Bekir İrtegün: Fenerbahçe'de çok büyük bir aitlik hissettim

Süper Lig'in lideri Başakşehir'in kadrosundaki tecrübeli isimlerden Bekir İrtegün, Goal'e konuştu.

ÖZEL  | Sinan TURAL      Twitter'dan takip edin!

Bu sezonki performansı ve puan tablosundaki yeriyle Süper Lig'e damga vuran Medipol Başakşehir zirvedeki yerini korurken, takımın en önemli isimlerinden birine ulaştık.

Goal, daha önce uzun yıllar Fenerbahçe'de top koşturan ve geçen sezon Medipol Başakşehir'in yolunu tutan tecrübeli stoper Bekir İrtegün ile çok özel bir röportaja imza attı.

En çok merak edilen soruyla başlayalım: Başakşehir liderliği nereye kadar götürebilir, şampiyonluk gelir mi?

Merak edilmesi çok normal. Çünkü iki senedir istikrarlı giden, ligi 4’üncü bitiren bir takımın bu sene bu denli bir sıçrama yapması herkes tarafından merakla takip ediliyor ve üzerine konuşuluyor, üzerine konuşulması da gerekiyor açıkçası. Bu kadar büyük yatırım yapan takımların arasında sıyrılıp, liderlik sahnesine çıkıp ve bunu uzun süre devam ettirmek kolay ve alışıldık bir durum değil açıkçası. Burada kulüp yapısı, insanların bir şeyleri planlayarak gittiğinde çok astronomik paralar ödemeden de bunları başarabileceği düzen olduğunu gösteriyor. Daha sonra olabilecek hedefler bu sene geldi ve şimdilik devam ediyoruz. Devam edeceğiz gibi de gözüküyor!

Bu yarışta Başakşehir’in en büyük avantajı nedir?

En büyük avantajı; var olan oyuncu grubunun potansiyeli ve seçilen oyuncular. Transfer edilirken özenle seçilmiş karakterde oyuncular var, sorunlu oyuncu buraya giremiyor ki futbol takımlarında bu durum çok önemlidir. Bu da sisteminden dolayı olabiliyor, sadece saha içinde futbola dayalı sistemden bahsetmiyorum. Saha dışında da işleyen bir sistem var burada. Hani bir de biz özeniriz ya Avrupa kulüplerine, burada böyle bir şey var. Avrupa mentalitesinde yönetilen, öyle bir oluşum içerisinde olan bir kulüp.

Rakiplerine göre Başakşehir’in dezavantajları neler?

Bence çok az! Çünkü üzerimizde bir baskı yok. Baskıdan kastım da Türkiye futbolundan bahsettiğimiz için oraya atıf yapıyorum. Çok büyük taraftar kitlesi olup da kötü bir oyunda, küçük bir puan kaybında hemen çok büyük bir stres altına alacak bir atmosfer yok tabi. Aslında ilginç bir şey söyleyeyim; Dezavantaj olarak görünen şeyler bence bizim avantajımız! Yani çok büyük bir basın grubunun bizi her gün takip etmemesi, çok sempatik bir taraftar grubumuz var, sadece futbol izlemeye gelen bir taraftar kitlemiz var, diğer türlü taraftar bizde yok, stres yaratan, baskı yaratan bizde yok.

Başakşehir’in oyuncu grubunda hatta teknik adamında, Türk futbolunun büyük kulüplerinin ve medyasının belli dönemlerde bir anlamıyla “burun kıvırdığı” isimler var. “Emre artık yaşlandı, Bekir büyük takım futbolcusu değil'' türünde bir algı var mı sizde?

Yok bizde öyle bir algı. Dışarıdaki bakışı anlatmak gerekirse kendi adıma şunları söyleyebilirim: Bizim işimiz show-business! Ben o pencereden bakıyorum. Sanatçıyız bir anlamda. Bizim sahnemiz de saha. Çıktığımız zaman gösterdiğimiz performans karşısında iyi yorumlar da olacak, kötü yorumlar da. Sizi beğenen de olacak, beğenmeyen de, nötr olan da. Böyle baktığınız zaman futbol dünyasında olan çok normal bir durum. Yapıcı eleştiriler hariç, “atıp-tutma” durumunda kalmamalı, takılmamalı futbolcu.

Başakşehir bu sezon henüz yenilmeyen tek takım. Yarıştığınız rakiplerinize göre oyun mentalitesi ve sistemi olarak farkınız ve etkinliğiniz nerede?

Başakşehir bundan iki sene önce topa daha az sahip olan ve daha çok koşan bir takımdı. Ama başarıyı dönemsel olmaktan çıkarıp sürekli hale getirmek önemli. Ben bu işlere kafa yoruyorum, futbol sonrası için kafa yoruyorum. Topa sahip olmak çok önemlidir! Aykut Kocaman ile çok güzel günlerimiz geçti, sağ olsun. Bize derdi ki; En iyi savunma topa sahip olmaktır! Bu büyük takım mentalitesi. Başakşehir de yavaş yavaş oraya doğru gidiyor. Analizlere baktığımız zaman topa en çok sahip olan takımlardan biriyiz. Diğer farklarımızdan biri de daha derli toplu bir takımız. Mesafelerimiz daha kısa, bir grup halinde oynamayı beceriyoruz ki Abdullah hocamız bunu beynimize işlediği en önemli konulardan biri. Çok çalışıyoruz!

Rakipleriniz arasında en çok hangi takımla yarışın içinde olursunuz?

Ben sezon sonuna kadar bu kafadaki 4 takımın götüreceğini düşünüyorum. Derbiler var ama şampiyonluk derbilerden geçmiyor, diğer maçlardan geçiyor. Derbiler belirleyici de olabilir tabi… Ama genel olarak tüm bunlara baktığımızda bu 4’lü sonuna kadar gidecek diye düşünüyorum. Biz, maç maç bakmak zorunda olan bir ekibiz. Çünkü biz bu günlere öyle geldik!

Sizin dışınızda şampiyonluk için kim en şanslı takım kim?

Altını çizerek söylüyorum, başımıza iş almayalım (gülüyor), bizi dışarıda bırakarak söylüyorum; Fenerbahçe yarıştan kopmadı, çok kritik maçlar aldı bu da büyük takım refleksidir. Yani ben Beşiktaş ile Fenerbahçe’nin Galatasaray’a oranla yarışı daha iyi götüreceğini düşünüyorum.

Başakşehir için bu sezon başarı ne olur, hangi sıralama olur?

İki sezondur ligi dördüncü bitiren bir Başakşehir var. Eğer dördüncü bitirirsek, istikrarlı bir Başakşehir olur, üstüne çıkarsak başarılı olur.

Peki, başarısızlık?

Dördüncülüğün altına düşersek de başarısız oluruz. Elde ettiğiniz bir şeyin üzerine çıkabiliyorsanız başarıdır, altına iniyorsanız başarısızlıktır. Ama ben biraz farklı düşünüyorum. Başarı ve başarısızlık bir kavramdır. Neye göre başarılı, neye göre başarısızlık diyoruz. Aslında üzerine konuşulması gereken kavramlardır. Başakşehir’in hedefleri doğrultusunda bu sene 4’üncü de olsak başarılıdır, üzeri olsa da başarılıdır. Ben öyle bakarım. Beşinci olsa başarısız değildir, istediği yerde bitirmemiştir diye bakarım. 

Biraz geçmişe gidip Fenerbahçe’den ayrılık sürecini konuşalım. Kalabalık bir ayrılış oldu o dönem.

Bunları geçmişte de çok konuştuk, yine aynı şeyi söyleyeceğim. Bizim yaptığımız işin içinde aidiyet duygusu çok önemli. Ben de Fenerbahçe’ye çok büyük aidiyet hissettim. Benim için çok ayrı bir yerde. Ailem için de böyle, zaten futboldan önce de böyleydi. Kalbimde çok özel bir yerde ve öyle de kalacak. Bizim işimiz futbol, ayrılıklar her zaman vardır. Takımlar da kendi planlarını yapıyor ve o zaman da söylemiştim; çok yorgun bir oyuncu grubu vardı. Başkanımız Aziz Yıldırım da öyle bir karar aldı. Ben çok gönülden söylüyorum; Ben de onun yerinde olsam böyle düşünebilirdim, onun penceresinden baktığımda, bir yenilik doğal geliyor bana. Futbolda ayrılıklar vardır. Zamanlı olur, zamansız olur. Bunu çok eksejere edip, duygusallaştırıp üzerine çok konuşmanın alemi yok. Ben hep şu pencereden baktım: çok güzel şeyler yaşadım, şampiyonluklar yaşadım, Fenerbahçe tarihinin en önemli süreci olan “şike sürecinde” oradaydım, sahip çıkanlardan biri olmaya çalıştım. Bunlar çok güzel duygulardı, bana bunu yaşatanlara, bana bu fırsatı verenlere o zaman da teşekkür ettim, şimdi de ediyorum.

Bundan sonrası için kariyer planın nedir?

Futbol sonrası için kafamda planlarım var. O planları futbol oynarken ne kadar gerçekleştirebilirim onun hesabı içindeyim. Çünkü çok emek isteyen konular. Ben 2006’da üniversiteyi, spor akademisini bitirdikten sonra bu işin hem literatür tarafını hem soyunma odasını koklayan, mental olarak pek çok şey yaşamış biri olarak, bir üniversitede görev yapmayı çok istiyorum. Yani yıllarca oynamış, A Milli takımda forma giymiş biri olarak, bir figür olarak akademide bulunmak istiyorum. Yapıp yapamayacağımı bilemiyorum ama istiyorum, yıllardır buna dönük bir uğraşım var.

Bu soruya verilen en sık cevap antrenörlük oluyordu fakat senden farklı bir yanıt geldi...

Her futbolcu bunu düşünür, antrenörlüğü ister. Benim de aklımda var, güzel bir şey teknik direktörlük, severim de taktiksel konulara kafa yormayı… Ama ben daha çok akademik kariyer yapmayı, değiştirilmesi gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. Kendimce projelerim var. Özellikle büyük takımlardaki genç oyunculara yönelik. Büyük paralara transfer olup kendi hallerine bırakılıyor. Kafamda projeler var ama bunlara daha uzun yıllar var, futboldan sonra. Ama ne olur tabi zaman gösterecek.