(ÖZEL) Abdullah Avcı: “Neyse ki Barcelona var”

Abdullah Avcı, kariyerini, İBB’yi, milli takımı, futbolu, oyun mentalitesini, transfer konularını ve genç futbolcuları Goal.com’a anlattı.
Goal.com

Dört yıldır İBB takımının teknik direktörlüğünü yapan, Türkiye’ye istikrar kavramını yaşayarak gösteren Abdullah Avcı, Goal.com için konuştu. Ülke futbolu, dünya futbolu üzerine detay bilgiler verdi, milli takımlar, gençlik geliştirme gibi konularda vizyonunu ortaya koydu. Tabii ki İBB’nin hedefleri ve gerçekleştirdikleri de sohbetin unsurları oldu. Bu bilgilendirici söyleşiyle sizleri baş başa bırakıyoruz.  

Türkiye’de gençlik geliştirme çalışmalarını TFF ve kulüpler (özellikle üç büyükler) perspektifinden değerlendirir misiniz?

TFF’de 1990 öncesi ve sonrası var. Özerklikten sonra bir takım yatırımlar yapıldı. Ama bu yatırımlar günümüze ve İstanbul’da yaşayan nesle uygun değil. Altyapılardaki tecrübelerimizden yola çıkarak, genel eğitimle futbol eğitimini yan yana getirecek projelere ihtiyaç olduğunu söyleyebilirim. Bu konuda TFF ve büyük kulüpler bu projeleri üretmediği sürece ülke futbolundaki sıkıntılar sürecek.  

Kulüplerin böyle bir şeyi gerçekleştirmesi mümkün mü?


Üç büyükler marka. 16-17 milyon insanın yaşadığı İstanbul’da ailelerin çocuklarını kolundan tutup götürdüğü yerler, büyük takımların kapısı. Hedef yerler. Orada model oyuncular vardır, para, şöhret vardır. Sosyo ekonomik yapısı ve eğitim düzeyi düşük bir toplumda aileler çocuklarını kurtarıcı olarak görüyor. Bu kulüplerin futbol okulları ve altyapıları var. Bu, üç kulübün altyapılarının özerk olması lazım.  

Özerklikten kastınız nedir?

Kendi bütçelerini kendileri yapmalı. Profesyonel takımların buralara elini sokmaması lazım. Diyoruz ya, marka oldular, kendi gelirleri var oraların. Benim çalıştığım Galatasaray’ın altyapısı. Orada 150 tane oyuncu var. Hedefledikleri yer Galatasaray A takımı. Orada sahada oynayan 6 tane yabancı var. Yani 11’in içindeki 5 kişiden biri olmak istiyorlar. Ne kadar zor bir durum! Altyapı özerk olursa, orada eğitimi veren hoca da yetiştirdiği oyuncunun karşılığında bedel alabilirse durum değişir. Diğer liglere verilen oyuncular var. Onlardan bedel alınsa, futbol okulları altyapıya dönse, sistem ekonomik özgürlük kazanır, üretim artar. Belli bir maaşa çalışan altyapı hocası, başarılı olup sıçramak istiyor. Bu sefer maç kazanmak için etik kuralları çiğniyor. Gerekli eğitimleri vermiyor, yarışmacılık öne çıkıyor. Seninle ayak tenisi oynasam da kazanmak isterim ama eğitimcilik öne çıkmalı. Kazanmak için yaşı büyük oyuncu oynatıyorlar.    



Yabancı serbest olsa hiç mi oynayamayacaklardı?


Tamam biz İngiltere, Almanya, Fransa değiliz ama bizim de kriterlerimiz olsun. Yaşıdır, millilik sayısıdır.   Guardiola altyapıdan A takıma geçti. Bir planlama yapılıyor.

Sizin böyle bir beklentiniz var mıydı?

Milli Takım için böyle bir beklentim vardı, karşılığını alamadım.    

2005 yılında oynanan U-17 Dünya Kupası'nda mücadele ettiğiniz Marcelo, Anderson, Denilson, Carlos Vela gibi isimlerin katettikleri mesafe göz önüne alınca neler düşünüyorsunuz? O milli takımdan şu an dönem dönem sadece Nuri'nin forma şansı bulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bizde neden tıkanıyorlar?

Genel eğitim sorunu. 17-19 yaş arasında yarışma anlamında hep kafa kafaya gittik zaten. Oyuncuların içinde bulunduğu süreçler var, sadece oyunculara bağlayamayız. Çalıştığı teknik adama, ailesine, gittiği kulüp yapısına, bulundukları ortama da bağlayabiliriz. Üç sene evvel U17 takımında Tevfik Köse diye bir oyuncu vardı. Avrupa gol kralı. Leverkusen altyapısından, bütün milli takımlarımızda oynamış. 18 yaşındayken onu Aykut hoca, Ankaraspor’a aldı. Oynatmaya başladı, çocuk belki önplana çıkacaktı. Takım kötü gitti, hoca değişti, Tevfik oynayamadı. Çocuk, Leverkusen’e geri döndü, dün ben onu buraya aldım. 20 yaşında şimdi, 1.5 senesi boş geçti. Ben oynatıp, piyasaya çıkarmak istiyorum. Anderson bize karşı oynadı, 5 milyona Porto aldı onu. Şimdi ben büyük takımda hoca olsam, 18 yaşındaki adama 5 milyon verebilir miyim? Elimizdeki değeri hem psikolojik hem zihinsel olarak yerden yere vuruyoruz.  

Aydın sakatken sizdeydi. Hakkında çıkan eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aydın’ı gazeteler yerden yere vurmuş. Tamam Aydın’ın da payı vardır, çevresinin de, hocasının da payı vardır. Ancak asıl yönetimin payı vardır. Esas irdelenmesi gereken yönetici topluluğudur. Bir oyuncu için “Ümidi kestim” açıklaması olmaz. Onun hâlini düşünsene. Bu çocuk 2 sene evvel bendeydi. Sakatlığıyla uğraştım, 2 maç oynattım, “Aydın artık Galatasaray’da oynayacak” dediler. “Yapmayın bende 25 maç oynasın, öyle gelsin” dedim. 1.5 sene kaybı var Aydın’ın şu an. Tekrar istiyorum ben, gelsin bende oynasın.  

Büyük takımlarda tutunamayan Kerim, İbrahim Akın gibi oyuncular geldi. Siz onlardan yararlanabildiniz. Bu konudaki bakış açınız nedir?

Ben teknik direktörlüğün, 4-4-2, 3-5-2’nin dışında, iletişim, sevk ve idare olduğunu düşünüyorum. Oyuncuların bütün sorunlarının sevgi ve iletişimle çözüleceğini düşünüyorum. Gerçekçi bakıyorum, gerçekçi konuşuyorum. Oyuncunun bana saygısı ve sevgisi var.  

Ülke futbolunun dışında, pasa dayalı bir oyun tercih ediyorsunuz. Oysa bozarak oynama alışkanlığı olan bir ülkedeyiz. Oyun anlayışınızdan söz eder misiniz?

Pas yapmaya çalışıyoruz. Bugün dördüncü sene. Oyuncu biliyor ki; hoca burada, biz böyle oynayacağız. Gelen oyuncu da biliyor. Diğer türlü kazanmanın bize hiçbir şey getirmediğini gördüm ben. Bazı maçlar elinizin altından kayabiliyor. Top havada dolaştığı zaman oyuncularıma “biz hiçbir zaman böyle oynarken kazanmadık, kazanamayız” diyorum. Bugün dünyada futbol izlediğin zaman sana kim keyif veriyor?  

Malum takım.

Barcelona. Bu oyun pas oyunu. Neyse ki Barcelona çıktı ki, insanlar bu oyunun böyle oynandığını kabul etti.

Euro 96’dan beri bozmaya yönelik oynuyoruz. Fatih Terim’in UEFA başarısı da böyleydi. Bu oyun Türkiye’ye yerleşti mi?


Yerleşmedi. Fatih Terim’in takımları bozuyordu ama bozduktan sonra oynuyordu. Ben temel taşları, üç büyükleri acımasızca eleştiriyorum. Bugün oyunun iki yönünü oynayan oyuncu, iki yönünü oynayan takım! Messi, 35 metre top kovalayıp, rakibini sıkıştırıyor. Büyük takımlarımız bu tip oyuncu almıyor, bunlara yatırım yapmıyor. 10 numara diye bir şey çıkmış. 10’u kaldıracaksın. Kalmadı böyle bir şey.  

Pivot santrafor gerekiyor mu?


Bence gerekiyor. Kontraya kalkarken bile gerekiyor.

Top şişirmeye yönlendirmiyor mu takımları?

Hayır. Pivot santrafora göre oyuncu profili oluşturulur. Öndeki hedef oyuncu, etrafına arkasına çabuk iki oyuncu olduğunda, pivotun ayağına topu vurdurduğun zaman doğru koşularla iyi kontratak da oynayabilirsin. Ama ayağına diyorum, ayağına. Kafasına değil.

Tjikuzu sizin için önemli bir oyuncuydu. Çift yönlü oynayan, takımı çıkaran bir oyuncuydu. Trabzon’da neden olmuyor?

Oradaki hocaya sormak lazım. İletişim önemli dedik. Tjikuzu, 16 yaşında Namibya’dan Bundesliga’ya gelmiş, orada 8 sene oynamış kariyerli bir oyuncu. 28 yaşında bana geldi. Kariyerli ama sorunları olan bir oyuncu. Çok iyi bir futbolcudur, kötü bir insan değildir. 2-3 hanımının, çocuklarının olması, Afrika’da bir kabileye bakması, zaman zaman onun gelgitler yaşamasına neden oluyor. Ben Tjikuzu’yla doğru bir iletişim yakaladığım için verim aldım. Buradan giderken ağladı, “bana babalık yaptın” dedi. Bunu yakalamak lazım.



Türkiye’de nasıl şampiyon olunur? Büyük kulüp iddianız var, nasıl bir organizasyon gerekir? Üç büyük takımın, %33.3333’lük şampiyonluk olasılığı yeterli mi?

Şampiyonluk mu, bugünün ideal oyuncu profillerine göre kadrolar oluşturmak mı?  

Siz ne diyorsunuz?

Bence büyük takımlar bugünün Avrupa kulüpleriyle mücadele edecek oyuncu profilleriyle oynamıyorlar. %33lük ortaklık, bir Anadolu takımı sıkışıyor. Bir de sezon başı iddialarda bulunuyorlar. “Şampiyonlar Ligi’nde final, Avrupa Ligi’ne düşersek kupa kesin cepte.” İnsanları yanlış yönlendirme yapılıyor. 10 numaradan açıldı ya konu. İki yönüyle oynayan yıldız oyuncu önemli dedik. Bizim üç büyükler 10 numara arıyor sürekli. Seyirci çekmek için mi? 10 numaraya göre takım kurulmaz. Tek forvet oynuyorum, arkada oyuncuyla oynuyorum, hep ona göre adam tamamlıyorum. Avrupa’da böyle oyuncu da sistem de yok.  

10 numaralar mı sorun?


Bu oyunculara bakalım, mesela Delgado. Nereden geldi? Basel. Avrupa’da önemli bir yeri yok. Alex… Ne yapmış Alex? Alex, Ankaragücü’ne, Belediye’ye gol atacaksa, bunu yapacak başka adam da bulurum. Alex de Avrupa’da oynamadı. İtalya’ya uğradı, olmadı. Lincoln geldi aynı şekilde. Onun yerine Elano. Elano’nun Avrupa’da piyasası yok muydu, neden Türkiye’ye geldi? Biz büyük takımlarda olsak, dışarıdan 17-18 yaşında oyuncular alıp, onları kendi yapımız içinde yetiştiririz. Büyük bir şey değil, Arsenal da bunu yapıyor.  

İBB’nin bir türlü patlama yapamadığı yönünde eleştiriler alıyorsunuz. Patlama yaptınız mı?  


Patlama ne acaba? İBB tarihinde ilk defa Süper Lig’e çıktı. Galatasaray’ın bir sezon oynayamadığı statta biz dördüncü sezonu oynuyoruz. İlk senesinde LigA’dan Turkcell Süper Lig’e çıktık. İlk senemizde 12. olduk, 38 puanla. Hiç dibe vurmadık. Dört senedir burada bulunan oyuncular var, LigA’dan beri burada olan. Hiçbir yerde yoktur bu. Süper Lig’in oyuncuları vardır, takımları düşse de onlar ligde kalır. Yeni gelen takımlar da bunları alır. Hocalar için de bu geçerli. Biz takım olarak bunu kırdık. Kartal’dan İskender’i tanırlar mı? Pendik’ten Zeki’yi, Pazarspor’dan Rızvan’ı, Alibeyköy’den Gökhan’ı tanırlar mı dışarıda? Bu takım üç senedir sadece geçen sene dibe vurdu, sonra da Sivas’ı yenerek çıktı ve ligi 42 puanla 9. sırada bitirdi. Bu sene de 7.-8.’liklerde dolaşan belli bir standartı yakalamış takımız. Peki biz ne yapacağız? Seyircisiz, Olimpiyat Stadı’nda şampiyonluk hedefi mi açıklayayım? Ben bunu yapamam. Büyük takımlar “Şampiyonlar Ligi’nde final” diyorlar ya. Ben öyle şeyler açıklamam. Bizim hedefimiz Türkiye’ye yeni bir yüz, yeni oyuncular, yeni bir oyun kazandırmaktır. Bunu da yaptık. Belediye takımı olmamıza rağmen, kamuoyunda bize duyulan sevgi var. Teşekkür ediyoruz herkese. İnsanlar bizi kavganın içine savuruyorlar ama ben kavga etmeyeceğim. Ben kavga etmesini de bilirim, Kasımpaşalıyım çünkü. Ama etmeyeceğim.  



Milli Takım’a teknik direktör aranıyor. Nasıl bir hoca, nasıl bir sistem gerekiyor?

Milli Takım hocasının görevi doğru bir ekiple beraber, altyapılarla, bölgelerle devamlı kontak hâlinde olup, ülke futbolunu geliştirmektir. Bunu yapacak olan da bizden biri olmalı. Yabancı düşmanı olduğum için söylemiyorum, oyuncuların hepsi Türkiye’den. Biz duygularıyla hareket eden insanlarız. Onu anlayacak, o iletişimi kuracak kişinin yerli hoca olmasında yarar var. Milli Takımlarla ilgili devamlı proje üretmeliyiz. Bilimden, akademiden yararlanmalıyız. Bunları TFF’ye sokmalıyız. Duygularıyla futbol oynayan bir ekibe, bir de oyun felsefesi yerleştirirsek eğitimli bir gelecek oluştururuz.  

Hedef ne olmalı?

Avrupa ve Dünya Şampiyonaları’na istikrarlı bir şekilde katılırsak, bir yerden sonra başarıyı yakalarız. Dünya Kupası’nda 3. ol, Avrupa Şampiyonası’na katılma. Bu olmaz.  

En çekindiğiniz deplasman hangisi?

Yok. Biz içeride dışarıda deplasman oynuyoruz.  

Sizin güçlü ve zayıf yönleriniz neler? “Oldum” diyor musunuz?

Oldum diye bir şey yok. Paylaşımın devamlı olması gereken, kendimizi sürekli geliştirmemiz gereken bir hayat yaşıyoruz. Eksik olduğum yönüm, duygusal olmam belki. Öne çıkan yönüm ise iletişim.  

Örnek aldığınız bir teknik adam oldu mu?


Yok.  

Arda Turan’ın geldiği yer, sizin beklediğiniz yer mi?


Önemli bir oyuncu olacak diye düşünüyorduk ama geldiği yerde bizim medyamızın, yöneticilerimizin ona yüklediği yükü kaldıramayacağını düşünüyorum. Bu kadar fazla abartılmaması gerektiğini düşünüyorum. Nereye geldi Arda ben şimdi bilmiyorum. Dünya yıldızı mı? 15-20 milyon Avro mu?  

Sizce?

Bence değil. Çok sevdiğim, oğlum gibi bir insan. İletişimimiz hâlâ var ama bu sorumluluğu nasıl kaldırır? Günümüz futboluna göre Arda’nın çok artıları var,çok da eksileri var. Biraz rahat bıraksak.  

Türkiye’de dünya yıldızı var mı?


Türkiye’de öyle bir oyuncunun daha olmadığını düşünüyorum. Dünya yıldızı nasıl oluyor? Messi’yi mi örnek alacağız? Bizim o anlamda zihinsel olarak oraya hazır olmadığımızı düşünüyorum. Genel eğitimle, futbol eğitiminin eşgüdüm içine girmesi gerekir. 

 “Galatasaray maçlarına asılmıyor” eleştirisinden sıkıldınız mı?

Son maçtaki aşırı sevincimin asıl sebebi buydu. İlk defa böyle bir şey yaptım. Bu yorumlar beni çok yordu ve üzdü. Galatasaray taraftarları bile böyle düşünüyor. Biz böyle bir toplumuz. Üzücü bir durum.

Galatasaray’a transferiniz gündeme geldi. Görüşme olmuş muydu?

Tabii görüştüm.  

Neden anlaşamadınız?


Etik değildi. 2 hafta sonra İBB’yle maçı vardı Galatasaray’ın. Sırtımda böyle bir şeyle yaşayamazdım.  

Transfer sürecinin, bir takım dini gruplarla ilişkiniz olması nedeniyle gerçekleşmediği söylendi. Böyle bir şey var mı? 


Açık açık  “Tarikatçı mısın”  diye sorabilirsin.  

Tarikatçı mısınız?

Bunu yazanlar oldu. O zaman şöyle söyledim: “Elhamdüllilah Müslümanız, bu cumhuriyetin çocuğuyuz.” Benim nasıl bir sosyal yaşamım, aile yaşamım olduğunu araştıracaklar, soracaklar. Ondan sonra oturup konuşacağız.  

İBB bu sezonu nerede bitirecek?


Hedeflerimizi sezon başında açıkladık. Türkiye Kupası’nda gruplara kalmak. Bunu başardık. Ligde de UEFA Kupası’nı kovalayan bir takım.

Bu ne demek?


Geçen sene 9. bitirdik. 6-7’yi kovalayan bir takım olmamız lazım. Bu olmayabilir tabii ama ilk devrede bunu başardık.  

Goal.com olarak, genç bir okur kitlemiz var. Onlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?


Futbola bir oyun olarak baksınlar. 68’e 105 bir sahada oyun oynanıyor. Renkler önemli değil. Bu oyun bittikten sonra yenisi başlayacak. Kavga ve kaos yaratmayalım.   

Onur Yazıcıoğlu, Goal.com