Raymond Kopa ya da şampanyanın yazgısı
Bugün sizi beklemediğiniz bir doğumgünü partisine götürüyoruz. Daha doğrusu, Ali Murat Hamarat götürüyor. Bugünün yetenekli futbolcularından kaçı, Raymond Kopa'nın işaret parmağı kadar olabilir?
13 Eki 2009 13:25:51
Bugün 78. doğumgününü kutluyor Raymond Kopaszewski. Onu ilahlaştıran Tanrı vergisi yeteneklerini sahalara yansıtmasa, sadece sıradan bir Polonya asıllı Fransız vatandaşı olarak tanınacaktı kim bilir. Ama o bir marka artık. Fransız futbol tarihinin biricik Napolyon'u Raymond Kopa'nın 78. yaş günü kutlu olsun!Babamdan yadigâr taşıdıklarımdandı Kopa. Kopa aşağı Kopa yukarılarla büyüdüm. Her ne kadar pederin kalbi Metin Oktay için çarpsa da, beyni ve ruhunun sahibi George Best idi. Araya giren sayısız figüran bir tarafa, çocukluğumun kahramanlarından biriydi şampanyacı Kopa, Polonyalı kopa, cüce Kopa...
1931'de Fransa'nın kuzeyinde doğmuştu küçük Raymond. Birinci Dünya Savaşı'nı müteakip ekmek umuduyla kuzeydeki madenlerde çalışmak için Fransa sınırını geçen altı binden fazla Polonyalıdan birinin oğluydu. Koyu Katolik bir ailede büyüdü, Lehçe konuşmuştu küçük Raymond. Her ne kadar okulda Fransızca görse de, ailesi geldiği yeri unutmuyordu. Onun 18 yaşında aldığı Fransız vatandaşlığı belki de iki ülkenin futbol yazgısını değiştiriyordu. Avrupa'nın devlerinden birinin belki de ilk maestrosu doğarken Polonya futbolu Lato'ya kadar kürekleri aheste çekiyordu...
Futbolu küçük yaşlarda oynamaya başlayan minik çocuk, sekiz yaşında komşu çocuklarıyla kurduğu takımıyla bir anda dikkat çekmeye başlamıştı. Sadece yaşıtlarını değil abilerini deviren bu miniklerin bastıbacağının kaderi de böyle çizilmiş, yaşı tutuncaya kadar hep büyüklerle oynatılmıştı. Babasının yolundan mı gidecek, yoksa kendisine yeni bir yol mu tayin edecekti?
Daha 14'ünde döktüren veledin 16'sında büyükler takımına seçilmesine kimse şaşırmamıştı. Çok yetenekliydi. Yetmiyormuş gibi madende de çalışıyordu. Belki gücünü bundan alıyordu 1.69'luk minik dev. Bir gün yaşanan bir kaza, kramponlu Napolyon'un doğumunu müjdeliyordu. İşaret parmağını kaybeden 16 yaşındaki çocuk tercihini yapmış, 'Futbol' demişti...
US Nœux formasıyla dikkat çekmeye başlayan Raymond'un bir maçta attığı gol, O'na 1000 Frank getirmişti. O takım arkadaşlarıyla paylaşmaya çalışsa da, onlar bunu kabul etmemişti. Bu parayı annesine veren çocuğun üzerindeki forma dar geliyordu, transfer olacağı günler çok yakındı.
L'Equipe'deki köşesinden Şampiyon Kulüpler Kupası'nın doğumunu sağlayan, Altın Top Ballon d'Or'un babası Gabriel Hanot'nun dikkatini çeken Raymond Kopaszewski, unutulmaz futbol kaleminin satırlarında övgüye mazhar olmuştu.
Peşine Reims ve Angers'nin düştüğü çocuk, 9 bin Frank karşılığında ikinci lige giidiyor, Angers'nin malı oluyordu. Çok değil iki sene sonra kendisine ödenen rakamın nerdeyse 160 katına Şampanyacılara transfer oluyordu. Stade Reims de Champagne'ın antrenörü Albert Batteux, O'nu takımına alabilmek için bir dünya para saymıştı. Gerisi zaten peri masalıydı...
Sahaya her çıktığında zevk almaya bakıyordu. Onun için futbol bir meslek değildi. “Futbol bir meslek midir? Hayır. Ne zaman sahaya çıksam, zevk alıyorum. Bunun için para kazanıyorum. Ne zaman ayağıma top değse, ayrıcalıklı olduğumu hissediyorum. Bazen bunun rüya olduğunu düşünüyorum. Aslında bir izleyiciyim ve maçtan sonra evime döneceğim, cehenneme inip madende çalışacağım” diyen Kopa, belki de bütün hayatını özetliyordu. Başta bisikletiyle dolaşan maestro, Reims'e iki şampiyonluk kazandırınca bir anda lükse kavuştu, minicik bir arabası vardı artık...
Onu yere göğe sığdıramayan Hanot'nun rüyasının gerçekleştiği ilk Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde bir tarafta Real Madrid vardı, diğer köşede minik Reims. L'Équipe'in unutulmaz maç günü nüshasında da Real efsanesi Alfredo Di Stefano'nun bir karikatürü vardı. Arjantinli gol makinesi, “Hem Copa'yı, hem Kopa'yı istiyoruz” diyordu... Santiago Bernabeu'nun bir yıldır gözüne kestirdiği yıldız, finali müteakip muzaffer Madrid'e taşınmıştı. İspanya'da eline geçen para, Fransa'dakinin altı katıydı. İspanya'da iki şampiyonlukta tuzu olan Kopa, "Şampiyon Kulüpler Kupası Real'indir" geleneğinin de sürmesini sağlamıştı.

Raymond Kopa ve Alfredo Di Stefano, 1957 yılında Fiorentina'yla oynadıkları Şampiyon Kulüpler Kupası finali sonrası zaferi kutluyorlar.
1958'de altın yılını yaşayan eski madenci, Real'in hem lig hem Şampiyon Kulüpler Kupası'nda şampanya patlatmasını sağlamış, Fransa'yı ise Dünya Kupası'nda üçüncülüğe taşımıştı. Hanot'nun Altın Top'unu evine koyduktan sonra gollere asistlere devam etti. Fontaine'in 1958 Dünya Kupası'nda 13 gol atmasının en önemli gerekçesi olan yıldız, bir yıl daha Madrid'de kaldı. Alınacak bir Şampiyon Kulüpler Kupası daha vardı. Reims'i 1959'da deviren Madridlilerin üst üste dördüncü kupasını kazanmasını müteakip Kopa, tekrar şampanya içmeye dönmüştü. Ailesini özlemişti o koyu Katolik çocuk. Real'in parasını özür dileyerek elinin tersiyle itmişti.
İkinci Reims döneminde yine iki şampiyonluk kazandırsa da takımın eski havası yoktu, takım bir ara düşünce on küsur yıl sonra ikinci lig tozu yutmuştu. Tabii çok sevdiği Reims'ini bir daha birinci lige çıkarsa da, şampanya diyarının üzümleri kararmıştı. 1967'de Kopa'nın takımı bir daha düştü, o da futbola veda etti. Bir küsur yıl sonra bir daha sahaya çıktı. 37'lik adam sadece yedekte otursun diye konduğu kupa maçında zorunluluktan sahne alıp iki gol atmıştı. O şarap misali yıllandıkça tatlanırken, takımına geçici olarak hayat öpücüğü veriyordu. Reims'in ne zaman parası bitti, O'nun adı yine esame listesindeydi. Takım arkadaşı Fontaine, PSG'nin sportif direktörüyken, 42 yaşındaki Kopa'ya 'Gel ikinci ligde bizde oyna' dese de, kesin kararını vermişti Polonya asıllı. Artık dönüş yoktu. Arada amatörlerle zevk için oynayıp yine çuvalla gol atsa da, artık futbolu profesyonel olarak oynamayacaktı...
O doğup büyüdüğü Fransa'da yıldızlaştı. Anavatanı olarak Fransa'yı görmesini kimileri yadırgadıysa da, o aslında köklerini hiçbir zaman unutmamış ancak yaşadığı ülkeyi seçmişti tıpkı milyonlarca göçmen çocuğu gibi.
Her işte bir hayır vardır diye düşündürtür bana. Kim bilir belki o madende parmağı kopmasa, amatör futbol oynayan bir maden işçisi olacaktı. O'na sorarsanız hikâyesini, bugün 78. yaşını kutlayacak Fransız futbol tarihinin en iyi üç futbolcusundan biri olarak kabul edilen yıldız, öyküsünü şöyle özetliyor:
"Polonyalı kökenim olmasa ve fakir bir aileden gelmesem, ait olduğum sınıftan sıyrılma baskısını bu kadar hissetmez, Stade Reims, Real Madrid ve Fransa Milli Takımı'nın Kopası da olmazdı. Bunlar olmadan da iyi bir futbolcu olabilirdim ancak madende çalışmasam da hep Kopaszewski olarak anılırdım."
Fransa Milli Takımı'nın formasını sadece 45 defa terleten Kopa, asla unutulmayacak. Mevkisine gelince, biraz ileri dönük orta saha, ucundan forvet, bazen kanat, bazen orta saha. Yıllar önce Hanot'nun da yazdığı gibi belki de ona bir pozisyon yaratmak gerekliydi. Gerçi o hep pozisyon yarattı ya neyse... Ufak tefekti diye, herhâlde rakipler ondan bir türlü onu kontrol edemiyordu.
Onun öyküsü biraz kaderi sorgulatır bana. 'Talih her zaman güçlünün yanındadır' diyen Romalıların ispat vesikası gibidir adeta. Ailesi Polonya'dan göçmese diye başlayacak önermeler bütününde arka arkaya yaşanan her olay sanki bir destanın parçası gibi puzzlea eklenmiş ve O'nu doğurmuştur.
İyi ki de doğurmuştur!
Ali Murat Hamarat, Goal.com

Yorumlarınız için teşekkür ederiz!
Lütfen isim bilgilerinizi girin
Lütfen şehir bilgilerinizi girin
Lütfen yorumlarınızı paylaşın!
Goal.com Profil
- Kanattan kayan yıldız: Smicer
- Robert Enke kimdi?
- Javier Zanetti: Kaptanın ayak sesleri
- Buz gibi bir coğrafyanın sımsıcak topçusu: Henrik Larsson
- Hiç durma, hep taşın, hep oyna: Christian Vieri!
- Bir Futbol Mesihi: Jimmy Hogan
- Raymond Kopa ya da şampanyanın yazgısı
- Ailenizin kalecisi Oscar Cordoba
- Torres neden Liverpool'un efsanesi olacak?
- Livorno efsanesi: Cristiano Lucarelli
Reklam
En Çok Okunanlar
Reklam
Reklam
