Bir Futbol Mesihi: Jimmy Hogan
Haftasonu futbolun en aktüel ânının, maçların içine düşmeden hemen önce, en tarihsel yanlarına açılmaya devam ediyoruz. Ali Murat Hamarat, bizi 1. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında örülen bir futbol kariyerine yakınlaştırıyor. İşte 1974 yılında ölen İngiliz futbol adamı Jimmy Hogan'ın hikâyesi...
23 Eki 2009 15:44:19
İlgili Linkler
Bazı insanlar vardır adlarını kimsenin duymadığı. Hiç bilinmeseler de, dünyanın kaderini değiştirmişlerdir. İşte futbolun bilinmeyen simalarından biri olan Jimmy Hogan da bunlardan biri. Peki kimdi Hogan?1882’de Lancashire’da doğdu. Okulu erken bırakıp bir taraftan bir kitapçıda çalışıyor, bir taraftan da futbol oynuyordu. Kısa sürede amatörlerden yarı profesyonellere sıçradı. Orada durmayacaktı. Burnley’in sağ içi olarak geçtiğimiz yüzyılın başında bir isim yaptı. Fulham’a 1905’te geçti, orada da Federasyon Kupası’nda yarı final gördü. Aslında bakıldığında iyi bir içti fakat onu bu kadar büyük yapan şüphesiz futbol sahalarında top tepmesi değildi. Hocalığı ve futbola bakışı ile benim demişti.
1910 yılında Hollanda’nın Dordrecht’inde hocalığa başladı. Top kontrolü, pas alışverişi gibi o zamana kadar dünya futbolunda kimseciklerin önemsemediği detaylara takılıyordu. Futbolcuların beslenme alışkanlıklarına bile müdahale ediyordu. Hollanda’da iken, Almanlara karşı oynanacak bir millî maçta Hollanda’ya göz kulak olması istendi, o da görevini layıkıyla yerine getirdi, maç sonunda Hollanda 2-1 galipti.
1912 Stockholm Olimpiyatları’nda Avusturya’yı çalıştıran Hugo Meisl takımının oyunundan memnun değildi. Bir yardıma ihtiyaç duyuyordu. İngiliz hakem Howcraft’a danışınca olaylar gelişti. Hakemin verdiği isim, önce bir dostluğun, ardından bir efsanenin doğmasını sağladı.
İkili, Viyana cafélerinde içtikleri melangelar eşliğinde futbol konuşuyordu. Antrenman tekniklerinden, oyunun mantığına her şey masaya yatırılıyordu. Hogan, iki takımla da dolaylı ilgileniyor ve kısa pası oyuncuların kafasına kakıyordu. Çok değil on beş sene sonra döktürecek Avusturya millî takımının da kökleri böylece atılmıştı. Kimsenin o zamanlar anlayamadığı pas trafiğinin de arkasında yatan oydu, O'nun futbola bakışıydı.
Her şey rüya gibi giderken, çıkan Birinci Dünya Savaşı, hayâtını alt üst etti. Düşman bir ülkenin vatandaşı olarak, futboldan el çektirildi. Ailesinin gitmesine izin verilse de, Hogan’ın ülkeyi terk etmesi engellendi. Her Allah’ın günü polise görünmek zorunda olan Hogan’ın tadı ziyadesiyle kaçmıştı. Tam bu sırada içinde bulunduğu koşulları duyan Macarlar, peşine düşerek yazgılarını değiştiriyordu.
MTK Budapeşte'yi çalıştırmaya başlayan ismin, savaş nedeniyle elinde pek de topçu kalmamıştı. Sağdan soldan bulduğu gençlere zehrini akıtınca, güzel günler başlamıştı MTK’nın tarihinde. İki şampiyonluk kazanan takımı, sadece bir kere yenilmişti.
Savaşın bitimini müteakip özgürdü o da, birçokları gibi. Tahmin edilebileceği gibi hemen ülkesine döndü, ailesinin yanına. İngiltere tanımamaktaydı onu. Yardım olarak yünlü çorapları olmuştu üç çift. Fazlasını haram gören Federasyon, elinin altındakinin farkında değildi.
Kıtadan gelen yeni bir çağrıyla, bu sefer İsviçre’nin yolunu tuttu. Young Boys’da yaptıklarıyla, 1924 Paris Olimpiyatları’na İsviçre’yi götüren üç teknik adamdan biriydi. Götürmekle de kalmadı, ülke tarihinin en başarılı sonucuna da imza attı. Finalde, o zamanların en fiyakalı ülkesi Uruguay’a boyun eğdi İsviçreliler. O, minik ülkeyi finale taşımıştır adeta.
Ertesi sene yine MTK’dadır. Alışageldiği üzere şampiyonluk, yine O'nun olmuştur. Derken Almanya’da gelen bir teklifle, futbol öğretmeye Almanya’ya transfer olur. Federasyon içinde değişik görevler alır, yıllar içinde öğrendiklerini Almanya’ya aktarır. Dresden’i çalıştırmaya başlar, tahmin edilebileceği gibi Orta Almanya’nın şampiyonu bellidir. Dresden’i üç sene üst üste şampiyon yapmayı başarır. Burada tanışıp dergâhına kabul ettiklerinden biri, kırk sene sonra Almanya’yı dünya şampiyonu yaptıktan sonra ona saygısını dile getiren Helmut Schön’dür.
Avusturyalı arkadaşı Meisl’ın teklifiyle yine Avusturya için fikir üretmeye başlar. Böylece dünya futbolunun ilk harika takımının arkasındaki iki isimden biri olmuştur.
1931’de Berlin’de karşılaşır Reich’ın doğusuyla batısı. Avusturyalılar güle oynaya, Almanya’ya altı tane atar. Ertesi dün Alman gazeteleri Wunderteam (Harika takım) diye başlıklarını atarlar. Aynı Avusturya 1933’e kadar 14 maçta kaybetmez. Zamanın 2-3-5’i alınıp Hogan’ın elinde pullanır. Kısa paslarla izleyenlerin başlarını döndürür harikalar yaratan takım. Hem sahadakiler, hem tribündekiler bu çocukları takip etmekte zorlanmaktadır. Adeta bir yenilmez armada yaratılmıştır.
Kâğıt adam Sindelar ve şürekâsı şiir gibi bir top oynamakta ve izleyenlere parmak ısırtmaktadır. 1933 yılının 7 Aralık’ında İngiltere ile ünvan maçına çıkılır. İngilizler 4-3 kazanır. Evinde asla yenilmeyen İngiltere, yirmi sene daha yenilmeyecektir!
1934 İtalya Dünya Kupası’nda yarı finale çıkan Avusturya, ev sahibine yenilir. Ülkesinin her maçından evvel stada gelip hakemlerle sohbet etmeyi gelenek hâline getiren Benito Mussolini gülerken, tek golle ağlar Avusturya. Maçın tek golünde Avusturya kalecisi Platzer, civarındaki İtalyanlar tarafından itilip kakılır. Maç öncesinde, onur konuğu olan hakem Ivan Eklind, Il Duce’nin misafirperverliğinin hakkını verir. Tek kale oynayan Avusturyalılar, Eklind’i aşamaz.
1936 Berlin Olimpiyatları’nda bu sefer finalde buluşur sevgililer. Avrupa futbolunu sürükleyen İtalya ile Avusturya’nın bu seferki randevusunda yine Vittorio Pozzo’nun adamları gülerken, talihini değiştiremiyordu bir türlü Avusturya. Sindelar ve arkadaşları yine boynu bükük ayrılıyordu sahadan.
1938 Mart’ında Avusturya’da iklim değişir. Almanya, Avusturya’yı ilhâk eder. Bir efsane de doğal olarak son bulur.
Ülkesine dönen Hogan, tarihinde ilk kez küme düşen Aston Villa'yı tekrar ait olduğu lige çıkarır. Orta sıralarda mücadele verir. Derken çıkan İkinci Dünya Savaşı ile Aston Villa günleri son bulur. Savaş sonrasında bir süre Brentford’da takılır, Aston Villa’nın altyapısına transfer olur. Orada da noktalar kariyerini.
Wembley'de 1953’te oynanan unutulmaz İngiltere- Macaristan maçından sonra Macarlar galibiyeti, Hogan'a armağan etmişti, kendi topraklarında bir türlü anlaşılamamış futbol adamına. Sindelar'ın başı çektiği Wunderteam’in arkasından çıkan beyne, efsanevî Macaristan millî takımı belki de en önemli zaferini armağan etmişti. Çok değil, ölümünden beş ay sonra, eski öğrencisi Schön'ün futbolcuları da dünya kupasını kaldıracaktı...
Kendi topraklarında ne İsa’ya, ne Musa’ya yaranabilmiş efsane hocaya ayrı bir paragraf açalım. Dünya kupalarında Avusturya’sı, 1934’te Mussolini’nin İtalya’sına boyun eğip yarı finalde kalırken, yirmi sene sonra Macarlar finalde ağlamışlardı. 1974’te ise Dresden’den talebesi Schön, Dünya Kupası'nı kaldırmıştı. 1933’te Avusturya’sı İngilizler’i vurmuş ama indirememişti Wembley’de, 4-3 mağlup olmuşlardı. Yirmi sene sonra ise Macarlar, futbolun mucitlerini mabetlerinde dağıtmıştı. İngilizlerin futbolu öğrettiği dünyadan aldıkları ilk mağlubiyette yine onun adı vardı. Futbolla ilgili bildikleri her şeyi ondan öğrendiklerini söyleyen Macarların teknik adamı Gusztav Sebes, galibiyeti ona armağan etmişti.
Adada nedense bir türlü tutunamayan Hogan, sebze ve meyve yedirme konusundaki ısrarıyla oyuncularıyla papaz olmuştu. Adadaki futbolun abecesini beğenmiyor, zamanın gerisinde kaldıklarını devamlı ifade ediyordu. Adada yer yer kimseye yâr olmamasını da bunda aramalı. Kendisini dev aynasında gören bir ulusa, zamanın değiştiğini haykıran ilk kişi olmuştu zamanında. İlk taşı o atmıştı adeta!
Ülkesini, Avrupa'daki oyun ve antrenmanlar hakkında defalarca uyarmıştı rahmetli. Zamanında, profesyonellerin teknik adama ihtiyaç duymadıklarına inanılıyordu İngiltere’de. O her fırsatta bunu eleştirdi, her platformdan seslendi. Diyorum ya, sözünü bir ülkesinde geçirememişti.
Bazılarının hain ilân ettiğine, kimileri mesih demiştir. Yorum sizin...
Ali Murat Hamarat, Goal.com
Yorumlarınız için teşekkür ederiz!
Lütfen isim bilgilerinizi girin
Lütfen şehir bilgilerinizi girin
Lütfen yorumlarınızı paylaşın!
Goal.com Profil
- Kanattan kayan yıldız: Smicer
- Robert Enke kimdi?
- Javier Zanetti: Kaptanın ayak sesleri
- Buz gibi bir coğrafyanın sımsıcak topçusu: Henrik Larsson
- Hiç durma, hep taşın, hep oyna: Christian Vieri!
- Bir Futbol Mesihi: Jimmy Hogan
- Raymond Kopa ya da şampanyanın yazgısı
- Ailenizin kalecisi Oscar Cordoba
- Torres neden Liverpool'un efsanesi olacak?
- Livorno efsanesi: Cristiano Lucarelli
Reklam
En Çok Okunanlar
Reklam
Reklam
