FUTBOL GEZEGENİ
Usta futbol yazarı Ege Görgün, futbol dünyasının unutulmaz hikayelerini siz Goalcüler'e sunuyor...
Goal.com Türkiye
(Goal.com Özel) Trabzonspor şampiyon olmalı!Bordo mavili ekibin üzerinde görünenden çok daha ağır bir yük olduğuna inanan Ege Görgün, Trabzonspor'un bu sezon şampiyon olmasını istiyor...

"Herkes memleketinin takımını tutar, büyüklerden kimi tutuyorsun?" gibi kontra sorularla, kendimi adam yokluğunda takıma alınıp kaleye geçirilmiş bir çocuk gibi hissetmeme yol açıyorlardı...

Futbola duyduğu aşka rağmen orta okulda ilk kez ciddi anlamda top oynamaya başlayan Ege Görgün, amatör futbol hayatından halı sahalara transfer olana kadar ki hayat hikayesini anlatıyor
(Goal.com Özel) Futbol ve ben: Kırık Bir Aşk Hikayesi (1)
Çocukluğunda çoğu yaşıtının aksine futbolcu olmaktan çok teknik direktör olmaya heves eden Ege Görgün, futbola karşı hissettiği aşkın derinliklerini anlatıyor.
Goal.com Özel) 1987-88 sezonu Anadolu takımları (7): Boluspor1987-88 sezonunun takım analizlerini sürdüren Ege Görgün, bu kez kısıtlı imkanlarına rağmen elinden gelen en iyi mücadeleyi sergileyen Boluspor'u inceledi.
(Goal.com Özel) 1987-88 sezonu Anadolu takımları (6): Eskişehirspor ve RizesporEge Görgün, 1987-88 sezonunda Anadolu takımlarının performansını incelemeye devam ediyor. Bu kez sırada kümede kalma mücadelesi veren Eskişehirspor ve rizespor var...
(Goal.com Özel) 1987-88 sezonu Anadolu takımları (5): Altay ve Ankaragücü1987-88 sezonunun takım analizlerini sürdüren Ege Görgün, bu kez İzmir temsilcisi Altay ve başkentin sarı lacivertli kulübü Ankaragücü'nü inceledi.
(Goal.com Özel) 1987-88 sezonu Anadolu takımları (4): Adana Demirspor ve SakaryasporEge Görgün, 1987-88 sezonunda Anadolu takımlarının performansını incelemeye devam ediyor. Bu kez sırada bir döneme yetiştirdiği futbolcularla damgasını vuran Sakaryaspor ve Adana Demirspor var...
(Goal.com Özel) 1987-88 sezonu Anadolu takımları (3): Karşıyaka ve Sarıyer Ege Görgün'ün ilgiyle takip edilen serisi, bu kez, uzun süredir en üst ligde göremediğimiz iki takımla devam ediyor. Biri İzmir'in, diğeriyse İstanbul'un efsane takımı olan Karşıyaka ve Sarıyer'i, o zamanlar konuşturan kadrolarıyla bakalım hangileriniz hatırlayabilecek...
1987-1988 sezonunun takım analizi, dişli ekipler Bursaspor ve Trabzonspor'la devam ediyor. Teknik Direktör Nevzat Güzelırmak'ı hatırlayan azdır belki; ama Ali Nail deyince herkes anımsayacaktır. Şimdinin yorumcusu Serdar Bali'yse, Trabzonspor'un o dönemki sıkı savunmacısıydı.
Fenerbahçe'ye 5-2 yenilen Bucaspor, oynadığı futbolla da bir bakıma yerlerde süründü. Sezona Bucaspor'un başında başlayan Bülent Uygun'u futbolculuk yıllarından bu yana takip eden Ege Görgün, "Neden böyle oluyor"un yanıtını verdi. İşte Bülent Uygun'un asıl hikâyesi...
90larda önce gazete sayfalarına, oradan mahkemelere, en sonunda da Lordlar Kamarası'na kadar taşınan bir şike(ler) davası, İngiliz futbolunun üstüne kara bulut gibi çökmüştü. Davanın baş aktörleri, dönemin en ünlü futbolcularından olunca, işin içine duygular da karışmış ve bu durum, kamuoyu gibi adaleti de kararsızlığa sürüklemişti. Peki Liverpool'un efsane kalecisi Bruce Grobbelaar'ı bitiren bu davanın hikâyesi neydi?
Futboluyla gündemimizde her zaman geniş yer kaplayan Premier Lig, son dönemde medyaya yansıyan aşk ve seks skandalları sayesinde payına düşen rolden daha fazlasını çalıyor. John Terry, Wayne Rooney, Kris Commons şimdinin kahramanları. Geçmişte isimler farklıydı ama manşetler benzerdi…
Ege Görgün'ün henüz endüstriyelleşmiş futbolun aktörlerine ilk gençlik masumiyetiyle selam durduğu 1987-1988 sezonu serisi, dönemin iki dişli Anadolu takımıyla devam ediyor.
Ege Görgün, 1987-88 sezonunda oldukça sıkıntılı günler yaşayan Fenerbahçe’yi o günlerde izleyip yazdığı şekilde; yani bir usta değil de henüz "15 Yaşında Bir Spor Yazarı" olarak yazdığı şekliyle getiriyor karşınıza…
Ege Görgün, 1987-88 sezonunda Gordon Milne yönetiminde ligi ikinci bitiren ve efsane takım olma yolunda ilerleyen Beşiktaş'ı o günlerde izleyip yazdığı şekilde; yani bir usta değil de henüz "15 Yaşında Bir Spor Yazarı"nın kaleminden çıkmış satırlarla getiriyor karşınıza…
Ege Görgün, 1987-88 sezonunda Mustafa Denizli yönetiminde şampiyonluğu yakalayan Galatasaray'ı o günlerde izleyip yazdığı şekilde; yani bir usta değil de henüz "15 Yaşında Bir Spor Yazarı" olarak yazdığı şekliyle getiriyor karşınıza…
Altyapının nasıl olması gerektiğini ve bizim bu konuda ne kadar geriye düştüğümüzü ve dersini Hollandalılardan öğrenen FC Barcelona'nın yükselişini daha iyi anlamak için uzun süren bir duraklama devrinin ardından yeniden Şampiyonlar Ligi'ne yükselen Ajax'ın 60'lı yılardan beri yürüttüğü faaliyetleri bilmek gerekir.
Hakemlerimizi Avrupa’daki meslektaşlarıyla kıyaslamaya kalkanlar çok ayıp ediyorlar. Eğer öyle hakemler istiyorlarsa önce Türkiye’nin son 50 senesini başa sarmaları gerekiyor.
Onlar kuzeyden gelen mavi-beyazlı meleklerdi. 80'lerde Sven-Göran Eriksson önderliğinde UEFA Kupası'nı iki kez aldılar. Ama sonra karşılarına baş edemeyecekleri bir rakip çıktı: Futbol endüstrisi.
Televizyoncu, sinema yazarı, futbol yöneticisi, köşe yazarı ve daha pek çok şey... Ama "Hadi İbrahim Altınsay, dök maharetlerini ortaya deseniz," yapabileceği, söyleyebileceği onlarca şey arasından gidip 60’lı yılların Beşiktaş kadrosunu saymayı seçeceğine bahse girebilirsiniz. O derece bir Beşiktaş ve futbol sevgisi yani...
Bugün mesai bitimine yakın saatlerde her şirkette, her iş merkezinde, her kurumda akşamki halı saha maçının saatini iple çeken binlerce adamın olduğuna emin olabilirsiniz. Eşofmanlar ya arabanın bagajındadır, ya da eve gidilecek üst değiştirilecek ve arabalı bir arkadaşın gelmesi beklenecektir. Maçın ardından en az iki gün çekilecek kas ağrıları bile yolundan çevirmez bu cengaver futbolcuyu...
Kadınlar futboldan anlamaz. Bunu söylediğim için nefret edecekler benden. Olsun. Karım beni seviyor. Annem de. Bana yeter. İki kadın tarafından sevilmek herkese yeter.
Kolay kolay eğilip bükülmeyen cinsten bir hoca, Büyükşehir Belediyespor'unki. Hâlâ büyük boy bir takımı çalıştırmışlığı yok; ama herkes onu tanıyor. Bilgi ve tecrübesiyle olduğu kadar, giyimiyle de iddialı. Kısacası tam bir fenomen.
Türk futbolunda "çağ atlatmak" tabiri çok sık kullanılır. Hem birçok yöneticinin vaadidir çağ atlatmak, hem de birçoğuna zaten atfedilen bir özelliktir. Kimin çağ atlatabileceği, atlatmış olduğuysa, her zaman tartışma götürür. Ama tartışma götürmeyen bir tek isim varsa, o da, Galatasaray'a "Avrupaî takım" kimliğini kazandıran Jupp Derwall'dir.
Kahramanlık hikayelerine yabancı olmayan bir kentin takımı. Vatan düşman işgali altındayken yazılmaya başlamış bu tür hikayeler Gaziantep’te. O zamanlar Şahin bey ve Karayılan gibi kahramanlar liderlik etmişler Antepliler’e. 90'larda ise bayrağı bir başka lider ruhlu insan Celal Doğan almış. Ordusunu futbolculardan oluşturmuş ve Gaziantepspor bayrağı altında toplamış onları. Liderlerini utandırmamışlar futbolcular. Önce Türkiye’de bir efsane olmuşlar sonra da Avrupalı rakiplerine karşı bugün bile konuşulan muharebeler kazanmışlar.
Bir kesim tarafından çok fazla şey hakkında çok fazla şey konuşuyor diye eleştiriliyor hep Erman Toroğlu. Ama onu halkın sevip güvendiği bir figür yapan da bu sivri dil ve fütursuz tavır. Onunla karşılıklı sohbet ettiğinizde, bugüne kadar duyduklarımızın aysbergin yalnızca suyun üstünde kalan kısmı olduğunu görüyorsunuz. Meğerse bugüne kadar bildiklerinin, söyleyebileceklerinin ve söylemek istediklerinin çok azını paylaşmış bizimle.
6 Şubat 1958’de Münih-Remi Havalanı’nın buzlanmış pistinden havalanmak için üçüncü girişiminde bulunan British European Havayollarına ait 609 sefer sayılı uçak, gerekli yüksekliğe çıkamayınca alanı çevreleyen engellere sonra da bir eve çarpıp düştü. Belgrad’ta yaptıkları Avrupa Kupası maçından dönen Manchester United’lı futbolcuları da taşıyan uçaktaki 48 kişiden 23’ü kazada hayatını kaybetti. Ölenler arasında çocukluklarından beri birlikte top oynayan sekiz United’lı futbolcu da vardı.
Futbol kitaplığımızı her geçen gün biraz daha zenginleştiren İletişim Yayınları, KafSinKaf’la bu kez İzmir’in köklü kulüplerinden Karşıyaka’nın hikayesinin anlatılmasına vesile oluyor.
Dünya Kupası’nda kazananın adı belli oldu: İspanya. Peki kaybedenler kimdi? Bana sorarsanız hakemler. Evet, hakemler çok hata yaptı. Peki ama hırsızın, yani sahayı tiyatro sahnesine çevrine futbolcuların hiç mi suçu yoktu? Yoktu tabi, diyorsanız, bu önerim sizin de hoşunuza gidecek. Buradan bir kez daha teklif ediyorum: Maçlar hakemsiz oynansın!
Türkiye’ye 22 yaşında Roman Dobrowski olarak geldi. 8 sezon oynadığı Kocaelispor’dan Beşiktaş’a geçtiğinde adı artık Kaan Dobra’ydı. Türkiye’de iki Türkiye Kupası, bir ikinci lig, bir de Süper Lig şampiyonluğu yaşadı, 70’in üzerinde gol attı. Ve Türk spor tarihinin adı deyim haline gelen ilk sporcusu oldu. Kısaca Dobrowki’ydi, Dobra oldu ama hiç “dobrowski” olmadı.
Hollanda’nın, belki de Avrupa’nın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu Johan Cruyff’u özel yapan bir dehası ve garabeti vardı. Sıradan insanlarla kıyaslandığında çok garip biri Cruyff. Konuşması garip, düşünce tarzı garip, olayları ele alışı garip, garip oğlu garip işte! Ama Cruyff gibi karakterler futbol için en az futbol topu kadar gerekli.
Hepsi yetenekli, hepsi yıldız adayıydı. Hepsinin büyük hedefleri vardı ve parlak istikballeri... Kimisinin hedefe varmasına ramak kalmıştı, kimiyse hedefin yanına bile yaklaşamadı. Kimisi nispeten iyi bir kariyer yaptı ama herkes onun muhteşem bir kariyer kaçırdığının farkındaydı. İşte yetenekleri nispetinde yol kat edemeyen veyahut kat ettikleri yolu gerisin geri gelen 10 Türk futbolcu...
1992-93 sezonunda ilk yarıyı lider tamamlayan Kocaelispor, önceki ve sonraki Anadolu Efsaneleri gibi şampiyonluğa ulaşabilecek ritmi ve ruhu yakalamıştı. Takımın maddi yönden güçlü olması da önemli bir avantajdı. Ama başta Bülent Uygun olmak üzere, İstanbul takımları tarafından aklı çelinen futbolcuların motivasyonlarını kaybetmeleri bu rüyanın gerçekleşmesine mani oldu. Körfez belki lig şampiyonu olamadı ama sonraki yıllarda kazandığı iki kupa şampiyonluğu ve İstanbul’un üç büyük takımı karşısında aldığı sürpriz galibiyetlerle hafızalara ve gönüllere kazındı.
Gençlerbirliği’ninki ulusal ligde veya Avrupa Kupaları’nda yapılan müsabakalarla ya da topyekünde alınan derecelerle gelen bir büyüklük değil. Sportif başarılar Gençlerbirliği’nin büyüklüğünün sebebi değil, yalnızca uzun vadede gerçekleşmesi beklenilen sonuçları. Gençlerbirliği’ni asıl büyük yapan küçük bir takım olarak tesisleşme, kurumsallaşma, futbolcu yetiştirme, transfer politikaları ve taraftar profili anlamında atılımları ve başarılarıdır. Denebilir ki Gençlerbirliği Türk futboluna vurulmuş sahanın dışına taşan bir damgadır.
Artık beyazperdenin gözde kötü adamlarından olan Vinnie Jones, futbol oynadığı dönemde sertliğiyle nam salmıştı. Maçtan bir gün önce rakip takımın forvet oyuncularının korku dolu kabuslar görmesine sebep oluyordu: Acaba yarın Vinnie bu sefer nereme tekme atacak? Ne yapsam da ona fazla yaklaşmasam? Futbolcu olarak meziyetleri tartışmaya çok açık olsa da, takımını ateşlemek konusunda ondan iyisinin olmadığında herkesin görüş birliğine vardığı Vinnie Jones, kendisine layık görülen bu kaçıklık diplomasını sonuna kadar hak etmişti.
Zemin futbol oynamaya, şartlar savaş çıkmasına müsaitti!
Latin Amerika ülkeleri 1970 Meksika Dünya Kupası’na katılmak için yarışıyordu. Yarışı kazanan El Salvador oluyor ve Meksika’ya gidiyordu. Ama eleme turlarında karşılaştığı Honduras’la yaptığı 4 bin kişinin öldüğü, 12 bin kişinin yaralandığı, elli bin kişinin evini yitirdiği 100 saatlik bir savaşın ardından... Bu şüphesiz tarihin görüp göreceği en büyük futbol faciasıydı.
Bazen bir göbek futbol kariyerine rakibin atacağı sert bir tekmeden çok daha fazla zarar verebilir. Ünlü İngiliz futbolcu Paul Gascoigne bunu en iyi bilenlerden biri. A takıma çıktığı ilk gençlik döneminde Abur-Cubur Çocuk adıyla anılan Gazza göbeği yüzünden daha parlamadan sönebilirdi. Gazza şiş göbekten mustarip tek topçu değildi elbet! Ronaldo’da “şişko domates, yarım kilo patates” muamelesi görmemiş miydi 2006 Dünya Kupası’nda!
Ruhuna, muhteşem kariyerine ve efsanesine devasa bir stadyum ev sahipliği yapıyor. Futbol tarihinde sigara, içki ve gece hayatının serbest bırakıldığı tek oyuncu olarak hatırlanan Giuseppe Meazza hala Seria A’nın, İtalya Milli Takımı’nın en çok gol atan oyuncularından biri ve Inter forması altında daha onun kadar çok gol atabilen başka futbolcu çıkmadı.
Anadolu takımlarının taraftarları için Türk futbolundaki kırmızı siyah bir rüyaydı Eskişehirspor. Bir devrimdi, bir isyandı, bir umuttu. Futbola hakim İstanbul beyleri içinse tehdit dolu bir muhtıra. Ve hiç karşılarına çıkmasını istemedikleri korkulu bir rüya...
Selçuk Yula’nın 1986 yılında Almanya’nın Blau Weiss takımına transfer olmasını bir “yeni dönem” habercisi kabul edersek, Türk futbolcuların tek tük de olsa yurtdışında top koşturma fırsatı yakaladığı “eski dönem”in izinin 1900’lü yılların başlarına dek sürülebileceğini söyleyebiliriz.
1950’de Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan Brezilya’ya “yol masrafı çok” mazeretiyle gitmeyen Türkiye’nin, 1954’de yeterli parası, vizyonu ve en önemlisi şansı vardı da, İsviçre’de yapılan beşinci Dünya Kupası’na iştirak edebildi. Tabi her zamanki gibi, oldukça heyecanlı ve maceralı bir süreçten sonra...
Bir kez daha katılamadığımız Dünya Kupası’nda oynamak her futbolcunun, takımını bu en büyük organizasyonda izlemek her taraftarın hayalidir. Türk Milli Takımı’nı Dünya Kupası’nda izleyebilen şanslı bir kuşağız. Koyun üstüne bir de takımımızın derece almış ve Brezilya’ya kök söktürmüş olmasını, diyebiliriz ki Allah’ın sevgili kullarıyız. Ya da belki bu abartılı bir hissiyat; geçmişi bilmemekten kaynaklanan. Çünkü zamanında bizi ne Dünya Kupaları istemişti de gitmemiştik.
Amacımız Türk futbol tarihindeki tüm lakaplı futbolcunun dökümünü yapıp hikayelerini anlatmak değil. Bunun için bu yazıya ayrılan sayfalardan çok daha fazlası gerekir çünkü. Kişisel bir futbol tarihinin, yeşil sahanın çocuklarına yakıştırılan lakaplar üzerinden yeniden gözden geçirilmesi belki. Arada sizin kişisel tarihinizle de kesişir, nostaljik bir keyif yaşatırsa size, bize yeter de artar bile.
36 yıl önce Fenerbahçe de kendi zamanında dünyanın en iyi futbolcularından olan bir ismi hoca olarak getirmişti Türkiye’ye: Valdir Pereira Didi.
İki kent arasındaki etnik ve sosyal rekabetin yeşil sahaya yansımasıyla büyüyen; çalkantılı bir dönemde kendi bekasını düşünen iktidarların körüklediği, yetkili kurumların önünü alamadığı karanlık bir husumet. Bu karanlıkta oynanan 40 kişinin öldüğü yüzlerce kişinin yaralandığı bir futbol maçı. Bu coğrafyanın kendi Heysel Faciası...
50’li yılların sonunda plajlarıyla müstesna bir semt, Bakırköy. Bir zamanlar Atatürk’ün de denize girmeyi pek sevdiği Florya Plajı’ndan sonra, bir başka plaj daha halkın hizmetine açılıyor. Yeni açılan Ataköy ya da eski adıyla Baruthane Plajı 16 Ağustos 1957 tarihli Hayat dergisinin kapağına şu sözlerle taşınıyor...
Güzel İzmir, 1950’li yıllar... Kıyı kesiminde yer alan bataklıklar yalnızca sivrisinek orduları değil, insanı hayli rahatsız eden kokular da ürettiği için zamanında Kokaryalı denmiş, ama bataklıklar kurutulduktan sonra bileğinin hakkıyla Güzelyalı isimini almış bir semt...
"Futbol neden dünyanın en büyük sporudur biliyor musun? Çünkü tek ihtiyacın olan, bir top ve boş bir arsadır. Şık malzemelere ve özel bir alana ihtiyacın yoktur. İri, güçlü ya da uzun olmak gerekmez. Futbol tüm sporlar içinde en demokratik olanıdır. Tüm insanların oyunudur."
İtalya Milli Takımı 1974 Dünya Kupası’na geldiğinde, Dino Zoff milli takımda tam 1142 dakikadır gol yememişti. Kupada oynayacakları ilk maçın sonunda bu süreye bir 90 dakika daha ekleneceğine tüm dünya adı gibi emindi. Öyle ya, tarihlerinde ilk defa Dünya Kupası’na katılan ve henüz yeryüzünde en ufak bir başarı elde edememiş Haiti milli takımıyla karşılaşacaklardı.
Pele mi daha büyük, yoksa Maradona mı? İşi gücü bırakıp az mı bu sorunun yanıtı peşinde kafa patlattık. Yabancıların Siyah İnci, kendi vatandaşlarının Kral ya da Safo (Kutsal Işık) diye lakap taktığı Pele’nin memleketi Brezilya’da ise bu sorunun daha çok şu versiyonu makbul: Pele mi daha büyük yoksa Garrincha mı? Tatlı su futbolseverlerinin ezberden Pele diye yanıtlayacağı bu soruya Brezilyalılar çoğunlukla söyle karşılık veriyor: Pele de büyüktü ama Garrincha daha büyük...
Süper Lig’in 20 yıllık mazisine sığan onca futbolcuyu ha deyince hatırlamak kolay değil. Ama istatistiklere takılmadan, bana bu yazının hazırlık aşamasında yardımcı olan Burak Tezcan kardeşim dışındakilerin düşüncelerine kulaklarımı tıkayarak ve olaya tamamen öznel bakarak “son 20 yılın en iyi Anadolu takımı yabancıları”ndan bir onbir kurmaya çalıştım...
Trabzonspor’da sağbek ve solbek sıkıntısı 10 yıldır çözülemeyen kronik bir sorun olduğu için 11’i yaparken üçlü tandem defansı tercih ettim...
-
Messi'den bir rekor daha
Bir Şampiyonlar Ligi aşk hikayesi... Dün gece Bayer Leverkusen ağlarını da sarsan Messi, yeni bir rekor daha kırmış oldu.
-
Yazarlar Beşiktaş'ın Avrupa kimliğini öne çıkardı
Spor Yazarları, dün akşam Braga'yı mağlup eden Beşiktaş'ın ligde ve Avrupa maçlarında daha farklı olduğu paydasında birleştiler.
-
Braga 0-2 Beşiktaş: Oyuncu puanları
Beşiktaş, Braga'yı deplasmanda Sivok ve Simao'nun golleri ile 0-2 mağlup ederek İnönü'de oynanacak rövanş maçı için büyük bir avantaj yakaladı.
-
SÖZ SİZDE: Futbolda kaybolan sprey kullanılmalı mı?
Futbol kuralı ihlallerinin önüne geçmek adına geliştirilen yeni teknikler, büyük tartışmalara neden oluyor. Bu uygulamaların son örneği ise kaybolan sprey.
-
Bayer Leverkusen 1-3 Barcelona: Oyuncu Puanları
La Liga'da zirvenin 10 puan gerisine düşen Barcelona, Şampiyonlar Ligi'nde Leverkusen'i deplasmanda 3-1 yenerek tur kapısını aralamayı başardı.