üzdüğü kadar gülümsetebiliyor da:

“Taraftarımıza teşekkür ediyoruz. 5 istediler 6 oldu. 10 istediler zaman yetmedi.”

Bu derbilerde yaşananlar unutulmazdır. Peki bir Galatasaraylı için en unutulmazı hangisidir? Belki de Greame Souness?

Galatasaray 1996 yılında, ilk maçı 1-0 kazandığı maçın rövanşında, Türkiye Kupası finalinde maç 1-0 Fenerbahçe üstünlüğü ile bitmiş ve maç uzatmalara gitmişken skoru 1-1’e getirip şampiyonluğunu ilan etmişti.

Volkan Demirel’in henüz olmadığı o günlerde Galatasaray, Fenerbahçe ile berabere kaldıkları maç sonrası şampiyonluğunu kutlamaya başlamıştı.

Greame Souness maç sonunda ezeli rakibinin sahasının ortasına o dev bayrağı dikmiş, ancak yaşananları maç sonunda değil, 20 yıl sonra anlatabilmişti:

“Bana 9 ay önce kırıcı laflar eden o Fenerbahçeli yöneticiyi gördüm, ‘şimdi sana gösteririm’ dedim, bir çılgınlık anında, orta sahaya ilerledim ve bayrağı tam ortaya diktim. Zemin çok sertti. Sanırım ikinci, üçüncü denememde başarabildim. Ama o sahanın ortasına kadar gittikten sonra o bayrak zaten oraya dikilecekti."

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE UNUTULMAZ PERFORMANSLAR

Hasan Kamil Sporel, Fenerbahçe adına derbi tarihinin gol kapısını açarken, o kapıdan defalarca geçen kişi ise kardeşi oldu. Zeki Rıza Sporel, Galatasaray’a karşı 42 karşılaşmada görev yaptı, 27 kez rakip fileleri havalandırdı. 27 gol, Zeki Rıza Sporel’in derbinin en golcü ismi olmasını sağladı.

Yakın dönem golcülerinden Tanju Çolak ise 22 golle en golcüler arasında yer alıyor. Her iki takımda da forma giyen Tanju Çolak, Galatasaray formasıyla Fenerbahçe’ye 14, Fenerbahçe formasıyla Galatasaray’a 8 gol kaydetti. Altın Ayakkabı sahibi golcü, 1959’da profesyonelleşen lig tarihinin en çok derbi golü kaydeden ismi.

En golcüler listesinde Tanju Çolak’ın üzerinde ise 20 gollü Lefter Küçükandonyadis ve 19 gollü Metin Oktay bulunuyor.

19 yıl aralıksız Fenerbahçe forması giyen Zeki Rıza Sporel, 1918 yılında Galatasaray’ı 4-0 mağlup ettikleri maçtaki tüm gollere imza attı.

Ama bu goller onun için yapılmamışı yapmak değildi.

Sarı kırmızılıların hala anılan 7-0 galibiyetinde Celal İbrahim, rekorun ilk sahibi olmuştu. O gün 4 gol kaydeden Celal İbrahim’i 2 Galatasaraylı yıllar sonra takip etti.

Metin Oktay ve Cemil Gürgen, derbide bir maçta 4 gol atan atan diğer futbolcular olmayı başardı.

Her Galatasaraylı çocuk 7-0’lık zaferi bildiği kadar Metin Oktay’ın ağları deldiği golü de bilir.

Evet, ağlar belki olması gerektiği kadar sağlam değildi belki ama, çocuk hafızasında o gol, Tsubasa’nın şutlarından farksızdır.

1959 yılında Galatasaray, Fenerbahçe’yi İnönü’de mağlup ederken Metin Oktay maçın tek golünü kaydetmişti.

“Metin Oktay şutunu savuruyor ve gol, fakat efendiler meşin yuvarlak ağları deldi geçti, durdurulamıyor.”

Özellikle maçı radyoda takip eden taraftarların hayal gücü nesilden nesile aktarıldı. Topun giderken alevler saçtığını dahi iddia eden çocuklar vardı.

Kaleciler için ‘yalnız adam’ derler. Derbi tarihinde en çok maça çıkan isim de bir kaleci ise, tanımlarken ‘derbi tarihinin en yalnız adamı’ diyebiliriz sanırım.

Hem Galatasaray’ın hem de A Milli Takım’ın başarılı kalecisi Turgay Şeren, 55 derbide forma terletti. Volkan Demirel’in 33 derbi gördüğünü düşününce, Turgay Şeren’in rekorunun kırılması kolay gözükmüyor tabii.

Peki, her iki takımın yakın dönem efsanelerinin derbi karneleri nasıl dersiniz?

Gheorghe Hagi, sarı lacivertli rakibine karşı 8 karşılaşmaya çıktı. İlk maçında kırmızı kart gören ve toplamda 2 kez rakip fileleri sarsan Karpatların Maradona’sı, yalnız 1 kez galibiyet sevinci yaşadı.

Alex de Souza ise 21 Galatasaray derbisi gördü. Brezilyalı yıldız, 9 defa taraftarını gol sevincine boğdu.

Aykut Kocaman ise 8 gol ile, lig maçlarında Galatasaray ağlarını en çok sarsan isim oldu.

Bu rekabette forma giymek dahi önemliyken, gol atmak oldukça gurur vericidir. İki takımın da formasını bu derbide giymek ise yıpratıcı olabilir. Acaba her iki takım adına da derbide gol atmak nasıl hissettirir?

Bu soruyu Şevki Şenlen, Raşit Çetiner, İlyas Tüfekçi, Hasan Vezir, Saffet Sancaklı, Tanju Çolak ve Emre Belözoğlu’na sormak gerekir...

YENİ SEZON, YENİ YAPILANMA, YENİ TAKIMLAR

Geçmişin güzelliklerini yâd ettik ve 2018’e geldik. Yeni sezonda Galatasaray kadro darlığı ve sakatlıklarla boğuşurken Fenerbahçe, yeni döneme belki de olabilecek en kötü başlangıcı yaptı.

İmparator olabilir, ama elinde sihirli değnek yok

Bir ligin son şampiyonu, bir sonraki sezonun da doğal favorisidir. Galatasaray da bu sezonun doğal favorisiydi. Hele ki Fatih Terim’in geri döndüğü ve çok hızlı bir başlangıç yaptığı düşünülünce...

Fakat kulübün ekonomik anlamda içine düştüğü darboğaz, Galatasaray’ın sezona son şampiyonmuş gibi başlayamamasına neden oldu. Takımın güçlendirilmesi bir yana, kadrodan bir önceki sezonun gol kralı ayrıldı ve yerine biri transfer dahi edilemedi.

Başta yönetim olmak üzere herkesin güvendiği şey ise Terim’in varlığıydı. Ama kısa süre içinde Terim’in de mucizeler yaratamayacağı görüldü. Takım ligde aldığı üç deplasman mağlubiyetinde de hiç gol atamadı ve kalesinde tam dokuz gol gördü.

Takımın yaşadığı en önemli sorunlardan biri de seri sakatlıklar. Terim’in bu durum karşısında antrenman metotlarını yeniden gözden geçirmesi gerekebilir. Bu kayıplar yüzünden zaten çok geniş olmayan kadro, daha da daraldı. Bununla beraber oyuncu kalitesi azalınca, bireysel performanslar düşünce, fiziksel seviye yerlerde olunca ve belki de en önemlisi ortada bir oyun kimliği de kalmayınca, Galatasaray için işler her geçen gün daha kötüye gitti. Ve açıkçası, devre arasına kadar bir iyileşme belirtisi de görünmüyor.

Olabilecek en kötü başlangıç

Yirmi yılın ardından yeni bir yönetim, anlayış, futbol direktörü, teknik direktör ve 11 transfer… Bu kadar yeniliğin ardından harika bir başlangıç, fazla iyimser bir beklenti olurdu. Ama her şeyin bu kadar kötü gideceği de düşünülemezdi.

Ali Koç yönetiminin en büyük hatası, “yeniden yapılanma” iddiasıyla gelip eski hataları tekrarlamak oldu. İlk üç transfer yeniden yapılanmak isteyen bir kulübe uygun profillerdi: Berke Özer, Barış Alıcı ve Ferdi Kadıoğlu. Ama ardından yapılan yabancı transferlerin ardında herhangi bir gelecek tahayyülü yoktu. Sonundaysa ne Berke’nin ne Barış’ın ne de Ferdi’nin süre bulabildiği bir takım oluşturuldu.

Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu mevcut durumuysa puan durumundan daha iyi anlatılabilecek bir şey bulmak zor. 10 haftada atılan 7 gol ve kazanılan 9 puan... Ne maç başı gol ne de puan ortalaması 1’i bulabiliyor.

Sarı-lacivertliler, daha önce hiç başına gelmemiş bir durumla karşı karşıya. Fakat bu durum karşısında bulabildiği çözüm, öncekilerin aynısı: Teknik direktörü göndermek. Yirmi yılın ardından yepyeni bir yönetim anlayışı ve futbol felsefesi vadeden Ali Koç ve ekibi, henüz ekim ayında Phillip Cocu’nun görevine son verdi. Açıkçası bu durum, Fenerbahçe’nin geleceği adına 10 maçta 9 puandan bile daha can sıkıcı duruyor.

Sırada ise Galatasaray derbisi var. Genelde krizdeki büyük takımlar için derbi maçları bir fırsattır: Kazan ve yeniden ayağa kalk. Ama Fenerbahçe için bunun formülünü ortaya koymak çok kolay görünmüyor.

Ortada ne bir oyun ne birbirleriyle uyumlu oyuncular ne de artık bir teknik direktör var. Her ne kadar rakip de birçok sorunla boğuşuyor olsa da, Fenerbahçe’nin sorunlarının büyüklüğü, Galatasaraylı oyunculara kendilerini daha iyi hissettirebilir.

Galatasaray zaaflarını gizlemeli

Galatasaray’ın sezon başından beri oynadığı her maç için şu ortak analizi yapabiliriz: Galatasaray, derin savunma yapan ve topu tamamen kendisine bırakan takımlara karşı alan bulmakta zorlanıyor, fakat savunmayı önde kuran ve topu alan takımlara karşı da direkt hücumlarla etkili oluyor.

Son iki maçını esas alırsak, Domenico Tedesco ve Erol Bulut, Galatasaray’ın bu zaafına uygun bir oyunu tercih ettiler. Biri takımının son vuruşlardaki beceriksizliğinden dolayı galibiyeti kaçırırken, diğeri son derece baskın bir oyunla hak ettiği üç puanı aldı.

Fatih Terim’in Antalyaspor ve Yeni Malatyaspor maçlarında bu duruma karşı bulabildiği çözüm ise stoperleri rakip ceza sahasına yollamak ve özellikle Mariano’nun ortalarını Maicon ve Donk ile buluşturmak oldu. Bu ultra pragmatist yöntem, Galatasaray’a bir maç kazandırabilirdi. Nitekim Antalya’da kazandırdı da. Ama Malatya’da tutmadı.

Terim, bu sorunun çözümü için ısrarla ocak ayındaki transfer dönemini işaret ediyor. Ama ocak ayına kadar henüz kazanması gereken yedi lig maçı daha var. Rakiplerin pek çoğunun da geriye yaslanıp, topu Galatasaray’a vermekten vazgeçmeyeceği de düşünülürse, Terim’in antrenmanlarda bu durum üzerine çalışması ve bir çözüm geliştirmesi gerekiyor.

Fenerbahçe artık oyun kimliğini bulmalı

Fenerbahçe, geride bıraktığımız 10 haftada her şeyi denedi. Farklı on birler, formasyonlar, taktikler ve kurgular... Ama hiçbiri olmadı. Ve bir başka deyişle, temmuz ayında bitirmesi gereken hazırlık dönemini ekim ayına kadar sarkıtınca, Phillip Cocu görevine daha fazla devam edemedi.

Galatasaray karşısında kenarda Cocu’nun yardımcıları Erwin Koeman ve Chris van der Weerden olacak. Ama nasıl bir Fenerbahçe olacağını bilmiyoruz. Şu ana kadar kullanan formasyonlar 4-3-3, 4-2-3-1, 4-4-2 ve 3-4-1-2’den hangisi kullanılacak? Proaktif bir oyun mu olacak, yoksa reaktif mi? Hiçbir şey bilmiyoruz.

Ama Schalke’nin 3-4-1-2’nin Galatasaray’a yaşattığı eşleşme problemleri düşünülürse, Fenerbahçe’nin de son iki maçta kullandığı bu formasyonda ısrar edilebilir. Tedesco, en uçta iki kenar forvet Yevhen Konoplyanka ve Breel Embolo’yu kullanmıştı. Fenerbahçe’de de Islam Slimani’nin cezalı olduğu derbide, en uçta Galatasaray savunmasının arkasına sızabilecek iki isim tercih edebilebilir: Örneğin Andre Ayew ve Barış Alıcı gibi.

Ya da Yeni Malatyaspor’un Khalid Boutaib ile yaptığı gibi, en uçta Michael Frey’i hedef santrfor olarak kullanıp, arkasında ona atılacak direkt paslardan sekecek topları alabilecek bir üçlü kullanılabilir.

Fakat her halükarda, topu Galatasaray’a bırakıp, kapılacak topların ardından doğacak geçiş hücumu fırsatlarına odaklanılmalı.

HANGİ POZİSYONDA KİM DAHA ÜSTÜN?

Kale: Her iki takımın kalecisi için de zor bir sezon oluyor. Zira her iki takımın savunması da maçtan maça değişiyor. Sadece oyuncular da değil, savunma kurguları da değişiyor. Dolayısıyla her iki kaleciye de çok fazla işin düştüğünü söyleyebiliriz.

Fernando Muslera bir maçta Maicon'u önünde bulurken bir maçta Brezilyalı stoper forvet olarak oyuna dahil ediliyor. Önünde oynayanların birlikte oynama alışkanlıklarının oturmamış olması Uruguaylı tecrübeli eldiveni zor durumda bırakıyor.

Aynı durum Harun için de geçerli. Neustadter, Skertel ve Diego Reyes'ten hanginin oynayacağı veya üçünün beraber mi sahada olacağı hafta hafta değişiyor.

Hatta yeni gelecek teknik heyetle birlikte sezon başında transfer edilen eldiven kaledeki yeri için bir kez daha Volkan Demirel ile forma rekabetine girmek zorunda kalabilir.

Ama hem bireysel yetenekleri açısından hem de mevcut form düzeyi açısından Fernando Muslera’nın Harun Tekin’in önünde olduğunu söyleyebiliriz.

Savunma: Fenerbahçe, geride kalan 10 haftada rakiplerine maç başına 12.9 şut imkânı verdi. Şu anda ligin kalesine en fazla şut çekilen altıncı takımı konumunda. Galatasaray ise bu konuda Bursaspor ve Beşiktaş’ın ardından sondan üçüncü sırada yer alıyor.

Galatasaray savunmasının en büyük zaafı, rakip yarı sahada kaptırılan topların ardından rakiplerin yaptığı geçiş hücumlarını savunamamak. Maicon bu hücumlarda çok ağır kalıyor, Ozan Kabak ise hamle yapmaktan çekinmiyor, ama şu ana kadar üç penaltıya sebebiyet verdiği düşünülürse, pozisyon bilgisini geliştirmesi gerektiğinin açık olduğunu söyleyebiliriz.

Fenerbahçe savunması ise daha kötü durumda. Çünkü 10 haftada gördüğümüz kadarıyla Fenerbahçe geride yerleşikken de pozisyon verebiliyor.

Orta Saha: Kâğıt üstünde Galatasaray daha üstün. Ama Fernando Reges ve Emre Akbaba’nın sakatlıkları, Badou Ndiaye ve Younes Belhanda’nın kötü formları, Selçuk İnan’ın da uzun süredir yaşadığı tempo sorunu, bu üstünlüğü sadece kağıt üstünde kılıyor.

Fenerbahçe’nin ise orta sahası belli değil. Bir maçta Eljif Elmas ile Yassine Benzia’nın birlikte oynadığı proaktif bir orta saha, başka bir maçta Jailson ile Diego Reyes’in birlikte oynadığı reaktif bir orta saha kurgusu görebiliyoruz. Galatasaray maçında ikili mi, üçlü mü; proaktif mi, reaktif bir düzen mi izleyeceğiz? Bunu ancak maç saatinden yaklaşık bir saat önce öğrenebileceğiz.

Forvet: Aslında Fenerbahçe’nin daha üstün olduğunu söyleyebileceğimiz belki de tek pozisyon bu. Galatasaray’ın elinde santrfor orijinli tek oyuncu Eren Derdiyok bulunurken, o da sık sık yaşadığı sakatlıklar nedeniyle düzenli oynayamazken, Fenerbahçe’nin elinde üç santrfor var: Islam Slimani, Michael Frey ve Roberto Soldado. Ama üçünden de verim almayı başaramıyor. Ve birinci santrfor Slimani de bu maçta cezalı.

Kenar forvetlerdeyse Galatasaray daha önde diyebiliriz. Garry Rodrigues, Henry Onyekuru ve Sinan Gümüş, şu ana kadar daha fazla katkı verdiler. Ama bu üç oyuncunun da form grafikleri çok dalgalanabiliyor.

Fenerbahçe’deyse Nabil Dirar ve Aatıf Chahechouhe zaten kadro dışı. Geriye kalan üç kanat oyuncusundan Mathieu Valbuena ve Barış Alıcı, şans bulamıyor. Andre Ayew ise takımın en skorer oyuncularından, ama oyuna olan katkısı çok düşük. Bu yüzden Cocu birkaç maçtır kanatları iki bek oyuncusu Mauricio Isla ve İsmail Köybaşı’na emanet etmişti. Ama hücumdaki verimliliği sınırlı bu iki oyuncuyla zaten düşük olan hücum performansı daha da kötüleşiyor.

Sonuç olarak ise son beş maçında sadece üç gol atabilen Galatasaray ile on maçta yedi gol atabilen Fenerbahçe’nin forvet hattının birbirinden kötü durumda olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdi bir kez daha dev derbinin arefesindeyiz.

İki kulüp de finansal problemlerle boğuşurken, aralarında uzun yıllardır bulunmayan bir huzur ortamı mevcut. Birbirlerinin halinden anlıyor ve saygı duyuyorlar.

Kulüpler, taraftarlar, basın mensupları yıllarca yoruldu. Yorgunlukları futbol nedenli değildi. Belki bu kez yine futbolun kalitesi yüksek olmayacak ancak maç sonunda herkes el sıkışacak.

Geri sayım başladı!

HAZIR MISINIZ?

Grafik &Tasarım: Nazif Yılmam